Bende özledim

Subscribe to RSS feed

Dikenlere yürüyorum...



Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
gecelerin zifiri saçlarında kaybolmaya
bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum.

Özledim seni YAR!




Özledim, özledim,
çok özledim seni YAR!


Sevdana talip olmuşum,
Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var…

Susmak...





Usulca sokulur derviş, gülün dibine… Susmak güzeldir.

Uzanır yalnız elleri pınara… Susmak güzeldir.

Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına… Susmak güzeldir.



Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk…

Susmak güzeldir der.

Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının… Susmak güzeldir.

Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr… Susmak güzeldir.

Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil, başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır… Susmak güzeldir.

Nurlar iner her bereketli toprağa… Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak edemez bunu… “Mal bulmuş mağribi…” Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene… Susmak güzeldir.

Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ… Rüyalara girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri… Her aşk paylaşılmak için sabırsızlanır. Paylaşılınca tükenir bereketi… Ucub ve kibir, riyâ ve varlık hissi sızar pencerelerden…
Susmak güzeldir...

Şem ve Pervane




Şem ve Pervane

Gece idi, Pervâne sessizce girdi Şem’in yanına… Şem yanmalarda idi, her zamanki gibi…

Pervâne ışığa âşıktı; onun etrafında dönmekten, ona yaklaşmaktan zevk alırdı. Ölçüyü tutturamayınca, kanatlarını yakardı, Şem’in alevinde… Yaklaşır, alev alır; uzaklaşır, hasret kalırdı. Yine öyle oldu…

“–Başka çaresi yok mu?” dedi Pervâne. “Yanmadan nûra kavuşmanın çâresi… Yanmayayım, ama alevin içinde oynayayım!..”

Pervâne’nin bu sözlerine tebessüm eden Şem, ona sevgi dolu baktı:

“–Her şeyin bir bedeli var dostum, ışıkla sarhoş olmanın bedeli yanmak!.. Yanmayacaksan ışığı ne yapacaksın. Bu ateş yanmak için, bakmak için değil.”

“–Tamam.” dedi Pervâne, “Yanalım o zaman… Sen rahatsın, yanan benim…”

Yine güldü Şem, ateşin her adımında eriyip yok olduğunu görmüyor muydu acaba Pervâne? Pervâne birden yanıyordu belki, ama Şem için için tükeniyordu, eriyordu. Hangisi daha zordu acaba, Şem’inki mi, Pervâne’ninki mi?

Şem bunları düşünürken, Pervâne dikkatle Şem’e baktı. Dilsiz, dudaksız dostu Şem’in gönül dilini anlayıvermişti. Dostluk bu değil midir zaten, konuşmadan anlaşmak. Ben konuştuktan sonra herkes anlar. Önemli olan dost susarken, dostun gönül dilini anlamak…

Baktı Pervâne Şem’e dikkatlice… Evet, Şem eriyor, tükeniyor yavaş yavaş:

“–Erime!..” dedi, “Lütfen bitme, sensiz ne yaparım!..”

“–Üzülme!” dedi Şem, “Bu ateş, en sonunda ikimizi de bitirecek… Sen dayanamayacak yaklaşacaksın, tükeneceksin; ben zaten her daim tükenmekteyim.”

Gözünü kırptı Şem, rüzgâr esmiş gibi, alev dağıldı önce, raksetti, sonra eski hâline döndü. Pervâne’nin yüreği ağzına geldi:

“–Aman!” dedi, “Sus, heyecanlanma, az daha sönecektin.”

Şem’in en büyük korkusu da bu idi zaten; yanmak değil, sönmek; sönmekten korkardı o!.. Sadece sönmekten…

“–Seni yakan nedir?” dedi Pervâne, Şem’e…

“–Aşk!..” diye cevap verdi Şem, “Aşk ateşi yakar beni…”

“–Keşke yakmasa idi sağlamca kalırdın, tükenmezdin!..” dedi Pervâne saf saf:

“–O zaman sen neden geldin?” dedi Şem, “Niçin buradasın? Sönse idim, yanmasa idim, yine gelir mi idin?”

“–Yok, hayır gelmezdim!..” dedi Pervâne. “Ben ışığa âşığım. Nerede ise o ışık, oraya can atarım. Ölmek pahasına… Tavaf eder, semâ ederim o nûrun etrafında, kendimi kaybederim, yanar giderim.”

Titredi yine Şem’in alevi, heyecanlandı…

“–Bilir misin Pervâne, aslında biz yanmak için yaratıldık. Aşk ateşi ile tutuşturulup yanmak için… Eriyip tükenmek için…”

Pervâne, Şem’i dinlerken, etrafına bakındı:

“–O zaman, neden yanmıyor bütün şemler?”

“–Tükenmekten korktukları için!..” dedi Şem. “Öyle ya da böyle nasılsa bu hayat geçecek, bitecek. Hepimizin hayatı, yanma müddetimiz kadar… Yansak da, yanmasak da erime müddeti kadar yaşarız biz… Bunu bilmeyenler yanmaya yanaşmaz, çok yaşayacağım sanır, eriyip tükenmek istemediği için aşkı bilmez, ondan fersah fersah kaçarlar. Benliklerini unutur, yaratılış gâyelerine hizmet etmezler. Yanmaktır bizim derdimiz, erimektir, eriyip bâkî olanda kaybolmaktır. Aşk ateşinden eriyen her damlamız, sonsuzluk okyanusuna kavuşur. Sonsuz olmak için erir, aşk ateşi ile yandıkça var oluruz biz. Beni dirilten bu ateştir. Ben erirsem eriyeyim, aşkım bâkî kalsın, sönmesin!..”

“–Senden haber geldi bize geçen gün, korkudan titriyormuşsun, dalgalanıyor, çırpınıyormuşsun? Ne’n var, neden böyle oldun? Neden hastalandın?” dedi Şem’e Pervâne…

“–Ne zaman korkmadım ki; ben yandıkça en büyük derdim, aşk ateşimin sönmesidir. Aşk derdi ile hastayım ben!.. Aşk derdim bitmesin, aşk ateşim sönmesin isterim. Ömrüm boyunca en büyük korkum budur benim. Aşkımı kaybetmekten korkarım.” diye inledi Şem…

Şem’in hâline üzüldü Pervâne, içi yandı birden:

“–Her ne kadar rüzgârın söndürme tehlikesi var ise de, korkma. Sen yanmayı istedikçe, mutlaka bir yakan bulunur, öyle değil mi? İster o aşk, ister başka aşk. Nihayetinde tutuşturan kim olursa olsun, sen yine aynı yanmalarda değil misin?”

“–Asıl marifet o değil!..” dedi Şem. “Asıl marifet, aşk ateşinin sönmemesine gayret etmek, hiçbir zaman kendinden emin olmamak; ben sönmem, hep yanarım dememek!.. Sönme ihtimalini akıldan hiç çıkarmamak!.. Acziyetinden hep ağlamak, inlemek, susmamak, bu derdin sürmesini istemek. Her dem bir aşk beklememek; söndükten sonra seni tutuşturan aşk ne zaman gelecek, seni hemen tutuşturacak mı, işte bunları bilemezsin!.. Beklemek zor, hasret zor, özlemek zor. Tek isteğim, bir kez tutuşup, eriyip gitmek!.. Aşk kıvılcımını çakar, ben çoğaltırım, ama rüzgârdan aslâ emin olamam. Onun için duâ eder. Allâh’a sığınırım!..”

“–Benim işim daha kolay, nerede görürüm, tutuşmuş bir şem, hemen koşarım.” dedi Pervâne…

“–Kolay bulunuyor muyuz bâri?” dedi Şem, gülerek Pervâne’ye…

“–Yok canım!” dedi Pervâne, “Bazen günlerce aylarca bulamam, ararım. Seni bulmam da kolay olmadı laf aramızda…”

Pervâne konuşurken, heyecandan Şem’e çok yaklaştı. Tutuştu alev aldı. Şem sessizce ağladı, eriyip, sonsuzluk okyanusuna kavuşacağı günü hayal etti. Her damlası okyanusa koşan, erimekten korkar mıydı hiç?!

Fatma Hale Liman

Bu gece sana dolup taştım Gül Yüzlü...




Ey Güzeller Güzeli! Bu yalanlarla dolu,sahte,düzensiz, malayani hayattan sıyrılarak bu gece kapına geldim. Seni yazmak benim haddim değil ama bu gece sana dolup taştım. Biliyorum geri çevirmezsin beni, günahkar demezsin bana biliyorum! Senin güzel ve eşsiz gönlüne ,tatlı ve mütebessim yüzüne sırtımı dayayarak geldim. Sen ki doğduğun gün ‘’Ümmeti Ümmeti’’ demiştin, vefatında da ümmeti ümmeti diyen, ahirette de ‘’Ümmeti ümmeti’’ diyecekken beni de kabul eder misin o Ümmetten. Ne olur kabul et ne olur! Sana komşu olmak, o güzel narin ellerinden Kevser havuzunda su içmek istiyorum Ya Resullallah!

Biliyorum seni anlayamadım, seni yaşayamadım, gerektiği kadar sevemedim ama geldim işte gönül kapına bana da aç kapını Ya Habiballah! Başımı okşasaydın, bana gel deseydin, karşına oturtsaydın beni ne güzel olurdu. O güzel dizlerine başımı, kalbim aşkından çatlayana kadar ağlasaydım Efendim! Senin dizlerinde kapatsaydım gözlerimi ne olurdu Ey Emirel müminin!

Seni dünya gözüyle göremedim, rüyama da gelmiyorsun, ahirette de görürmüyüm bilmiyorum Ey mis kokulum! O gül kokunu şu günahkar burnumla içime çekmek, harama dalmış gözlerimle yüzüne bakmak, huzur veren sesini paslı kulaklarımla dinlemek hakkım değil biliyorum ama yine de ümidimi yitirmiyorum. Burnumun direğinin sızladığını, vücudumun her bir zerresinin seni andığını hissediyorum Güzel Huylum! Seni görmeden, seni yaşamadan özlüyorum İnci tanem! Çok özlüyorum, çok arıyorum seni Nur yüzlüm!

Senki çağlar üstü örnektin, dünya senin yüzü suyu hürmetine yaratıldı, sen ki Kur’an ahlakıyla ahlaklanmıştın, sen ki Muhammedül Emindin! Seni sevmemek mümkün mü ’’canım yansın’’ Sen benim bu dünyadaki sevdam, ahiretteki sevdam, hasret kaldığım, gözyaşı döktüğüm, canım feda diyebileceğim sevgilim, sevdiğim olur musun? Senin sevginin yanında öteki sevgilerin üstünü çizdim bu gece. Bu gece sana doldum taştım…




En güzel meziyetler sende toplanmış, ağzından boş ve yalan sözler dökülmemiş, çocuklarına iyi bir baba, eşlerine iyi bir eş, dostların Ebubekir Sıddık (a.s), Ömer(a.s), Osman(a.s),Ali (a.s)’ a iyi bir dost, adaletinle muamele etmiş,Rabbini en çok zikretmiş,ibadetlerini en güzel şekilde eda etmiş, geceleri uyumamış, aç kalmış, işkencelere kötü sözlere maruz kalmış, gece yediğin bir hurmanın zekat verdiklerinden olabilir diye elini boğazına sokmuş, söküğünü dikmiş, açlıktan karnına taş bağlamış, hasırda yatmış bir kul peygambersin…

Hakkım kimseye geçmiş mi diye sorduğunda, ashabından biri çıkıp sırtıma kırbaçla vurmuştun deyince, mescitteki tüm bağırışmalara aldırmadan sırtını açıp ‘’sende vur’’ derken sahabenin eğilip sırtındaki mühürü öptüğü Rahmet Peygamberiydin… Keşke o sahabenin yerinde ben olsaydım da öpseydim o mührü…

Kabeye gelip ayaklarının değdiği toprağa yüzümü gözümü sürüp öpmek nasip olur mu bilinmez ama Yeşil kubbene gelip kapında pas pas olmayı, Ravzanda kokunu duymayı nasıl isterim anlatamam Gül yüzlüm!

İnsanlığın iftihar tablosu, şefkat timsali, irade kahramanı Efendimiz! Sana yapılan işkencelere, zulümlere,aldırmadın. Hz. Hatice ve Ebu Talib ölünce düşmanlarının bir kat daha arttı.Başına işkembeler koyduklarında kızın Fatıma bir taraftan başını temizlerken diğer yandan ‘’Baba’’deyip ağlıyordu,yoluna dikenler serptiler, sana büyücü dediler, şarkı gibi birşeyler dilinde dediler,seni anlayamadılar Ey kimsesizlerin kimsesi bizede kimse ol! Taifte seni taşladılar elleri kırılasıcalar, üstün başın kan içindeydi. Senin kanın değil benim kanım aksaydı öyle bir aksaydı damarlarımdaki kan kurusaydı Canım Efendim!

Bir çok savaş sonrasında, Mekkeyi fethedip Hicaz bölgesi dahil olmak üzere Arap yarım adasının her yanında İslamın sesi duyulmuş oldu. Hac esnasında da geriye İslam düşüncesinin özeti olan ‘’Veda Hutbesi’’ni bıraktın bize.

Asrı saadette yaşamak nasip olmadı bize, senin sancağının altında toplanmak bizede nasip olur inşallah. Ey Güzeller Güzeli, Medine’nin Gülü, Sevgili Peygamberim ‘’ Ya Muhammed! Başını kaldır şefaat et! Şefaatin kabul bugün’’ denildiği gün bana ve bu yazıyı okuyanlara şefaat et.’’AMİN’’

Bizler senin arkadaşların değil ama kardeşleriniz. Bizi de yanına al. Annam babam sana feda olsun Ey Allahın Resulu!!!

Allahım! Bizi Peygamber efendimizin ve Onun hayırlı, seçkin ali (yakınları) ile birlikte mahşerde buluştur.’’ AMİN’’

Allah efendimiz Muhammed’e onun nesline ve Ashabına pek çok salat ve selam eylesin.’’AMİN’’