•°o.O Uyku Perisi O.o°•

Dünyalılar uykuda, vakit gece yarısı.. En güzel peri kızı, bin bir yıldızla iner; süt beyazı teniyle, saçı altın sarısı...

Subscribe to RSS feed

kibrit yürekler...

,

ikimizi de aynı ateş kavurdu sandım...
B i z
O l a m a y ı n c a ;

Y a n a n
B e n
O l d u m
A ş k ı n
İ ç i n d e .

B e l i m
B ü k ü l d ü
A m a ;

B a ş ı m
H i ç
D ü ş m e d i
Ö n ü m e

B i l e s i n .

V e
B i l e s i n ki ;

B e n
S e v d i m
S e n
B a h a n e y d i n
S a d e c e . . .


Hatice Atalay

Şems Tebrizi Hazretlerinin 40 altın kuralı...

, ,

Uzun süredir bir kitaptan bu kadar etkilenmemiştim. Elif Şafak’ın “AŞK” kitabını şiddetle tavsiye ediyorum; aşağıdaki alıntılara bakın...

Şems Tebrizi Hazretlerinin 40 altın kuralı...

Birinci kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içerisindesin çoğunlukla. Yok eğer, Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat geliyorsa aklına, sen de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

İkinci kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

Üçüncü kural: Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

Dördüncü kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin. Çünkü o camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

Beşinci kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği :"Bırak kendini ko gitsin!" Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

Altıncı kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

Yedinci kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

Sekizinci kural: Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

Dokuzuncu kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,hazmeder. Ve bilirler ki; gökteki ayın hilâlden dolunaya varması için zaman gerekir.

Onuncu kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey, Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

On birinci kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz; ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

On ikinci kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

On üçüncü kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşid seni kendi içine bakmaya, nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

On dördüncü kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur" diye endişelenme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?

On beşinci kural: Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rabb noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

On altıncı kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini,Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden,ne layıkıyla bilebilir,ne layıkıyla sevebilirsin.

On yedinci kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyyettir.

On sekizinci kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendisiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

On dokuzuncu kural: Başkalarından ilgi, saygı ve sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin başkasını sevmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

Yirminci kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Yirmi birinci kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

Yirmi ikinci kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

Yirmi üçüncü kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...

Yirmi dördüncü kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

Yirmi beşinci kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

Yirmi altıncı kural: Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

Yirmi yedinci kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

Yirmi sekizinci kural: Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

Yirmi dokuzuncu kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım, kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

Otuzuncu kural: Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile,o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez, kusur örter.

Otuz birinci kural: Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Otuz ikinci kural: Aranızdaki perdeleri tek tek kaldır ki Allah'a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

Otuz üçüncü kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

Otuz dördüncü kural: Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenliktir demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

Otuz beşinci kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah'a inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

Otuz altıncı kural: Hilden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

Otuz yedinci kural: Allah kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.

Otuz sekizinci kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Otuz dokuzuncu kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz; her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

Kırkıncı kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.

BAŞLI BAŞINA BİR DÜNYADIR AŞK. YA TAM ORTASINDASINDIR, MERKEZİNDE
YA DA DIŞINDASINDIR, HASRETİNDE...




Ariadne'nin Yakınması

Kim ısıtır, kim sever beni daha?
Sıcak eller uzatın bana!
Yürek mangalları uzatın bana!
Vurulup düşürülmüş çırpına çırpına,
can çekişenler gibi, ayakları ovuşturulan,
sarsılmışım, ah! Bilinmeyen ateşlerle yana yana,
sen peşimdesin, ey Düşünce!
Adlandırılamaz! Açıklanamaz! İğrenç!
Sen, ey bulutların ardındaki avcı!
Yerle bir olmuşum senin şimşeklerinle,
sen alaycı göz, dikmişin gözünü bana karanlıklardan!
Yatıyorum öyle,
kıvrılarak, çırpınarak, işkencesiyle
bütün sonsuz ezaların,
vurdun beni
sen ey zalim avcı,
sen ey tanınmaz - T a n r ı...
ur, daha derine vur!
Bir kez daha, haydi vur!
Kopar, parçala bu yüreği!
Niye bu işkence
körelmiş oklarla?
Neye göz koydun böyle,
usanmadın mı bu insan işkencesinden,
acı vermekten haz duyan Tanrı şimşeği gözlerle?
Öldürmek değil istediğin,
yalnızca eziyet, eziyet etmek mi?
Bana - niye eziyet ediyorsun,
sen, ey acı vermekten haz duyan tanınmaz Tanrı?

Ha ha!
Usul usul sokuluyorsun
böylesi gece yarısında?...
Ne istiyorsun?
Konuş!
Üstüme geliyorsun, sıkıştırıyorsun beni,
Ha! Çok yaklaştın yanıma!
Soluğumu duyuyorsun,
yüreğimi dinliyorsun,
kıskanç seni!
- neden kıskanıyorsun beni?
Git! Defol!
O merdiven de niye?
İçeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz! Tanınmaz! Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
Ne gözetlemek istiyorsun?
Ne işkencesi etmek istiyorsun?
Sen ey işkenceci!
sen - Cellat - Tanrı!
Yoksa köpek gibi,
taklalar mı ataydım karşında?
teslim mi olaydım, kendimden geçerek
sevginle - sırnaşarak?

Boşuna!
Sürdür batırmanı!
Zalim diken!
köpek değilim - avınım yalnızca senin,
zalim avcı!
en gururlu esirinim,
en ey bulutların ardındaki haydut...
Konuş artık!
Ey şimşeklerin ardına gizlenen! Tanınmaz! konuş!
Ne istiyorsun, ey Eşkiya... b e n d e n?

Nasıl?
Fidye mi?
Ne istiyorsun fidye diye?
Çok iste - böylesi yaraşır gururuma!
ve az konuş - böylesi yaraşır öteki gururuma!

Ha ha!
Beni - istiyorsun ha? beni?
herşeyimle beni?...
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle?
S e v g i ver bana - kim ısıtır ki beni daha?
kim sever ki beni daha?
sıcak eller uzat bana,
yürek mangalları uzat bana,
bana, yalnızların en yalnızına,
buzunu ver ah! yedi kat donmuş buz,
düşmanları bile
düşmanları özlemeyi öğreten,
ver, evet, teslim et,
ey zalim düşman
bana - k e n d i n i!

Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım, tanınmazım benim,
Cellat-Tanrım benim!...

Hayır!
gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım
sana akıyor,
yüreğimin son alevi
seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel,
tanınmaz Tanrım! A c ı m benim!

son mutluluğum benim!...

Nietzsche

Artık her şey bitti

,


Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Aklında
Gönlünde
Taa buranda kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Sabah kaçta uyanırsan uyan
Koptu inceldiği yerden
Özgürlük gibi kayıverdi ellerinden
Naftalinli hatıralardır sana kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Bağırsan da
Ağlasan da
Sadece sessizlik haykıracak kulaklarına
Diyecek bir avuç yalnızlıktır sana kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Dışarısı karanlık
Açma perdeleri
Açma ki dönmesin yüreğine içerisi
Bil ki
Yok asla bunun bir çaresi
Bil ki
Kursağındaki hançerle
Yeşil reçeteli bir uykudur sana kalan

Ömer Bugay

Ölü Canlar...


"Ama ben ne yapabilirim" demiş olmalı tanrı..
"Sizin kılınız kıpırdamazsa, ben ne yapabilirim"

"Sizleri uyarmak için defalarca haber gönderdim" demiş olmalı tanrı..

"Belaların en karasıyla yüzleştiniz, felaketlerin en dayanılmazını taşıdınız zayıf ve yorgun omuzlarınızda… Uyarılarımı arttırdım ama hala derin uykudasınız demiş olmalı… Diliniz de suskun beyinleriniz de… Beyninizdeki suskunluk dilinize de vurmuş… Ölü canlar geçiyor sokaklarınızdan, arkasından katar katar sizler geçiyorsunuz bana doğru salladığınız öfkeli yumruklarınızla…

İçinize düşen kor ateşle gömdüğünüz canınızın parçaları ile sarsılıyor yer… Onlar çoğalırken siz azalıyorsunuz… Bir çayır kuşu ürkekliğiyle kaçıyorsunuz benliğinizden… Bin yılların destansı nal sesleri ninni olmuşsa kulaklarınıza, çıkmıyorsa kılıçlarınız paslı kınlarınızdan ve sığmıyorsa kabzaları küçülmüş narin avuçlarınıza… Ben ne yapabilirim…"

"Kartal kanatları takınmıştınız bir zamanlar, ardınıza aldığınız rüzgarla süzülmüştünüz dağ doruklarından, uçsuz bucaksız bozkırlara… Yıldırımlar yaratıp, delip geçmiştiniz karanlıkları… Sonra klavuz seçtiğiniz karga sürülerine yenik düştünüz… Düşmanlarınız, gem vurulmamış nehirlere değen söğüt dallarınızı kırarken, kollarınızı bir bir budarken nerelerdeydiniz…

Gizlendiğiniz mabetlerde koruyamadınız kendinizi, sakınamadınız ciğerinize batırılan hançerden… Güvenle sırt verdiğiniz, Erlik'e eş olmuş “kardeş“lerinizin kin dolu bakışlarını göremediniz… Bilemediniz sizi vuran elin sahibi kim..Tarlalarda içi dolu buğday başaklarınız eşitce devinirken, gelincik yaprağını incitmeyen çiğ tanesi olup birbirinize benziyorken... Kızıl nar'a döndüyse birlikteliğiniz ve bir vuruşta dağıldıysa taneleriniz...Ve aktıysa kan bıçak gibi aranızdan, sinsi yılanların zehirini doldurup sarnıçlarınıza, oradan bulaştırdıysanız dilinize, agunun tadına dayandıysa diri bedenleriniz, taşıyamadıysanız ölü canlarınızı güneşin ortasına...."

"Ama ben ne yapabilirim" demiş olmalı tanrı…

"Kendinizden çok hep başkalarına yanaşır, medet umar, dost düşman ayıramazsanız… Yüzünüze kapatılan kapılardan utanmazlığın en utandırıcı haliyle geçmek için zorlarken sizler, ben ne yapabilirim… "

"Beni övmeyin artık" demiş olmalı tanrı…

"Bana yaptığınız övgüleri düşmanlarınız için de değer bulursanız.. Onlara tapınırcasına teslim olursanız, beni övmeyin artık…"

Melike FK
26 Ocak 2007/Ankara


May 2013
M T W T F S S
April 2013June 2013
1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31