Wednesday, April 4, 2012 10:12:23 PM
Yer İngiltere,zamanın birinde adamın biri cinayetten içeri atilir. Bir avukat bulunur adama. İlk görüşmelerinde avukat “Merak etme seni kurtaracağım” der. Adamda avukata güvenir ve mahkemeye çıkar. Karar: İdam. Adam avukata kızar, köpürür. “Hani beni kurtaracaktın?” Der. Avukat da “Sen merak etme. Bu daha bir şey değil. Temyiz var. Seni kurtaracağım” der. Dava temyize gider. Karar: İdam. Adam yine avukata döner ve sorar. “Hani temyizde beni kurtaracaktın?”. Avukat gayet sakindir. “Dur daha, bu karar Avam Kamarası’nda oylanacak. Seni kurtaracağım.” Dava Avam Kamarası’na gider. Karar: İdam. Daha sonra Lordlar Kamarası ve Kraliçenin onaylari vardır sırasıyla. Bu süreçte olanlar malum. Kraliçenin de onaylaması ile darağacı kurulur. Adamı sandalyeye çıkarırlar. Avukatla gözgöze gelen adamın tüm öfkesi bakışlarına yansımıştır. Avukat ise hala son derece sakindir. Gözleriyle işaret ederek merak etmemesini, onu kurtaracağını anlatmaktadır adama. Adamın ise artık umudu kalmamıştır. Cellat gelir, sandalyeyi iter ve talihsiz adam boynunda iple sallanmaya başlar. O sırada avukat kalabalığı yararak darağacına doğru koşmaya basşar, merakla ne yapacağını anlamaya çalışan cellatı bir hamlede geçer, ipi keserek adamı kurtarır. Tabi ortalık ayağa kalkar, bu sefer hem idam mahkumu adam, hem de avukat yakalanır. Avukata bunu neden yaptığı sorulunca cevabı şöyle olur: “Bu adam idam mahkumuydu. Siz de onu idam ettiniz. Adamın ölüp ölmemesi sizi ilgilendirmez, kanunda “idam edilir” yazıyor, “idam edilerek öldürülür” yazmıyor. İdam gerçekleşmistir.” Bunun üzerine Ooay karar için yeniden Kraliçe’nin önüne geliyor. Kraliçe, zekasından dolayı avukatın iddiasını doğru buluyor ve adamı affediyor. Bu olaydan sonra, ilgili kanun maddesi değiştirilerek “idam edilerek öldürülür” şeklinde yeniden düzenleniyor.












