
Saturday, 6. September 2008, 13:49:42
secme yazilar
Saime ErenÜç şey olmalı hayatımda...Üç şey!
Ama o bilindik;
“At – Avrat – Silah” asla değil!...
Tutkularım, tutkularım, tutkularım...
Zira tutkularsız ben bir ‘Hiç’im.
Ayağıma takılanlara, başıma üşüşenlere ancak “ tutkularım” sayesinde direnebilir, üretebilirim ve yolumda ilerleyebilirim.
O nedenle; üç şey olmalı hayatımda;
Tutkularım, tutkularım, tutkularım...
Vatanım öyle güzel ki; “ içinde yaşayanlar olmasa ” dediğim çok oluyor ama...
Tutkuyla sevdiğim; bu cennet, bu cehennem vatan benim ve öyle tutkuyla bağlıyım ki; kovsalar da gidemem...
Yazının Devamını Oku...

Saturday, 6. September 2008, 10:37:21
felsefe yazilari, kitap
AYN RAND'ın
"ATLAS SİLKİNDİ" adlı romanından kısa notlar.

Gururundan geriye bir şeyler kalmış olan ve de hayatı sevenler...
Mutlu olduğu zamanlar da bile, neşe'sini bozarak bir suçluluk duygusu için de olduğunu hissedenler...
Hiçbir zaman inanmadığı ve de uygulayamadığı, bir ahlak düzeni uğruna yok olmayı isteyip, isteyemediğine karar veremeyenler...
Kendisine karşı dürüst olduğu anlarda bile, kendisini enayi yerine konmuş gibi hisseddenler...
Mutlu olduğu zamanlar da bile neşe'sini bozarak, bir suçluluk duygusu içinde olanlar...
Hayranlık duyduğu insanlara acıyıp ta, onların başarısızlığa mahkum olacağını sananlar...
Nefret ettiği insanlara imrenipte,onların varoluşun ustaları olarak görenler...
Düşünmek zahmetine katlanamayarak, hazır reçeteleri tercih edenler...
Bilmekten nefret ederek, neden yoksun ve de mutsuz olduğunu öğrenmek istemeyenler...
Read more...
Saturday, 6. September 2008, 08:44:26
toplum/yasam
İbrahim Ortaşiortas@cu.edu.tr
Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi
Son yıllarda 17 Nisan'da Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümünün kutlanması sevindirici. Cumhuriyetin bu ulvi projesinin amacı; köyden gelen yetenekli çocukların tam donanımlı olarak yetiştikten sonra, tekrar köylerine dönerek geride kalan ve okuma fırsatı veya olanağı bulmamışları eğiterek ülkenin okuryazar düzeyini yukarı taşımasıydı. Köy Enstitüleri’nin o günkü eğitim yöntemi gününün en ileri eğitim yönteminden daha donanımlıydı. Bu modelde teorik ve pratik eğitim birlikte alınıyordu. Yalnız temel dersler değil, yaşama dair bütün konular bir bütünlük içinde işleniyordu. Bir taraftan güçlü bir tarih eğitimi yanında tarım, el işi ve güzel sanatlar ile yurttaşlık bilinci ve ulusal bilinç kazanıyorlardı; diğer taraftan dünya klasiklerini okuyarak, müzik dinleyerek, tiyatro yaparak dünya değerleri ile tanışıyorlardı. Bu model şimdi bütün dünyada tartışılan yüksek öğretimde probleme dayalı öğretme modeline çok benziyor. Ayrıca AB’nin yüksek öğretimde başlattığı Leonardo Da Vinci siteminin yıllar önce uygulandığı bir şeklidir.
Read more...
Wednesday, 23. July 2008, 16:08:37
iyi bilgi
Mustafa Dermanlı mdermanli@gmail.com
Teknoloji hızına yetişemeyeceğimiz bir şekilde ilerliyor. Siyah beyaz televizyonların evlere ilk girişinden bu yana yarım yüzyıl bile geçmedi. Görsellik aldı başını gidiyor. Renklisi, geniş ekranlısı, 'mavi nokta'lısı derken bugün plazma olanı, duvara veya perdeye yansıtılanından tutun da internetten, hatta cep telefonundan izleneni bile var. Dershaneler derslerini görsel bir alana aktarıp televizyon kanalları İdrarken, alışveriş şirkederi malzemelerini bu yolla satıyor. Hâsılı teknolojinin ilk kıvılcımlarından olan televizyon ağır aksak başladığı macerasına tüm hızıyla devam ediyor. Peşine de aynı yöne bakmaya zorlanan, fikri dar, dili bozuk binlerce çocuk takmış durumda.
Read more...
Wednesday, 23. July 2008, 11:26:56
soylesi
Söyleşi:
Ayşe Arman, Hürriyet, 10 Temmuz 2005
Murathan Mungan’ın son şıklığı 50 Parça’daki şu cümle ayaklarımı yerden kesti: ‘İyi öpüşen bir sevgili, dünyanın yarısı demektir.’ Lafa bakar mısınız! Hay Allah, nasıl da unutmuşum, nasıl da beni kendime getirdi. Uzun zamandır hayatımın her şeyi halindeki Alya, bir anlığına aklımdan silindi.
Hatta itiraf ediyorum, içimden bir ses, ‘Ne böyle sürekli Alya, Alya, Alya. Bu evde bir de ‘dünyanın yarısı’ duruyor, onun yanına gitsene’ dedi, bana gaz verdi. Yerimden kalktım, Alya şaşırmış, ‘Anne nereye gidiyorsun?’ dermiş gibi baktı, hiiiç aldırmadım, sevgilim tam karşımdaydı, kararlı adımlarla ona doğru ilerledim, ‘Hayrola’ dedi, sesimi çıkarmadım, birden onu dudaklarından öpmeye başladım, eski günlerdeki gibi. Öpüşmek, pardon iyi öpüşmek gibisi yoktur. Öpüşmek kutsaldır. Aşktır, sekstir, şefkattir. ‘İyi öpüşen bir sevgili Murathan Mungan’ın dediği gibi dünyanın yarısı demektir.’ Altına imzamı atarım...
‘İyi öpüşen bir sevgili, dünyanın yarısı demektir!’ diyorsunuz. Neden?Öyle de ondan!
Read more...
Showing posts 1 -
5 of
164.