.. Risale-i Nur ..

Şefkat ; Aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvi ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete layıktır..

Subscribe to RSS feed

bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın.
ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. öyleyse, aziz olarak çıkmaya çalış.
vücudunu mucidine feda et. mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.
Mesnevi-i Nuriye | Habbe | 101
Evet, şu Söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren,
güzellerin güzeli olan evsâf-ı Muhammediyedir.
Said Nursi


[/align]
O ki (asm); Cenab-ı Hakk’ın en münevver Bürhanı
O ki (asm); Saltanat-ı İlahiyye’nin Dellalı
O ki (asm); Halik-ı Kainatın tercümanı
O ki (asm); Ehl-i imanın en büyük İmamı
O ki (asm); Melek, cin ve beşerin Seyyidi
O ki (asm); Mabud-u Bilhakk’ın en halis Abdi
O ki (asm); Şu kainatın neticesi, en mükemmel meyvesi
O ki (asm); Rahmet-i İlahiyye’nin timsali
O ki (asm); Muhabbet-i Rabbaniye’nin misali
O ki (asm); Sevgililer Sevgilisi
O ki (asm); Hürmetine alemler yaratılan
O ki (asm); En mükemmel, istidadı en yüksek, ahlakı en ulvi olan
O ki (asm); Doğduğu anda da, cennetül ala da da, ‘’Ümmeti Ümmeti’’ diyen
O ki (asm); Ahirzamandaki kardeşlerini düşünüp selam gönderen
O ki (asm); Hem fiilen, hem halen, hem kavlen bize örnek olan
O ki (asm); En büyük sıkıntılara dahi teslimiyet gösteren
O ki (asm); Marifetullah ve Muhabbetullahın kapılarını bizlere ardına kadar açan
O ki (asm); Saltanat-ı uzma ünvanı ile, umumun namına Cenab-ı Hak ile görüşen
O ki (asm); Camiiyyet-i istidat cihetiyle mevcudattaki kemalatın en mükemmel ezcümlesi…
O ki (asm);…


Nurundan kainatın yaratıldığı Efendimiz’i anlatmaya zerreler adedince kelimeler bulunsa O’nun (asm) alemleri kuşatan vasıflarını ifade etmekte yetersiz kalır…
[/B][/COLOR][/B][/ALIGN]

http://www.risaleforum.net/risale-i-nur-okuma-ve-anlama/risale-i-nur-okuyoruz/55849-risale-analizi-kainatin-efendisini-asm-okuyoruz.html#post244825

Kalbin göz bebeği..

Hayatının saadet içindeki kemâli ise,
senin hayatının aynasında temessül eden
Şems-i Ezelînin envârını hissedip, sevmektir.
Zîşuur olarak Ona şevk göstermektir,
Onun muhabbetiyle kendinden geçmektir,
Kalbin göz bebeğinde aks-i nurunu yerleştirmektir..
[/B][/COLOR]

Said Nur ve Talebeleri


Bahtiyar bir ihtiyar var Etrafı, sekiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmışYaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi birşeye inanmış: Allah'a, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a, Onun ulu Peygamberine, Onun büyük kitabına Kur'ân henüz yeni nâzil olmuş gibi, herkes aradığını bulmuş gibi bir hal var onlarda Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini âdetâ Asr-ı Saadette hissediyor Yüzleri nur, içleri nur, dışları nur Hepsi huzur içindeler Temiz, ulvî, sonsuz birşeye bağlanmak; her yerde hâzır, nâzır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak; o yolda yürümek, o yolun kara sevdâlısı olmak Evet, ne büyük saadet!

Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar Gün görmüş bir ihtiyar Üç devir; Meşrutiyet, Ittihad ve Terakki, Cumhuriyet: Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur Yıkılmayan kalmamış! Yalnız bir adam var O, ayakta Şark yaylalarından, güneşin doğduğu yerden Istanbul'a kadar gelen bir adam Îmânı, sıradağlar gibi muhkem Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı îmanlı bağrını siper etmiş "Allah" demiş, "Peygamber" demiş, başka birşey dememiş; başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur Hiçbir zâlim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş Kayalar gibi çetin, müthiş bir irâde, şimşekler gibi bir zekâ; işte Said Nur! Dîvân-ı harbler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâplar, onun için kurulan îdam sehpâları, sürgünler bu müthiş adamı, bu mâneviyât adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara îmânından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesâretle karşı koymuş Kur'ân-ı Kerîm'de "İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz" (Âl-i Imrân Sûresi: âyet 133) buyuruluyor Bu Allah kelâmı, sanki Said Nur'da tecellî etmiş!

Mahkemelerdeki müdâfaalarını okuduk Bu müdâfaalar bir nefis müdâfaası değildir; büyük bir dâvânın müdâfaasıdır Celâdet, cesâret, zekâ eseri, şâheseri

Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur, en az bir Sokrat'tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürtecî, bir softa diye takdim olundu Onlara göre büyük olabilmek için ecnebî olmak gerek O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi Mahkûmken bile hükmediyordu O, hapishânelerden hapishânelere atıldı Hapishâneler, zindanlar onun sâyesinde medrese-i Yûsufiye oldu Said Nur, zindanları nur, gönülleri nur eyledi Nice azılı katiller, nice nizam ve ırz düşmanları, bu îman âbidesinin karşısında eridiler; sanki yeniden yaratıldılar Hepsi halîm-selîm mü'minler haline, hayırlı vatandaşlar haline geldiler Sizin hangi mektepleriniz, hangi terbiye sistemleriniz bunu yapabildi, yapabilir?

Onu diyar diyar sürdüler Her sürgün yeri, onun öz vatanı oldu Nereye gitse, nereye sürülse, etrafı saf, temiz mü'minler tarafından sarılıyordu Kanunlar, yasaklar, polisler, jandarmalar, kalın hapishâne duvarları, onu mü'min kardeşlerinden bir an bile ayıramadı Büyük mürşidin, talebeleriyle arasına yığılan bu maddî kesâfetler; din, aşk, îman sâyesinde letâfetler haline geldiler Kör kuvvetin, ölü maddenin bu tahdit ve tehditleri, ruh âleminin ummanlarında büyük dalgalar meydana getirdi Bu dalgalar, köy odalarından başlayarak, yer yer her tarafı sardı; üniversitelerin kapılarına kadar dayandı
Yıllardır mukaddesâtları çiğnenmiş vatan çocukları, mahvedilen nesiller, îmâna susayanlar; onun yoluna, onun nûruna koştular Üstadın Nur Risâleleri elden ele, dilden dile, ilden ile ulaştı, dolaştı Genç- ihtiyar, câhil- münevver, sekizinden seksenine kadar herkes ondan birşey aldı, onun nûruyla nurlandı Her talebe, bir makine, bir matbaa oldu Îman, tekniğe meydan okudu Nur Risâleleri binlerce defa yazıldı, teksir edildi

Gözlerinin nûru sönmüş, iç âlemlerinin ışığı sönmüş, harâbeye dönmüş olan körler bu nurdan, bu ışıktan korktular Bu azîz adamı, dillerden hiç eksik etmedikleri "Inkılâba, lâikliğe aykın hareket ediyor" diye, tekrar tekrar mahkemeye verdiler; tekrar tekrar hapishânelere attılar Kaç kere zehirlemek istedilerOna zehirler panzehir oldu, zindanlar dershâne Onun nûru, Kur'ân'ın nûru, Allah'ın nûru vatan sınırlarını da aştı Bütün âlem-i İslâmı dolaştı Şimdi Türkiye'de, her teşekkülün, vatanını seven herkesin önünde hürmetle durması lâzım gelen bir kuvvet vardır: Said Nur ve talebeleri Bunların derneği yoktur, lokali yoktur, yeri yoktur, yurdu yoktur, partisi, patırdısı, nutku, alâyişi, nümâyişi yoktur Bu bilinmezlerin, ermişlerin, kendini büyük bir dâvâya vermişlerin şuurlu, îmanlı, inançlı kalabalığıdır


Osman Yüksel Serdengeçti

!!

. . . R nur K . . .

"Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe."
Mektubat | On Yedinci Mektup | 81