Skip navigation.

•°o.O Uyku Perisi O.o°•

Dünyalılar uykuda, vakit gece yarısı.. En güzel peri kızı, bin bir yıldızla iner; süt beyazı teniyle, saçı altın sarısı...

Posts tagged with "şiir"

kibrit yürekler...

,

ikimizi de aynı ateş kavurdu sandım...
B i z
O l a m a y ı n c a ;

Y a n a n
B e n
O l d u m
A ş k ı n
İ ç i n d e .

B e l i m
B ü k ü l d ü
A m a ;

B a ş ı m
H i ç
D ü ş m e d i
Ö n ü m e

B i l e s i n .

V e
B i l e s i n ki ;

B e n
S e v d i m
S e n
B a h a n e y d i n
S a d e c e . . .


Hatice Atalay

Artık her şey bitti

,


Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Aklında
Gönlünde
Taa buranda kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Sabah kaçta uyanırsan uyan
Koptu inceldiği yerden
Özgürlük gibi kayıverdi ellerinden
Naftalinli hatıralardır sana kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Bağırsan da
Ağlasan da
Sadece sessizlik haykıracak kulaklarına
Diyecek bir avuç yalnızlıktır sana kalan

Artık her şey bitti
Zaten başlamamış olan her şey
Dışarısı karanlık
Açma perdeleri
Açma ki dönmesin yüreğine içerisi
Bil ki
Yok asla bunun bir çaresi
Bil ki
Kursağındaki hançerle
Yeşil reçeteli bir uykudur sana kalan

Ömer Bugay

Düşüme Düştün... /... Canın Acımadı Ya

,


ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden
benim yazım değilsin, korkarım kışım da
tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi
sen ateşsin
saat 17:28
kimbilir, şimdi neredesin

yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan
suya düştü intihar, boğuldu son bakış
kimi istesem uzaktır kıyı boyları
vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış

aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek
kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım
gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..?
nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..?
yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum
söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..?

ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde
benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de
yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi
sen havasın
saat 22:16
kimbilir, şimdi hangi kuytudasın

arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden
geceye düştü uyku, titredi acı soluk
kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu
üşümeler içimden akıyor, oluk oluk

tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim
akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam
susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..?
nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..?
yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim
söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..?

ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm
kaçarım değilsin, korkarım tutanım da
sen topraksın
saat 22:39
kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın

Pelin Onay
06.04.'05 /..İzmir havası

Üşüyorum... /... Sesimi Ört

,


-bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme-

uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı

en keyifli sabah kahvaltım ! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma

gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollama

efkar dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor

ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma

ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla

Pelin Onay
27.06.’05/ Yalova feribotu – gitmelere yüzerken -

yitirilen bir aşkın ardından...

,


Bu aşkı kozmik boşluğun ellerine bıraktım sanıyorsan,
Yanılıyorsun....
Bu ‘başka’ydı.
Bıraktığı izi görseydiniz,
Siz de ezilirdiniz hüznün altında

.............................

Tükenmez gecelerin sabahında,
düşlerim, düşlerinde... sevdam, sevdasında... arzularım, arzularında...
aklım gözlerinde... gizim özünde kaldı...
Kenara bıraktığım ‘ben’dim biraz da, aşkımla...
Vazgeçtiğim ‘ben’dim giderken.
Geriye kalan bir enkazdı savrulurken.

Yüreğimin her köşesini ömürlük kiralayan acıların ortasına düştü çocuk gözleri...
Saçlarıma dolandı düşümde masum elleri...
İçime aktı “adam” yüreği...
Biter sandığım hiçbir şey bitmedi bende.
Sıfatım onda saklı kaldı.
Yüreğim ise, görmüyor musunuz, hala onun avucunun sıcağında...
Büyülü bir aşk ile ödüllendirildim, öyle ki, ezildim mükafatımın altında.
Bazı insanların bıraktığı izleri silemezsiniz.
Yüreğinizde kalan boşluğu hiç kimse, hiçbir şey dolduramaz.
O çukurları, o kadar derine bırakabildikleri için aşık olmuşsunuzdur zaten.
Gizli bahçenize girme zaferine nail olmuştur onlar.
Gönlünüzün arka bahçe kapısına kadar gitmiştir ayak izleri.
Ellerinin izi çenenizin kenarında asılı kalmıştır, kimse göremese bile...
Kuşatılmıştır çepeçevre her uzvunuz.
(Ki her uzvunuz onun için var olmuştur sanki)
Aynaya her baktığınızda görürsünüz siz sizden gidene kadar.

Bitmiştir, büyü süzülüp uçmuştur ellerinizden,
olmamıştır, ama başlayamazsınız yeni olan hiçbir şeye...
Boş bakarsınız durmadan..
Kendiniz olan her yeriniz, her yönünüz, her şeyiniz sizin değilmiş gibi gelir.
Onda kalmıştır kimileri çünkü.
Seslenemezsiniz kimselere ona seslendiğiniz gibi.
Bakamazsınız bir çocuğun gözlerine, onunkiler gibi bakarlar diye...
Hiçbir elde yoktur o sıcaklık, ki hiç tutmamış olsanız bile ellerini anlarsınız
Ve bilirsiniz bulunmazdır o sıcaklık.
Dokunamazsınız bir daha kimselerin yüreğine...

Ömrünüz ellerinizden kaymaya başlar,
Hissedersiniz ve anlamını yitirir geride kalanlar.
Nefes almaya çalışırsınız, zor gelse bile alırsınız.
O nefesi kesecek kadar gücünüz olsa zaten yitirmezdiniz bu aşkı.
O, özelinizdir hâlâ. En güzel yanınızdır. En tamamlanamayan yanınızdır hâlâ.
Bırakırken aşkınızı dostluğun ellerine, sızlar yüreğiniz.
Ama dostluk aşkın bıraktığı sızıyı hafifletmek için değil midir?

Öğrendiklerinizin karşılığında ona öğrettikleriniz az kalır.
Bir iz bırakmış olmayı hayal eder avunursunuz kimi gecelerde.
Unutulmamak herkese mahsus değildir çünkü.
Bir anının öznesi olmak yetecektir size çok sonraları belki de.
O anının yüklemini hiç gerçekleştirememiş olsanız bile...
Geride buruk bir hüzün de kalmış olsa, çok mutlu olursunuz kimi zaman
Bu aşkı yaşamış olmaktan.
İçiniz kıpırdar bir aşk bestesinde...
Yüzünüze hoş bir tebessüm yayılır hayali belirdiğinde gözünüzün önünde.
Yutkunup izin vermezsiniz, gözünüzden akma ihtimali yüksek bir gözyaşı damlasına.

Geçer günler, haftalar, aylar, yıllar...
Saatler bile geçmezken ilk canınız yandığından.
Geçer ama daha çok oturur içinize zamanla hüzün.
Sıcakken yaranın acısını hissetmemek gibidir tıpkı.
Kabuk bağlayan yara kaşınır bilirsiniz.
Ya o kabuk düşecektir ya da becerebilirseniz siz kopartırsınız üzerini kaşıdıkça!..
Silemez üstüne yüklediğiniz hiçbir anlam bu derin sızıyı.
Sızıyla yaşamayı öğrenemezseniz bakamazsınız bir daha kimselerin gözünün içine.
Öğrenirsiniz, alışırsınız onunla yaşamaya
Az şey değildir bu, bu sızı bile O’dur çünkü, ta kendisidir aşkın…

Diyebilecek hiç sözünüz kalmaz.
Ya anlaşılmazsınız artık ya da yanlış anlaşılırsınız.
Susarken dışarıya, konuşursunuz içeriye...
Dışa vurmadığınız bütün kelimeleriniz, içinizde akar durmaksızın.
Akar, akar, akar.....
Aktıkça yer değiştirir yüreğiniz ile mideniz.
Yüreğinizin sızısı midenize kadar iner.
Zaten midenizi ağrıtmıyorsa ona sızı da diyemezsiniz.
Savrulursunuz oradan oraya....
Ayrı ayrı duvarların dibinde cebelleşirsiniz bu kez tutamadığınız göz yaşlarınızla...
Ayrı kıyılardan bakarsınız aynı denize.
Aynı göğün altında, ayrı ayrı yerlerde teslim edersiniz günü geceye...
Ayrı kollarda aynı sıcaklığı ararsınız, bulamayacağınızdan emin olsanız bile.
Aynı bakışı ararsınız ayrı gözlerde.
Aynı şarkı çalar sürekli, ayrı melodilerde.
Aynı ses çıkıverse ayrı dudaklardan diye beklersiniz.

Sonra ayarlarsınız kendinizi yeniden hayata.
O günün teneffüs saati bitmiştir artık.
Kaldırıp içinizdeki rafa gizli kutuyu, gizlersiniz kimsenin bilmediği yüzünüzü.
Son bir cümle çınlar kulaklarınızda ve içinizde...
Ustalıkla susturmayı öğrendiğiniz bu cümleyi
yutkunursunuz tekrarlayarak onunla birlikte.

Burnunuzun direği sızlasa da ara sıra...
Dönüp yürürsünüz yolunuzun geriye kalan kısmını.

Aynur HANIMOĞLU

November 2009
M T W T F S S
October 2009December 2009
1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30