Skip navigation.

¨‘°ºO§§ ( By GeCCe ) §§Oº°‘¨

(¯`•._(¯`•. گẽήί گẽήℓε Ўαگαмακ √αяκεή گεήگįz hαگяεŧįήℓε Ўαگαмακ :’( .•´¯)_.•´¯)

HoŞGeLDiN BaHaR...


Yürek aylak bir ilkbaharın ayak sesleriyle irkildi yine.İçimde biriktirdiğim çürümüş çığlıklarımı rafa kaldırıyorum.Çocuk kalbim ışığa yürümek için çırpınıyor. Ceplerimde yıldızlar, gülüşümü çalan şu dilsiz kara kışa inat, koynuma umuda boyalı şarkılar dolduruyorum. Yaralı bi eylülü içimde taşımanın hıncını kirpiklerimdeki ay ışığının şevkatli kollarına bırakıyorum. Nicedir suskunum;ama uzun sürdü artık bu bozgun. Genzimdeki ödünç hıçkırıktan, oturup, sinip bir köşeye sızlanmaktan vazgeçiyorum.
Karanlık, saçlarımdan akıp gitti. Alnımda doğdu şafak, yürek aylak bir baharın ayak sesleriyle irkildi. Kelimeler ne günler içindir? Söyleyecek öyle çok şey var ki… Yarın var çünkü,yarın nelere gebe bilinmez ki?
Zorba bi kıştı yaşadığım. Üşüdü ellerim adamakıllı. Bazen uçurumun dizlerine kapanıp ağladı uzun uzun,çıldırasıya. Duvarlar ördüm içime, sesimi parçaladı o kör duvarlar.” Kıyamet kapıda,kıyamet bu!” dedim kendi kendime.Kalemim yara aldı, kâğıdım masada boynu bükük kaldı.Yazamadım, yazamadım. Günlerce sustum,günlerce durdum, günlerce bi uyurgezer gibi,sıtmalı bir ruhun yasını tuttum. Günler aldı anlamam, insanın yüreğinde yaşayan o çocuk, tüm girdaplara inat, o siyah geceye inat, dimdik ayakta kalabiliyormuş, bir yerlerden ölen heyecanını diriltmeye yetiyormuş onun temiz,saf bakışı.
Çok üşüdü ıslıklarım;çok konuştu içimdeki o sessizlik. Boğdu beni ölüm sancısı,kapanıp kendi içime, yaralarımı kanatan, acımı dağlayan şiirler bölüştüm o öteki benliğimle.Türküler toprak kokuyordu, türküler çırılçıylak,katıksız anadolum gibiydi, sıcacıktı ve beni kendine çekiyordu,çatlayan dudaklarımın ilacıydı onlar.
Şimdi yürek tepeden tırnağa güneşe tutsak,umuda tutsak.Bir tutam ışıktı istediğim, şimdi ışıktan ellerini tuttuğum o sevgiliyle, aydınlık bir bahçede,dupduru bir geleceğe yürüyorum.
Yürek aylak bir baharın ayak seslerini duyuyor şimdi. Toprak ana gebe yeşilin en temizine, mavinin en görkemlisine.Nisan mayısı doğuracak, mayıs haziranı… Kucağımda taptaze bir sabah. Kan çanağı gözlerim yok artık. Yok artık yara bere içindeki şarkılar dudaklarımda. Vahşi ve aykırı kara kışa kapattım gözlerimi.Kış uykusu bitti. Soyundu ruhum öteki yüzünden. Uyandım, bahar artık parmak uçlarımda, çocuk kalbimin dev çığlıklarında.

SeVGiSiZ HaYaT AnLaMSıZDıR

Hz.Mevlana'nın Yedi Öğüdü

Cömertlikte ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörürlülükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün

Ya göründüğün gibi ol

Hz.Mevlana

HaYaT ÇoK GüZeL ;)

tıkanıp kaldığında Hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak;

Yeni insanlarla ‘tanışmalı, yeni keşifler yapacak….

Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;

Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!

Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!

Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!

Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…

Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;

Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların;

Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…

Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…

Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!

Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;

Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için…

Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

Ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!

Can Dündar