Bunların hepsi şiir! geçelim...

.

Subscribe to RSS feed

ve

İnsan bazen öyle sessizleşir ki cümle kuramaz hale gelir...

Konuyla ne alakası var bilmiyorum ama

eğer ben bir çizgi film kişisi olsa idim calimero olurdum orası kesin!



aşktan dağlanıp da dağ olmuş bir taşa ağladığımdır


hangi dağın gözünden aktın kim için
hangi damarın kanında kaldı kırmızılığın kin için
hangi kalbin kuyusundan çıktın da çatlağın bir aşkı sızıyor için için

kırk ikindi geçmiş üstünden bir damla bırakmamış yağmur
göz nereden alacak yaşını nereden kaderine kalem çekilecek
toprak taşa dönmez taştır toprağa dönen kalp gibi serteldikçe
ebcedi düşer üstüne aşkın sırtı bıçak sanki durulmaz ayakucunda
ısın ve kavlat kabuğunu çıkar içinden çakılları kanser etmeden

genzine aşk kaçınca adamın annesiz doğuyor çocuklar
payıma babadan miras olaydı da düşmeyeydi aşk büyük kardeşten
sakladığın kahrın katında yedilere karışılmaz sırdan
karadır sevda kaç kişiyi çeker her parçası yedişer bir kurban
kabil kadar kabul değil şahitliğim bileklerimde
düğümlenir rengini sel vurmuş çamurun kurusu adam
sanki içi cam dışı taş kesiği bir kadın yazmasında el
ettiğim yemin gibi tutulmuyor ay

ölüsü yok bu mezarın öldürdüğünden başka kimse sığmaz
üç asır uykuya tufan girer kıyamsız bir namaza kalkar aşk
tek hükmü secdedir yerden alır nasibini her şey
kendini bir tepenin düzlüğüne sürecekse sürsün
dökülecek saçların yok senin ağlama duvarına taş olacak kadar taş ol
bir yıldırım çek göğe kızdığında felek
nuha gemi et beni


üstelik

kaç taya çelme taktın diz kırığı her tarafın
keskin köşelerinin pıhtısında kurur çöl sukut gibi çöker suyun dibine
kuşlar geçer içimden kuşlar buruk sözleri taşır kan at
gürleyen gökleri getirseler de aşkın kapısında küf kokmaz
nemli yanar ateşler alınların çizgisinde uzadıkça kesilir kederin dili
dalına biner adamın evcil geçitler
dalına biner geçer itler

mademki

ayaktan yukarısı yok aşkın
başkalaş !
nasılsa Allah gittiğin yolu çevirmez
dizine konmuş baştan aşağısı hikaye


Hep

aynı hikaye...

Sabah bi ümidle alınan eti pufun ağızda istenilen tadı bulamaması ile ilgili bir karalama.

Çoktandır yine bakamadım sana sevili blok diyeceğim de bir nida yükselmesinden korkuyorum
-"nezaman baktın ki" diye. en iyisi bu düşünceyi geçelim biz.Ya ne bileyim ne çabuk akşam oluyor ne çabuk sabah oluyor anlamıyorum ki ben.Bi başlıyorum pazartesi ile ana bi bakıyorum cuma,kim yedi lo arada kalan günleri yada ben ne ara yaşadım da haberim yok yani.Bi ton şey yazarım da bunların hepsi kendini haklı çıkarma çabaları... neyse...biz aslıl konuya gelelim.Aklıma gelen bi cümlecik vardı onu yazacaktım demi buraya ben hımm tamam hatırlayabilirsem yazayım bakalım.bu arada beni mahzur görebilecen mi sevgili blok laf arasında söylede içim rahatlasın yahu. sayın seyirciler şu bloguma bişiler diyin. olmuyo böle...


Belkide eski tatları arıyor damakalrımız,bu yüzden bir herşeyin tadına bakma çabası.Yada almıyor ağızlarımız hiç bir şeyden eskisi kadar tat.

Tam bulunduğum nokta

En kötüsü ne biliyor musun? Kendine yenilmek, pes etmek.

' Che Guevara

Cuma



Bugün cuma büyük annemi hatırlıyorum dolayısı ile çocukluğumu...

Cahit sıtkı Tarancı.

Dedeme

Doğumu değil belki ama ölüm tarihi aklımda olana...




Bir sene oldu seneni devrettik bile
kutladık aramızdan ayrılışını acıyla
yokluğun hala seller bastırıken gözlerime
altyapısı olmayan şehir modundayım /hala
yokluğun burnumun direğini sızlatıyor...
oturup kalktığın yer hala sıcak kalbimde.


Med Cezir



geç gel
sisli sıkıntıların arasından bir yüz görümlüğü
... izin bulunmasın gölgeni katlet
gitsin çıtırtısı parmaklarının kopar elinden
yak saçlarını ibrahime güvenip
güneşi eline al kurusun ağladığında gözlerin
darıl geçtiğin yollara küstür kendini
ben erken görünmem varlığa
geç gel

gel geç
dağ etmem sana ruhumu düzdür
kemiklerim kırılmaz adımlarından
sokakları yoktur şehrimin seni yormaz caddeleri
asfalt ayağın geçerken erir kendinden
bahçeler yeşerir avuçlarında her çizgi nil kıyısı
gün kısalır gül tarlasından sana koşar bülbül
şarkıya yeniden başlar nedim tadında
ortasında bir devir yeniden açılır lalelerin
lambalar değil seyrin aklar yolu
buralardan
gel geç

git
dibi görünmedik suysam
adını omuzlarıma yükle harf harf kaldırayım
sürgün et mimarları taşı devrine at
çöl hurmayı yadırgasın kömür gibi
kararsın hatıralarım ceylan derisinde
kitabın yaprağını kurutsun güz
aşk galibin kefeninde nakış kalsın
cemre düşmesin toprağa

ırmağı çoğaltırsa gözyaşım yokluğundan
şafak söker güneye şehzadeler yetim kalır
karıncalar kıbleye doğru yapar yuvalarını
kış hazirana kadar gider yaza gün kalmaz
kollarımda başım yastık olur ağırlığından rüyanın
her gece göğsü daraltır haberlerin
dua elimin altından kayacak gibi çabuk
gitme
gel

Görünüş

Kabuğumuzu sert görüp bizi kırılmaz sandılar...
oysa göremediler içimizin nekadar yumuşak olduğunu.

mafrak


*kuaybeye ithafen