Saturday, May 19, 2012 7:14:23 PM
Kelepce
bugûn õldûgûm gûn gûlûm..
iki gõzûm õnûme akmis
bir kõrûm artik..
ellerim kirilmis
dizlerim tutmuyor gûlûm..
dilim dersen ezelden beri lâl..
ama bi ses duyyorum gûlûm .. hep ayni ses ...
ûzerime avuc avuc õlû topragi atiliyor gûlûm...
Friday, May 18, 2012 11:21:21 AM
Cengizhan Konus
Çok bekledim, çok özledim, Kâlu Bela'dan beri nerelerdeydin?
Sesimde çırpınıp duran bir tutam çığlıksın. Acıyla ikiye çarpılmışlığına rastlayan ağlamışlığımla yıkanıyor ay ışığında kamaşan yanakların.. Ölümbaz bekleyişlerde unuttuğun kalbinde yorgunluk belirtisi şimdi aşk. Kanayan yerlerine sürdüğün merhemler tenindeki bensizliği kaça katlıyor ve sen kaçla çarpıyorsun yalnızlığı ki, orta yerde ben kalıyorum yine?
Bölüşülmüş kederleri kangren acılarla değiş-tokuş ederken, suçüstü yakalanan kalbin sesiyle haykırıyorum. Kapılarda sonbahar bekleşip duruyor. Uğruna yaktığım bütün aşkları aşksızlığına celp sayıyorum. Yollarına düşmüş gözlerimi harp malûlü gibi görme. Özlemek ruhun yarısı eder; öyleyse, hasreti incitircesine sarıl. Çünkü aşk gördüğüne değil, kördüğüme inanır.
Sarı safran öykülerde sonrası yok cümle gibi karalanmışsın. Yokluğundan ibaret varlığına bir gölge ilişmesin diye kendini yağmalıyorsun. Karartılmış gecelerin şafağına hüznünü ilikleyip yıldızlardan düşmeyi dilemeler de neyin nesi? Yaşanacak günlerini alnına paslı bir çivi gibi çakıp, yolsuzluğuna yön gösteren ağrılarını hasır altı edebilecek misin? Yüzümde bir uçurum gibi duruyorken parmak izlerin, henüz ellerinin serinliğinde kanıyorken bahar ve kimsenin olamayacak bir aşkın zanlısıyken gözlerin, yangınlardan arta kaldığına kim inanır? İnancın güçlülüğüyle ezber ederken adını, sana koşmanın bedeli düşmek olur diye korkma. Korkuların, yanılgısız bekleyişlerinin cüretidir aslında. Susan dilinin yamasıdır sözlerin. Aynaların göstermeyi unuttuğu her neyse, odur güzelliğinin manası ve o kadar ağır geliyorsun ki aşka, hiçbir dile çevrilemiyorsun. Bırak, ellerim saçlarının mütercimi olsun.
Dualardan devşirdiğim yalvarmalar az geliyor arkana düşen ağıtlarıma.
Ağzımda biriken uykusuz cümleler yetmiyor sonsuzluğunun ifşasına. Kalbine dokunulmamış bakışlarım, soluğu susmuş yüzüm adresi yitik yolculuğuna dilek ağacı. Çile hücresinde sabrını zikirle sınayan dervişin suretidir ellerin. Gizliliğinden ölen senden özneler türeten gözyaşlarına eylem harekesi bulmak değil midir kalbinin sükûnet sendromunu yoklamak? Ama bilmelisin, sensizlik sende ayrı bir hasar.
Kavuşmaya benzeyen ayrılıklarda fikrine sokulan firardır aşk. Kaçabilmenin imkanlı imkansızlığıdır. İşgale uğramış yüzünde neden inkar gibi duruyor hayat? Günlerin asılı kaldığı ömrün yaranın karşılığı olabilecekken yarının adı oluyor. Çünkü sensin aşkın imlasını bozan, telaffuzu zor güzelliğin bağışlayıcısı, gülüşün sarpa saranı. Bunca mevsime ruhken ruhun, adın sende neden muhacir?
Neredeydin? :
Ya sondaydın ya en başta.
Arafın tam ortasında yahut cennetin imlasında.
Cehennemin kıyısında veya mahşerin mahlasında.
Bir kalemde heceydin, bir kelamda bilmece.
Bildim nerede olduğunu. Ben ile senin durağında. Yani demem o ki, aşkın tam ortasında.
Öyleyse, yalnızlık asılsız bir itham.
Bir isim diyeyim sana. Öncesi yokluk, sonrası encam-ı kahır. Lisanı ölüm, tercümesi hayat. Bir isim diyeyim sana. İsmin gül ve zülfikar. Zihnimde kıyamet kopar, kopan ilmeği ben adınla düğümlerim yine.
Sırrım, ayanım, Kalu Bela'm! Yaratıldığından beri peşinde sürüklendiğimsin.
Friday, May 18, 2012 10:42:31 AM
Olric, Kahraman Tazeoglu
Koca Bir Ömrü Harcamak Dedikleri Gerçeğin Altını Seninle Çizdim BEN
Güçlü olmak artık beni yoruyor olric
herkese karşı dimdik olmak…
arkasında durmak attığım her adımın yoruyor…
Ki buralarda bilmem hangi uykunun hangi köşesinde…
beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı
uyan olric … doğrul… ……….seni bekliyor…..
düş değil gerçek
…………..seni bekliyor…
yanımdaymışsın yalanına kendimi kandırırken
derdin tam orta yerine düştüğümün farkında değildim elbet
kimseye arka bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım
duymayın da artık beni…
bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken…
o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin
kıstırılmışlığı ile
pusuyorum bazen….
uzun süre gecelere küsüyorum…
uzun süre kendime küsüyorum…
uzun süre kaleme…kağıda küsüyorum…hayata küsüyorum
denizin en sığ yerinden başladık yol almaya olric
şimdi kara görünmüyor gerimizde…
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa olric
en iyi kendime yazarım ben…
`kış´ dedim, `henüz gitmek için hazırlık yapmıyor´…
hala (d)üşüyorum…(mart)
sen acıyı biriktirmeyi seversin olric…
sen biriktirmeyi seversin….hadi devam et şimdi …kuru yaprakları…
deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları …
senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları…
birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…
ve özlemi biriktirmeye…
siyah dedim en güzel taşıdığım renk…
ve herkesin üzerinden akan renk…
şimdi bunca karanlığın üstüne oturup bir mektup yazmalı ilkbahara
ve yaz´a
`hadi renklerini topla da gel´ demeli…
Sen de sıcağı pek sevmezsin olric…
güz´ü severdin sende…son baharı severdin
bu yüzden mi hep sonbaharlarda sevdik biz…
sonbahar gibi hep kaynayan bir neşeyle savrulurdun hayatın içinde
yaprak yaprak… yön seçmeden…
Ben yüzüme kondurduğum hüzünle boyardım her şeyi…
sen hazan yüzlüm olurdun olric…
Yağmur da başladı olric… Rüzgarın en delisi beni buluyor yine…
O an, `dünyayı karış karış dolaşsam´ diyorum kendime…
Gülümsüyorsun…
ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
ki gözlerin hep güler(di) senin…
şimdi Dünyayı karışlamayı unutuyorum gözlerinde…
martıları da seversin sen olric…Gülümsüyorsun yine..
Ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
Oysa ben bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıkmıştım
sokağa…
martılar dolan gözlerinde yitiverdim…
yağmur hızlandı…rüzgar da… `kış´ dedim, `çok azimli.´
Beni hırpalamak istiyor…
az mı hırpalandım ben olric…
kapıyı vurup çıkışlarımın kar´ı dondurmadı mı beni…
daha bir buza kesmedi mi içim…
dönüşlerimdeki mora kesmiş parmaklarımı hissetmeyişim
ve yüzümde donmuş gözyaşları mı ısıtmaya çalışırken sende hep
dondun …
ama ellerimde ki mektupları göremedin olric…
`Onları şimdi adreslerine doğru fırlatıyorum´ dedim…
Rüzgarın yağmurun önüne savurdum bir bir… Uçtular ıslanarak….
bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa…
ben de takıldım köşelerine…
biliyorsun ya En güzeli senin hiç gitmeyeceğini bilmek (di) olric…
çekilip içimin kuytularına her ne varsa birikmiş içeride
dökmek var aklımda yeni mektup sayfalarına…
tut beni olric… beni her şeye rağmen tut…
yoksa karanlıklarda yok olacağım…
Ki Aşk; acıtan… kanayan yaranın yanında gözlerinin özlemi…
göz yaşlarımızın tuzlu tadı…karanlığın gölgesinin ayak izi …
belki sen… belki ben…belki biz olamayışımız…
belki aşk´ın korkuya galip gelemediği meydan…
Ki aşk hep sahip olduğum da hiç fark edemediğim olric!…
Belki ben etiketimi serseri mayın yapıştırmışlığımdan…
belki korkusuzluğumdan bir o kadar adam gibi oluşumdan…
belki de sivri topuk giyip salınamayışımdan böyleyim…
içimde ki güç uzun zamandır beni havalandıramayacak kadar ışıksız…
kanatlarımsa hiç olmadı melek değilim…yada var…
olsam olsam şeytan…ama şeytanda bir melek di değil mi …
kullanma kılavuzum yok sorun beklide bu olric…
yanıldığım bir gerçek
Önce bir şeyleri resmetmenin zorluğunu fark ettim…
Sen ki resmedilemeyecek kadar gizlere bürünmüşsün..
ne kadar kazısam hep pentimento olric..!.
İçimin saklısına böyle bitimsiz bir acı yerleşmişken nasıl söylemeli…
kime ne anlatmalı… kimden ummalı bir çıkış…
ki Yusuf çık o kuyudan çığlıklarıyla ürperirken ruhum…
Olmayacağını bile bile…
seni inadına kirletmeyen…seni büyüten…
seni allayan pullayan…
seni bir başka raftan alıp bir başka rafa koyan
ve bir türlü en uygun mekanı bulamayan…
sana ki hiçbir mekanı yakıştıramayan aşk´tı
Ben…Aşk belki… diyerek çıktım yola…
Aşk belki… her bitenle başlayandı…
Başlayamadım olric!…
aşk dediğim benden doğandı…
gidişimin en büyük nedeni Uzaklarına çekilip… uzaklarından bakmak…
seni yeniden doğurmaktı…
Kim bilirdi ki gitmeye karar verenin…
gitmek için hangi sözün ardına gizlendiğini?
Dönmek için elbet gitmek gerekir ama sen fazla açıldın kıyından…
Çek kürekleri olric… çek kürekleri …
biliyorsun ki ne kadar çeksen asla kıyılara ulaşamayacağız!
Kış yüklenmişken beyaz dallarına ağaçların..
ocak´tı şubat´tı en son mart´tı…
Kış ağırlığını taşıtıyorken kalplere… buza kestiriyorken yürekleri…
bana dönük adımlarının yavaşlaması
havanın soğukluğundadır kandırmacasındayım…
Oysa ağırlığı veren…
içimdeki Hüznün çığlığında ellerimi sıkışımla avuçlarıma dolan kan…
acısıyla burkulan yüzümdeki göz yaşları…
ve hiç bitmeyeceğini düşündüğüm karanlığın orta yeri…
Eğer yeniden gelseydim hayata deyip kalakalıyorum…
“Eğer yeniden gelme şansım olsaydı hayata…
tüm hatalarımı yeniden yaşardım” diyen şairin
dibe vurmuş umutsuzluğuyla karşı karşıyayım…
Bir daha dönemeyecek olmak… bir daha başlayamayacak olmak…
bir daha gelmeyecek olmak…bir dahası olmayacak olric…
bir dahası hiç olmayacak …
En keskin can alıcı virajlarını takipteyim şimdi dönülesi yolların…
Kış hâlâ duruyor olduğu yerde… Ben duruyorum…
sen yanımdan hızla geçiyorsun uzaklara ….
Oysa bilmiyorsun ben Uzaklara yollanacak bir mektubu taşıyorum içimde…
Yazılanlar çoktan yazıldı… yaşandı ve bitti olric…
yazılanlar çoktan yazıldı bitti…
asla yinelemeyeceğiz bir daha!
Nereye gitsem yabancıyım…
ve yabancı dediğim güz hep başka…hazan başka…
Havada dolanan yağmur yüklü bulutun tadı başka…
yeşiline aldandığım sonbaharda solan yaprağın izi başka…
bilmiyorsun…
kaç gece intihar sehpalarına kendim vurdum tekmeyi
kaç gece giyotin altında kesildim
kaç gece namludan baktım dolunaya…
kaç gece senden bittim…uçurumundan düştüm kaç kere bilmiyorsun olric…
seni aramıyorum uzun zamandır…seni bulmuyorum…
seni yabancılaştığım… kaybettiğim …
bulamadığım kendimde bile aramıyorum …
ki bulduğum yerde yitirme kesinliği karşımda apaçık duruyor…
bile bile sokuyor kendini akrep…
bile bile gizli ölümlere mezar kazıyorum…
boğazıma dayalı bıçağın sancısı kanadıkça biraz daha ölüyorum…
bundan sonrası hissizlik… ötesi ise silikleşecek…
sus olric…
sus sonsuza kadar… ne sesini duymak istiyorum ne sessizliğini…
hiç bilmedin içimde kanayan sancının derinliğini
Artık hiçbir şeyine dönmeyeceğim gözlerimin ışıltısı sönmüş yüzümü
Ki seni her sabah suskunluğumla bıraksaydım
bu kadar yok olmayacak bu kadar tiz´leşmeyecektin…
yürek atışlarının “dursun artık” istemiyle bakakalacaksın…
nafile… nafile…
bir kere başladın mı artık “bitmek” denen kayboluyor…
sürekli başlıyorsun…
sürekli ardı ardına bağlanmış ip gibi asılı kalıyorsun zamana…
dursa ne çıkar… başladı ve bitmeyecek…sadece yön değiştirecek…
görüntü değiştirecek…isim değiştirecek…renk… mekan… dil…
ama bitmeyecek hiç olric…
ki her şeye bir sözleri var olric…
ben ne kadar her şeye susuyorsam
onlar o kadar her şeye çok tanıdıkmış gibi görünüyorlar…
kim olric kim ….
kim sendeki senden …başka bir sen oluşturmadan
seni kabul etmeyi …ta baştan kendine söylemiş
ta baştan göze alabilmişti ki…
kışın dondurucu soğuğu kadar dayanılmazdı zaman…
kitap raflarına kafamı gömüp aradığım asıl bulmak istediğimdi…
aradığım neydi olric…
kış ki önümü kesmeyi sevdi hep…
ama ben kış´a inat bir cümleyle açtım yolları bildin hep!…
ahh işte…
“hep olmayacakları mı ister insan… hep olmayacağa mı yönlendirir
yoksa olayları”
içimdekiler eylül dansından geri kalanlar ver elini olric…
aşk´ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp bırakalım içimizdeki
tüm gereksiz cam kırıklarını…
ben elime bez bebeğimi alıp oturayım cam pervazlarında…
ben uçurayım uçurtmamı…sen bilyelerini yuvarla yokuş aşağı
ver elini olric..
“her şey güzel olacak …buda geçecek…
sen güçlüsün” diye diye yolu yarıladık bak!…
Az´ım olric…azımsanıyorum…azım sanıyorum!…
gidip bir köşede biriktirme zamanım geldide geçti bile…
ki az zamanda ne şiirler biriktirmiştim içimde…
sen şiirleri bilir misin olric? Ben bildiğini bilirim…
yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece …
olric bir tek sendin omzunda dinlendiğim…
Sen ile ben olric…
öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu…
ve bir ve iki ve üç olric…dönüş yok…
Sen ve ben…tükendiğinde yittiğinde her şey “yaşandı bitti”
diyebilecek gücü şimdiden toplamalıydık…
Geç mi kaldık? Olric…
Geç kaldığımızı anlamak için bile mi çok geç kaldık yoksa
Doğruya…
ne varsa beklenen.. arası kapatılamayacak mesafelerce geç kaldık…
Bitmek varsa eğer… geçmişi ak sayfalara kaydedecek …
silmeyecek beyaza boyayacak zaman bitti olric…
Bir an da… hiç olmayacak bir zamanda…
nedir bu kalabalık bu kurtlar sofrası? Ellerinde pankartlar…
`Aşk bir ihtilâldir!´ – `Aşk bir başkalaşımdır!´ -
`Aşk bir yitiştir!´ – Aşk bir ihanettir!
Semender ateşiyle etrafımı sarmışlar elini uzat olric…
uzat elini… ben kendi ihtilâlimden endişeliyim…..
ben her dokunduğumu inciten…
ben her uzandığımı yok edecek bir felaket kadar felaket!
Aşk belki… ağlamaktır…ağladıkça anlarsın…anladıkça ağlarsın…
Nasıl da eritir göz yaşı insanı…Gel seninle bir daha ağlayalım …
Yaşanmışlara… yaşanmamışlara… bir de hiç yaşanamayacaklara
Ağlamak güzeldir olric… ağlamak ki yüreğin temizlik eylemi derler…
Ama bilmezmisin cam kırıkları temizlenmiyor olric!
Her gün bir şeyler değişiyor…
ardımda Bıraktığım hiçbir şeyin bıraktığım gibi kalmadığını biliyorum…
kendimin bile o küçük şehirdeki gibi olmadığını bilmek
her defasında içimi bir parça daha acıtıyor…
kalan sadece benden ufak tefek parçalar…
çocukluğumu gömmüşüm o şehre…küçük mutluluklarımı…
zamansa inadına tepeleyip geçiyor her şeyi…
beni… seni… anıların her anını…
zaman ilerledikçe silineceğine netleşiyor geçmiş…
satır araları canlanıveriyor
isimler yüz hatlarına bürünüp çıkıyorlar karşıma…
Ne desem az… ne desem çok…
ne desem boş…ne desem yersiz ve yetersiz
Aşk´ına vurdum başımı… iflah olmam…BEN ADAM OLMAM…
ne kadar su verirsen ver…artık susuzluğumu gideremezsin
ne kadar ışık tutarsan tut… artık karanlığımı ışıtamazsın
içimde hiç dinmeyen bir fısıltı olarak kalacaksın
olric!… seni kaybetmek bir daha bulamamak demekti…
geç anladım!
Şimdi gölgemize gitmeleri yerleştirip `uzak´ dedikleri yeri
hedefleyelim gel seninle Olric…
seninle konuşmalıydım olric
çok çok önceleri ilk karşılaştığımda…kırılmamışken…incinmemişken..
henüz bu kadar yorulmamışken…
şimdi ne kadar konuşsam gözlerindeki o pus hiç gitmiyor…
hiç gitmeyecek… anlıyorum…
Neden bu kadar üzgün suskunluğuna anlatıyordun acını?
neden hep denizin karşısına … aynı yalnızlığın içinde kayboluyordun?
neden hep susuyordun?
neden hep susuyorduk?
neden hep…
seninle konuşmalıydım olric
ne kadar da benden olduğunu anlatmalıydım….
kendini artık dinlemek zorunda olduğunu bir şekilde anlatmalıydım sana
boş boş baktığın kalabalıklardan değil… kendinden medet…
o…benim evet… yani sen
ben olric, sen olric…
seninle konuşmalıydım olric
zaman aktı geçti yanından… durdun hep…bir şeyler geçip giderken
senden çok şey alıp götürdüğünü bile bile durdun…
sevgililer hep gider olric…biz kalırız artakalan onlardan
ve bize bıraktıkları cam kırıkları…
bir gün yarın diye bir şey olmayacak olric…
yarın´ımız bize varmadan ne mümkünse ya yapmalıyız beraberce
yada ölmeliyiz olric…ya tut elimden..yada bırak ölelim…
ki rüyalarım kabusa dönüşüp bizi kirletiyor olric…
Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma olric…
Düşlerin en güzelini en güzel yapan… senin duruşun…
bakışın… ve suskunluğundu.
Kendine “Yüzünü dökme küçük kız” dedirtecek kadar hazandın..
Söylesene olric bu defa susma …Bir dahası olur mu düşlerin?
Şimdi Al yalnızlığımı ört üzerine olric…
Belki o vakit bırakıp her şeyi…
gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…
evet korkularla inançsızlıklarla…kırılmışlıklarla…karşı karşıyayız…
ama bil ki korkular ille de sebepli olric…
“Sevdiğini incitir insan” diyenleri haklı çıkaracak kadar acıyla
yanışım.
Ne ekersen onu biçersin diyen rüzgarım sonrasındaki fırtınalarım…
Bir şiire vurulup da hiçbir şiir olamayışım…
ve nerede… nasıl…
ne zaman sonlanacağını artık pek de umursamadığım…
bilemediğim hayatım…
Hepsi bir “yaşandı bitti” noktasının etrafında dolanıyor…
nokta gelip koyuyor sonunu…
hadi durma Al yalnızlığımı ört üzerine olric…
Duruyorum…susuyorum…
uzun zamandır… Birgün´ü bekliyorum sanırım…
bir gün her şey iyileşecek deyip
içimde Öyle büyük fırtınalar biriktiriyorum ki…
o fırtınaların her birinde “okkalı küfürler” çığlığıma kapılıp
kayboluyor…
Yutuluyorum olric…
doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric…
Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla
yırtarken yazılmışları… yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric..
mutluyduk..mutluymuşum…biliyorum ki artık…
kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum…
sahip olmayacak hayatımıza olric..
işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine…
Al yalnızlığımı olric.
Giderken hiç gitmeyen… kaçarken hep beni izleyen…
her adreste karşıma çıkan sensin olric…
Bak yağmur yağıyor yine… üstelik gri….
Bu aralar yağmurların rengi hep gri…
Sen… yağmur ve bir bardak demli çay…
birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz…
sen çayı çok seversin olric…yağmuru da ben…
sensiz çay ısıtmıyor içimi olric…
bilmiyorsun ki
“koca bir ömrü harcamak” dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim
ben…
seni özlüyorum…yağmur içimde …hep seni özlüyorum olric…
bul beni!
Çek çıkar düştüğüm kuyudan…
ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım…
nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım..
yazıyorum olric…okuya okuya bul beni…
ne imla..ne satır arası… ne paragraf..
boşluk yok olric…dopdoluyum…
Buralarda kalakaldım olric…
bir o kadar durgun…Öyle bir şey işte…
görüyorum ki Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor…
zaman durmuyor insanlar durmuyor Rüzgar esiyor yine…sular akıyor…
saat inadına tik tak…akşam oluyor… sabah oluyor…
ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor…
ben hariç Hiçbir şey kalakalmıyor olric…
Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric…
İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını…
ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini…
hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini
nereden bilebilirdin ki olric…
Şehirler değiştiriyorum…olric…
“içimden şehirler geçiyor sen her durakda duruyor inmiyorsun”lara
takılıp kalıyorum…
Şehirler değişiyor olric… ben değişiyorum…
değiştikçe kanıyorum…
dünya da değişiyor ya…
Bir… yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte…
“Sen yok desen de…ay dolunay işte…”
ve ben vazgeçip her şeyden
hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara…
Friday, May 18, 2012 10:29:09 AM
Vedat Sumbul
Çatma kaşlarını çocuk
Ağlamaklı durma öyle
Gülümse hadi…
Ağlamakla,
Üzülmekle,
Susmakla,
Yaşamamakla
Geçirecek kadar
Bol değil zaman.
Konuş hadi…
Biliyor musun
Çoğu zaman yaşam,
Her şeyi söylemeye yetmiyor.
Acele et,
Anlat…
Geriye dönme,
Git gidebildiğin kadar.
Ve gülümse çocuğum.
Bir avuç gökyüzü var üzerinde,
Bak bakabildiğin kadar…
Ve çiz gökyüzünü gözbebeklerine
| Vedat Sümbül
Friday, May 11, 2012 12:51:27 PM
AteS
Adim ateS..
Andim ateS..
Ask'im ateS!...
Monday, May 7, 2012 8:13:56 AM
Bilal Can
Kan attım şiire/uyanmadı cümle
Sana cümlesi sen olan sözlerle
Bir kar yarığı, düş fırtınası sesiyle
Çığlık atıyorum…
Bırak yansın/kül eserken saçın
Nöbet tuttum gözlerine, görür diye
Bıçak gibi keserken ayaz, topladım
Sabahın uykusuzluğuna kahır
Feshedilmiş zamana ikrar
Sancına düştü kördüğüm.
Siyahı boyadım rengine/gece oldu
Oysaki aydınlıktı düşlerim, açılırken
Sabaha kaldırdım sesini
Bilemedin, kaçarken sana gelişim
Büyük bir kurtuluşudur ölümün
Ölümünde insan/kaç yaş arttırabilir
Kaç mevsimi ziyan eder, aşka cemre
Düşse gözlerinden yaş
Bana kahır kalır
Bırak, gidiyorum işte
Sen kaçarken sesimde
Ben yazamam seni
Kesilirken zamanım/sakın gelme
Bir kan kurusu gülün sıcağını
Yüreğime narkoz diye
Damıtacağım/gülkurusu
Sağanak olacak korku
Etrafına serilen düş
Feryat olacak.
Sanki her kahrın canisiyim/
Ellerime düştüğünden beri
Yüreğimin gardiyanı, şiirin kafiyesi
Oldun mahpusluk ömrümde kırağı.
Çığ düşse de/tutma elimi
Eledim seni kahırla, sana aşk
Sana sevgi, sana yağmur biriktim
Kaçarken düşümde rüya
Sızımlığında can verdin elemin.
Şimdi kutsanmış sözün/bir diliminde
Aşk koydu dua içime
Gittiğin kadar yanığım/kaldığının matemi
İçimde feryat kaldı/gitme sesinde
Hayır, yok, bitti artık
Saklamıyorum seni/ saklamıyorum.
Aklanırken içimde/karalanıyorum.
Saklanırken bakma/kan attım şiire
Bulandı cümle, kahırken hasret
Ezeliyim gönlünde
Üç bıçak yarası
Biraz toprak
Çizdim resmini göğe
Gelme artık, kayboldum ben.
| Bilal Can
Sunday, May 6, 2012 10:09:40 AM
Kelepce
Zerrede âlemi...
Âlemde aSk'i yasiyorum...
Thursday, May 3, 2012 1:19:16 PM
Siir, Kadir Ogul
Yokluğun bir kurşun gibi gözlerimde
Yine hasretinle başbaşayım bu akşam
Ve gecelerinde
Gözlerim dolanıyor sonsuzluğunda
Seni görmek artık haramdır bana
Kurşunlar işlenmiş bir kez yüreğime
Seni sevmek yaradır bana yara
Yıldızlarım vardı benim asumanı kaplayan
Fezalardan medet uman
Derinliklerinde gezindiğim,
Hani nerde o büyük umman
Zapt eyledin de eline ne geçti hani?
Beddualar yağdırıyorum
Her gecenin sonunda o gül yüzüne
Ve yüzsüzlüğün üstünde yine bu akşam biliyorum
Kuşatmalar altındayım
Sensizliğin gölgesinde görülen düşlerimin
Sen bir yarasın içimde
Devası olmayan kapanmaz bir yara
Kurşunlar işlemiş bir kez yüreğime
Seni sevmek artık yaradır bana
Seni görmek haramdır bana haram
Biliyormusun ?
Aklımdan bir türlü gitmiyor ölümcül gidişin
Giderken günahlarımı bile alıp gittin
Zerre-i miskal kadar hiç bir şey bırakmadan
Artık tutunacak bir dalım bile yok
Anlıyormusun ?
Arıyorum seni
Benliğimi bir kuytuya bırakarak
Dedimya, kurşunlar işlemiş bir kez yüreğime
Söylemek ağırıma gidiyor ama
Seni sevmek yaradır bana
Seni sevmek yara
Seni görmek haramdır bana haram
Bu günlerde
Yüreğim kuşlara yarenlik ediyor
Garp edildiği zaman gecenin bir yarısı
Yok artık uzakların bir anlamı benim için
Yok artık acısı dinmeyen hasretimin
Yok; yok artık hiçbir değerin
Kırık aynalarımda
Yüreğimi kuşlara yem diye verdim
Yalanım yok yeminim olsun
Yüreğimi kuşlara sen diye verdim.
Söylemek ağırıma gidiyor ama
Karanlık geceler deryaydı bana
Söylemek ne kadar çok zor olsa da
Kurşunlar işlemişti bir kez yüreğime
Ve seni sevmek yaraydı
Seni görmek haram, yara, haram, yara
| Kadir OĞUL
Friday, April 27, 2012 11:45:01 AM
Cengizhan Konus
Uzun uzadiya gögsümü deliyor H a s r e t i n !...
| Cengizhan Konus
1 2 3 4 5 ... 71 Next »