Skip navigation.

•°o.O Uyku Perisi O.o°•

Dünyalılar uykuda, vakit gece yarısı.. En güzel peri kızı, bin bir yıldızla iner; süt beyazı teniyle, saçı altın sarısı...

Posts tagged with "love"

unsent letters..

,


Don't worry if you cannot send your letters and if I cannot read them.
There is nothing I couldn't get from you...
The wind of our love will deliver even the one second of your breath to me...

bu bizimki...

, ,

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.

Yasadışı bir aşk,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.

Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice'inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.

Cemal Süreya

tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları

,

Acı yok
Aşk sargılarını saklıyor bizden


Senden habersiz memleketim… Sana yabancılaştı bu sokaklar, üstüne bastığın bütün kaldırımları taşıdı, nisan yağmurları. Yüzüne tanıdık bir benzeşmeyle senden bahseden, ihtiyar bir öykü içinde “nedenlerinden” uzağa düştü toprak… O kadar sık sorar oldum ki bu soruyu kendime

“Gözümü bir ana kapalı bıraktığım, beklemekten ağarmış bir sabah güneşimiydi? Kalbe ilk doğan seherde yitirdiğimiz”

Adını koymadığım cümleler biriktirdim sana… Susarak biriktirdim… Sabırla… Gidenler, kalanlar kadar sonsuz olmuyor, vefadan arındığın bir sefadasın biliyorum, gidenler kalanlar kadar umursamıyor ağrılı sabahları, tuzlu suda bekletilmiş aşk mektupları gibi… Kokmuyor ama bozguna uğruyor ilk tadı.

Bizim hikâyemiz yok bizim sonsuza sözümüz var… Keşkeye, olmayacak öyküler biriktirdik tekrar yaşamak için… Hele bir yaşlanalım hele bir sönsün ışıklar “ben anne olucam sen bir kutu eti pufla gelicen her akşam işten, bide geç kalmayacaksın babam gibi… Ben korkmayacağım gök gürültüsünden bir daha hiç…” sözümüz var…

Aynı mahallenin çocuklarıydık… Fatma nenenin bahçesinden çaldığımız iki inciri saymazsak belayı hep sen getirirdin ve başımız dimdikti suçlanırken… Arsızdık… Cezalar büyürken uslanır mıydık? Kümesin içine girip bütün tavukları kaçıran sendin caddeye… Biberi beraber gömdük evet… Ama oda kümese saklanmasaydı… Bahanesi yetmedi, içimizdeki pişmanlıkla suçu kabullenmeliydik… Gidip teslim olalım diyen bendim evet, ama babanın tokadında senden çok ben acımıştım… Senden çok ben ağlamıştım, sen benden utanıp koşmuştun eve… Arkandan bakarken kendime bir tokatta ben atmıştım… Acımamıştı…

Yetimliği bitmeyen eksikliğimsin, anılar içimde büyüdükçe yaşlanıyorum, yaşlandıkça özlüyorum, özledikçe hatırlıyorum ve bilmiyorum… Hala canın yanıyor mu? Keşke bana verdiğin kolyeyi kümese atmasaydım, diyemedim… Keşke deseydim keşke küsmeseydin…

“Yüze çizgiler düşer akla davetsiz konukluğu ölümün… Bir de bilmediklerimiz var bir de sakındıklarımız sevgiliden… Keşke son kez öpseydim, sonra yine gitseydin”

Oysa gerisin geri adımlamak isterdim yeniden başlayabilsem, aynı hatalardan geçerdim sana varana kadar ve yine ağlardım gözbebeklerinde… Yine aldanırken saçmalardım yine umursamazdın, içimde yarattığın boşluğu “o sana ayrılmış bir imtiyaz çiçeği, o sana ayrılmış bir mezar yeri… Ne zaman istersen “gel” desem de… “gel” mesende… Ben hala utanarak okuyacağım sana bunları… Senden bahsederken hep saklanacak içimde buse… En çok onu kıskanırdım… Çünkü iki gamzesi vardı sana benzeyen ve sen hep ondan bahsederken gözlerini kaçırırdın benden…

Elimi daha sıkı tut… “Senin yaşlılığın benim güzelliğimin tek şahidiydi” diyecek sevdalardan olalım her şey için çeyrek asır geçmiş derken, keşkeler içinde geç kalmış iki ihtiyar yüze bakarken gözlerimiz ve sen yine ucundaki kırmızı yıldıza takıl, çivi tutmayan duvara yapıştırmak zorunda kaldığımız aynadan, bana bakıp bakıp söylen… Şişkosun de… Kaldırsaydın birazcık beni havaya o çiviyi çakardım diye sana dil çıkarırken ben…

“Yaradılış dekorum hep eksik kalacak “sensiz” biliyorum, bir uyum içinde yükselmek yok arş’a… kolayına becermek yok adam olmayı”
.
.
Mart 1995 ondördü bugün, bugün doğdun sen ve ben ilk kez bugün senden utanıyorum, sana yazarken… Biliyorsun edebiyat seninle ahbap, beni hor görme okurken… Bide nolursun ağlama, başlığı okurken…

Debuş… Deryaların dibi yosun tutsa da… Yeşilim sensin…

Utanma gülüşünden o gülüş bana çok şey öğretti… Kimsenin gülüşünde bir şehri seyretmedim, düşlere dalmadım, yok saymadım yeryüzünün şeklini, kendimi unutmadım… Hiç kimsenin sesin de kaybolmadım, sayıklamalarım oldu tanrıya (yalvardım)… Bana ver diye seni ve “ş” ye dönmeyen dilini ağızlamak isterken uyandım gecelerce ve koklamadım saçlarını hiçbir kadının, öpmedim uçlarından gizli gizli… Biliyordum senden sonra kimsede cennet gibi kokmazdı, hacışakir lavanta… hiçbir kadın aldırmazdı buna…
İçimdeki “evet”sin de bana… Şarkılar söyle sonra, inan bu kez kulağımı kapamadan dinliycem seni… Sabırla beklicem sonuna ekleyeceğin şiiri ve öpücem göz bebeklerini, içimden geçirmekten ve sıkıştırmaktan, ağrılı sessizliğim bozulacak“kadınım” seslisi düşçek dilime, yedi harfle coşacak gök kubbem, defalarca tekrar edicem bu kelimeyi son arzumdan kurtulacak, azat edilecek bir düş daha yazacak kader…
Kalemden yüreğine sayfalar biriktirip seni hayata bırakmak yok artık… Bu hasreti çoğaltmak yok… (derya gibi) derken yanımda olmalısın dost sohbetinde (deryayla bir gün) derken beraber gülmeliyiz sonunu beklemeden… Çocukluğum değil kadınım olmalısın o düşten çıkmalısın benimle evlen…
Hayaller gerçekten uzağa düşmeyi seven, yaramaz bir çocuk gibidir... Şakayı sever ve kaçmayı gerçeklerden... Bırak kayıt altında kalsın sevdamız “bizi ayıracaklar”
Ve unutmadan biberi ben koydum o kümese sen sevme diye benden başkasını… Kıskandım bir ördekten, sakladım… Ve babamın tokadına ağlamadım eve koşarken senin gözyaşındı içime düşen, ben yandım… Sen ağlarken ve anladım ki senden başka bir şeye dönüşmeyen bir dünyam olmalı geri kalanımda, artık ördek katili olmak istemiyorum senin yüzünden… Bide Beşiktaş maçına sensiz gitmiyorum Bide Seni Seviyorum… Benimle evlen…
………………….Topaç
.
.
Bırak kayıt altında kalsın sevdamız “bizi ayıracaklar”

Ah topaç ömrün ziyanlığı olduk işte… Ne vardı aynı günde yetiştiricem inadına düşmesen, doğum günüme beş gün kala söylemiştin oysa sen… Sesindeki heyecan başkaydı… anlasam koşacaktım anlasam kaçacaktım…”Hediyeni vermeye gelicem,,, bekle beni gözlerine bakmalıyım okurken,,,” ne demekti bu? Yine bir şakaydı ve gülüp geçecekti giderken bu şehirden “sigaramın dumanına sarsam saklasam seni, gitme gitme gittiğin yollardan dönülmez geri, sen gibi söylüyorum değil mi tıpkı eski günlerdeki gibi ” Aptal kafam… Anlamak neden imkânsızdır hep seni… Hayranlığım şaşkınlığıma karışır sesinde… Neden olmadık zamanlarda sevinçlerim olursun... Neden…

Kaza haberini vermem gerekirken babana ben başında gözyaşıyla mektubunu okuyordum… Reanimasyon sessizliği yalnız benim çığlığımla bozuluyordu “aç gözlerini yalvarırım… Okurken bak gözlerime söylerken duy “içimdeki evet’sin” sen” diye haykırdım ve o bitmeyen uzun, tiz, lanet olası acımasız ses bir ekran bitişine karar vermiş seni benden alıyordu, beni hayattan… Tüm bağlarım kopuyordu, kulağım sağır olmak istiyordu
___________________________________________________________________

bir çizgi uzunluğuna mı bağlıydı kahrolası hayatın devamlılığı Tanrımmmmmm neden? Bunu bize neden yapıyorsun?

“Ölmek için cevabını bekledi” dedi hemşire sakinleştirici damarlarıma akarken… Aşkım sargılarını saklayarak gidiyor benden ve ben çaresizce kayboluyorum… Hiçbir şey umurumda değil… Tek bir sorum var oda Tanrı ya;

“Ölmek için ben neyi bekliyorum hala?”
kalbim ağrıyor ...
ağırlaştıkça
hayata yeniden... diyen hastalar gibi
reanimasyon dördüncü yatak
sözlerin yavaş giden bir serum ağzı
damar yolum açıldı
kimin elinde kaldı şimdi
kalbimin ağır sancıları
...
içimde bir vazgeçişsin
dönmem gereken bir hayat var
...
kalbim ağrıyor
direnmiyorum ...
...
sağdaki kapıdan ilerliyorsun
merdivenlerden indiğinde
zemine varıyorsun
orada bir yerde soluksuz yatıyorum
soğutulmuş bedenim
hasta yakınım diyor
ağrıyan kalbim
hastayımda kararlı
geri dönüşüm imkansız ...

Derya Uludağ - 26.07.2006

Lili'ciğim... [Mayakowski]

, ,

LİLİ'CİĞİM...

Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda
Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına okşamıştım ellerini.
Şimdi oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın paralayan sözlerle kovacaksın belki beni.
Ve loş antrede uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol bulamayacak ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl, çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayır gerek yok buna, sevgilim, biriciğim
gel vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi aşkım
nereye kaçarsan kaç asılıdır sana nasıl olsa.
Bırak son bir haykırışla uluyayım horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan anası ağladığında öküzün
gider salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka deniz yok bana,
ve gözyaşları da bir erinç koparamıyor ondan.
Yorgun fil sessizliği aradığında yatar kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer bir başka şair olsaydı böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını parayla ve ünle.
Fakat sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltıs
enin sevgili adının çınıltısından başka...
Atmayacağım bir boşluğa kendimi, zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp şakağıma namluyu çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın bakışların kadar senin kesemez beni.
Yarın unutacaksın seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi çiçeklenmiş bir ruhu aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı durduracak seni
çırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına..

Vladimir Mayakowski

* Şair hakkında
Rusya Fütürizminin kurucularındandır..
Alnına dayadığı namludan çıkan tek bir kurşunla yaşamına son verirken, geride sevdiği kadın Lili Yurevna Brik'e yazdığı sayısız mektup, bir çok şiir ve tiyatro eseri bırakmıştır.. Şair, cesedinin yanında bulunan mektubun sonunda şöyle der:

" (...)
Lili, beni sev!
... Aşkın küçük sandalı, hayat ırmağının akıntısına kafa tutabilir mi?!
dayanamayıp parçalandı işte sonunda..
Acıları
mutsuzlukları
karşılıklı haksızlıkları
h a t ı r l a m a y a b i l e d e ğ m e z :
Ödeşmiş durumdayız kahpe felekle.
Ve sizler mutlu olun
yeter.
"

Herşeye rağmen...........

,

November 2009
M T W T F S S
October 2009December 2009
1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30