DÖKÜLEN İNCİLER

Kapalı bir zarftadır kalbinin gizemleri ; Bağışla, açıp okuyacağım seni.__Mşrf

Subscribe to RSS feed

Günaydın...



Meral Okay ' ın anısına...


Değerli tiyatrocu Meral Okay da rahmetine kavuştu...O kavuşurken geride bıraktığı mektubu paylaşmak istedim.... ( Ne için mi ? Biraz durup düşünmek için )

Meral Okay'ın o mektubu...

Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman”ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir… Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış. Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti…

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ”biz” olabilme halidir…İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz… Biz birbirimize karşı çok saygılıydık… Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… Aşk bazen de bir kıyamama halidir… Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı… O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın…

O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın… Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık.

Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz..

TAM ZAMANINDA YAŞAMAK


TAM ZAMANINDA YAŞAMAK

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.

Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.

Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.

Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.

Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.


Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.

Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..

Can YÜCEL

SÖYLESEM TESİRİ YOK SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL


Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere varan vardır

Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır

Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir...

Fuzuli

İzmir gibiyim artık


İzmir gibiyim artık..
Gülmeyi Alsancak’ta bıraktım.
Coşkuyu Göztepe'de
Martıları Konak’ta
Aşkı Üçkuyular da..

Asansör kadar yorgun,
Agora kadar yıkık,
Eşrefpaşa kadar belalı,
Bornova kadar vedalara alışık..
Çeşme kadar aşık...
Karşıyaka kadar gösterişli
Kemeraltı kadar kalabalık
Üçyol kadar sıkıcı
YALI kadar cefakar...

İzmir gibiyim yani,
Uzaktan ışıl ışıl,
Ama aslında yorgun, bitkin,tükenmiş ama
Her şeye rağmen Saat Kulesi gibi hala dimdik..!!






Bir nihavent çal kemancı



Bana bir nihavend çal kemancı
Şöyle inceden, derinden olsun
Biraz sonra akşam iner bu şehrin üstüne
Usuldan bir yağmur başlar sonra

Ne var ne yoksa dökülür ortaya bir bir
Umutlar, kederler, yüzleşmeler, inançlar,
ve aldatmalar
En beteri de aldatılmışlık olur bilir misin
Hepsini hazmedersin de, bir o dikilir karşına
Yedi kollu canavar gibi

Bana bir nihavend çal kemancı
Şöyle inceden, derinden olsun
Her dokunuşun, bütün sözlerin
Ve ela gözlerin yalan olduğu an
Martılar sessizce kaybolur ufukta
Sevda denen yalanın
Kahrolasıca gerçek yüzünü görürsün
İşte yağmur tam o anda başlar usul usul
Yavaşça kımıldar yüreğindeki sancı,,,

Bir nihavend kemancı
Bir nihavend çal, nolursun
Çal da dursun bu zaman
Çal da sussun bu deli gönül
Çal da bitsin bu deli sevda
Bir nihavend çal, nolursun

Unutacaksın bir gün

Unutacaksın bir gün
Sesimi, bakışımı, duruşumu...
Sana sevgimi sunuşumu...


Kaç mevsim geçti üzerimizden,
kaç gelincik açtı, kaç kardelen güneşi gördü
Kaç lale koparıldı nazikçe
Ve uzatıldı bir sevilene?
Hüzün çöker akşamları,
yoksun her zamanki koltuğunda
hüznüm kirpik dibimde,
sancım sol yanımda...
Özlediğim canımda...
Her şeyim tam da,
Bir ellerin yok, sıcak kucağın yok
Bir tek gülüşün yok dünyamda.
Kurabiye kokularını özledim
Benim için pişirdiğin...
Telefonda, ‘’ çok gecikme ‘’ demeni,
Beni pencerede beklemeni...
Şimdi her şeyim tam da
bir tek kokun, gülüşün yok dünyamda...

M.Özdaş
01.04.2012

Ne me Qettes Pase



Terk etme beni
Unutmak zorundayız,
herşey unutulabilir,
geçip giden herşey…
unutmalı:
geçen Yanlış anlaşılmalarla,
yitip giden zamanı.
ve zaman kaybedilir:
anlamaya çalışmakla,
geçen o saatleri..
ki zaman zaman,
"niçinler" öldürür
kalplerdeki mutluluğu…
Terk etme beni…


bense yağmur taneleri sunacağım
yağmur yağmayan ülkelerden getirilmiş.
yaracağım toprağı,
ölümümden sonrasına kadar,
sarmalamak için bedenini,
altın ve ışıkla.
sana bir ülke vereceğim:
sevginin kral olacağı,
sevginin kural olacağı,
ve senin kraliçe olacağın.
terk etme beni


Terk etme beni
Delice sözler yaratacağım,
sadece senin anlayabileceğin.
sana,oradaki
sevenlerden bahsedeceğim,
iki kez kalplerinin öpüştüğünü gören,
sana rastlayamadığı için ölen,
O kralın öyküsünü anlatacağım.
terk etme beni

biz sıkça görürüz
eski bir volkandan alev fışkırdığını..
çok eski olduğunu sandığımız.

bazen bunun gibi,
yanmış topraklar
en verimli nisandan,daha çok ürün verebilir
ve akşam gökyüzünde birleşmezler mi onlar
kızıl ve siyah ışıklar vermek için
terk etme beni

terketme beni
artık ağlamayacağım,
artık konuşmayacağım,
bir tek burada saklanıp,
senin dansedip gülümsemeni,
şarKı söylemeni ve gülmeni görmek için.
bırak olayım: gölgenin gölgesi,
elinin gölgesi,
köpeğinin arkasında,
terketme beni.

HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR ÇÜNKÜ…

HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR ÇÜNKÜ…
"Her seçim bir kaybediştir"
Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz.
Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği dayar burnunuzun ucuna...

"Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız" diye başucunuzda biten garsona,
"hangi kanaldaki filmi izlesem" kararsızlığından, "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar herşey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.

Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz.
Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz.

Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur.

Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur.

Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.

Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.

Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.

Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.

Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.

Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
...ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir. (Alıntı)

B.Dylan

Bazı insanlar yağmuru hisseder.
diğerleri ise sadece ıslanır…-B. Dylan

Some people feel the rain.
while others just get wet ...-B. Dylan