My Opera is closing 3rd of March

Yumuşak konuşup, Sıcak kalpli olup, İhlaslı davranana;

Kalplerin kapıları açılır, Vicdanlar düşüncelerine ''buyur'' der; Tesiri sürekli olur... Hz. MEVLANA

Kuvayi Milliye / Altıncı Bab.......... N.Hikmet Ran


/
Mehtaplı bir gece,
gümüş bir kutunun içindesin :
ortalık öyle bir tuhaf aydınlık, öyle ıssız.
Ya çok seslidir
ya hiç ses vermez mehtaplı gece zaten.

Yatıyor filintasının arkasında Kartallı Kâzım.
Kız gibi Osmanlı filintası.
Parlıyor arpacık
namlının ucunda :
yüz yıllık yoldaymış gibi uzak
ve bir damlacık.

Kâzım emir aldı merkezden :
Gebze'deki İngiliz'in tercümanı vurulacak.
Köylerde teşkilât kurmuş tercüman Mansur :
satıyor bizimkileri.

Kâzım iyi hesaplamış herifin geçeceği yeri.
İşte sökün etti Mansur karşıdan :
beygirin üzerinde.
Beygir yüksek,
İngiliz kadanası.
Kendi halinde yürüyor hayvan
ortasında demiryolunun
sallana sallana,
ağır ağır.
Tercüman herhalde bırakmış dizginleri,
başı sallanıyor,
belki de uyuyor üzerinde beygirin.

Yaklaştıkça büyüyor herif.
Zaten mehtapta heybetli görünür insan.

Arada kaldı kalmadı dört yüz adım,
namlıyı kaldırdı birazcık Kâzım,
nişan aldı sallanan başına Mansur'un.
Soldaki yamaçtan bir taş parçası düştü.
Bir kuş uçtu sağdaki ağaçtan,
-ağaç çınar-.
Kuş ürkmüş olacak.
Çevrildi Kâzım'ın başı kuşun uçtuğu yana,
mehtapla yüz yüze geldiler.
Mehtap koskocaman,
desdeğirmi,
bembeyaz.
Ve Kâzım'ın gözünü aldı âdeta.
Zaten bu yüzden,
tekrar göz, gez, arpacık
ve filintayı ateşlediği zaman
ilk kurşun Mansur'un başını delecek yerde
galiba omuzuna girdi.
Herif «Hınk» dedi bir,
beygirin başını çevirdi
dörtnal kaçıyor.
Yetiştirdi ikinci kurşunu Kâzım.
Beygirin üstünde sola yıkıldı Mansur.
Üçüncü kurşun.
Tercüman düştü beygirden.
Fakat bir ayağı üzengiye takılı kalmış,
sürüklendi kaçan hayvanın peşinde biraz,
sonra kurtuldu ki ayağı
yıkılıp kaldı olduğu yerde.
Yamaca sardı beygir.
Kalktı Kâzım,
yürüdü Mansur'a doğru,
üzerinden kâatları alacak.
Arada dört telgraf direği yalnız,
ellişerden iki yüz metre eder.
Mansur doğruldu ansızın,
kaçıyor bayır aşağı.
Filintayı omuzladı Kâzım.
Dördüncü kurşun.
Yıkıldı herif.
Koştu Kâzım.
Doğruldu yine Mansur.
Yürüyor sarhoş gibi sallanarak,
kaçmıyor artık,
yürüyor.
Kâzım da bıraktı koşmayı.
Deniz kıyısına indiler.
Orda boş bir fabrika var,
bir de beyaz bir ev,
tahta iskelesi iner denizin içine kadar.
Mansur suya giriyor,
kâatlar ıslanacak.
Beşinci kurşunu yaktı Kâzım.
Suya düşüp kaldı önde giden
ve Kâzım tazelerken şarjörü
bir ışık yandı beyaz evde,
bir pencere açıldı.
Galiba bir kadın baktı dışarıya..
Boğazlanıyormuş gibi bağırdı Mansur.
Pencere kapandı,
ışık söndü.
Tercüman attı kendini tahta iskeleye.
Art ayakları kırılmış bir hayvan gibi sürünüp tırmanıyor.
Hay anasını,
ay da denize düşmüş
toplanıp dağılıyor,
dağılıp toplanıyor.
Velhasıl,
lâfı uzatmıyalım,
Mansur'un işini bıçakla bitirdi Kâzım.
Kâatlar kan içindeydi.
Fakat kan kapatmıyor yazıyı...

Namussuzun biriydi Mansur,
muhakkak.
Düşmana satılmıştı,
orası öyle.
Kaç kişinin başını yedi,
malûm.
Ama ne de olsa
mehtapta herif beygirin üzerinde uyumuş geliyordu.
Demek istediğim,
böyle günlerde bile, böyle bir adamı bile bu çeşit öldürüp
ortalık duruldukta, yıllarca sonra mehtaba baktığın vakit
üzüntü çekmemek için,
ya insanlarda yürek dediğin taştan olacak,
yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin,
Kâzım'ınki taştan değildi çok şükür,
fakat namuslu.
Ne malûm? dersen :
Dövüştü pir aşkına,
Yaralandı birkaç kere
ve saire...
Ve kavga bittiği zaman
Ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman.
Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı,
Kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan...
[/I]

Mutluluk?!HÜRRİYETE DOĞRU.......... Orhan Veli KANIK

Comments

akinci1453 Saturday, January 12, 2008 7:20:32 PM

Dergahın Kuyusu



ne içli bir dua, ne içten bir âh,
uyuyor serviler altında dergâh!..
kaç kere gönlümü dinledi bu yer.
tek tük kandillerde yorgun alevler
titriyor gecenin sert rüzgârıyla.
gece sanki söner yıldızlarıyla
gölgeli dergâhın dolmuş içine...
bir inilti, bir ses... bu yalvarış ne?

yarabbi, ne içten anıldı adın!..
"ölmeden öl!" diyen bir itikadın
gönülden duyarak ulu sesini,
ruha şifa sunan felsefesini,
biri zikrediyor dergâhta işte.
göklere yükselen bu inleyişte
elemi gizlidir bir âh u vâhın.
çoktan dervişleri yattı dergâhın...
bu yalvaran kimdir, kim bu zikreden?
yoksa ağlıyor mu gönlüm bilmeden!
gönül! bu inilti senden mi geldi?.
hayır, işte o ses yine yükseldi,
yine yalvarıyor, yine ağlıyor.
gözümü dumandan eli bağlıyor
içimde yakılan bir buhurdan ın...
vuruşu duruyor kalbimde kanın.
bir hayalet oldu yanan benliğim:
bu kuvvetli ruh kim? bu zikreden kim?
kim bu varlığımı kendine çeken?..
şimdi bir zulmet te gölge gibi ben
o yalvaran sese ilerliyorum,
"benliği ölmeden öldü!" diyorum...
böyle yürüyerek geçtikçe her an,
gitgide geliyor sesi yakından
gitgide sinerken ben gölgelere
yorgun ayaklarım çarptı bir yere.
titredim bir taşa ânî temasla,
ömrümde bu kadar korkmadım asla:
sanki ta kalbimi bir bıçak yardı...
önümde bir küme karanlık vardı.
bütün varlığımı bir an unuttum,
yavaşça eğilip o yeri tuttum.
dergâh kuyusunun duvarıydı bu...
yeniden benzimi sararttı korku.
burdan geliyordu o iniltiler!
gönülde titrerken şüpheli bir yer
allaha yalvaran allahın adı
beynimin içinde bir uğuldadı.
sanki bir dakika çarpmadı kalbim...
ey ulu allahım, ey ulu rabbim!
kuyuda zikreden, ağlayan kimdi?
içine eğildim... anladım şimdi:
ism-i celâlini candan andıkça,
yer yer yükselerek çalkalandıkça,
kuyunun zulmette parlayan suyu...
kuyu zikrediyor, ağlıyor kuyu!...


Nazım Hikmet Ran





Geçmişten Geleceğe Işıklar

Nazım Hikmet`in Pişmanlık ve Arayışları

İbrahim Refik Sayfa :44

How to use Quote function:

  1. Select some text
  2. Click on the Quote link

Write a comment

Comment
(BBcode and HTML is turned off for anonymous user comments.)

If you can't read the words, press the small reload icon.


Smilies