sανяυℓαη güℓüsℓєяiм

Cihânda âşık-i mehcûr sanma râhat olur. Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur

Subscribe to RSS feed

Cennetlik Sevdalar Kimselere Kalmadı..

Asırlara yenik düşmüş bir kelebeğim ben.Rengarenk kanatlarım yok artık kısacık ömürlerime fazlaca çiçekler sığmıyor.Dahası canana düşler gelmiyor narinliğimden.




Bağrıma ateş düşeli ve ben o ateşe odun düşeli yanmadı kainat böylesine.Kalmadı kimselere cennetlik sevdalar.


Kalmadı kimselere ahretlik dualar.Ete kemiğe sarılalı aşıklar duyulmadı sinemdeki gibi figanlar.


Hakk yoluna çağırışlar kalmadı dilde ezanlara can veren sedalar kalmadı hiçbir nefeste.


Öylesine vurdu aşık saza öylesine kaldı maşuk serapta.


Sevmek nedir bilmedi serseri kalplerin sahibi.İnadıyla muradını umdu gönlüdeli.Bulamadı delirdi rastlamadı delirdi.Kalmadı bir nebze dahi kendini kaybetti sonra tekrar belirdi.


“Rabbim bizi Cennetinde de beraber eyle komşu eyle” diyemedi kimse.Sözler küstü çekildi kalp usandı sertleşti.


“ -Dünya dendi hey gidi koca dünya…


-Ölmek yazılmasın bana bırakma beni toprağa ölümsüzlük mührünü vur alnıma.Hadi vur kalmayayım hesaba.Ayrılığı sevmem ben yapamam.Ayırma beni yar koynundan ayırma beni sevdiğim omzundan bin yıl geçse doyamam…”


Ve böylesi sözler kaldı kelamdan düştü semadan.Kısıtlandı aşk denen el-aman.Olmadı duyan anlamadı yaşayan.Dal olsa kırılırdı kalbin metaneti.Yaprak olsa çoktan savrulurdu hazandan.Gün olsa geceye salardı kendini çoktan.Ve tükendi sevdam tükendi bağrımda yanan.


Farkına varmadı okuyan.


Ebedi bir saadetti Adem ile Havva’dan kalana sunulan.
Olamadı hiç kendini Leyla ile Mecnun Kamber ile Zühre sanan.
Olamadı gitti gerçek aşka köle olan.
Züleyha kadar hırçın Yusuf kadar gülyüze kilit vuran olamadı.
Et sandı sarıldığını kemik sandı ağrıdığını.
Masumluğunu yele verdi sızısını şarkıya serdi.
Ölüm geldi aşk bitti
ve aşk
Artık her yerdeydi…

Ey Nebi; Benimde Gözümün Yaşını Silermisin.

Ey Resul ! Ey Rahim, ve Ey Kerim

Ey; gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!
Ey; Yaradanın en guzel eseri! Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım!dedigi! Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!
Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan Allah'ın sevgilisi, kainatın gozbebeği!

Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem şefaat edermisin?

Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!
Ey; gönlünden gül dökülen resul!
Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!

Benim de gözümün yaşını siler misin?

Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; yüreğimden binlerce kuş uctu, bini de öldü desem bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?

Ey; Islamın peygamberi! Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en guzel çiçeği!Ama mahzun, ama kederli Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe, bir defa bile, kahkahayla gülmemiş gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!

Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin? Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma,tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana işte onun, işte onun hatrına!

Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!
Ey; gönlümün sultanı efendim! Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim? desem bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?


Seni sevsem! Cok, cok sevsem! Öyle cok sevsem ki; sen koksa özüm, yüreğim sen koksa nazım, edam gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan ! Ali'n, Fatıma'n gibi olsam! Seni, onlar gibi seviyor olsam sen de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?

Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden! Ümmetim, ümmetim! diyerek, üstümüze titreyen!
Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz! Bizi, Hak'tan dileyenimiz!
Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!

Asr-ı saadetten değilim! Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi değilim! Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!

Lakin; ben, senin Kardeşlerim! dediğindenim! Ve; sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim! Ve lakin; daha hala sevgili Veysel Karani'nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem bana da hırkandan gonderir misin

Doğduğun günün, gecenin hürmetine bu gün ve gece; yüreğime, bir nur olup düşer misin?

Sevgili Peygamberim! Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin;

AMİN AMİN AMİN.

Ölümü Özlemeyen Aşk'ı Anlayamaz...

-Dağılan Parçalarını Topluyorum-

ALLAH senin kapından aşk sarayına bir insanı alacaksa,o insana sen nasıl;
-"Ben seni sevmiyorum" dersin..?

Allah senin dilinle bir insanı bağışlayacaksa,
ona sen nasıl,
-"Ben seni bağışlamıyorum" dersin..

Allah bir insanı senin elinle ayağa kaldıracaksa,sen nasıl elini tutmazsın..?

Allah bir insana senin elinle ikram edecekse,
sen nasıl;
-"Vermiyorum." dersin..?

Allah seni niye mi kullanıyor..?
Bunun iki sırrı var.
Biri;Allah seni insanlara sevdirmek sitiyor.
Diğeri;

"Allah senin dağılmış parçalarını topluyor..



-İsmail Acarkan-
"Ölümü Özlemyen Aşkı Anlayamaz."


O İncinmesin

Kalbimin ufkuna bak o gözlerinle
Soğuk mevsimlere çekme beni sevgili..
Öyle gözlerle kalbime gir ki;
Hayallerim incinmesin..
Güllerin gülümsediği mevsimde gel bana..
Aşkın doruklarından seslen
Ayaklarımı bile ıslatmasın dünya
Öyle ince bir perde ol ki gözlerimin önünde
Seni Seviyorum dersem..

"O incinmesin.."


-İsmail Acarkan-
Uçup Gitme Penceremden
[/I][/FONT][/COLOR]


Aşk;
Ruhun bir fonksiyonu,
İnsanda kutsal olanın işlevi,
Varoluştaki en temel hakikatin tecrübesidir.

Aşk;
'cinselliğin, ilişkilerin, benliğin ÖTESİNDE'
RUHUN, BİRLİĞİN, BENLİKÖTESİ MUTLAKIN
çok özel bir tecrübesidir.

AŞK;
beğeni, tutku, ilişki, sahip olma, değildir.

Aşk ruhun kutsal duygusudur.
Aşk; ruhun varoluşu idrak halidir.
Aşk; bağımlılık değil; bağımsız BAĞLILIKTIR.
Aşk; Allah'ın bir insanda, bir insanı sevmesidir.
Eğer aşıksan; Allah sende yaşıyor demektir.

Ey sevgili; ben seninleyim, sen kiminlesin.
Gözlerim seni göstermiyor diye; hesap sordum gözlerime.

'İnsan sevdiğiyle beraberdir.'
SEVİYORSAN BERABERSİN.


-İsmail Acarkan-Aşk Bensizlik Ülkesidir
[/ALIGN][/FONT][/COLOR]


Önce Yalnızlığım Vardı

Önce yalnızlığım vardı
Sonra güneşler batarken selam verdiler bana
Gecelere arkadaş oldum,
Sevgiyi bulurum diye el uzattım yıdızlara
Arasıra...
Ağlarken yağmur geldi yanıma
Ki ağladığım anlaşılmasın.
Sabah geldi sonra Ama uyandırmazdı.
Çünkü uyumamıştım.
Önce yalnızlığım vardı.
Sonra sen misafir oldun kalbime.
Artık herşeyim vardı
Çünkü sen vardın.

-İsmail Acarkan-
[/I][/FONT][/COLOR]


''BİR TANEM!
BİR HİÇ OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUN
VE BEN DE
HİÇBİR ŞEYİ HER ŞEYE TERCİH EDİYORUM ''

(Ölümü Özlemeyen Aşk'ı Anlayamaz
[/ALIGN][/FONT][/COLOR]




Taş Değil misin Ey Yar..

Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat;sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı;ya Kerem;sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem;in Aslı;sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; Ol!;sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; sadece eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk. / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla. / Taş değil misin ey yâr?


Senai Demirci

Leyl-i Aşk / İşte Böyle Yâr Bilesin

Leyl-i Aşk / İşte Böyle Yâr Bilesin

Yağmurun yağmadığı şehirler düşlerken sana ben. Yorgun karanfillerin sencil denizlere düşüşü geldi aklıma. Dalgalanmamış bir denize kaç çocuk gözyaşı dökebilir diye sormuştun bana. Cevabını yokluğunda buldum. Ağlayan bir çocuk için kaç deniz dalgalanabilir alemde.

İşte böyle yâr.

Kendi kendime sorduğum soruların cevabını yalnızlıktan aldığım günün adıydı aşk belki de. Sözlerin içinden seçilen bir sözdü. Hiç kimseye ve herşeye dair bir hissin sürüncemesi. Vaktin ipliğini hüzne saran annelerin, çocuklarına gözyaşlarından bir mezar kurabilme elemi.

Aşk her dilde aynı diyorlardı ama aşkın hangi dile mukabil olduğunu kimse bilmiyordu. Şehrin vakanüvistleri kendi usaresinde yatan müessir korkuya biat etmişti. Ve yeise düşen her gönülde bir leyla düşlemesiydi aşk.

Mecnunca bir çaresizlik gezinirken parmak uçlarında aşksız kentin. Sahraları kırmızı bir alev topunun bergüzârlığıyla yakan İbrahim'lere haramdı aşk. Tahrimen mekruh kılınmıştı kölelik denizinde özgür bir aşkın gemisini yürütmek.

Ah yâr.

Yarasaların dahi tersinden göremediği yegâne varlıktı aşk. Dik ve onurluydu. Boyun eğmezdi hiçbir kuvvete. Herkes herşeyi satın alabilirdi. Ama pazarda her akşam satılamayanlar listesinde aşk vardı. Yitik bir ömrün tek hatırasıydı aşk. Müzmin bir ticaretin tek bakiyesi.

Sana ellerimle gökyüzüne fırlattığım yağmurları sunmak isterdim. Toprağa düşmeden daha, damlaları avcunda biriktiren çocukların şarkısını dinletmek. Suya yazılan her yazıya adının katrelerini karıştırdım yâr. Bu yüzden adını ebru koydum senin.

Ah yâr.

Yeryüzünün bütün kuşları ve bütün hüzünleri adına, sana en kutsal aşkın yeminini vermeye ramak kalmışken. Yarama tuz diye basılan bu sessizliğin alamet-i fârikası nedir. Nedir bana gecenin içinde karanlığı dahi beyazı gösteren sır. Esrârını bilebilseydim avcumdaki güneş çiçeklerinin, gölgelemezdim gönül bahçeni ellerimin yağmuruyla.

Sana toprağın arasındaki çatlaktan yağmura bakan bir ölünün sözleriyle susuyorum. Konuşsam dilimi mimleyecek yağmur halkaları. Aşktan yanan kalbime buz düşleri üşüşecek. Susmalıyım yâr. Bağıracaksam sana mahşerin on beşinci günü. Susmalıyım.

Bilirsin yâr.

Baharı beklemeyen yaprağa konmaz yusufçuk kuşları. Zemherileri göğsünde eritmeden hangi baharın müjdelerini duyabilirsin. İşte şimdi. Kemik sesleri törpülüyor hüznümün kılcal damarlarını. Ve cehenneme bir bilet ısmarladım ben. Aşkı kim kirletirse onun adına kesilecek. Ama sen yâr. Senin adın yâr. Cennet'i kalbeyleyen erguvan kokularına karışır adın.

Bilesin yâr.

Gümrâh bir ırmağın son damlasını aşk ile yıkayıp sana akacağım sonsuzluğun dehlizlerinden. Mısra mısra yollarına adanıp hece hece secdene kapanacağım. Bir Leyl rüyası bu yâr. Gözlerimiz kapanınca göreceğiz.


Unutma yâr.
Aşk yaşarken ölsede
Öldükten sonra yine yaşanır

(İbrahim Sâki)
[/FONT]

LeyLâ'da ki Mâna..

LEYLÂ'DAKİ MÂNÂ


"Bir gün sana Leylâ'yı sorarlar a gönül
Leylâda ki mânâyı sorarlar a gönül
Esmâyı ha bilmedin ha bildin ne çıkar
Ukbâda müsemmâyı sorarlar a gönül



Mecnûn Leylâ'nın aşkıyla öylesine kendinden geçmişti ki, Her nereye baksa Leylâ'yı görür oldu. Artık adını soranlara bile; "Benim adım Leylâ! diyordu."
Dilinde ki virdi, gönlündeki derdi Leylâ idi. Leylâ'dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leylâ ismi diğer bütün isimleri unutturmuştu O'na. Mecnûn âşık-ı sâdık olmuştu. Çünkü, aşkında sâdık olan, özge esmâ bilmezlerdi.

Yine böyle deli-dîvâne "Leylâ!-Leylâ!" diyerek feryâd edip dolaşıyordu Mecnûn. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda. Leylâ bu yürek sızlatan feryâdı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu miskîne kendimi göstereyim de hâl, hâtır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-gündüz kendisi için âh u efgân eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leylâ. Bu arada Mecnûn şehrin dışına çıkmış ve Leylâ! Leylâ nidâları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leylâ arkasından yetişerek Mecnûn'un önüne geçti, ancak Mecnûn Leylâ'ya hiç iltifat etmemişti. O kadar çok "Leylâ" diyordu ki, bu zikr-i kesîr sebebiyle kendinden geçmiş, bayılarak yer düşmüştü. Yattığı yerde dahî bütün âzâlarından "Leylâ" zikri yükseliyordu. Leylâ şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu. Mecnûn kendine geldiğinde karşısında gölgesi üzerine düşmüş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, gözlerini Leylâ'nın yüzünde gezdirdi ve "Sen kimsin?" diye sordu Leylâ'ya. "Hâlin nedir aşk elinden? dedi Leylâ. Mecnûn "Sana ne benim hâlimden. Dost musun, düşman mısın? Uzak dur benden!" dedi. "Adını anmaktan deli-dîvâne olduğun Leylâ benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?" dedi Leylâ. Mecnûn'un yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve sözlerini şöyle tamamladı: " Bil ki; bütün âlem bana "Leylâ" olmuştur. Benim gönlüm lebâ-leb Leylâ doludur. Eğer sen Leylâ isen, bu bende ki Leylâ nedir? Anlaşıldı ki, Mecnûn artık Cunûn şehrinde ikâmet ediyordu. Bu şehrin ne makâmı ne de mekânı vardı.

Zâten Mekânı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri "Hayret Vâdisi" diğeri "Cunûn Şehri" dir." Hayret Vâdisi'nde ki şaşkınlığa düşmüş kimselerle(mütehayyir), Cunûn Şehri'nin mecnûnları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden geçmiş bir halde sohbete daldılar. Mecnûn da bu mecnûnlardan bir mecnûn olmuştu. Mecnûnlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştikçe tatlandı, tatlandıkça derinleşti. Mecnûn sordu Mütehayyir cevapladı:

- Ey Mütehayyir! Okudun, yazdın ve mânâsını da anladın. Mânâyı nasıl anladın? Söyler misin?
- Elif-bâ ile
- Mânâ ne demektir?
- Birin iki, ikinin bir olmasıdır.
- Buna ne denir?
- Kelime-i Tevhîd
- Peki, Elif-bâ ne demektir?
- Kâinâttaki gerçeklikler(realiteler)
- Asıl olan hangi harftir?
- Elif
- Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? Hâdiselerin mi?
- Vârlığın değil, hâdiselerin aslıdır.
- Elifin aslı nedir?
- Nokta.
- Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun?
- Nokta'ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif'le konuşur.
- Öyleyse iki tane varlık var?
- Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı'yı düşün!
- Arı ne yapar?
- Bal yapar; sevdirmek için!
- Başka ne yapar?
- Balmumu yapar; bildirmek için!
Mütehayyir cebinden bir balmumu çıkardı ve;
- İşte Nokta! dedi.
Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve;
- İşte Elif! dedi.
O sırada mecnûnlardan biri ayağa kalktı ve;
- Elif'in başka adı var mı? diye sordu.
Mütehayyir;
- Evet var! Gel de kulağına söyleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar.

Mütehayyirin ifâdesine göre, o artık Leylâsız Mecnûn olmuştu. Çünkü Mecnûn Leylâ'ya dönüşmüştü. Bundan sonra her kim aradan Leylâ'yı çıkarırsa Elif'in diğer ismini de öğrenebilecekti.



Mustafa Demirci

Senin yolun değilse ümmetin kimin yolunda gidiyor Ya Rasullullah…

http://video.google.com/videoplay?docid=941082279613729572

Ya rasulullah sen bir gün yine Ebu Cehile uğramıştın.
Bıkmadan usanmadan tekrar ettiğin tebliğini bir kez daha tekrarlamıştın.
Ebu Cehil sana “Ya Muhammed Eğer senin bu ısrarın inandığın Rabbin huzurunda mesuliyetten kurtulmak içinse ben sana şehadet edeceğim.Sen üzerine düşen görevi yaptın” diyordu.

Sen mahzun ve mükedder giderken Ali soruyordu
“Ya Ebu Cehil gerçekten Muhammed’e SAV inanmıyor musun?Bu soruya Ebu Cehil gibi münkir
“Evet biliyorum ki o bir peygamberdir.Ama niçin O diyordu?”

Bugün seni hiç tanımayan isminin anılmasına dahi tahammül edemeyenler var.
Sen insanlık aleminin yıldızı iken, sen kainatın yaratılış sebebi iken.sana ebu cehil kadar dahi insaflı davranmayanlar var.
Var zira biz o kapıları hiç zorlamadık.
Ya bir kere gittik kovulduk, ikinciye gitmedik ya da hiç gitmedik.
Öyle iken bu işler olmuyor diye şikayet ediyoruz Ya Rasulallah.
Senin Ebu Cehil’in arkasından konuştuğunu ne gören oldu ne duyan.
Senin iman etmiyor diye birini zemmettiğin vaki değilken ümmetin ne kadar da rahat konuşuyor Ya Rasulallah.
İstediğine kafir deyip bin bir türlü hakaret yağdırıyor.
İstediğinin de “yüzüne tükürmek gerektir” diyor ve tükürüyor.
Bu yol senin yoluna pek benzemiyor.
Senin yolun değilse ümmetin kimin yolunda gidiyor Ya Rasulallah…


***


İman etmek için Ömer ne güzel bir örnekti…
Bir gün yanında gelmiş ve sana hitaban
“Şuan nefsimden sonra en sevimli seni buluyorum” demişti.
Sense elini elinden tutmuş, “olmadı, olmadı Ya Ömer beni nefsinden çok sevmedikçe tam iman etmiş olmazsın” demişti.
Daha sonra Ömer “şuan seni nefsimden daha çok seviyorum” deyince, yüzüne gülümsemiş “İşteşimdi oldu Ya Ömer, işte şimdi oldu” demiş ve dostun Ömer’i tam imana erdirmiştin.

Ebu Talib’e yetmemişken seni seviyoruz demek bize yetecek mi Ya rasulallah…
Sadece iman ettik deyip, imanın gereklerini yerine getirmesekte iman etmiş olur muyuz YA rasulallah…
Ömer gibi olabilmek mümkün mü hiç.
Sen Ömer!e olmadı derken bizim imanımıza olur verir misin Ya Rasulallah.
Seni nefsinden değil, eşinden, çocukalrından, malından, evinden, arabasından sonra düşünen ümmetin nasıl tam imana ulaşacak Ya Rasulallah.
Kim elimizden tutup olmadı diyecek bize…

***

Şu dönemde ise Ey Eba Akîl tembel insanlar sardı her yanı , ipek döşekler içinde aranır oldu Rıza…
Bırak ölüm döşeğinden fırlayıp davaya sarılmayı…
Yumuşak döşeğini terk etmez oldu insanlar..

Şimdi sizler ey bütün bir tarih boyunca ağlamayı unutanlar, gamsızlar, dertsizler ve ağlanacak hallerine gülenler…
Gelin şu çıkmazın başında durup asırlık gamzsızlığımıza bir son vererek beraber ağlayalım.
Cehaletimize ağlayalım, kaybettiğimiz şeylerden habersizliğimize ağlayalım.
kusurdan bir heykel haline gelmiş mahiyetimize, duygularımızın dumura uğrayışına ve hoyratlaşan gönlümüze ağlayalım.
Bu vaziyette öleceğimize, öldüğümüz gibi dirileceğimize..
Tasmalı ve prangalı…Büyük imtihanda, en büyük merasimde fevç fevç geçecek olan mazimizin şanlıları arasında yer bulamayacağımıza ağlayalım.
Daldan kopan bir meyve gibi yalnız düşüşümüze,ayaklar altında ezilişimize ve rahmetten cüda kalımışımıza ağlayalım..



alinti

Ne benim D e r d i m ?





Suretin kendine yabancilasiyor,
Su haline bak bu sen misin ?
Ama niye kiziyorsun ki baskalarina bunlari yapan sen değilmisin ?
Amacinda bu değilmiydi zaten senin
Sevdiğin, değer verdiğin insanlarada böyle davranmadin mi ?
Tutarsizca davranıslarin bu yüzden değil miydii..
Dünyanın senin acilarindan dolayi duracağinimi sanmıstın..
Komiksin..

Anlamlandiramiyorum artik seni ama,
Gecmis olsun artik bunlari kendi kendine yapan sensin hep sensin.
Cevrene baktiğinda o güzel görülen hayatın icine girdikce anlamsizliklarla doluyor..
Yalanci yüzler, yalanci sözler ve kem gözler !
Hepsi hayatin icinde kendinde olmayan seyleri baskalarinda görünce
Yilan yanlari tutuyor..
CekemiyorLar.
.
Sen ne yapiyorsun peki ?
İnsanlarin mutluğu icin kosusturup duruyorsun,
OnLara güvenip Sevip, sayiyorsun..
Güveniyorsun!
Nesin sen ? iyilik meleği falan mi ?
Cok komiksin !
Sen onlarin yaptiklarini anlayabileceğinimi saniyorsun !
Nasil anlasinlarki o modern görünümlerinin icinde olan modern kalpleri ve,
Kendilerini sürekli beğenen o halleriyle..
Kime iyiliği, güzelliği,sevgiyi anlatmaya calisiyorsun o cilali tas döneminden kalma suretinle,
Dedim ya komiksin iste..
Kendine ne yaptin peki sen ? Hic düsündün mü ?
Ben söyliyeyim mi ?
En diplere kadar ittin !
Sanki senin hic mutlu olmaya güzelce yasamaya hakkin yokmus gibi !

Diyorum ya iyilik meleği değilsin sen kızım anla bunu..
Hastasin Sen !
Ağir bir travma geciriyorsun,
Yükün ağir sen bile tasiyamiyorsun
Yoruldun, bittin artik...
Yeter !
Yüreğin her defasında kırıLıp parçaLanıyor..
ParçaLarını topLamaya çaLışıyorsun..
Kimi zaman üsüyor, Kimi zaman donuyorsun
Nerde o yüzüne gülen insanlar..
OnLarda yalana karistilar değil mi ?
Bastan belli değil miydi zaten !
Sen değil miydin en fazlasından değer veren ?
Sen değil miydin en fazlasindan dinleyen, anlayan, seven ?
Sen değil miydin kendini harap eden..
Bak ne oldu sonunda gördünmü..
Zamanini harcadinda ne oldu..
Al iste sana karsliği en kocamanindan bir vefasizlik..
Al iste sana karsiliği kocaman bir hayirsizlik..
Al iste ektiğini biciyorsun..

Sahi sen bunlarimi ekmistin !
Yoksa onlar mi böyle filizlendiler..
Hüzünle bic simdi onlari..
Su haline bak.. Acizsin.. Aciyorum sana..
Ama yok, yok, yok..
Bu olmamali..
Yok artik acilen bir el atmali sana !
KurtuLmalisin bu HASTALİKTAN.
Hadi bakalim sans ver kendine..
Birak isteyen istediğine inansin, varsin sana kimse inanmasin YARADAN'indan baska..
O YETER SANA, O KORUR SENİ..
YALANCİLARİN YALANLARİNİ ORTAYA DÖKER
SENİ BASKA DÜSÜNCELERE SEVK EDENLERİN GERCEK YÜZLERİNİ ORTAYA CİKARİR..
SENİ DİNLEMEYENLERE SENİ ANLATİR.
.
Tek sığınağina el ac gene seni bu halden kurtarsin diye
vicdaninida kökünden silip at..
Bak diyorum, " Herşey senin yüzünden(!) "
"senin yüzünden(!)"
"senin yüzünden(!)"
"senin yüzünden(!)"


Yeter Artik ayine...
Seninlede konusmak istemiyorum..

03.05.2009/22:06

Senin adını anmamak şartıdır dostluğumun.


Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sâdıkâne / belki ol / âlemde / dildâr olur
Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur




Altın harflerle yaz mahlasımı, halvetim kasvet, kem gözlere şiş!...
câdü ya herru!... ya merru!... kaf kef, gölge haramilerine bir selam çak!...
abile patladı, demlenir simam, nüşinrevan dan handan ummam ben.
ahu-yi felek mum, ben şamdan. düşmez kalkmaz bir ALLAH'tır uyan!...





May 2013
M T W T F S S
April 2013June 2013
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31