berdush

bir berduşum evim yok mekanım yok sebebi ooo aşk... bir berduşum dilim yok lisanım yok zikrim ooo ağla aşka ağla bilsen ne çok sevmişim...

Subscribe to RSS feed

'Biz yeni bir hayatın acemileriyiz/
Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor/
Şiirimiz, aşkımız yeniden/
Son kötü günleri yaşıyoruz belki/
İlk güzel günleri de yaşarız belki/
Kekre bir şey var bu havada/
Geçmişle gelecek arasında/
Acıyla sevinç arasında/
Öfkeyle bağış arasında/

CEMAL SÜREYYA
Hergün o aşıklar Öylesine yoksul geçerlerdi sokaklardan
Elleri ceplerinde,ceplerinde taşa dÖnüşmüş şuh mısralar
Geçer,giderlerdi tarifi imkansız sevdalara doğru....
Biraz kibirli,biraz mağrur,biraz buruk
Ve yaşadıklarından arta kalan pişmanlıklarla
Geçer ,giderlerdi duyardık..
Dudakları karanfil kırmızısı,saçları hasat yorgunu,kitaplarında sevdanın adresini
Adresini kaybetmiş dost mektupları gibi arar arardık....
Hep birşeyler eksik kalırdı...
Sonlayamadığımız aşkların ızdıraplarını
İçlerimizde duya duya hep hülyalar kurardık
Uzayan hüznü tarifsiz gecelerin zifiri karanlığında ağlardık.
Eskiyen defterlerin solgun yapraklarından
Birer düş kırıntısı,birer aşk eskisi diriltirdik içimizde ısınırdık.
Hergün o aşıklar bÖylesine yoksul geçerlerdi işte...
Kırık saat zembereği gibi her gün batımı akrep yelkovanı sokar Öldürürdü.
Zaman içimizde çürürdü,aşk çürürdü,su çürürdü..
Unutulmuş birkaç albüm kapağından şekiller ve sesler yankılanırdı
Uzayan geceye doğru susardık..
Kimi zaman aynaların gÖzbebeklerimize
Baka baka yalan sÖylediklerini hissederdik
Saçlarımıza yağan erimez karların kalbimize doğru uzayan yolculuğunda
Ayak izlerimizi arardık delice bir hırsla
Oysa izlerimizi ve gizlerimizi bir tek aynalar bilirdi
O dost bildiğimiz yalancı aynalar..
Hergün o aşıklar bÖylesine yorgun geçerlerdi sokaklardan
Anlayamadığımız bir anda sevgiyide tükettiler sononda
O evhamlı sevdalar evhamlı vakitlerde gelip
Canhıraş bir nezleye tutulmuş gibi son mumuda sÖndürdüler.
Mumlar ki gÖlgelerinde güzellikler yaşanırdı oysa..
Aslında tükenen Ömrümüzdü,geçen gün Ömürdendi bir anlamda
Nede olsa şiirler yazılabilirdi yeniden,yeniden sÖylenebilirdi türküler
Yeniden bulabilirdik adresini kaybetmiş dost mektuplarını
Yitirdiğimiz hülyamızı,unuttuğumuz rüyamızı arar bulurduk mutlaka..
Kimselerede belli etmezdik ağladığımızı
Sırlarımızı kalplerimize gÖmüp,ateşe atılmış bir gül gibi kururken
Bırakıp giderdik sokaklarında bahtiyar dolaştığımız şehirleri
Ozaman bu yarım kalan aşklar sevdalısını beklerdi mahsun....
Bizler mi çok seviyorduk hayatı
Yoksa yaşadığımız bedbinlikler mi yollarımızı kesiyordu?
Sevdalara yakışan da bu terkedişlermiydi yok!
Bu ürperişler,bu kaçışlar,bu korkular ebedi bir masalmıydı yoksa
Uzun geceler boyu dinlediğimiz?
Ayrılık sevda pusulasımıydı yoksa ?
Yoksa sevdalar bizleri esir mi almışlardı bÖyle?
Ondan mıydı ayrılıkların ağrıtan belası??
kaf dağının

ardından geliyorum

heybemde masal
sevdaları

yüreğimde
yakıcı gerçekler

parçalayarak dağıtıyorum
kendimi

her yürekte
ben oluyorum tekrar

yaşandıkça yaşıyorum

parçalandıkça çoğalıyorum
ve seviyorum..
Gün Olur

Gün olur alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,
Herbir tüylerinde ayrı telaş! ..

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur, başıma kadar güneş
Gün olur, deli gibi...



orhan veli kanık
"Uyuduk mu eşit oluruz.

Ne tutku, ne gurur, ne umut."

Melih Cevdet Anday
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Nerden çıktın karşıma böyle Sitare?
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde,
Kirpiklerin yüreğime batıyor.
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz...
...
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum,
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı, anlayamıyorum.
Yer İngiltere,zamanın birinde adamın biri cinayetten içeri atilir. Bir avukat bulunur adama. İlk görüşmelerinde avukat “Merak etme seni kurtaracağım” der. Adamda avukata güvenir ve mahkemeye çıkar. Karar: İdam. Adam avukata kızar, köpürür. “Hani beni kurtaracaktın?” Der. Avukat da “Sen merak etme. Bu daha bir şey değil. Temyiz var. Seni kurtaracağım” der. Dava temyize gider. Karar: İdam. Adam yine avukata döner ve sorar. “Hani temyizde beni kurtaracaktın?”. Avukat gayet sakindir. “Dur daha, bu karar Avam Kamarası’nda oylanacak. Seni kurtaracağım.” Dava Avam Kamarası’na gider. Karar: İdam. Daha sonra Lordlar Kamarası ve Kraliçenin onaylari vardır sırasıyla. Bu süreçte olanlar malum. Kraliçenin de onaylaması ile darağacı kurulur. Adamı sandalyeye çıkarırlar. Avukatla gözgöze gelen adamın tüm öfkesi bakışlarına yansımıştır. Avukat ise hala son derece sakindir. Gözleriyle işaret ederek merak etmemesini, onu kurtaracağını anlatmaktadır adama. Adamın ise artık umudu kalmamıştır. Cellat gelir, sandalyeyi iter ve talihsiz adam boynunda iple sallanmaya başlar. O sırada avukat kalabalığı yararak darağacına doğru koşmaya basşar, merakla ne yapacağını anlamaya çalışan cellatı bir hamlede geçer, ipi keserek adamı kurtarır. Tabi ortalık ayağa kalkar, bu sefer hem idam mahkumu adam, hem de avukat yakalanır. Avukata bunu neden yaptığı sorulunca cevabı şöyle olur: “Bu adam idam mahkumuydu. Siz de onu idam ettiniz. Adamın ölüp ölmemesi sizi ilgilendirmez, kanunda “idam edilir” yazıyor, “idam edilerek öldürülür” yazmıyor. İdam gerçekleşmistir.” Bunun üzerine Ooay karar için yeniden Kraliçe’nin önüne geliyor. Kraliçe, zekasından dolayı avukatın iddiasını doğru buluyor ve adamı affediyor. Bu olaydan sonra, ilgili kanun maddesi değiştirilerek “idam edilerek öldürülür” şeklinde yeniden düzenleniyor.
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki.

Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin

Bir gün baksam ki gelmişsin..
Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
Gözlerinde bir bitmez,bir tükenmez güzellik
Saçlarında ilkbahar..

Bir gün baksam ki gelmişsin..
Gülüşünde taze serin bir rüzgar
Ellerin yine eskisi kadar güzel
Çiçek açmış dokunduğun bütün kapılar..

Bir gün baksam ki gelmişsin..
Hasretin içimde sonsuzluk kadar.
Şaşırmış kalmışım birdenbire çaresiz.
Dökülmüş yüreğime gökyüzünden yıldızlar.

Bir gün baksam ki gelmişsin..
Ne yüzünde bir gölge,ne dilinde sitem var.
Tozlu pabuçlarını gözlerime sürmüşüm
Benim olmuş dünyalar. . .

Yavuz Bülent Bakiler