Mitch ALBOM / Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi
Saturday, September 15, 2007 9:01:32 PM
/
....''Ama şimdi ödemek zorundayım.''
''Ödemek mi?''
''Günahımın bedelini. Bu yüzden buradayım, değil mi? Adalet için?''
Mavi adam gülümsedi. '' Hayır Eddie. Sana bir şey öğretebilmem için buradasın. Burada karşılaşacağın bütün insanların sana öğreteceği bir şey var.''
Eddie şüpheyle bakıyordu. Yumrukları hala sıkılıydı.
''Neymiş o?''
''Rastgele hiçbir hareket yoktur. Hepimiz birbirimize bağlıyız. Meltemi rüzgardan ayırmayacağın gibi bir hayatı da diğerinden ayıramazsın''
'' Hiçbir hayat boşuna değildir'' dedi Mavi Adam . ''Boşa geçirdiğimiz tek zaman, yanlız olduğumuzu düşündüğümüz andır''
~ '' Cennette karşılaşacağın beş kişi vardır'' dedi mavi adam birden. ''Her birimiz bir nedenle senin hayatında bulunduk. O zamanlar bu nedeni bilmiyor olabilirsin, ama cennet de bu işe, yeryüzündeki hayatını anlamaya yarıyor zaten.''
Eddie kafası karışmış görünüyordu.
'' İnsanlar cenneti, bulutların üstünde gezip, ırmaklarda ve dağlarda tembellik ettikleri bir yer, güzel bahçeler olarak hayal ediyor. Ama tesellisiz manzara anlamsızdır.''[/SIZE]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
''Zaman senin sandığın şey değil'' dedi Yüzbaşı. Eddie'nin yanına oturdu. ''Ölmek mi? Her şeyin sonu değil. Biz öyle sanıyoruz. Ama dünyada olanlar yanlızca bir başlangıç.''Eddie hiçbir şay anlamamış gibi bakıyordu.
Yüzbaşı devam etti:
''Adem'in dünyadaki ilk gecesi? Uyumak için yatar ya hani? Her şeyin bittiğini sanır ya? Uykunun ne olduğunu bilmez. Gözlerini kapar ve dünyadan ayrıldığını sanır hani! Ama aslında öyle değildir. Sabah uyanır ve karşısında uğraşması gereken yeni bir dünya olduğunu görür, şimdi başka bir şeyi daha vardır. Artık bir dünü vardır''
Yüzbaşı gülümsedi:
'' Benim gördüğüm kadarıyla burada da karşılaştığımız şey bu, asker. Cennet bu. Dünden bir anlam çıkarman sağlanıyor burada.''[/SIZE]
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
'' Babanı bulan hemşireler onu yatağına sürüklediler. İşlerini kaybetmekten korkup bu konuda bir kelime bile etmediler. Uykusunda öldüğü hikayesini uydurdular.'' dedi yaşlı kadın.
Eddie sersemlemiş bir şekilde arkasına yaslandı. Son görüntüyü canlandırdı zihninde. Yaşlı savaş atı babası pencereye tırmanmaya çalışıyor. Nereye gidiyordu? Ne düşünüyordu? Açıklanmadan kaldığında hangisi daha kötüydü: Hayat mı, ölüm mü?
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
~ Zaman zaman birlikte uzandılar. Ama uyumadılar. Dünyadayken Marguerite uyuduğumuz zaman bazen cenneti gördüğümüzü ve bu rüyaların cenneti biçimlendirmemize yardımcı olduğunu söylerdi. Ama artık böyle rüyalara gerek yoktu.
Eddie uyumak yerine onun omuzlarına sarılarak burnunu saçlarının arasına gömdü. Uzun, derin soluklar aldı. Bir ara karısına Tanrı'nın kendisinin orada olduğunu bilip bilmediğini sordu. Marguerite gülümseyip ''Elbette'' dedi. Oysa Eddie hayatının bir bölümünü Tanrıdan gizlenerek geçirdiğini itiraf ediyor, geri kalanında da fark edilmeden yaşadığını sanıyordu.
Marguerite yavaşça Eddie'ye doğru döndü:
''Yıllarca sevgisiz yaşamak zorunda kaldın, değil mi?''
Eddie hiçbir şey söylemedi.
''Sevginin elinden alındığını seni çok erken bıraktığımı düşündün''
Eddie yavaşça kendini bıraktı.
''Çok erken gittin'' dedi.
''Bana kızdın''
''Hayır''
Marguerite' in gözleri parlayıp söndü.
''Tamam, evet''
''Her şeyin bir nedeni vardı,'' dedi Marguerite.
''Ne nedeni'' diye sordu Eddie. ''Nasıl bir nedeni olabilir ki? Sen öldün. Kırk yedi yaşındaydın. Bizim tanıdığımız en iyi insandın, öldün ve her şeyi kaybettin. Ben de her şeyi kaybettim. Sevdiğim tek kadını kaybettim.''
Marguerite onun ellerini tuttu. '' Hayır kaybetmedin. Ben buradaydım ve sen beni yine de seviyordun''
''Kaybedilmiş aşk hala aşktır Eddie. Yanlızca şekli değişir. Yaşam sona ermek zorundadır. Ama aşk değil''
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
....Nehrin kenarına oturdu. Küçük kız Eddie'nin gömlek cebini işaret etti. Eddie başını eğip baktı. Boru temizeyici teller oradaydı.
Çubukları çıkartıp lünaparkta her zaman yaptığı gibi büktü. ''Gördün mü? Bu bir köpek''
Kız alıp gülümsedi, Eddie' nin binlece kez gördüğü bir gülümsemeydi bu.
''Hoşuna gitti mi?'' diye sordu.
''Sen beni yaktın'' dedi kız.
Eddie çenesinin kasıldığını hissetti.
''Ne dedin?''
''Sen beni yaktın. Beni ateş yaptın, ASKER''
Eddie diline dayanan bir bıçak gibi hissetti bu son sözcüğü. Zihnine görüntüler üşüştü. Askerler, patlamalar, yüzbaşı, alev makineleri, Filipinler...
''Anne orada güvende ol diyor, kulube. Onu beklememi söylüyo. Güvende ol. Sonra büyük bir gürültü. Büyük yangın. Sen beni yaktın''
Dar omuzlarını silkti. ''Güvenli değil''
Eddie yutkundu. Elleri titriyordu. Derin siyah gözlerine bakıp küçük kızın ihtiyacı olan şey buymuş gibi gülümsemeye çalıştı. Kız da ona karşılık verdi, ama bu yanlızca onun iyiden iyiye yıkılmasına neden oldu.
Yüzünü avuçlarına gömdü. Onca yıldır kendisini gölgeleyen karanlık en sonunda ortaya çıkıyordu. Gerçekti etten ve kemiktendi. Bu çocuk, bu güzel çocuk, onu öldürmüştü, yakarak öldürmüştü. Alevlerin içindeki o ses gerçekmiş!!! Derken bir inilti koyuverdi, içinden daha önce hiç duymadığı bir feryat koptu. Bedeninin tam ortasından gelen, nehir suyunu gümbürdeten ve cennetin sisli havasını sarsan bir feryattı bu.
''Seni öldürdüm, SENİ ÖLDÜRDÜM'' sonra fısıltıyla '' BENİ AFFET, OH, TANRIM...''
Ağladı, ağladı, ta ki ağlamaktan tükenip titremeye başlayana kadar.
Bir ara acısı sessizleştikten sonra, Eddie omuzuna bir elin dokunduğunu hissetti. Başını kaldırıp bakınca Tala'nın ona bir taş uzattığını gördü.
''Beni yıka''
Eddie irkilerek geri çekildi. Kızın derisi korkunç bir şekilde yanmıştı. Yanmış kafa tasında saçlar yer yer yok olmuş, o bölgeler kabuk bağlamıştı.
''Beni yıka'' dedi kız yeniden, taşı uzatarak.
''Nasıl yapacağımı bilmiyorum...'' diye mırıldandı zor duyulur bir sesle. ''Benim hiç çocuğum olmadı...''Kız yanık elini kaldırdı, Eddie, onu yavaşça tutup taşı yaralar gevşemeye başlayana kadar koluna yavaşça sürdü. Tüm yaralar düzelene kadar ovalamaya devam etti.
Kız gözlerini açtığında beyazları deniz feneri gibi parladı. ''Ben beşim.'' diye fısıldadı.
''Senin beşinci kişinim'' şimdi sana neden onca şeyi yaşadığını anlatacağım......













How to use Quote function: