Skip navigation.

Yumuşak konuşup, Sıcak kalpli olup, İhlaslı davranana;

Kalplerin kapıları açılır, Vicdanlar düşüncelerine ''buyur'' der; Tesiri sürekli olur... Hz. MEVLANA

STICKY POST

...

~~~
Elde Kur'an gibi bir mucize-i baki varken,
Başka bürhan aramak aklıma zaid görünür.
~~~
Bediüzzaman Hz.

Kusur !


/
Hep hikmetli konuşan Lokman Hekim’in derisi siyah, dudakları da kalınmış. Değerli sözlerini duyarak hayranı olan biri düşmüş yollara bu hikmetli sözleri söyleyeni bulmaya. Bulmuş da ama bir de bakmış ki hayalinde büyüttüğü Lokman, siyah yüzlü, kalın dudaklı biri. Şaşkınlıkla yüzüne bakarken Lokman Hekim, adamın içinden geçenleri sezmiş olacak ki, sormuş:
– Dostum, neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenemedin, yoksa boyacıyı mı?
***

Sonra da ilave etmiş.

– Bak, demiş, benim ne yüzümün siyahlığında, ne de dudaklarımın kalınlığında bir tesirim vardır. Onları Yaratan öyle yaratmış, öylesini uygun görmüş. Benim tercihim değil...

İnsanlar yüz güzelliği, yahut da çirkinliğiyle kendilerine bir pay da çıkarırlar. Ama ne bize güzel gelende bir etkisi vardır insanın, ne de çirkinlikte. Her ikisini de yaratan ve layık gören Allâh-ü azimüşşandır. İnsan ancak kendi iradesiyle kazandığından sorumludur.

Anla(yana)


/
Bir mesajın hiç alınmaması
Onun gönderilmeye değmeyeceği anlamına gelmez!

Dikkat !!!


Lasse Peterson
/
ACI, evrenin SİZİN dikkatinizi çekme şeklidir.

.


Roumen Koynov
/
Göкчüzü gibi içimdeki şu ''çocuкLuк''
hiç bir чere gitмiчor . .

İyiki Doğdun...


/
Bugün senin Doğum günün;
Kutlu olmalı
Ve,
Öyle Olsun... Daima

Nedir ? ''hayat''


/
Sorgulanan günlerin toplamıdır hayat
*
Babür Pınar

Gitme Zamanı


/
...çevriliyor kapının tokmağı
Gitme zamanı sevgilim, gelen, gitme zamanı.

*

Ali Rıza KARS

DÜN KORKUSU.............................../ Nihat GENÇ


/
.....Sonra utanmamayı öğrendik.
O kadar çok şey öğrendim ki, artık bir şey öğrenmek istemedim.
Sustum sonuna kadar.
Susmalarım bir yerlere sığmadı, mızraklı bir şeyler olup peşime düştüler.

İyi ki Doğdun; Papatya...


/
Dünyaya bir armağan,
Damla... Damla...
İyi ki doğdun;
Papatya

Bana Uzaktan Ateş Et..................... İhsan DENİZ


Nick De Haan
/
.
.
.

Haydi, daya silâhı alnıma...
Yakından, tek el,
Ateş et hayatıma!...

*
Umman Şahiner' den ( Teşekkürler )

Kusursuz !?


J.S. Monzani
/
" Kusursuzluğa, ilave edilecek bir şey kalmadığında değil,
eksiltilecek bir şey kalmadığında varılır. "

*
Antoine de Saint-Exupéry

Yalnızın Durumları / IV .................Özdemir ASAF


/
Yanar
Sobasında
Yalnız’ın
Üşüyen
Bakışları.

Lâmbasında
Karanlığa dönük
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.

Yalnızın Durumları/ V ...................Özdemir ASAF


/
Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da...

Yoğurur hüzün’ün çamurunu
Avuçlarında
.

Yalnızın Durumları/ IV ................Özdemir ASAF


/
Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca;
Hem efendisi,
Hem kölesidir
Kendisinin.

Tadını çıkaramaz
Görece’siz dünyasında
Hiçbirisinin.

Yalnızın Durumları / III ..................Özdemir ASAF


/
Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin..

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.

Yalnızın Durumları/ II ..................Özdemir ASAF


/
Yalnız’ın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.

Yalnızın Durumları/ I ................Özdemir ASAF


/
Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen herşeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa,
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep..
Düşünemezsin

.'sız.......................................Özdemir ASAF


/
Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin
Gittiğimi söyler misin
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin

ÇIRILÇIPLAK.............................. Özdemir ASAF


/
Küstahlığımı nezaketim götürdü
Sadece kendime bakakaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Gizlenen insanların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Selamımı tanıdıklar götürdü.
Saygı bekleyince alçaldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Kendinibeğenmişlerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Ağlamayı ölenler götürdü.
Kendimi ölmez sanınca ufaldım,
Kararsızlık bir an sürdü.
Ölülerle dirilerin ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Sonsuzluğu ufuklar götürdü.
Yarattığım dünyaların içinde daraldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Başlangıçla bitiş ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aydınlığı bulutlar götürdü.
Yıldızlara doğru yol aldım.
Kararsızlık bir an sürdü.
Varanlarla duranların ortasında ben kaldım,
Çırılçıplak.

Aynı Daldaydık ~~~


/
...Aynı Daldaydık

Mızıka...............................Ataol BEHRAMOĞLU


/
Karlı gecelerde küçük istasyonlarda
Düdük çalan trenlere bayılıyorum
Tül perdeler ardında kadınlar gülüyor
Tutup pencerelere tırmanıyorum

Bir şiir söylüyorum sonra bir şarkı
Sonra oturup ağlıyorum
Sonra bir güzel çiçeklenip
Sokaklarda mızıka çalıyorum

Bu kente her gece yağmur yağıyor
Ve ben her gece yeniden ölüyorum
Bu tren oraya gidecek gizlemeyin
Ne derseniz deyin ben biniyorum.

***
**
*


/

Barış YURTTAŞ'a

tERSİNE yAŞAMAK..................... CAN yücel


/

Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş şeklidir…

Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.

Nasıl mı?

Cami’de uyanıyorsunuz.

Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.

Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.

Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz.

Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.

Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…

Altmışlı yaşlara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz.

Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve işe ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak bir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz..

ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak işe başlıyorsunuz.

Herkes karşınızda el pençe divan…

Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor.

Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz.

Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor…

derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.

Bu arada babanız ortaya çıkmış, ‘fazla çalıştın’ diyor ‘artık eve dön, işi bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…’ Keyfe bakar mısınız?

Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor.

Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.

Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor.

Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık….

Günün birinde sizi okuldan da alıyorlar, ‘evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna’ diyorlar.

Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz.

Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.

Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır.

Bir gün karanlık, ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz.

Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.

Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.

Veeeeee….

Günün birinde, keyifli bir gecede, hayatınız bitiyor…


*

Can YÜCEL

Yarim Değilsin...

iki DERT....................................N.HİKMET RAN


/
İKİ DERT


Yusuf Ziya'ya

Gönülden inledi, içten inledi,
Ben anlatayım da bir dinle, dedi,
Sonra sen istersen bu hâlime gül:
«Evde üç kişiyiz, üç dertli gönül;
« Hepimiz elemle uğraşıyoruz,
«Kör dolaşıyoruz, kör yaşıyoruz.
«Bir gün anlamadık birbirimizi,
«Sade bir damla kan bağlıyor bizi,
«Annem düşünceli, daima küskün,
«Yok ömrümde onu şen gördüğüm gün;
«Kardeşim neş'esiz durgun bir çocuk.
«Hep gözleri yaşlı, hep benzi uçuk,
«Ben vakitten evveli ihtiyarlayan,
«Sevgisiz, emelsiz, günleri sayan,
«Maziye ağlayan bedbaht, bir deli,
«Her gün biraz daha gönlüm kederli,
«Onların içinde ben de sessizim;
«Düşün ki: Ne hazin oluyor bizim
«Aynı dam altında toplanışımız,
«Maziyi hasretle her anışımız...
«İsli bir lâmbanın kör ışığında
«Koynuna gölgeler gömülen oda
«Dinlerken soluyan nefesimizi,
«Başka başka hisle ayırır bizi:
«Annem gençliğini içten yâd eder.
«O eski günlerim ne günlermiş der,
«Tam sekiz yıl evvel can veren babam,
«Gözümün önüne gelir her akşam!
«Kardeşim: Kafesten geceye dalar,
«Kim bilir onun da ne elemi var?
«Ben, beni terk eden, beni aldatan,
«Bir sonu gelmeyen kâbusa atan
«Kadının yaşarım hâtırasını;
«Gönlüm tutuyorken hâlâ yasını
«Maziyle uğraşan vuran dövüşen
«Gururum kırılır... Lâmbadan düşen
«Işıkta görürüm onun yüzünü,
«Yeniden yaşarım her eski günü!
«Boynuma dolanır sanki kolları,
«Uzun kirpiklerle o anda yarı
«Kapanan gözleri: Seviyorum, der!...
«Arzuyla tutuşup kalbimde bir yer:
«Söyle beni neden bıraktın? derim…
«İçimden kahrolur ölmek isterim!.
«Bir azap akarken heyecanıma
«Uzanan kollarım düşer yanıma;
«Önümden kaybolur o yavaş yavaş!.
«Gönlüme dökülür iki damla yaş ..
«Bu böyle giderse öleceğim ben!.
«Emin ol kardeşim o yanımdayken
«Ne böyle elemli, ne de bîkestim!..
«Artık ağlıyordu, sözünü kestim,
«Dedim ki: Üzülme, derdim senden çok,
«Benim annem de yok, sevgilim de yok!.»

Sen de!!!


/
Kendine İyi Bak Derler ve GİDERLER...
/
Bitti diyemedikleri için, kendine iyi bak derler.
Kırıldım ve affedemiyorum; diyemedikleri için ''kendine iyi bak'' derler.
Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım;
diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum;
diyemedikleri için ''kendine iyi bak'' derler.
Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler,
çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.
''Kendine iyi bak'' derler ve giderler...
*
Anonim

Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun


/

Ebu Kılabe’den:

Peygamberimizin (Aleyhisselâtü Vesselâm) ashabından bir grup, arkadaşlarından birini hayırla övmek üzere Allah Resûlüne geldiler.

Şöyle dediler:
– Filanca gibisini asla görmedik. Seferde iken hep Kur’an okumakta, bir yerde konakladığımızda da hep namaz kılmakta...

Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vesselâm) sordu:
– Bu adamın arazisine, devesine veya mallarına kim bakıyor ki, kendisi bu şekilde devamlı zikir ve ibadetle meşgul oluyor.
Ashap:
– Biz bakıyoruz, dediler. Allah Resûlü (Aleyhisselâtü Vesselâm) bunun üzerine:

– Öyleyse, hepiniz ondan daha hayırlısınız, buyurdu.

*

Bir insanın başına gelen felakete sevinmek, onu kınayıp kötülemek, peygamberimiz tarafından menedilmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

– Kim bir din kardeşini (gizli işlediği veya tevbe etmiş olduğu) bir günah sebebi ile hor görürse, o kişi horladığı günahı işlemeden ölmeyecektir.


*

"Mü’min, ülfeti (sevgi dolu, tatlı dilli) çok, külfeti az olandır."

*

"Hiddetlendirildiği halde (kızmayıp ta) yumuşaklık gösteren (ve sabreden) kimse, Allah’ın sevgisini elde eder."

*

"Her dinin bir (ideal) ahlâkı vardır. İslâm’ın ahlâkı da hayadır ( kötülük işlemekten utanmak)."
kaynak
/

Sallallahu Aleyhi Vesellem

Daha Ağır!!!


/
Ölüm ile Ayrılığı Tartmışlar; 50 Dirhem Ağır Gelmiş Ayrılık...

ARAYA GİREN


/
Bir Yanım Gölgede Kaldım / Araya AYRILIK Girdi...

Bayram...

Kurban Bayramımız Mübarek Olsun
/

SABAH......................Ahmet Hamdi TANPINAR


/
Serin rüzgârlara pencereni aç!
Karşında fecirle değişen ağaç,
Bak, seyret ağaran rengini ufkun
Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.
Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr.
Gümüş çıplaklığı bir başka bahar
Olan vücudunu ondan gizleme.
Ne varsa hepsini boyun, saç, ense,
Esîrden dudaklar okşasın sevsin
Mademki geceden daha güzelsin!

*

HATIRLAMA............. Ahmet Hamdi TANPINAR


/
Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
Rüyalarım kadar sade, güzeldin,
Başbaşa uzandık günlerce ıslak
Çimenlerine yaz bahçelerinin.
Ömrün gecesinde sükun, aydınlık
Boşanan bir seldi avuçlarından,
Bir masal meyvası gibi paylaştık
Mehtabı kırılmış dal uçlarından
.

*

HÜRRİYETE DOĞRU.......... Orhan Veli KANIK


/
Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
Gideceksin iri pınarların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı
Sevineceksin
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul
Ruhları sustuğu vakit martıların
Kayalıklarındaki mezarlarında
Birden
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin
Bayramlık seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi
Gelin alayı, teller, duvaklar, donanmalar mı
Heeeey
Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere

Kuvayi Milliye / Altıncı Bab.......... N.Hikmet Ran


/
Mehtaplı bir gece,
gümüş bir kutunun içindesin :
ortalık öyle bir tuhaf aydınlık, öyle ıssız.
Ya çok seslidir
ya hiç ses vermez mehtaplı gece zaten.

Yatıyor filintasının arkasında Kartallı Kâzım.
Kız gibi Osmanlı filintası.
Parlıyor arpacık
namlının ucunda :
yüz yıllık yoldaymış gibi uzak
ve bir damlacık.

Kâzım emir aldı merkezden :
Gebze'deki İngiliz'in tercümanı vurulacak.
Köylerde teşkilât kurmuş tercüman Mansur :
satıyor bizimkileri.

Kâzım iyi hesaplamış herifin geçeceği yeri.
İşte sökün etti Mansur karşıdan :
beygirin üzerinde.
Beygir yüksek,
İngiliz kadanası.
Kendi halinde yürüyor hayvan
ortasında demiryolunun
sallana sallana,
ağır ağır.
Tercüman herhalde bırakmış dizginleri,
başı sallanıyor,
belki de uyuyor üzerinde beygirin.

Yaklaştıkça büyüyor herif.
Zaten mehtapta heybetli görünür insan.

Arada kaldı kalmadı dört yüz adım,
namlıyı kaldırdı birazcık Kâzım,
nişan aldı sallanan başına Mansur'un.
Soldaki yamaçtan bir taş parçası düştü.
Bir kuş uçtu sağdaki ağaçtan,
-ağaç çınar-.
Kuş ürkmüş olacak.
Çevrildi Kâzım'ın başı kuşun uçtuğu yana,
mehtapla yüz yüze geldiler.
Mehtap koskocaman,
desdeğirmi,
bembeyaz.
Ve Kâzım'ın gözünü aldı âdeta.
Zaten bu yüzden,
tekrar göz, gez, arpacık
ve filintayı ateşlediği zaman
ilk kurşun Mansur'un başını delecek yerde
galiba omuzuna girdi.
Herif «Hınk» dedi bir,
beygirin başını çevirdi
dörtnal kaçıyor.
Yetiştirdi ikinci kurşunu Kâzım.
Beygirin üstünde sola yıkıldı Mansur.
Üçüncü kurşun.
Tercüman düştü beygirden.
Fakat bir ayağı üzengiye takılı kalmış,
sürüklendi kaçan hayvanın peşinde biraz,
sonra kurtuldu ki ayağı
yıkılıp kaldı olduğu yerde.
Yamaca sardı beygir.
Kalktı Kâzım,
yürüdü Mansur'a doğru,
üzerinden kâatları alacak.
Arada dört telgraf direği yalnız,
ellişerden iki yüz metre eder.
Mansur doğruldu ansızın,
kaçıyor bayır aşağı.
Filintayı omuzladı Kâzım.
Dördüncü kurşun.
Yıkıldı herif.
Koştu Kâzım.
Doğruldu yine Mansur.
Yürüyor sarhoş gibi sallanarak,
kaçmıyor artık,
yürüyor.
Kâzım da bıraktı koşmayı.
Deniz kıyısına indiler.
Orda boş bir fabrika var,
bir de beyaz bir ev,
tahta iskelesi iner denizin içine kadar.
Mansur suya giriyor,
kâatlar ıslanacak.
Beşinci kurşunu yaktı Kâzım.
Suya düşüp kaldı önde giden
ve Kâzım tazelerken şarjörü
bir ışık yandı beyaz evde,
bir pencere açıldı.
Galiba bir kadın baktı dışarıya..
Boğazlanıyormuş gibi bağırdı Mansur.
Pencere kapandı,
ışık söndü.
Tercüman attı kendini tahta iskeleye.
Art ayakları kırılmış bir hayvan gibi sürünüp tırmanıyor.
Hay anasını,
ay da denize düşmüş
toplanıp dağılıyor,
dağılıp toplanıyor.
Velhasıl,
lâfı uzatmıyalım,
Mansur'un işini bıçakla bitirdi Kâzım.
Kâatlar kan içindeydi.
Fakat kan kapatmıyor yazıyı...

Namussuzun biriydi Mansur,
muhakkak.
Düşmana satılmıştı,
orası öyle.
Kaç kişinin başını yedi,
malûm.
Ama ne de olsa
mehtapta herif beygirin üzerinde uyumuş geliyordu.
Demek istediğim,
böyle günlerde bile, böyle bir adamı bile bu çeşit öldürüp
ortalık duruldukta, yıllarca sonra mehtaba baktığın vakit
üzüntü çekmemek için,
ya insanlarda yürek dediğin taştan olacak,
yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin,
Kâzım'ınki taştan değildi çok şükür,
fakat namuslu.
Ne malûm? dersen :
Dövüştü pir aşkına,
Yaralandı birkaç kere
ve saire...
Ve kavga bittiği zaman
Ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı,
Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan...

Mutluluk?!


/
''Mutluluk! Daha fazla konforun, daha fazla mutluluk olduğunu düşünmek ne de yanlış... Mutluluk; içten hissedebilmek, kolayca hoşlanabilmek, özgür ve devamlı olmasını dilediğimiz yaşamı tehlikeye koymamak yeteneğidir''

.
Storm Jameson

Mana Evine Daldık...


10. Uluslararası İstanbul Bienali / photographer - S.G.Özdemir
/
Mânâ evine daldık Vücut seyrini kıldık İki cihan seyrini Cümle vücutta bulduk
Yedi yer yedi göğü Dağları denizleri Uçmağ ile tamuyu Cümle vücutta bulduk
Gece ile gündüzü Gökte yedi yıldızı Levhte yazılı sözü Cümle vücutta bulduk
Musa ağdığı Tûr'u Yoksa Beyt_ül Mü'mur'u İsrafil çalan sûru Cümle vücutta bulduk
Tevrat ile İncil'i Furkan ile Zebur'u Bunlardaki beyanı Cümle vücutta bulduk
Yunus'un sözleri hak Cümlemiz dedik sadak Nerd'istersen orda Hak Cümle vücutta bulduk
.

Yunus Emre

Seni Anlamak


/
korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdim sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle

sana yaraşmayan ne varsa bir bir çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde

geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine

en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
engin denizleri açtın gemilerime

sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılansın şiirle
.
Kemal Özer

Sevgi...


/
Sevgi, kendine karşı dürüst olmaktı.

Aynı pastanın yan yana dilimleri
olduğumuzu anımsayarak,
birine ne diyorsam,
kendimin de o olduğuna inanmaktı.

.
Elif Saran Heyse

...ACI...''bir hilal uğruna ya Rab ne güneşler batıyor''

.
.
.

/
ŞEHİTLER UNUTULUNCA ÖLÜR
.
.
.

Hakkari'nin Yüksekova Dağlıca beldesindeki Yüksekova 21'inci Sınır Jandarma Taktik Tugay Komutanlığı'na bağlı Komando Taburu birlikleri (20.10.2007) saat 02.00 sıralarında bir grup terör örgütü üyesi tarafından roketatar ve uzun namlulu silahlarla çapraz ateşe tutuldu. Çıkan çatışmada aralarında bir uzman çavuşun da bulunduğu 12 asker şehit oldu.

...................

Piyade Astsubay Mehmet BOZKURT


Astsubay Çavuş SONER ÖZÜBEK


Uzman Çavuş Mustafa UYSAL


Çavuş Selçuk GÜRDAL


Er Lokman EKER


Er Yavuz ÖZTÜRK


Er Zekeriya YATI


Er Abdurrahman DOĞAN


Er İrfan BEYAZ


Er Vedat KUTLUCA


Er Samet SARAÇ



Er Mehmet CÜCÜK

...............



Deniz Altı(nca) ŞEHİT

~~
~~~~~
~~~~~~~~
~~~~~~~~~~~~~~


DAVET ~~~


Miguel Angel de Arriba Cuadrado
/

Haydi ben bensiz geleyim,
sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
soyunalım iki can,
dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan başka ne gördük,


Bu ırmakta ne ölmek var bize,
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

.
Mevlana Celaleddin Rumi

E R O S


Nobuyuki TAGUCH
/

bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
bildiğim ancak aşıkken var olduğum...
işte bu yüzden, benim için aşık olmak;
çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.
'eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar
hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, '
demiş La Rochefoucauld
benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...

.

Murathan MUNGAN

SUDAKİ MESAJ !?


/
What the Bleep Do We (k)now belgeselinden (Quantum fiziği üzerine)

.

Olumlu, olumsuz kelimelerin su kristalleri üzerindeki etkileri!!! sözcüklerle suya bunları yapıyorsak, kendimize ve birbirimize neler yapmaktayız? insan vücudunun %60'ı nın su olduğu düşünülürse!!!

(dikkat ) AŞK öldürür !

.
.
.

/

hangi aşk mümkündür aşığı öldürmeden
her aşk, her şiir
ardından uzun uzun bakılan adı bilinmedik sevgilerden,
küskün omuzlu terk edilmişliklerden,
perspektifinde hep bir sokak taşıyan
o sessiz
o faili meçhul cinayetlerden
resim altı sözcüklerden
aşk mümkün olsa idi ah, aşığı öldürmeden
.
Murathan MUNGAN

Kendini Saklama Çiçekleri / Cezmi ERSÖZ


/

/

.
.
.

Biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
içinde güvensizlik ağaçları,
küstüm otları
kendini saklama çiçekleri
Özlem kirli bir kan gibi yüreklerimizi boğmasın
yalnızlık karanlık bir orman gibi
çökmesin içimize diye
biz aşk bahçemizi küçük tuttuk seninle
Önümüzde dokunuşlardan uzak,
İnsafsız ve çok uzun bir kış var diye
koca bir yaz kendini saklama çiçeklerini
suladık durduk yalnızca
Biz aşk bahçemizi küçük
çok küçük tuttuk seninle...

minuscule / love story


*
*
*
Teşekkürler

Sana Yakın...

Farid Farjad / An Ruzha(1)

/

/

Bir dostun sıcaklığına
Öylesine
Yaslamak istiyorum ki başımı
Ya omzunu uzat sevgilim
Ya da telleri kopuk
Bir kemanı
.
Sunay AKIN

Yaşadıklarımdan Öğrendiklerim !!

Farid Farjad / An Ruzha(3)

/

/

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı,yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

.

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir,bir kuşa,bir çoçuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

.

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla,gövdenle,tutkunla girecesin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

.

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

.

Uzak ülkeler çekmeli seni,tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

.

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da,sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

.

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey,hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat,sunulmuş bir armağandır insana

.

Ataol Behramoğlu

Bende Sabır Tükendi...



/

DOST' A

AY Doğsun...

Lars RAUN
/

Aşk imamdır bize ~ Gönül cemaat
Yunus EMRE