Friday, December 21, 2012 2:04:24 PM
Bismihî Subhânehû;
Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)’tan dedi ki: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
"Zünnun (lakaplı Hz. Yunus a.s.)’ın balığın karnında iken yaptığı:
«Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke, innî küntü mine’z-zâlimîn»
«Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksiklikten
tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum.» (Enbiya, 21/87)
Duasını herhangi bir müslüman kişi, herhangi bir şey hakkında
yapacak olursa, mutlaka onun duası kabul olunur."
Tirmizî, V, 529;
Neseî, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 416
Hâkim, Müstedrek, 505
"Şu münâcâtın sırr-ı azîmi (büyük sırrı) şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukūt etmiş (sebebler tamâmen hükümsüz kalmış). Çünki o hâlde ona necat verecek (kurtaracak) öyle bir Zât lâzım ki; hükmü, hem balığa hem denize hem geceye hem cevv-i semâya (havaya) geçebilsin. Çünki onun aleyhinde ‘gece, deniz, hût (balık)’ ittifâk etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir Zât onu sâhil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı olsa idiler, yine beş para fâideleri olmazdı. Demek esbâbın te’sîri yok. Müsebbibü’l-esbâb’dan (sebebleri yaratan Allah’dan) başka bir melce’ (sığınacak kimse) olamadığını ayne’l-yakīn gördüğünden (gözüyle görmüş gibi anladığından), sırr-ı Ehadiyet (Allah’ın her yerde bütün isimleriyle hazır oluşu sırrı), nûr-ı tevhîd (Allah’ın birliğinin nûru) içinde inkişâf ettiği (ortaya çıktığı) için şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu müsahhar etmiştir."
(Lem‘alar, 1. Lem‘a, 1)
Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a.)’tan dedi ki: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:
"Zünnun (lakaplı Hz. Yunus a.s.)’ın balığın karnında iken yaptığı:
«Lâ ilâhe illâ ente, sübhâneke, innî küntü mine’z-zâlimîn»
«Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksiklikten
tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum.» (Enbiya, 21/87)
Duasını herhangi bir müslüman kişi, herhangi bir şey hakkında
yapacak olursa, mutlaka onun duası kabul olunur."
Tirmizî, V, 529;
Neseî, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 416
Hâkim, Müstedrek, 505
"Şu münâcâtın sırr-ı azîmi (büyük sırrı) şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukūt etmiş (sebebler tamâmen hükümsüz kalmış). Çünki o hâlde ona necat verecek (kurtaracak) öyle bir Zât lâzım ki; hükmü, hem balığa hem denize hem geceye hem cevv-i semâya (havaya) geçebilsin. Çünki onun aleyhinde ‘gece, deniz, hût (balık)’ ittifâk etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden bir Zât onu sâhil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı olsa idiler, yine beş para fâideleri olmazdı. Demek esbâbın te’sîri yok. Müsebbibü’l-esbâb’dan (sebebleri yaratan Allah’dan) başka bir melce’ (sığınacak kimse) olamadığını ayne’l-yakīn gördüğünden (gözüyle görmüş gibi anladığından), sırr-ı Ehadiyet (Allah’ın her yerde bütün isimleriyle hazır oluşu sırrı), nûr-ı tevhîd (Allah’ın birliğinin nûru) içinde inkişâf ettiği (ortaya çıktığı) için şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu müsahhar etmiştir."
(Lem‘alar, 1. Lem‘a, 1)











