Skip navigation.

Gülü senin olsun bana dikenlerden söz et...

Bana şah damarımdan daha yakın olana sığınarak...

Tüm dostlara

Ben dostlarımı ne kalbimle, nede aklımla severim,
olur ya
kalp durur
akıl unutur
Ben dostlarımı ruhumla severim
O ne durur ne unutur...


mevlana




Kandiliniz Mübarek Olsun.

sadece bugün





Hadi beni mutlu edecek birşey söyle...

sükût





Varlıkların sükûtuna aldanmamalı! Muztaripler yalnız ‘‘muztaribim’’ diye bağırabilenler değildir. Bilinmez niçin, acıya hayat katan kudret, insandan başka hiç bir mahlûka acının sırrını açıklamak imkânı vermemiştir. Her mahlûk, hayatın kanlı yollarında, boynuna geçirilen ve sesini boğan bir ağır ‘‘sükût’’ zincirini sürükleyip yürüyor. Hiç bir beygir, hiç bir arı, hiç bir sinek, başının ağrıdığını veya midesinin bulandığını bize söyleyememiştir. Fakat bu cinsten bir ıztırabın gözü, başı, ağzı olan bir mahlûka yabancı olabileceğini sanmak ne merhametsizliktir.



ahmethaşim

?











Neyi özlüyorum biliyor musun?

k/arlama






içinde çağlayanları barındıran sesiz bir ırmak gibisin
bakıldığında derinliği görülmeyecek kadar sığ
içine girdiğinde çıkılması imkansızbir karadelik gözlerin
sana b/akmam imkansız
bana b/akman imnasız
önüne set çekilmiş sular gibi
yosun bağlamış bir halimiz

ve s/ana






...ve s/ana yalnızlık kokulu şiirler yazıyorum ellerim titrek
iki satırlık şiirler bilerek veya bilmeyerek...


...




"Hasta olduğumda, kolum kanadım kırık olduğunda ya da üzüntülüyken seni ne kadar özlüyorum bilemezsin..."



fernando Pessoa







SANA YAZIYORUM AMA SENİ DÜŞÜNMÜYORUM







Küçük ve yaramaz Bebeğim, Evdeyim, yapayalnızım; duvarları (tabii ki! Tavanı ve yeri değil) halı kaplayan entelektüel dışında; ama o sayılmaz. Anlaştığımız gibi küçük Bebeğime kendisinin en azından bir tek şey dışında çok kötü biri olduğunu söylemek için yazıyorum; o tek şey de 'gibi yapmak'; bu konuda onun üstüne yok. Görüyorsun bak, sana yazıyorum ama seni düşünmüyorum. Güvercinlerin peşinde olduğum zamanlara duyduğum özlemi düşünüyorum. Biliyorsun senin bunda hiçbir sorumluluğun yok.

Fernando Pessoa

Sorun şu ki Tanrım;

Sorun şu ki Tanrım, gömleğim önden yırtıldı.
Gömleğim önden yırtıldı ve artık hiç kimseye masumiyetimi ispat edemiyorum.
Bu bir kaza sadece ve sonucu değiştirmiyor
.


Kuyuda saklanıyorum uzun yıllardır. Gelip geçen kervanlardan gizliyorum kendimi. Esir olmak korkusu, pazarlarda satılmak korkusu yapışıyor boğazıma. Kendi karanlığımda boğulmayı seçiyorumDışarı çıktığımda gökyüzünü ciğerlerime çekip, çocukları havasız bırakmak endişesi var üzerimde. Böylesi garip ve bir o kadar saçma endişeler taşıyorum.


Oysa ne Meryem’in iffetinden şüphe etmişliğim var ne de Magdalena’ya bir tek taş attım.
Gömleğim önden yırtıldı ve artık kimseye anlatamıyorum suçsuzluğumu.
Tanrım bu nasıl bir yorgunluktur?



Uhud az önce sona ermiş gibi nefes nefese yürüyorum. Sözlerin nasıl da yoruyor bedenimi. Sarsılıyorum, titriyorum, ateş vücudumu sarıyor. Gözleri çalınmış savaşçılar dolduruyor uykularımı. Kadınların çığlıklarıyla uyanıyorum gece yarıları. Yatağımdan ölü çocukların şarkılarını topluyorum sabahlara kadar. Şeytanın kirli tırnak aralarından besleniyor kentliler.


Işık, biraz ışık lütfen!
Mabedlerin karanlığında günaha el açıyoruz.
Biraz inşirah lütfen!


İstatistik tablolarında ölümler düşüyor payımıza. Gazete manşetlerinde tüketiyoruz hayatı. Hayata gözlerimi kapıyorum. Hayata kalbimi kapıyorum. Hayata ruhumu kapıyorum. Sesler ve ışık yok artık. Aşk ve merhamet yok. Böylesi yoksuluz işte Tanrım! Kentin büyük ve gösterişli binalarına sıkışmış ruhlarımız. Bir gün uzaklarda düşeceğim. Kimselerin tanımadığı yerlerde düşeceğim ve öylece kalakalacağım. Bedenimden yayılan kokular rahatsız edecek iyi giyimli insanları. Korkarım bir gün uzaklarda düşeceğim. İşte böylesi korkular düşüyor birden üzerime ve ben ne yapacağımı şaşırıyorum. Kiminle konuşacağımı ve nereden başlayacağımı sözlerime. Kelimelerin dişlerimin arasında sıkışacağından ve hep yarım kalacağından cümlelerin. Başlayıp da yarım kalmış aşklarım gibi.


Tam söyleyecekken dilimin tutulduğu aşk itirafları gibi. İtiraf edilmemiş aşkların mezarlığına dönüyor kalbim. Ya yağmur bastırıyor o sırada ya da bir yaprağın dansına takılıyor gözlerim. Sık sık uzaklara dalıyorum. Sanırım ben uzaklarda düşeceğim. Otobanda ölmüş kediler tırmalıyor zihnimi. Ben en çok ateş böceklerine kanıyorum.


Sorun şu ki Tanrım;
gömleğim bir kavgada önden yırtıldı ve ben kimselere anlatamıyorum.
Kimseler inanmıyor gözlerimdeki yaraların gerçek olduğuna.
Oysa ne Meryem’in iffetinden şüphe ettim ne de Magdalena’ya bir tek taş attım.




Kalbime sıkışmış bir hayvan içimden kemiriyor bedenimi. Sık sık uyanmam bundan gece yarıları. Çalan her telefondan ürküyorum. Yastığımla başımı kapatıp kurtulmaya çalışıyorum. Söyleyebileceğim hiçbir şey yok. Artık buradan gitmelerini ve başka kabuslara düşmelerini diliyorum. Bu gecenin hiç bitmeyeceğinden korkuyorum. Yaşlı kadınların hayatlarını çalıyor kargalar. Her sabah evlerin önünde siper tutuyorlar. İşte böylesi endişeler çınlıyor kulaklarımda. Böylesi gereksiz, böylesi saçma. Tanrım biliyorum senden çok şey istiyorum. Ve biliyorsun ki artık bir başkası yok. Ve biliyorsun ki kalbim yarılacak.




Biliyorsun
ki
geceler
uzamaya
başladı.
Biliyorsun ki, “yalnız hüznü vardır, kalbi olanın.”




Tarık Tufan/Kentşarkıları

Bir alaturka hüzün




July 2009
M T W T F S S
June 2009August 2009
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31