Skip navigation.

..İstanbul Kızı..

..Siz sorun ben anlatayım İstanbul’u..

..Binbir Gece Acıları..



Şimdi her döndüğüm köşede

aradığımı bulurum diye korkuyorum

Mustafa İslamoğlu

..Hakan Yeşilyurt - Selanik Türküsü.. (çalsın davullar)

Hakan Yeşilyurt - Selanik - �alın Davulları -



Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver

..Büyüyorum..

Anladım ki ağaçlar,

Toprağa acı verdikçe büyüyorlar.




Anladım.

Kimseye acı vermeden,

Büyünmüyor.

..Buz Kesti..



Kaç yalancı yaz geçirdi
buz kesti gönlüm

..Din Nedir?..

Cemil Meriç'den





Din, bir susuzluk,

sonsuza karşı duyulan özlem.

Bilgi değil,

AŞK

..KORKU..




Öcüler

mönüsünde

Bİrİncİ sıradaki

korkuyum

BEN

Ferhat Kalender

..Hüznün Doğu Yarısı..



Çiğ tanesi pırıltısında gözlerim ve yine adınla başlıyorum

İsrâ. Kekeme kalmış cüzlerimin nurundan
yoksun gözlerim ve yavaş yavaş hırpalıyor
suretimi aynanın resmedemediği. Kıvılcımla ateş arasında
bir mirâcı vardı herkesin… Herkesin bir İsrâ’sı…
Kim bilir kaç kez dokunduğum yerdeydi kalbimin ibresi.
Hezimetim akşam alacasında…


Ah ne çok denizdir ellerin bana, ne çok aşina!

Kum tanelerinin suya inmesi yakınken
yaz yağmurlarının tutuştuğu akşamlarda
okudum kendimi ve en çok seni.
Mabedimin uzaklığına sen düştün ya,
geceye çektiğin siyah peçenin ardında uyku ve uyanıklık arası kutsal terennümler mırıldanıyorum. Bir bedevinin yangın yeri uykusuna benzetiyorum seni; ‘ruhu besleyen’.
Bu yüzden iğfal edilemiyor hükmüm cümlelerimin bittiği yerde.
Al bu ağır aksak düşü toparla benden!

Adının başında ben bir zedeyim İsrâ!

Aşkın, geceden dökülen tutam tutam teksifken, kahrım lütfuna öğrendim, çölün rahmetine düşmenin kızıl kıyamet yanmaktan geçtiğini! Onca gidiyorken aşk, kalmak da neydi? Gidenlerin ardında bıraktıkları toz sürmelenirken gözümüze, durmak neyin nesiydi? Göğüne mest olan muradım, fikrime el ettikçe kopar kıyamet İsrâ. Zemheri tutar geceyi. Dolanır niyazıma gül kokulu sunaklar.

Kan tutar sana olan düşkünlüğüm de, hüznün doğu yarısı kalır öksüz!

Ezberimdesin daim.
Her gece gökte mavi bir yıldızla kıyama duruyoruz aşka.
Ellerimde virdin…
Razılığımla karışıyorum yokluğuna.
Seninle gül mevsimiyken içim, fırtına çıksa ne yazar İsrâ!
Değil mi ki,sen saçlarıma alev alev yağarken,
geçeceğim sadece bir pervaz vardı.
Yağmur bu kadar ıslak geçerken ömrümden,
sen en çok ‘O’ydun. Haydi!
Beni senin aşkında sına. Ab-ı hayatın ile yıka kalbimi.
Selama dursun yıldızlar.
Ben senden geçeyim, sen benden…

Tâ ki ‘O’ görünsün İsrâ!



Mesira Meriç

..YoL..



Sana dair ne varsa yeni doğan

kuşluğunda yüreğime düştün.

Sanırsın Ferhat idim dağ taş

Şirinime nispet edip üstüme düştü.

Aşka sığınanlar gökkuşağı toplamaya koştular,

ben sana sığındım hesabıma kahırlanmak düştü.

Bedenim nefsin pususunda kaldı,

ruhuma gözlerinin büyüsü düştü.

Suretim çılgınlığın kıyısında gezinen yaralı ceylan idi,

günün aynasına şemalin düştü.

Bu şehir ki ifratın alevine tutulmuş,

benimse can suyuma ateşin çığlığı düştü.

Hayra yorduğum düş gibiydin sen,

hafızama yalnızca masum gülüş düştü.

Gülistan ocağında bülbüle özenince

yaşamın baharına zemheri düştü.

Kime sorsam istikamet menzilindedir,

ikimizden yana kuş konmaz kervan geçmez


Bir yol düştü..


Ferhat Kalender