Siz hiç aldığınız kitapları gizlice eve getirdiniz mi?
Sakın ne komik bir soru demeyin, 10 m2 bile olmayan küçücük odamı (benim bildiğim 3000, bilmediğim ne kadar kimbilir) yatağım dahil kitaplarla paylaşmak zorunda olan bana, annemin koyduğu yasaktır bu. "Bu eve bir daha kitap girmeyecek" şeklindeki söylemlerine karşılık kitap almaya devam eden ben, kitapları nereye saklayacağım endişesiyle kapıyı çalarım. Ne gariptir ki her seferinde de yakalanırım. Annelerden harika dedektif olur, neyi nereye gizlerseniz gizleyin elleriyle koymuş gibi gidip bulurlar.
Hatırladığım ilk kitaplarım "Ayşegül" serileriydi. O zamanlar okuma yazma bilmezdim. Ama zorla ve cebren çevremdekilere defalarca okutmam neticesinde hepsini ezbere bilirdim. Ayşegül Okulda, Evde, Ormanda vb. gibi serileri olan bu kitapların tamamı bende mevcuttu, olmayanları da kitapçıların önünde tepinip ağlayarak zorla aldırırdım. Oyuncak, şeker yada çikulata yerine kitap için ağlayan bu küçük kız görenleri hayrete düşürürdü. Annem ve babam benim normal olmadığımı düşünmeye başlamışlardı. En sevdiğim "Ayşegül Evde" adlı kitaptı. Konusu beni cezbetmişti sanırım. Ayşegül'ün annesi bütün bir gün evde yoktu. Ayşegül kafasına göre takıldı. Temizlik yaptı, bulaşık yıkadı, yemek ve hatta pasta bile yaptı. En sevdiğim kitabın konusuna bakınca şimdilerde hamarat bir ev hanımı olmalıydım ama bugün itibariyle bu karakterle hiç bir alakam yok, sanırım bütün gün evde yalnız, özgür Ayşegül fikri daha çok hoşuma gitmiş.
Sonra ve nihayet okula başladım böylece ilk aşkımla tanıştım. Cin Ali!!! Cin Ali sürekli kasketle dolaşan yaramaz mı yaramaz, ordan oraya koşturup duran cin gibi bir çocuktu. Şimdiki çocuklarla kıyaslarsanız yanılırsınız. O zamanlara göre cin gibiydi, şimdilere göre "bunun neresi cin" şeklinde bir cümleyi hak edecek kıvamdaydı. Her neyse Cin Ali çok zengindi, atı, topu, topacı ve kuzusu vardı. Cin Ali'nin aşkından aralık ayı bitmeden okumayı sökmüştüm. Kırmızı Kurdele şeklinde madalyam bile vardı. Ve öğretmenimin hediyesi bir tomar Cin Ali serisi, ara tatili bunları okumakla geçiren tek aklı kıt çocuk bendim galiba.
"Cin Ali ve Berber Fil" hikayesinden bir sayfa size. Resimdekiler sırasıyla: Öndeki üç tane seyirciden en sağdaki Cin Ali Diğerleri kardeşi Suna ve ablası, ortadaki top, üstündeki özür dileyerek ayı, onun sağında ayakta duran palyaço
Son olarak bu bloğu okuyacak kadar sabırlı olan arkadaşlarıma promosyon olarak 1980'lerden romantik bir şarkı hediye ediyorum. Trio ve Da da da
Yine çok kötü bir şey yaptım ve çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününü unuttum. Beymen çok özür dilerim, sana en çok sevdiğin şiiri Cezmi Ersöz'den "Kendini Saklama Çiçekleri"'ni gönderiyorum. Müzik olarakta; gerçi sen Yasmin Levy seversin ama ben Celine Dion'dan I"m Alive' yi seçtim. Umarım beni affedersin, DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN Beymen , sevdiklerinle beraber uzun ve sağlıklı nice yıllara...
Çok önemli not: Bundan sonra bana doğum gününü hatırlatmayan bütün arkadaşlarıma çok kızacağım. Ben yaşlı ve bunak bir kadınım, haber verin yahuu
Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle içinde güvensizlik ağaçları, küstüm otları kendini saklama çiçekleri Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın yalnızlık karanllık bir orman gibi çökmesin içimize diye biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle Önümüzde dokunuşlardan uzak, İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini suladık durduk yalnızca Biz aşk bahçemizi küçük çok küçük tuttuk seninle...
gidiyorum, adım unutuluş olsun diye Bir düğüm çözer gibi hayatımızda, su taneleri kadar berrak akıp gittiğimizde; her zaman geceyle karşılaşırız. Öyküler anlatırız gecelere, geceyarılarına; gizemli öyküler. Ama düğümleri çözsek ne olur, bir yerde bir tarafta yer alsak, bir şeyi seçsek ne olur. Çıldırtan soruların hayata karşı koyan her virgülünde,gecenin güzelliği vardır. Sevgilim, sevgisizliğim, sevgilisizliğim; ne diyorsan gecede söyle bana yine düğümleri çözüşümüzü ağlayışları kim görür ki, kim görür hayatın gecelerdeki aydınlık yüzünü gündüzler gecelerin sanığı,gündüzler gecelere mahkumdur belki çünkü her şey gecede daha sahici geceyarıları bu yüzden yalnızdır biraz zaten sahici olan her şey yalnızlaşmadı mı her şey hayatın keskin bir bıçak gibi yüzünde incitmiyor mu insanı inciten bu zamanda aldatış ve yalan yok mu söyleyin gecelere onlar duysun sesimizi belki yalnız geceyarıları çaresiz belki bir geminin okyanuslarda batışı gibi yalnızlık batıyor sessizce geceyarılarında bir yanımız acıyor sürekli acımaktan ve acıyı hissetmekten kurtuluş yok sanki acımak ve acıtılmak şimdilik kaçınılmaz çünkü su üzerinde yüzen düşlerimiz ve hayatın aldatan mum ışıklarında bir yanımız hep incinecek geceyarılarında gerçek sessizlikte gizlenecek içimiz, ağlayacak içimiz hiç yetmeyecek hayata oysa geceyarıları kendini dinlerken insan bakar ki;
Ne çok çığlık bırakmışız yüreğimize, yüzümüze ve yeryüzüne...
Ünal Ersözlü ("Gidiyorum Adım Unutuluş Olsun Diye" adlı kitabından alınmıştır.)
ömrüme zarar veren erkekler sevdim cam kırıklarıyla sundular bana tenlerini seviştikçe çoğalan ellerine inandım uzun...çok uzun ayrılıklardan sonra sabırsız bir çarmıh gibi açılan kollarına çarmıh sarmaşığıydım usul usul dolandım bana nazlı ölümler korsan ürpertiler bana bana aklı çelinmiş geceler kaldı
ömrüme zarar veren şiirler sevdim aşka ait bir damar kesilmiş gibi kızıl atlar boşandı içimin aynasından kanadım sözlerde gözlerde pıhtılandım infilaktı ihtilaldi laneti üstümeydi sözlerin yalanından yılanından gözlerin bana düş bana gizem bana zehir zakkum zamanlar kaldı
ömrüme zarar veren şehirler sevdim yıkılmayı sevdim hep o enkaz halimi bir depremi tek başıma karşılayabilmek için boşaltılmış şehirleri bekledim harçsız kuleler örüp kaldırım taşlarından gençliğimi felaket müjdesinde denedim bana çığ bana boran ve umarsız aysarı ah! bunca zararına sevmenin neresinden dönsem geçmiş zamandı