yitirilen bir aşkın ardından...
Thursday, 18. October 2007, 11:44:33
Bu aşkı kozmik boşluğun ellerine bıraktım sanıyorsan,
Yanılıyorsun....
Bu ‘başka’ydı.
Bıraktığı izi görseydiniz,
Siz de ezilirdiniz hüznün altında
.............................
Tükenmez gecelerin sabahında,
düşlerim, düşlerinde... sevdam, sevdasında... arzularım, arzularında...
aklım gözlerinde... gizim özünde kaldı...
Kenara bıraktığım ‘ben’dim biraz da, aşkımla...
Vazgeçtiğim ‘ben’dim giderken.
Geriye kalan bir enkazdı savrulurken.
Yüreğimin her köşesini ömürlük kiralayan acıların ortasına düştü çocuk gözleri...
Saçlarıma dolandı düşümde masum elleri...
İçime aktı “adam” yüreği...
Biter sandığım hiçbir şey bitmedi bende.
Sıfatım onda saklı kaldı.
Yüreğim ise, görmüyor musunuz, hala onun avucunun sıcağında...
Büyülü bir aşk ile ödüllendirildim, öyle ki, ezildim mükafatımın altında.
Bazı insanların bıraktığı izleri silemezsiniz.
Yüreğinizde kalan boşluğu hiç kimse, hiçbir şey dolduramaz.
O çukurları, o kadar derine bırakabildikleri için aşık olmuşsunuzdur zaten.
Gizli bahçenize girme zaferine nail olmuştur onlar.
Gönlünüzün arka bahçe kapısına kadar gitmiştir ayak izleri.
Ellerinin izi çenenizin kenarında asılı kalmıştır, kimse göremese bile...
Kuşatılmıştır çepeçevre her uzvunuz.
(Ki her uzvunuz onun için var olmuştur sanki)
Aynaya her baktığınızda görürsünüz siz sizden gidene kadar.
Bitmiştir, büyü süzülüp uçmuştur ellerinizden,
olmamıştır, ama başlayamazsınız yeni olan hiçbir şeye...
Boş bakarsınız durmadan..
Kendiniz olan her yeriniz, her yönünüz, her şeyiniz sizin değilmiş gibi gelir.
Onda kalmıştır kimileri çünkü.
Seslenemezsiniz kimselere ona seslendiğiniz gibi.
Bakamazsınız bir çocuğun gözlerine, onunkiler gibi bakarlar diye...
Hiçbir elde yoktur o sıcaklık, ki hiç tutmamış olsanız bile ellerini anlarsınız
Ve bilirsiniz bulunmazdır o sıcaklık.
Dokunamazsınız bir daha kimselerin yüreğine...
Ömrünüz ellerinizden kaymaya başlar,
Hissedersiniz ve anlamını yitirir geride kalanlar.
Nefes almaya çalışırsınız, zor gelse bile alırsınız.
O nefesi kesecek kadar gücünüz olsa zaten yitirmezdiniz bu aşkı.
O, özelinizdir hâlâ. En güzel yanınızdır. En tamamlanamayan yanınızdır hâlâ.
Bırakırken aşkınızı dostluğun ellerine, sızlar yüreğiniz.
Ama dostluk aşkın bıraktığı sızıyı hafifletmek için değil midir?
Öğrendiklerinizin karşılığında ona öğrettikleriniz az kalır.
Bir iz bırakmış olmayı hayal eder avunursunuz kimi gecelerde.
Unutulmamak herkese mahsus değildir çünkü.
Bir anının öznesi olmak yetecektir size çok sonraları belki de.
O anının yüklemini hiç gerçekleştirememiş olsanız bile...
Geride buruk bir hüzün de kalmış olsa, çok mutlu olursunuz kimi zaman
Bu aşkı yaşamış olmaktan.
İçiniz kıpırdar bir aşk bestesinde...
Yüzünüze hoş bir tebessüm yayılır hayali belirdiğinde gözünüzün önünde.
Yutkunup izin vermezsiniz, gözünüzden akma ihtimali yüksek bir gözyaşı damlasına.
Geçer günler, haftalar, aylar, yıllar...
Saatler bile geçmezken ilk canınız yandığından.
Geçer ama daha çok oturur içinize zamanla hüzün.
Sıcakken yaranın acısını hissetmemek gibidir tıpkı.
Kabuk bağlayan yara kaşınır bilirsiniz.
Ya o kabuk düşecektir ya da becerebilirseniz siz kopartırsınız üzerini kaşıdıkça!..
Silemez üstüne yüklediğiniz hiçbir anlam bu derin sızıyı.
Sızıyla yaşamayı öğrenemezseniz bakamazsınız bir daha kimselerin gözünün içine.
Öğrenirsiniz, alışırsınız onunla yaşamaya
Az şey değildir bu, bu sızı bile O’dur çünkü, ta kendisidir aşkın…
Diyebilecek hiç sözünüz kalmaz.
Ya anlaşılmazsınız artık ya da yanlış anlaşılırsınız.
Susarken dışarıya, konuşursunuz içeriye...
Dışa vurmadığınız bütün kelimeleriniz, içinizde akar durmaksızın.
Akar, akar, akar.....
Aktıkça yer değiştirir yüreğiniz ile mideniz.
Yüreğinizin sızısı midenize kadar iner.
Zaten midenizi ağrıtmıyorsa ona sızı da diyemezsiniz.
Savrulursunuz oradan oraya....
Ayrı ayrı duvarların dibinde cebelleşirsiniz bu kez tutamadığınız göz yaşlarınızla...
Ayrı kıyılardan bakarsınız aynı denize.
Aynı göğün altında, ayrı ayrı yerlerde teslim edersiniz günü geceye...
Ayrı kollarda aynı sıcaklığı ararsınız, bulamayacağınızdan emin olsanız bile.
Aynı bakışı ararsınız ayrı gözlerde.
Aynı şarkı çalar sürekli, ayrı melodilerde.
Aynı ses çıkıverse ayrı dudaklardan diye beklersiniz.
Sonra ayarlarsınız kendinizi yeniden hayata.
O günün teneffüs saati bitmiştir artık.
Kaldırıp içinizdeki rafa gizli kutuyu, gizlersiniz kimsenin bilmediği yüzünüzü.
Son bir cümle çınlar kulaklarınızda ve içinizde...
Ustalıkla susturmayı öğrendiğiniz bu cümleyi
yutkunursunuz tekrarlayarak onunla birlikte.
Burnunuzun direği sızlasa da ara sıra...
Dönüp yürürsünüz yolunuzun geriye kalan kısmını.
Aynur HANIMOĞLU















rosered8 # 19. October 2007, 09:55
Serra Nil # 23. October 2007, 08:19
bu yazıları yazdığımız ruh halinin seneler sonraki durumu tamamen insanın aklındaki, kalbindeki aşk tanımı ile ilgili birşey bence... tamamen aşkı nasıl yaşadığınla alakalı..
kimisi aşka aşıktır; karşısındaki insanın değil, aşkın ilk zamanlarında yaşanan o tarifi mümkün olmayan hislerin tutkunudur.. bu tılsım yerini zamanla alışkanlığa bırakınca hevesi kaçar ve başka aşk arar.. kimisi ise aşkı kendisine tattıran, bu hisleri içine akıtan insana aşık olur.. aşk zaten O'dur ona göre.. ona karşı duyduğu heyecan zamanla hayranlığa dönüşür.. yaptığı, söylediği herşey mükemmeldir, kimse onun gibi değildir.. bu yüzden kalbinde de, gözünde de büyür de büyür o insan.. artık hayatının merkezidir.. gün olur da o beklemediği son, ayrılık kapısını çaldığında ve aşık olduğu insan hayatından çıkıp gittiğinde, bıraktığı o büyük boşluğu bir türlü dolduramaz.. kolay da birşey değildir hani.. gerçekten aşık ve neyi var neyi yoksa ona adamışsa herşeyini, bu boşluğu doldurmaya ömrü bile yetmez..
rosered8 # 23. October 2007, 14:14
o varsa herşey var o yoksa hiç bişey yoktur.bu aslında ikinci bir hayatımızın olmadığından ders alacak,gerçekleri görecek bir önceki hayatımızın olmadığındandır diyebilrim.aşkın gitmesiyle hayaldan kalkmakla oluşan o boşluk belki de seneler sonra bizi güldürecek belki de bir "ah!"a sebep olup içimizi kemirecek bunu da ancak dediğin gibi aşka bakış açısı belirleyecektir
nidas # 24. October 2007, 15:03
rosered8 # 25. October 2007, 18:25
nidas # 26. October 2007, 15:45
rosered8 # 27. October 2007, 17:02
peki ya hiç söyleyemediklerimiz?işte onları minik kristal bombalar gibi yüreğimizde taşırız.dışarıdan görülemeyecek küçük sarsıntılarda bile patlamaya hazır bombalar taşırız.dile getiremediklerimiz,zamanı varZANNETTİKLERİMİZ, belki de yanlış ifade ettiklerimiz yüzünden bir bakarız ya sevdiklerimizi kaybetmişiz ya sevdiklerimiz ebediyen gitmiş biz hiçbirşey söyleyememişizdir.
nidas # 27. October 2007, 17:25
rosered8 # 27. October 2007, 17:36
nidas # 27. October 2007, 17:38
rosered8 # 27. October 2007, 18:14
rosered8 # 28. October 2007, 09:40
o halde şöyle diyelim sen yaşadığın hayat itibariyle ,gördüklerin dahilinde bu tür kanılara varıyorsun.acı bişey senin için ama için huzurla dolu:)pek fazla yorum yapmaya gerek kalmadı bence.
nidas # 28. October 2007, 14:12
rosered8 # 28. October 2007, 22:04
nidas # 28. October 2007, 23:57
rosered8 # 29. October 2007, 09:20