yalnız kalbim ağrıyor, kalbim yalnız ağlıyor...
Friday, 20. November 2009, 18:22:45
Arta Kalan Kırıntılar;
müsvedde günlerimi tükettim. son yaprağımı yaşayamadığım anılar hatırına beyaz düşler gibi tertemiz olarak terkettim.
şimdi ise, âzâde kelimelerim uçuşup bir cümlenin öznesi olmuş.
söz söylediklerimden değil derdim; söyleyemediklerimin ordusu oldu dilim.
özüm sözüme âşikar, sözüm özüme yeminli...
dilim, sessizliğe tutsak, gönlüm sensizliğe tuzak...
ruhum, âzâde kuşlar gibi, uzak... benden daha çok uzak...
__
her kalemi elime aldığımda başlıyor boş yuvarlaklar bir biri ardına dönmeye, döndükçe büyüyor boşluklar;
büyüdükçe sığmaz oluyor dar geliyor yapraklar.
oysa ki, avuç içi kadar yüreğimde ne büyük girdaplar yer etmiş bi bilse...
__
günler öyle huzursuz geçiyor ki, her geçen gün gittikçe hüküm sürüyor sensizliği.
korkuyorum sana dokunmaktan, korkuyorum son sözlerini duymaktan.
hayat yine akıp gitsin bir taraftan, vazgeçeyim ben kalbimi kalbine ısındırmaktan.
öylesine, açık kapılar ardından, seyredeyim seni bir yandan.
biliyorum bu sözler bir yokluğun ağıt sesleri...
__
gönlüm yine derbeder serenatlar peşinde, susturamadım gitti şu hazan yüreğimi
bu son bahar gibi, son yaprakta solsun istedim.
uğramasın artık güz bahçeme bahar kokulu nefesin,
git...
__
elimde değil ki, kırıldıkça dalımdan bir parça yeni filizler yeşeriyor,
hayat buluyor cân yuvamda...
kendi içinde büyütüyor tomurcuklarını, bir yandan yeni tohumlar serpiştiriyor mülteci zamanlarıma
bir yandan ardına bile bakmadan ezip geçiyor usulca ayak ucumdan...
__
geç mi kaldım, sen mi erken geldin yoksa... suçlu kimdi öyleyse? geldin !
özlemler dinmiyor,
herşey yitip gidiyor da hasretler gitmek bilmiyor...
__
bir yol kesişiminde
güvercin uçtu
kanadından bir tüy koparıp
usulca gözlerime dokundu
öylesine kapandı gözlerim
yalnız seni görebildim
ve gün oldu,
sonsuzluğun huzurunda
ruhumu sıyırıp, sessizliğe atılmış ok gibi
çığlık çığlığa kaçıştı sukuta ermiş acılar
takatim kalmadı yorgunum...
__
ölümün soğuk teri süzülürken tenimden
gözlerimi tavana mıhlamış
sadrımı hain eller mi parçalamış
kalbim yanar dağ gibi savururken korlarını
yana yana soğuyor bedenim
göz pınarlarım taşmış, akar sular gibi çoşkun
senin için değil kendim için öldüm !
yemin ederim ki, senin için değil kendim için toprağa büründüm !
yok hiç bir görüntünün tarifi
her insanın vardır illâ ki, beyninde karanlık köşeleri
sen hiç cennetle cehennemini beklerken gördünmü ki,
ne yazarsan yaz, anlatamazsın benim yaşadığım zahiri mahzenleri...
bütün şairler yalancı!
hani cesaretli cümlelerin, nerede korkak noktalı virgüllerin?
korkmadan yazsana yine yalancı önsözlerini,
ne kolay değil mi, hüzün kokulu defterlere simli kalemlerle nakış gibi aksetmek
birde bahar kokulu tütsüler yakıp her hâtıranın ucundan tutuşmak
ne de olsa bir çırpıda yırtıp atacağın cesarete sahip olmak.
kolaysa yazda görelim, yazda bilelim ve ne kadar ölmeye cesaretlisin.
__
muzdarip hayallerin peşinden koşarken çıplak ayaklarım, mübtelâsı oldu çakıl taşlı yollarının.
cesaretim karşısındaki cesaretsizliğim, ayazda kalmış kaybettiklerim...
daha fazla tutuşturma hadi,
git...
n' olursun,
git
/me... desem ne değişir ki ? ? ?
__
hazan rüzgarı esti gülün yaprağı soldu
hayalini kurduğum herşey derin sularda boğuldu...
__
hiçbir anlamı yok kelimelerin içi boşaltılmış çöp torbası gibi kirli, kokulu
hiç kimseyim, hiç birşeyim, acizim acizliğimle sürüklenip göçeceğim...
__
ey seher, yok et ayak izlerimi, çöl ateşi yaktı kavurdu benliğimi
n' olur sahip çık bana, sarıp sarmala,
yok et beni n' olur,
sakla...
âzâde / tüm zam(an)larım







