Skip navigation.

âzâde (!) . . .

Kır ruhumun zincirlerini! âzâde eyle hayallerimi...

yalnız kalbim ağrıyor, kalbim yalnız ağlıyor...


Arta Kalan Kırıntılar;

müsvedde günlerimi tükettim. son yaprağımı yaşayamadığım anılar hatırına beyaz düşler gibi tertemiz olarak terkettim.
şimdi ise, âzâde kelimelerim uçuşup bir cümlenin öznesi olmuş.
söz söylediklerimden değil derdim; söyleyemediklerimin ordusu oldu dilim.

özüm sözüme âşikar, sözüm özüme yeminli...
dilim, sessizliğe tutsak, gönlüm sensizliğe tuzak...
ruhum, âzâde kuşlar gibi, uzak... benden daha çok uzak...
__

her kalemi elime aldığımda başlıyor boş yuvarlaklar bir biri ardına dönmeye, döndükçe büyüyor boşluklar;
büyüdükçe sığmaz oluyor dar geliyor yapraklar.
oysa ki, avuç içi kadar yüreğimde ne büyük girdaplar yer etmiş bi bilse...

__

günler öyle huzursuz geçiyor ki, her geçen gün gittikçe hüküm sürüyor sensizliği.
korkuyorum sana dokunmaktan, korkuyorum son sözlerini duymaktan.
hayat yine akıp gitsin bir taraftan, vazgeçeyim ben kalbimi kalbine ısındırmaktan.
öylesine, açık kapılar ardından, seyredeyim seni bir yandan.

biliyorum bu sözler bir yokluğun ağıt sesleri...
__

gönlüm yine derbeder serenatlar peşinde, susturamadım gitti şu hazan yüreğimi
bu son bahar gibi, son yaprakta solsun istedim.
uğramasın artık güz bahçeme bahar kokulu nefesin,
git...
__

elimde değil ki, kırıldıkça dalımdan bir parça yeni filizler yeşeriyor,
hayat buluyor cân yuvamda...
kendi içinde büyütüyor tomurcuklarını, bir yandan yeni tohumlar serpiştiriyor mülteci zamanlarıma
bir yandan ardına bile bakmadan ezip geçiyor usulca ayak ucumdan...
__

geç mi kaldım, sen mi erken geldin yoksa... suçlu kimdi öyleyse? geldin !
özlemler dinmiyor,
herşey yitip gidiyor da hasretler gitmek bilmiyor...
__

bir yol kesişiminde
güvercin uçtu
kanadından bir tüy koparıp
usulca gözlerime dokundu
öylesine kapandı gözlerim
yalnız seni görebildim

ve gün oldu,

sonsuzluğun huzurunda
ruhumu sıyırıp, sessizliğe atılmış ok gibi
çığlık çığlığa kaçıştı sukuta ermiş acılar
takatim kalmadı yorgunum...
__

ölümün soğuk teri süzülürken tenimden
gözlerimi tavana mıhlamış
sadrımı hain eller mi parçalamış
kalbim yanar dağ gibi savururken korlarını
yana yana soğuyor bedenim
göz pınarlarım taşmış, akar sular gibi çoşkun
senin için değil kendim için öldüm !
yemin ederim ki, senin için değil kendim için toprağa büründüm !
yok hiç bir görüntünün tarifi
her insanın vardır illâ ki, beyninde karanlık köşeleri
sen hiç cennetle cehennemini beklerken gördünmü ki,
ne yazarsan yaz, anlatamazsın benim yaşadığım zahiri mahzenleri...

bütün şairler yalancı!

hani cesaretli cümlelerin, nerede korkak noktalı virgüllerin?
korkmadan yazsana yine yalancı önsözlerini,
ne kolay değil mi, hüzün kokulu defterlere simli kalemlerle nakış gibi aksetmek
birde bahar kokulu tütsüler yakıp her hâtıranın ucundan tutuşmak
ne de olsa bir çırpıda yırtıp atacağın cesarete sahip olmak.
kolaysa yazda görelim, yazda bilelim ve ne kadar ölmeye cesaretlisin.
__

muzdarip hayallerin peşinden koşarken çıplak ayaklarım, mübtelâsı oldu çakıl taşlı yollarının.
cesaretim karşısındaki cesaretsizliğim, ayazda kalmış kaybettiklerim...
daha fazla tutuşturma hadi,
git...

n' olursun,
git
/me... desem ne değişir ki ? ? ?
__

hazan rüzgarı esti gülün yaprağı soldu
hayalini kurduğum herşey derin sularda boğuldu...
__

hiçbir anlamı yok kelimelerin içi boşaltılmış çöp torbası gibi kirli, kokulu
hiç kimseyim, hiç birşeyim, acizim acizliğimle sürüklenip göçeceğim...
__

ey seher, yok et ayak izlerimi, çöl ateşi yaktı kavurdu benliğimi
n' olur sahip çık bana, sarıp sarmala,
yok et beni n' olur,
sakla...

âzâde / tüm zam(an)larım

...

kör Kurşun...

. . .



elimde faili meçhul üç kurşun ve zanlı bir tabanca...

gözlerim bağlı, sarkmışım belimden aşağı, kırık penceremin eğreti duruşuna inat! korkusuzca...

sahi ya korkacak ne kaldı ki, bunca ateş hattından sıyırmışsa hayat bir yanımdan...

sargılardan arta kalan varsa hayatımda kanamayan bir yaram; bu kadar zaman sonra,

kanasan ne gam... kanamasan ne cân...






. . .

ekim /09

Son b/ölüm…


Onaramıyorum artık; kırılan yanlarımı…

Her elime aldığımda bir parçamı, kupkuru kum tanesi gibi ufalanıyor avuçlarımda…

Kesmesin artık can kırıkları, batmasın gül’ün dikeni...

Değmesin hüznün yüzü/me, incitmesin zen yüreğimi…

Bakmasın artık aynalar s/olgun yüzüme…

Vurmasın gözlerin g/özlerime…

Duymasın umutlarım yaralı sözleri…

Dokunmasın parmak uçlarım; el â’yan/a…

Düşmesin inci taneleri; kaybetmesin değerini…

Yağmasın yağmur; ıslatmasın tenimi…

Doğmasın ka/vuran gün doğumları, acıtmasın nârin kalbimi…

Bitsin zemheri yalnızlığım, örtün beni hüzünlerimle…

Yanmasın c(ân)ım, kül olsun tüm duygularım...

Ses etmesin kuşlar, susmuş yâr/ınlar…

Bırakta gideyim! ver kalbimi elime...

Bırakta gideyim! ver kalbimi elime!

Kır ruhumun zincirlerini! âzâde eyle hayallerimi...

Gezinemem artık âşina yollarda…

Yol beni yorar; bu yol beni, hırpalar…

En iyisi mi? gömün siz beni, dipsiz boşluklara…

Belki, son kez olsun; dayayıp sırtımı bir köknar ağacına, çeviririm rotamı…

Sessiz… Nefessiz; ve işte geldik...

___en son b/ölüm’e ___

. . .


Selâmetle..!


zam/ân/sız, s/ilgisiz gecelerde...

âh âzâde...

göçmen kuşlar

geçe dursun zaman, ertesi gününde kaldım ey!lül'ün...
yağmurlarda çekildi, heryer per perişan...
bir daha gürlermi ki, gök (?)
ürkütürmü yine kızıl kıyâmet !

. . .

uğrarmı bu şehre göçmen kuşlar,
arar bulurmu köhne bedenimi,
haber uçururmu uzak diyarlardan.
sorarlarmı beni, yanar dağlara...

. . .

âh diyorum...
bir kez olsun yıldırım çarpsa yüreğime,
yaksa şu içimdeki kerbelâ şehirleri.
savursa karayel, kan kokan küllerimi...



18 ey!lül 09 / 02:45

oysa ki,

ne zordur bu şehirde doğmak;
ilk ağlamanda dahi, ağzına emziğini verip susturulmak...
neye ağladığını, niye sızlandığını bilmeden,
kucaktan kucağa, sallanmak...

. . .

ne zordur bu şehirde çocuk olmak;
olmadık masallara inanıp, olur olmaz koşturmak...
hâyal perisinin kanadına takılıp,
sahte oyunlar kurmak...

. . .

ne zordur bu şehirde oyun oynamak;
ortaya bir mum dikmeden, atılmak...
önüm arkam, sağım solum demeden,
hep arkadan sobeleyen hayat...

. . .

ne zordur bu şehirde genç olmak;
aklı bi karış havada iken, bastırılmak...
gönlü isyân çığlıkları atarken,
ayağına bir çelme takıp, yüzüstü bırakılmak...

. . .

ne zordur bu şehirde âşık olmak;
paslı bıçak saplanan yüreğini, susturmak...
. . . nokta ile başlayıp,
. . . nokta da son bulmak...

. . .

ne zordur bu şehirde adam olmak;
umarsızca, dimdik, sapasağlam durmak...
her güzele gönül bağlamadan,
sözünün eri, evinin direği olmak...

. . .

ne zordur bu şehirde kadın olmak;
sahte mecnun'ların, sahte leyla'larından tenzih tutmak...
mahremine bürünüp,tutsak kentler gibi,
gözlerini hayata saplamak...

. . .

ne zordur bu şehirde yaşlanmak;
nefes alıp verirken dahi, horlanmak...
günahlarını boynuna asıp,
en iyisi belkide kaçmak...

. . .

ne zordur bu şehirde son bulmak;
söyleyemediğin sözleri, son kez olsun yutmak...
bu son olsun derken bile,
hep bir umut peşinde koşmak...

. . .

ne zordur bu şehirde insan olmak;
varlığının tadına varamadan, yok olmak...
adetâ, meçhûl sokaklar gibi,
yokluğunda dahi, kaybolmak...

. . .

oysa ki,
istemem şân, şöhret ne de para,
şu koskoca bir dünya'da, bir HİÇ olabilsem ne âlâ...

oysa ki,
kederlendiğim zaman gülmek,
sevinçlerimde ağlamayı isterdim...

oysa ki,
gökten bir yıldız koparıp,
her yüreğe sevgi ekmek isterdim...

oysa ki,
başlamadan bir kitabı kapatıp,
önsözü ile coşmak isterdim...

oysa ki,
tersine bir dünya kurup,
baştan sona göçmek isterdim...


04 eylül 09

tik tak....


Çal Saatim! Vakit Geldi Geçiyor Bile,


Çal Saatim! En Dibe Vurdum Yine Bu Gece,


Çal Be Saatim! Benden Ç/aldığın Zam/Ân/lar Hürmetine...




/âzâde/...

photo: yasemin civelek

sustukça sus/adım...




sustukça sus/adım...

dilim damağım bir lokmaya su(s)tu, bir yuduma su(s)adı...

. . .

toparlandım, uslandım, ıslandım;

yandım, yakardım, yalvardım.

içten içe, hep bir umut peşinde,

bir kelâm etsem de, bir sedâ işitsem diye.

ne çâre ki; yine kendim konuşup, kendim ağladım.

. . .

ne çok şey bilirdim aslında,

ne çok söz yutarım duymasanda;

ne çok ağıt yakarım kokusu burnumda,

şimdi ise, ne bir ses ne bir veda.

. . .

ey hüsn-ü mahfi cânım,

neredesin (?)

hâs bahçemin gülleri boynunu büktü,

bitkin yaprakları yere süzüldü;

hercai çiçekleri ise, halime güldü.

. . .

gel... n'olur gel(!)de,

bir yağmur tanesi olup,

düçâr gönlüme serpilsen.

. . .

gel... n'olur gel(!)de,

rûhum ruhuna bir dem eylese,

dünü, bugünü, yarını ele verse...

. . .

gel... n'olur gel(!)de,

ser/hoş geçen zam(âN)larımı,

virâne kapılarda dilendirme...

. . .

gel... n'olur gel(!)de,

sen gelmesen bile, bari bana gel(!) de...


. . .


sen hiç gelmesende, ben bekliyorum öylece ...

. . .

01 eylül 09 / 03:55

(!) ...


kendinden geçer her harf önce,
sonra adres değiştir;
arar bulur sahibini,
sessiz bi gecede ...

iklim yağmurlarımı vururken camekânlara,
gün kızıla dönerken,
yada gün beyaza bürünürken ...
bugün, mevsimlerden hangisiydi acaba?
dışarıda ayaz, içeride alev alev yangınlar ...

harabelerden artakalanlar gibi yıkık bir yanım;
not düştüm eylül'e ...
gelme, gidesim var;
ve bir not daha düştüm günceme,
kendimden geçtim, dönesim yok ...

bugün bir yıl daha, bir ömür gibi,
ezip geçti hayatın en ıssız sokaklarından ...

bugün sek sek oynarken gizli bahçede bir kız çocuğu,
taşlarını öyle fırlatmış ki uzaklara, tutunamadı yine düş/tü!
kabuk bağlamış dizleri yeniden kanadı, yine ağladı ...

bugün bir çocuk, şerha yaralar açtı garib yüreğinde,
pembe hayallerini, mavi düşlerini gizlediği balonlarını bırakıverdi minicik ellerinden ...

sızladı yüreği, yetim kaldı hevesleri ...
ne çok sevmişti halbuki,
rengarenk biriktirdiği düşlerini,
ama o bir düş/tü,
bugün ise bir gerçek (!)

ve yine esti zemheri yalnızlıklar ...

bugün, hep yarım yamalak, eksik cümleler ...
varsın ben yanlış anlayayım,
bu yüzden hep aldanışlarım,
bu yüzden hep acılarım, feryad-ı figãnım,
kan revan içinda kalmalarım (!)

mecâlsiz kalemime tercüman olmayan gece,
varsın olsun; bugün ben varım, yarın sen yoksun ...
değmez bir gün için üzülmeye, dert etmeye,
değmez benim gibi aklı ziyan bir rûha, cân vermeye ...

aldırma sen! ne olabilir ki benim laf kırıntılarımdan başka ...
kime ne fayda ? kime ne zarar ?
gereksiz histerik duygular ...
değmez bir satırını bile okumaya!
ben gönderiyorum d/okundu niyetine!
sen aldırma! değmez inan bana!

kim kimin uzağında, yada kim kime daha yakın?
anlamsız vurgunlarım, münezzeh duygularım,
gün doğarken astığım, kanadı kırık zam/ân/larım ...
büyümek ne zor şey,
dinmezken içimde ki sancılarım ...

medet! Ey Allah'ım ...


26 Ağustos 2009 Çarşamba 03:49:13

hey sen!

hey sen! bir kaç sorum olacak, cesaretin var mı aynaya bakmaya!!!

sen, sevmesini bilir misin?

yada, AŞK için belini büker misin?

yoksa böyle köşeye çekilip, küser misin?

sen, hiç dokunmadan okşamanın tadını hisseder misin?

kırık bir testiden akar gibi, sesiz, inceden süzüldümü seninde hayallerin?

yolcunun arkasından, gitme! kal yanımda, diyememek ne acı bilir misin ?

seni sevmediğini bildiğin halde, ben senin için kul k/öleyim diyebilir misin?

son kez olsun g/özlerimin buğusundan öper misin?

son kez olsun benide g/örebilir misin?

ya senle vâr olayım, ya gölgende kaybolayım... diyebilir misin?

rabbim seni çâre/siz eylemesin...

aç avuçlarını, sana gizli bahçemin akar sularından bir yudum AŞK sunuyorum; içer misin?

iç... iç ki, AŞK her derde devâdır...şifâ olsun sızlayan yâr/ınlarına...


selâmetle...


herkes aslında birazda kendine yolcu, kendine sürgün, kendine garib, kendine sevdalı...

iç fısıldaşma: 03 ağustos 2009 pazartesi 16:45..... hızlı hızlı çarpan kalbim ile...