Skip navigation.

İç Dökümlerin Dışa Vurumu

...içimi döküşlerimin dışıma vuruşları...

Tamam Gidiyorum...


Tamam Gidiyorum
Nasılsa beni senden soracak hiç kimsemiz yok
nasılsa beni yolcu etmen için hazırdır nedenlerin
merak etme beni
nasılsan öyledir halim..
yanında olamayacağım her mesafede
Saçına dokunma isteğimin ihtimali dahi yok artık
bu yüzden önemi de yok nerde olacağımın
ve seslenen sen olmayacaksın madem
ßana sanıp adımı duyacağım hiçbir yöne kalbim çarpmayacak
Siyah şimdi bana daha mı çok yakışacak bana
oysa ne çok dilerdim geceyi kıskandıran gözlerine bürünmeyi
Kaç bin adım sonra hayalin silinir gözlerimden
Peki üç cümlenin birinde adını anma alışkanlığım tükenir mi ?
bahardı gözlerin..
Şimdi takatim yeter mi boynuma kadar kış mevsiminden geçmekten
Elime dahi dokunmadan nasıl verdin bana bu şekli

Sen varsın
gerçeksin madem..
Nasıl benden bahsedebiliyorum
Ardından kaç yıl sonra yollarsın sende kalan aklımı
Aklım bulunca tanır mı senden geriye enkaz kalmış beni
Şimdi yetimler mi muktedir ruhumu teskin etmeye
Nasıl bir sensizliğe düştüm ki
Dünya koca bir çukur gibi bedenime
Allah aşkına değmesin saçlarına artık şimal rüzgârları
İzin verme..!
Bilirim kokunun aşamayacağı uzaklık yok
Bilirim gelirde beni kefenler nefesin
Ölmemi istemezsin şimdi

Dokunman gereken alnıma duvarlar çarpar



Nerdesin..!



Mehmet ERCAN

Ses (İm) Duvardan Düştü... /... Kaldırın

- pardon,'seni seviyorum' diyen bir ses buradan geçti
mi acaba?
- hayır bayan, görmedik

bir adam çıplak sesle şarkı söylüyor,
sesi üşeyecek diye çok korkuyorum
bir kadın limanda günah çıkartıyor,
günahları denizi kirletecek diye tedirgin oluyorum

tut(ma) beni gece
karanlığında şarkılara gebe kalıyorum

- pardon, 'seni özledim' diyen bir ses uğradı mı acaba
buraya?
- hayır bayan, uğramadı

tutkularım çiçek verdi, kokusunu saldı
satamadım biriktirdiğim dağ özlemlerini
İsmet Teyze yaşasaydı söylerdi, anılarla nasıl başa çıkılacağını
herkes ölüyor, sevdaların öldüğü gibi

kandır(ma) sın beni şiirler,
yokluğumu isimlendirmeye gidiyorum

- pardon, 'kadınım' diyen bir ses bir not bıraktı mı
acaba?
- hayır bayan, bırakmadı

cinayeti ellerim gördü
bir de yüreğim
gözlerim inanmaz yüze değmeyen bakışlara

beni rahmine al ve yeniden doğur anne
yanılgılarımın kapısını tekrar çalmayacağım
kuş tüyü vaatlerde kaybettim gerçeğimi
kandır(ıl) dığımı bırak unutayım

- pardon, 'sen benim elma şekerimsin' diyen bir ses
sizde kaldı mı acaba?
- hayır bayan, kalmadı

yorgun turuncu açtı gözlerini,
geceye tutundu
kıskanmasın canım mavi, onu da unutmadı
sır küpüdür şehvet bedenimde,
kapıma dayan(ma) dı

bacaklarım mecalsiz artık aşk
sana kapıları açamayacağım diye korkuyorum

- pardon, 'artık bensiz bir yaşamın olsun' diyen bir
ses ağladı mı acaba?
- hayır bayan, duymadık

kanım çekiliyor dostlar
ayrılıkların en dokunulmaz şahidiyim




Pelin Onay

Dilimde Ay Tutuldu... /... Dilsizim

korunaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
sağanak yağışlı günlerimde sığınacağım bir yer bulunsun
bari, şiirlerde bir ev'cağızım olsun

üç oda bir salon yalnızlığımı kiraya vereceğim
heveslenme, senin için düşlerim başka
aklını başından alıp, gezmeye götüreceğim

ne güzel gülüyorsun, dudaklarında eski İstanbul resimleri
öyle kal lütfen, yüzüme baktığın anın resmini çekeceğim

sana söz veriyorum, sen de bana umut ver
sonra her şeyi unutup, ülkeme geri döneceğim

bende bir hoşum, şarkıların belalı güzelliğine vuruldum
o uzak ayda kaldı onayladığım gülüşler
raks eden sevişmelerin çingene zamanındayım,
'gel' desen, gidemeyecek kadar sarhoştur özlemler

anlayışımı kaybettim, beni anla
karşılığında gözlerimin kahvesinden içireceğim
düşe kalka düşledim, son baharım kaldı
beni şimdi tutmazsan, dudaklarına devrileceğim

oturaklı şiirler yaz bana, sevgilim olmayan sevgili
yorgun günlerimde dinleneceğim bir yer bulunsun
şiirlerde bari, bir nefeslik yerim olsun



Pelin Onay

Düşüme Düştün... /... Canın Acımadı Ya

ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden
benim yazım değilsin, korkarım kışım da
tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi
sen ateşsin
saat 17:28
kimbilir, şimdi neredesin

yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan
suya düştü intihar, boğuldu son bakış
kimi istesem uzaktır kıyı boyları
vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış

aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek
kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım
gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..?
nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..?
yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum
söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..?

ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde
benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de
yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi
sen havasın
saat 22:16
kimbilir, şimdi hangi kuytudasın

arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden
geceye düştü uyku, titredi acı soluk
kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu
üşümeler içimden akıyor, oluk oluk

tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim
akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam
susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..?
nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..?
yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim
söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..?

ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm
kaçarım değilsin, korkarım tutanım da
sen topraksın
saat 22:39
kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın


Pelin Onay

Seni Sevmek/Hiç Bakıp Kaybolamadığım Gözlerinin İçinde...







Gözlerinden bir yudum nefes alıp alıp sana yazıyorum yine. Yürek mürekkebiyle yazılmış onca karalamaya inat seni yaşıyorum satırlarımda. Sen ve ben. İki ayrı kentin sabahında aynı güneşle uyanan iki sevdalı. İmkansızlığın içinde, yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek.Suyla ateşin, geceyle güneşin birbirlerini sevmesi gibi imkansız olsa da aldırma. Yağmuru dilenen kuru toprak gibi her sabah nefesini soluyorum ben. Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllıgında seni bekliyorum. Biliyorum hicbir zaman kapımı çalmayacak ellerin, hiçbir zaman ellerini tuttugumda avuç içlerin terlemeyecek. Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun. Hasretlikler hep demir parmaklıkların ardında kalsın. Kavuşmasın sırtlarımız birbirlerine. Değmesin dudaklarımız dudaklarımıza. Sevgi bu değil mi ? Yokluğunda bile sevmeyi bilmek. Aşkı yücelten bu değil midir ki ?. Bak şehrime yağmur yüklü bulutlar konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında. Saçlarımı ıslatan bir yağmur damlası kadar berraktır sevgin.. Musluğu açıp avuç içlerime akan suyu delice içmek. Çünkü içtiğim sendin. Kana kana yüreginin deryalarındaki nefesi içtim her defasında...
Gözlerim bağlı halde karanlıkta merdiven inerken hep senin sevdana yürür gibi emindim adımlarımdan. Başımı kaldırdığımda bulutlar kanat açıp gözlerinin içinde sıcak iklimleri gördüm. Dokunduğum herşey de ellerinin sıcaklığını aradım durdum. Oysa ellerini hiç tutmadım ki !.. Baktığım her noktada gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim. İnan gözlerini hiç yakından görmedim ama hep seni yaşadım. Rüzgarın hep senin saçlarına ılık meltem gibi dokunduğunu bildim. Görmeden sevmeyi, dokunmadan hissetmeyi öğrendim...
Sen gülümsediğinde gecekondu pencerelerinde cicekler açar. Her nefes alışında gökyüzüne nice yıldızlar kanatlanır. Yağan yağmur kadar bereketlidir gözlerin. Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların. Ve saçların, rüzgar bile kıyamaz beyaza çalmış saç tellerini savrulmaya. Biliyorum bu hasret mapuslugunda günleri saysam da, bu özlem her gün acılarımı kanatsa da ben seni sevdim. Yüreğinin içinde büyüyen bir cocuk gibi gözlerinde gülümsüyorum hayata. Ben seni gözlerimde biriktirdiğin düşlerle sevdim...
Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk.. Seninle her gece yıldızların sağnağında sana düşlerimi sundum. Bir an hayat yokusunda yorulsam, kenar köşelerde değil ben senin yüreğinde " nefesini " soludum. Reyhan kokulu gecelere inat ben senin kokunla yetindim. Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe oldugu vakitlerde hep seni düşledim. Sevgini soframdaki ekmek gibi bereket bildim. Ben senin gülen yüzünü sürdüm arsız yaralarıma. Uykusuz yüreğime ayazlar çivileri reva görseler ben senin saclarınla daldım rüyalara..Seni düşündüm zamanın ötesinde. İmkansızlıgı sevdim.Dualarıma kattım seni Elif miktarı tarzında..Hiç doyasıya bakamadığım Gözlerindeki saflığını,duruluğunu ve iki dudağın arasında hayata hediye ettiğin nefesini sevdim...
Ve herşeyden ötede;
Seni Sevmek / Hiç Bakıp Kaybolamadığım Gözlerinin İçinde, ''Seni Yaşamak Demek''ti...
işte seni böylesine ırak aşklarda sevdim...

Zaman Ziyan...

Hüzünbaz bir kırgınlık var yüreğimde, arada ciğerlerimde volta atıyor olmalı ki nefesim kesiliyor. Saçları dökük aynaya yansıyor, yataktan fırlayıp kalkışım.İhtimallere sığınıyorum. Öyle mi böyle mi şöyle mi derken geçiyor günler, içim geçiyor. Aklımdan geçenler çok fena, zifir oluyor gecelere./Geceler ziyan.
Kaynak : yorumla.net - Linkleri Sadece Kayitli Uyelerimiz Gorebilir. Uye Olmak Icin Tiklayiniz...
Bugün yürüdüm kıyılarında, denizlerin eskisi gibi tuz kokmuyor. Yeşile çalan gözlerin yosun tutmuş./Gözlerin ziyan.

İçimdeki hüznün başkenti Kabil, kırgınlıklarımın Herat oldu bugün. Umut gözlerini benden kaçırdığı yer, Kandehar’da. Yüreğim Mezar-ı Şerif’te atarken./Yüreğim ziyan. Telefon çalıyor, elim gitmiyor. Açıyorum ikinci aradığında. Gideceğini söylüyorsun, yorgun! Sesim bir korkuyu heceliyor, yakın bir tarih olması korkutuyor cevabın. Ne zaman diyorum. Cevap gelmiyor. Sesin hiç olmadığı kadar ürkek. Korkum sarıyor ürkekliğini./Sesin ziyan.

Sorumluluk duyularak aranan bir kadın olduğumu unutup, ne zaman diyorum. Ne zaman/Zaman ziyan.

Yüreğim yorgun, pusuyor bir köşeye. Sesine ses olamıyorum, ağlayamıyorum bile. Hüzünbaz yansımam dolaşıyor şehri, şehirlerden taşıyorum. Şeb-i yelda’yı yaşıyor ülke. Şafak doğmamak için direniyor. Direniyor ama doğacak elbet biliyorum. Anneme yaşattığım Şeb-i yelda da ki sancıyı şimdi anlıyorum. Doğmak için sabahı beklemişim. Annem sancılar içinde yorgun. Doğuyor gün sancılı /Doğumlar ziyan.

Canımdan can gidiyor. Bir anne’nin canından can gibi gidiyorsun. Dilimden düşmeyen dualara, Allah’a sığınıyorum. İçine biraz huzur işliyorum./Dualar ziyan.

Yazları kurak bir hüznü yaşar kırgınlıklarım Kabilde. Susuz bırakma yüreğini, dudakların hiç kurumasın. Kışları soğuk bir iklim eser umutlarıma Kandehar’da. Dönüşünde ülkene sıkı giyin üşüme. O yüksek dağları gözünde fazla büyütme. Dünya damı denen o geçitten geçip geleceksin günü geldiğinde. Vadilerdeki yumuşak iklim hakim olacak hüzünbaz yüreğime.

Üç bin yedi yüz umut yakacağım işte o zaman adına./Umudum ziyan.


Hüzünbaz yüreğine tek çare kızıl darbe diyor bir adam Peştuca. Anca bir katliam dağıtır gözlerimde kalan umudu./Gözlerim ziyan, ellerim ziyan. Ah geçip giden zaman./Zaman ziyan. Pamirlerdeki la’l taşları kadar suskun yüreklerimiz. Hüznüm mavi burkalara bürünmüş. Bir tek çay rengi gözlerimi açıkta bıraktım, darbe yemiş gövdemi gizleyerek./Hüznüm ziyan.

Peştunlar bir yazısız kanunla kana buladılar günümü. Her gün aynı dava. Seni bekledikçe bir bir kan davasına düşüyor içimdeki kadınlar. Acımasızca öldürülüyorlar./Ölüm ziyan.

Margo çölüne düşmüş bekleyişlerimi gel al kurtar desem de gelmezsin bilirim. Dili damağı kuraya kuruya ölecek sabrım, tükenecek her şey./Sabrım ziyan.

Ben ki özlenmeyen kadın../..Unutulan.

Ah be geçen zaman../..Zaman ziyan.

***


Çiğdem Taş - 26 Mayıs 2009 sıfır-sıfır : on- sekiz

Sende Tutunduğum Yer Kadar...

sevginin bittiği yerde sarıl banaheyecanların tükendiği
ve artık yapacak hiçbir şeyin kalmadığı bir anda
çek kolumdan../..gözlerimi daya gözlerine
bir anda dalıp git bana

ismini anmaktan usanmayan dudaklarımı öp..

düşlerimizin yorulduğu yerde tutun bana
beni çağıramayacak kadar uzakta ol
ve ben gelemeyecek kadar koşayım sana
imkansızı iste
mesela "unut", de
dudaklarım değil gözlerim boşalsın o dakika
giderken unutamadığım yerden dönüp bakayım sana

özlemlerine gebe kalan bedenimi öp..

üşümeye başladığın yerde ısın bana
gözlerim ağlamaktan şişmiş olabilir../..aldırma
her halimle güzel bul beni
her halimle karış bana
bir demet papatyayla bile kandırabilirsin beni
sakın unutma

Pelin Onay

Uyan Sakî, Lâle Devrindeyiz!

“…Uyan saki, lale devrindeyiz!”

Okuyor, okurken ağlıyordu:

“Osmanzade’den Hafız Çelebime,

Cümle arz-ı selam, mahabbet ve meveddetten sonra…


Sezâm…

Refik-i dilpesendim…

Ruhum efendim…

Lale! İstanbul’da söylenen en zarif kelimedir…

Nisan ve Mayıs aylarını süsleyen bir sehl-i mümteni…

Bir yaratılış şahikası, bir güzellik masalıdır

Lale bir ilham; güzellik uğuldar renklerinde, sevgiler coşar yapraklarında

Lale bir güzel bahçe, şevk ile yürünür tarhlarında

Ve şavklar saçılır altı yöne altı yaprağından

Lale hasbi bir tebessüm, kalbî bir yakınlık…

Lale bir aşkın adı; bir derin hüzün buketi…

Lale ile acı gerçekler mutlu düşlere,

Paslı demirler parlak gümüşlere,

Yavuz bakışlar tatlı gülüşlere döner birden;

Lale ile uğruna can verilecek bir sevgili yaşar içimde(!)

Lale başıma taç ve ben ona muhtaç

İstanbul toprağına düşmeyince bir lale renge durmaz yaprağı,

Gülümsemez çiçeği

Bâkir kâselerinde demlenmiş düşler getirir lale hayatımıza

Ve yaşama sevinci vurur kalplerimizin duvarlarına

Kapa gözlerini ve dinle saki…

Bir İstanbul lalesinin çığlıklarını duyuyor musun?!

İstanbul’a çıkmayan bir lale yolu, laleye çıkmayan bir İstanbul kadar kayıptır, yitiktir

Rüzgârları toplayan hüzünler ağlar yoksa İstanbul bahçelerinde

Ve bir kabir başında yas tutar gibi laleler seher vakitlerinde…

“…Arz-ı ihlâs u meveddet daima

Nûr-ı aynım kardeşim, baki dua…”



İskender Pala


Katre-i Matem