Asi Yüreğim

Subscribe to RSS feed

Aydan geceyi, güneşten gündüzü var eden, inciyi midyenin midesinde, balı arının
peteğinde var eden, yağmurdan baharı, topraktan çiçeği var eden, kalbimizi
yoktan
var eden Rabbimiz''e hamd olsun ..
Allah''ım! Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.
Acıların karşılığında cenneti sunduğun, günahlarımızı rahmetinle affettiğin,
sevgiyi
bize verdiğin için, sana şükürler olsun.
Allah Tüm Müslümanları bu zor imtihanda başarıya ulaştırsın inşaAllah.

Cumanız Mübarek olsun...

Sen Benim Gizli Öznemdin


Hiçbir cümle senle başlamamıştı!
Oysa yükleminde de sen vardın;
Zamirler seni taklit etse de..


-I-
Senle baslayan cümlelerin kurduğu bir uygarlığın çöküşüydü aslında bu aşk hikayesi.
Kelimeleri sana iliştirince, adına ask diyorduk.
Sonbaharda dökülen kelimelerden şiir yaptık biz;
Okunası belki...
Yasanmamıs mevsimler yan yana gelince cümle diyorduk.
Ve cümle alem biliyordu aslında,
Koskoca bir hayatı sonbaharda idam ettiğimizi…
Ve ben, sensiz cümlelerin lirik sokağında vurmustum kendimi;
Mevsimlerden sonbahara beş kala...

-II-
Cümle...
İçinde bir şeyler gizli.
Arasam bulamam –ki az gizlemiştim;
Uğraşırsan göresin diye,
Açık seçik gizli...
Cümle...
Yüklemi bile vardı aslında,
Ve yüklemistim seni tüm yüklemlerime.
Belki sevgi yükü ağır gelmişti...
Hangi kelime bu yükü kaldıracak kadar sağlamdı ki?
Dolaylı anlatımlar vardı içinde-
Ki hiçbir tümleç dolaysız olmazdı.
Öznel bir anlatımı vardı belki,
‘Tanıştığımıza memnun oldum’ cümlesinin.
Oysa belirtisiz sıfatı oynarken ben bu kurulası cümlelerde;
Hangi küskün zamirle açıklayabilirdim ki seni?
Hiçbir cümle senle baslamamıştı!
Oysa yükleminde de sen vardın;
Zamirler seni taklit etse de...
Görünmeyen bir öznesi vardı tüm cümlelerin,
Ve benim di(n) :
Sen benim gizli öznemdin...
Hiç bir belirtisiz sıfat cümle kurmaya cüret edemese de!


-III-
- Merhaba! ...
- ……….!
- Şey! ... Gözlerin, ellerin...
- ...!
- Susuyorsun! Neden? Konuşsana! .......

Oda bos!
Ve şizofren cümlelerin beyne tecavüzünün bilmem kaçıncı sahnesi...
Sanırım biz geçen sonbahar ayrılmıştık
Yok yok!
Belki beş sonbahar önceydi; sonbahara beş kala...
Siren sesleri,
Ve bir gömlek kolları arkadan bağlanan...

Ve tamamlanmamış bir cümle!
Öznesi bende gizli...

Kül Yüreğimden Gül Yürekli Nebime

Rahman Ve Rahim Olan ALLAH'ın adıyla
Salât ve selam olsun sana Ey Gül yüzlü Gül Peygamberim

Gül Yüzlüm...
Seni tanıyalı yıllar oldu belki, ama sana yazabilme cesaretini şimdi bulabildim.

Nasıl başlasam bilemiyorum. Sahip olduğum bu teneke yüreğimden sana layık olmayan sözlerin dökülmesi endişesi içerisindeyim.
Ellerim taş kesilmiş.
Bedenim tutsak Efendim.
Kalbim bir güvercin gibi titriyor kafesinde.
Kalbimin çekirdeğinde inceden bir sızı;
bu sızı Senden Efendim,
Sensizlikle imtihan olma korkusundan.
(Rabbim Sensizlikle imtihan etmesin beni, "bizi")

Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorum
ve o kırık dökük, kirli paslı gönlümle sesleniyorum Sana.
Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorsam bile, Gönlümün en temiz yerini sana ayırdım Efendim.

İsterdimki gönlümün bütün odaları tertemiz olsun Senin Sevginle, Senin nurunla dolu olsun.

Ama başaramadım Efendim
Rabbim'in bana emanet ettiği tertemiz yüreğimi fani şeylerle doldurdum.
Dünya ve dünyalık şeylerle istila ettim yüreğimi.
Zaten onun için kararmış tenekeleşmiş yüreğim.

Can Efendim Sana karşı çok mahcubum.
Doğru düzgün tanıyamadım Seni. Tanıyamayıncada tanıtamadım. Şu kararmış yüreğimi aydınlatamadım Senin Nurunla, kararmış gönüllere sunamadım Senin Sevgini.

Herşeyin başı Seni sevmektir, aşkınla yanıp tutuşmaktır.Tam anlamıyla Sevemedim(dik) seni yanıp tutuşturamadım(dık) gönlümü(gönüllerimizi).Oysa tam anlamıyla sevseydi(m)k Yanıp tutuşturabilseydi(m)k

Kutsal emanetin Ehl-i Beyt'ine yapışabilseydim(m)k
Gönlüm (Gönüllerimiz) bugün bu hallerde olmazdı.

Ey Nebim....

Gönlümün Gülü...Sensin bizim tek kurtuluşumuz, Sensin bizim felaha erişimiz...
Seni anıyor yer gök,canlı cansız ne varsa Seni çağırıyor...

Ne olur artık Gel Ey Can....

Gelde gör ümmetinin halini.


Uyuyan nefs(imi)lerimizi, Şeytana köle olmuş benliği(mi)zi, şu naçarlaşmış pasifleşmiş ruh(umu)larımızı gör.
Ya Rasulallah ancak sen kurtarabilirsin b(eni)izi bu anlamsızlaşmış kötülüklerle dolu dünyadan.
Gelde kurtar bu yozlaşmış düşüncelerden. Anlamsız hayallerden fani aşklardan gelde arındır gönlümü(gönüllerimizi).

Gelki bu kirlenmiş gönlüm (gönüller) Nurunla yıkansın.
Gelki çekip gitsin Zulmet.
Gelki...Şehadet olsun sensizliğin bedeli.
Gelki... Bir kor saç içime,
Gelki....ocaklar gibi yanayım.
Gelki...Bu can yoluna kurban olsun ve anam babam sana feda olsun yâ Rasulallah...

alıntıdır

Dua

,

Ve Hüve meaküm eyne ma küntüm!..
“Her nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.”

Hadid Suresi, 4



Günaha düşsek, gaflete dalsak da bizimlesin.. Gizli saklı, açık seçik her halimizi bilirsin.. Elini tuttuğumuz, gözüne baktığımız, omzuna yaslandıklarımız bize yakın olamadılar Senin kadar, annemizin karnındayken bile en yakınımız Sendin.. Ne multlu bize ki hiç hak etmeden yakınlığına ermişiz, hamd olsun..
Ey Rabbim Sen bize hep yakınsın ne güzel, bizi Senden uzaklaştırma, kayıp kayıp düşsek, kaçıp kaçıp gizlensek bul çıkar bizi karanlıklardan, tut kolumuzdan yoluna ilet, sür sürükle yolunda süründür; ama başkasına muhtaç etme.. Rızandan başka ne isteriz, bizi ona ulaştır.. Halimizi Sana yakışır hale getir, bizi Sana yanaştır, Sana ulaştır..

Âmin…

Görmeden Sevmeyi Dokunmadan Hissetmeyi Öğrendim



Gözlerinden bir yudum nefes alıp alıp sana yazıyorum yine.
Yaşıyorum satırlarımda.
Sen ve ben.
İki ayrı kentin sabahında aynı güneşle uyanan iki sevdalı.
İmkansızlığın içinde yokluğun acı nefesinde " aşkı " soluyan iki yürek.
Suyla ateşin geceyle güneşin birbirlerini sevmesi gibi imkansız olsa da aldırma.
Yağmuru dilenen kuru toprak gibi her sabah nefesini soluyorum ben.
Güneşi bekleyen kuru yaprak gibi akşam kızıllıgında seni bekliyorum.


Biliyorum hicbir zaman kapımı çalmayacak
ellerin hiçbir zaman ellerini tuttugumda
avuç içlerin terlemeyecek.
Bırak bu dünya bize hasret borcu olsun.
Hasretlikler hep demir parmaklıkların ardında kalsın.
Kavuşmasın sırtlarımız birbirlerine.
Değmesin dudaklarımız dudaklarımıza.
Sevgi bu değil mi ?
Yokluğunda bile sevmeyi bilmek.
Aşkı yücelten bu değil midir ki ?
Bak şehrime yağmur yüklü bulutlar
konuk olduğunda ben seni ararım her damlasında.
Saçlarımı ıslatan bir yağmur damlası kadar berraktır sevgin.
Musluğu açıp avuç içlerime akan suyu delice içmek.
Çünkü içtiğim sendin.
Kana kana yüreginin deryalarındaki nefesi içtim her defasında.

Gözlerim bağlı halde karanlıkta merdiven inerken hep senin sevdana yürür gibi emindim adımlarımdan.
Başımı kaldırdığımda bulutlar kanat açıp gözlerinin içinde sıcak iklimleri gördüm.
Dokunduğum herşey de ellerinin sıcaklığını aradım durdum.
Oysa ellerini hiç tutmadım ki.
Baktığım her noktada gözlerinin derinliğindeki umudu sevdim.
İnan gözlerini hiç yakından görmedim ama hep seni yaşadım.
Rüzgarın hep senin saçlarına ılık meltem gibi dokunduğunu bildim.
Görmeden sevmeyi dokunmadan hissetmeyi öğrendim

Sen gülümsediğinde gecekondu pencerelerinde cicekler açar.
Her nefes alışında gökyüzüne nice yıldızlar kanatlanır.
Yağan yağmur kadar bereketlidir gözlerin.
Engin denizlerin içinde sakladığı berraklık kadar yalındır bakışların.
Ve saçların rüzgar bile kıyamaz beyaza çalmış saç tellerini savrulmaya.
Biliyorum bu hasret mapuslugunda günleri saysam da bu özlem her gün acılarımı kanatsa da ben seni sevdim.
Yüreğinin içinde büyüyen bir cocuk gibi
gözlerinde gülümsüyorum hayata.
Ben seni gözlerimde biriktirdiğin düşlerle sevdim.
Seni sevmek böyle duru böyle yalın bir aşk.

Seninle her gece yıldızların sağnağında sana düşlerimi sundum.
Bir an hayat yokusunda yorulsam kenar köşelerde değil ben senin yüreğinde " nefesini " soludum.
Reyhan kokulu gecelere inat ben senin kokunla yetindim.
Rüzgarın keman çaldığı ve yıldızların nağmelerle bestelere gebe oldugu vakitlerde hep seni düşledim.
Sevgini soframdaki ekmek gibi bereket bildim.
Ben senin gülen yüzünü sürdüm arsız yaralarıma.
Uykusuz yüreğime ayazlar çivileri reva görseler ben senin saclarınla daldım rüyalara.
Seni düşündüm zamanın ötesinde.
İmkansızlıgı sevdim.
Dualarıma kattım seni Elif miktarı tarzında.
Hiç doyasıya bakamadığım
özlerindeki saflığını duruluğunu ve iki dudağın arasında hayata hediye ettiğin nefesini sevdim.
Ve herşeyden ötede;
Seni Sevmek /
Hiç Bakıp Kaybolamadığım Gözlerinin İçinde ''Seni Yaşamak Demek''ti.
işte seni böylesine ırak aşklarda sevdim.
alıntıdır

Bismillah gazeli...

,

Bir çok razılık bir çok başlangıç,bir çok aşma bir çok aşkınlık Versede vermesede Rabbinden razılığın sırrına vakıf olan hakikat-i Züleyha'ya Bismillah!Uyandın,seni perdeler ötesinden hakikate doğuran aşka Bismillah!

Yusuf'u kuyunun karanlığından ve önlün gecesinden geçiripde Züleyha'ya getiren kervana Bismillah!Züleyha'nın ateş bahçelerini İbrahim'in gülşenine çeviren yangına,yakılan ve yanan trende uyanan ruha Bismillah!

Kuyuya Bismillah!Zindana Bismillah!
Karanlıktan aydınlığa çıkaran duaya,hüzün ile semaya ağan ruha Bismillah!
Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün !Acıya Bismillah!Ateşe Bismillah!Gözyaşına Bismillah!
Ne olursa kalpte olur,ey kalbi kırıklarla beraber olan Allah'ım!Yolunda yürümek için ben kuluna lütfettiğin,ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah!

Mesnevi bahçelerinin diretmiş dildarı merhaba!
Mana aleminden kağıda düşen kelama Bismillah!
Kaleme inşirah veren nu'na Bismillah!
Nun'un nakşı bir ah'a Bismillah!
Bir ah çekip de derundan kalbimde buluverdiğim
Gül-i siyaha Bismillah!

"Rabbim, istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak bahr-i ummanı aşamam. Benim tedbîrim senin takdîrinden küçüktür."

Koşsam dedi Yûsuf'a, hiç olmazsa.

Başaramadı. Başaramadığının nedenini de bir türlü bulamadı. Neydi kendisini tutan? Korku? İyi ama dedi aşkım korkumdan büyük değil mi?

Değildi! Züleyha henüz korkusu aşkından büyük olan bir öyküydü."

"...
Şimdi Züleyha'nın odası Yusuf'a gecikmiş bir kuyu ve erken bir zindandı. Züleyha'nın odası kuyuydu ve zindandı. Nasıl kuyu zahirinde karanlık, batınında aydınlık olduysa Yusuf'a, nasıl zindan evvelinde karanlık ahirinde aydınlık olacaksa Yusuf'a. Öylece başlangıçta karanlık son/ucunda aydınlık olacak Yusuf'a Züleyha."

Yusuf ile Züleyha - Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün

Züleyha Güzellemesi

,

YUSUF’UN PEŞİNE düşmek için Züleyha olmak gerekir Züleyha aşk öykülerindeki tek mücadeleci kadın figürüdür Ne Leyla, ne Aslı, ne de Şirin aşık atabilir onunla Züleyha Mısır’ın nilüferi Nilüfer, kadınların asırlardır kapıştığı bir rayiha, nam-ı diğer Lotus çiçeği, Züleyha’nın kokusu Bugün hala Kahire’nin göbeğinde duran lotus kulesiyle Yukarı Mısır’ın sembolü Züleyha, Yusuf’un mana-i ismiyle de olsa değerini bilmiş ve uğruna makamını, şöhretini, itibarını, mal ve mülkünü, saltanat sahibi eşini, ve dahi ömrünü feda etmiş kadın Yusuf için değmez mi?
Züleyhalar tüm varlıklarıyla savaşırlar ‘Yusuf’suz dünya tar-ü mar olsun!’ anlayışını bir kadına yakıştıramayanlar, dağları delen Ferhat’a, çöllere düşen Mecnun’a destanlar yazanlar, dilerlerse Züleyha’yı yerden yere vursunlar O bunlara bir omuz silkip geçer Hakikatte o hepsinden daha kahramandır Zira kadın olmanın zayıflığı içinde aşkı için dağları delmemiş, çölleri aşmamış ama göz göre göre kendini yakmıştır Ona insanlar arası söylence ve masalların değil, Kutsal Kitabın aşk kahramanı olmak lütfu bahş edilmiştir Evet, insanların dilinde öykülerinde aşkın kahramanı hep erkekler olsa da, İlahi metinde bu böyle değildir Kahramanlar da insandır, zaaflar taşırlar Kanaatimce insani zaafların en anlaşılır olanları, aşıkların zaaflarıdır
Züleyha’nın zaafı Yusuf’tur İnsan bir yerde düşecekse, bir kuyuya yuvarlanacaksa Yusuf’tan âlâ düşecek yer mi bulunur? Yahut Yusuf kuyusuna bir düşen, bir daha ordan çıkmak ister mi? Bilinmez
Züleyha öyle ele avuca gelmez, iyi mi kötü mü karar verilemez bir karakterdir ki, insan onun üstünü bir kalemde çizemez Kalem onu çizemez zira ondan çıkan kara mürekkep de Züleyha’nın sevgilisidir Mürekkep dahi Züleyha’nın Yusuf’a bakan gözlerine bir sürme olmak emelindedir O ne Nuh’un karısı, Lut’un karısı gibi tenkide medardır, ne Meryem ve Âsiye gibi övgüye O bu ikisinin arasında bir yerlerde bir iyiye bir kötüye salınır durur Züleyha’yı bu kadar bizden yapan da kanımca budur
Züleyha ile hayalde yahut gerçekte karşılaşan bir adam onunla ne yapacağını bilemez Öyle kararlı, öyle kendinden emin, aşkında öyle sebatkardır ki ona ardını dönemez, öyle tehlikeli, öyle imkansız, öyle anlaşılmazdır ki korkar da onu bağrına basamaz Züleyha kelâmı dize getiren kadındır Kelâm onun dilinde, aleyhine dönmüş kadınları da, makam sahibi eşini de teshir eden bir büyüdür
Züleyha’nın bir sözü insanı hapseder, bir sözü insanı azad eder
Züleyha’nın adı yoktur Kıssada salt kadın oluşu nazara verilir Bu öyle anlamlıdır ki, hem her kadında bir Züleyha gizlidir iması taşır, hem de Züleyha’nın diğer insani sıfatların hepsini aşkın ateşiyle yakıp kül eden ve sadece kadın sıfatıyla yalınkat ortada kalan mahiyetini anlatır O kadındır, sadece kadın, ne anne, ne eş, ne arkadaş, ne evlat, sadece kadın Tüm sıfatlardan soyununca her kadın Züleyha olur Züleyha’ya çare-i necat, sair sıfatları yeniden giyinmekle mümkündür
Züleyha’nın salt kadın oluşunu anlamayanlar, kıssada kadın nefsinin nasıl tasvir edildiğini de ayırt edemezler Bir kadın için en mühim şey hemcinsleri tarafından onaylanmaktır Kadınlar kadınlara arka çıktığında kadınların önünde durabilecek ne bir aziz, ne de Yusuf kalmamıştır Sair kadınlar cadı kazanları kaynattıklarında, Züleyha gibi güçlü bir kadın imgesinin seçtiği yol, hiç şüphesiz daha büyük bir cadı kazanını kaynatıp tüm kadınlara yemek olarak sunmasıdır Züleyha’nın sofrasından kalkan Züleyha olur Gerçek şu ki, kadınların ekseriyeti de biraz cadıdır Cadılık, belki de bir kadının vicdanından kaçıp kurtulmuş nefsinin adıdır
Hak verin ya da vermeyin! Fark etmez Züleyha’yı bir kez gönül kulağıyla dinleyen, onun Yusuf’a tutkusuna bitimsiz mazeretler bulurOnun bakarak ya da konuşarak ikna edemeyeceği insan yoktur
Yusuf müstesna! Züleyha’nın gücü ve nüfuzu, iş Yusuf’a gelince tuzla buz olur Belki de Züleyha’nın aşkının sebebi budur Kadınlar genellikle hükümlerinin geçmediği erkeklere aşık olurlar
Ben onun kadın oluşunu kınamam, sair sıfatlardan azat oluşunu da anlarım, Yusuf’un güzelliğiyle kör eden bir güneş, ilmi ve hikmetiyle nefes kesen bir melek olduğunu da bilirim, ancak Züleyha’yı Yusuf’u yakışıyla kınarım Onun en büyük günahı budur O Yusuf’u zindana attırmıştır Varlığına, ama onun olmayışına tahammül edememiştir Züleyha’nın en büyük suçu, kendine değil Yusuf’a kıyışıdır
Aşkın tehlikeli salınımları Cazibe dafia, tutku nefret…
Zannım odur ki insan mecazi aşktan çıkamazsa, hele de Yusuf gibi çok kuvvetli bir sebebe takılıp kaldıysa artık iflah olmaz Ondan her şey beklenir Öyle ya birini put edinirseniz ondan kurtulmanın tek yolu o putu kırmaktır Kim bilir belki putperest bir kültürün ferdi Züleyha’nın yaptığı da sadece budur Ya tapacaksınız, ya kıracaksınız, mecazi aşk için başka yol yoktur
Yusuf zâhirde mahpus, bâtında hür Züleyha zâhirde özgür, bâtında Yusuf’a müebbet mahkum Yusuf Züleyha’yı “HAYIR!” demesiyle hapsetmiştir, Züleyha Yusuf’u “Götürün!” demesiyle
Züleyha ahlakında da Âdem soyundandır Âdem gibi günahkar, onun gibi tevbekar Günah işleyip tevbe eden Böylece uzaklaştığı rahmete geri dönen Bir kez gözden uzak olsun diye hapsettirdiği adamı, temize çıkaran da o olmuştur Sevdanın karası gibi günahın karasını da yüklenmiş, Yusuf’u aklamıştır Züleyha “Yusuf yanlış yapmamıştırO korunmuştur”
Yusuf temizdir, Züleyha suçlu
Yusuf temize çıkmadan zindandan çıkmayacak kadar onurlu, bir suçluyu affedecek kadar merhametli
Züleyha tüm toplumun huzurunda söylemiştir suçunu, tüm eşrafın nazarında yere çalmıştır şerefini Yanlışını sonunda düzeltmiş, toplum önünde adına kara çalınsa da, aşkın önünde temize çıkmıştır Bu yüzden gayrın nazarında hor ve zelil de olsa, aşıklar nazarında şerefli ve azizdir Züleyha O çok çetin bir sınavdan, zorlu bir savaştan düşe kalka, yaralı ama muzaffer çıkmıştır
Yusuf el- Vedud aynası, el- Vedud seven ve sevilen, bu yüzden Züleyha’nın muhabbeti ya Yusuf’tan ya Yusuf’un Sahibinden muhakkak karşılıklı
Bilenler için tartışmaya hacet yoktur, hikayenin sonunda istiğfar olmasından daha mutlu bir son da olamaz Zaten Allah’ın böyle bir tevbeye cevap vermemesi düşünülemez
Allah Züleyha’yı affeder!
Buna apaçık delil şudur ki, Züleyha, sonu nasıl olursa olsun, Yusuf’la anılır olmuştur Kıssaların en güzelinde insanların en güzeline adı bitişmiş, onunla beka bulmuştur Ona bundan güzel ödül mü olur?
Öyle ya Yusuf’a fâni dünya dardır, ona ancak dâr-ı bekada kavuşulur


Mona İslam

Yusuf'un Duası

Yusuf'un Duası
Yusuf'un Duası:Rabbim bana istememyi isteyebilmeyi nasib et
Züleyha, gecesinin güzelliğini sererken Yusuf’un gözlerinin önüne, Yusuf da insandı. istek, insanın zaafıydı. Ama: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.
Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde Yusuf bu duasındaydı. Ve Yusuf biraz da bu dua ile, bu duayı edebilmiş olma yürekliliğiyle peygamberdi: Rabbim, bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et.
Değil mi ki ilk bakışta Züleyha Yusuf’a ötelerden gelen bir ses, bir cennet çiçeği gibi, susuzluğunun farkında bile olmayan çöl toprağına inen bir yağmur defteri.
Züleyha sılaya davet, ilk bakışta.
Çünkü nefis sonsuzluğu vaad ederek yanıltıyor,
Şeytan; hayrı hayr, şerri şer göremeyeni, eşyanın hakikatine inemeyeni,
ilk bakışta mavera
ile kandırıyor.
Vaad: Ezel sevinci, ebed muştusu,
vera, ilk bakışta.
Züleyha: Ezel, ebed, mavera, ilk bakışta.
Yasak bahçe, memnu meyve, zehirli sarmaşık aşeka: Züleyha son bakışta.
Üstelik Züleyha isteyici
Üstelik “Rabbinden bir işaret görmeseydi Yusuf da onu isteyecekti”.
Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü, Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.
Yüzünü gök katlarına çevirdi de, Rabbim, dedi, kuyunun karanlığında beni yalnız bırakmayan,
karanlığın ve derinliğin korkusunu bir anda aydınlığa, ümitsizliğimi bir anda muştuya çeviren o zaman,
hâlâ koruman altında değil miyim,
suç mu yazdın yoksa alnımdaki yazıya?
Bütün insanlarla birlikte benim de içimde taşıdığım, gizli ya da aşikar olan o meyil,
şimdi daha derin bir kuyuda değil miyim,
ki insan değil miyim?
Sen tutmazsan elimden şüphesiz meyledenlerden olurum.
Düştüğüm kuyudan daha derin ve karanlık bir kuyu değil mi güzeller güzeli Züleyha? Tut elimden yoksa boş yere mi göründü o rüya bana?
Rabbim, dedi, Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkansızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil “yaklaşma” emri ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal olan akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Üstelik yaklaşırsam eğer yapmamayı da artık dua edemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma”.
Öyleyse aslolan: “Yaklaşma”. Öyleyse Rabbim, insan yaratılmışlığımın sorumluluğuyla en fazla baş başa kaldığım şu anda, şu odada, sen bana istememeyi isteyebilmeyi nasib et. Beni, insan yaratılmışlığımın en doğal akışını kendine ait olmayandan sakındıracak güçle insan et.
Rabbim, diye, devam etti Yusuf duasına. istemeyi istemek kadar, istememeyi istemek de zor. Biliyorum ki katından bir koruma dökülmezse varlığıma, nefsimin altından kalkamam. Son hızla aşağı doğru ilerleyen bir teknenin içinde yukarı doğru koşarak Bahr-i Umman’ı aşamam. Benim tedbirim senin takdirinden küçüktür.
Böyle dua edince Yusuf, ona Rabbinden bir işaret geldi. Her şeyin kalpte başlayıp kalpte bittiği mevsimde, her şeyin kalpteki rengine göre isim aldığı yerde. Masun ve masum olan Yusuf bu duayı etmiş olabilme yürekliliğiyle peygamberdi. Ve o iffet demekti.

Nazan Bekiroğlu(Yusuf İle Züleyha )









[/I][/FONT]

AŞK


Aşk!..
Tıpkı nefes gibi, zaman gibi, güzellik gibi...
Hep var ve ebedi var olacak.

Çünki kaynağı ezelidir onun. "Canlar canını bulan"dır elbette "Bu canıma yağma olsun" diyebilen. Bestami Hazretlerinin diliyle: "O, aramakla bulunmaz; ancak bulanlar, yine de arayanlar"dır elbet.

Yunus Emre bir aşk adamı, bütün çağların en muhteşem aşıklarının ser-halkası. Allah aşkına tutulmuş, sonra da o ummanlara sığmayan aşkını insanlar için coşturup taşırmış, bütün mutasavvıf şairler gibi baştan sona aşkı tekellüm etmiştir onu. "Aşk gelicek cümle eksikler biter" demesi bu yüzdendir. O, iç dinamizmini bu aşk ile diri tutup halk arasında kendine bir aşk mabedi inşa eden adamdır. Bu mabedde cümle yollar hakikate çıkar ve bütün aşklar Mutlak varlığa ulaşır. Kendi basit hayatı içinde yalın bir anlatım ve ritmik bir eda ile devamlı aşkı tekrarlar ve "aşksız olımazın" dediği gibi kimseciklerin de aşksız olmasına gönlü razı gelmez. "Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu" diye dalıp içinde kaybolduğu o yüce sevgide Vahdet-i vücud'u yaşayıp bütün ikilikleri inkar ile bir Tek olana vuslatı arayan Yunus, insanlığın manasını aşkta bulur. Dünya aşk üzerine kurulmuştur ve aşk olmadan durması mümkün değildir. Yaratılanın Yaratıcı'yla tamamlanması, varlığın sırrı, kainatın idraki ve kemal, ancak aşk ile mümkündür. Aşk ki hakikattir, ölüm ona ilişemez.

Yunus'a göre aşk, İlahi'dir ve yaratılışın sırrını taşır. Bu bakımdan bütün cihanı kuşatmıştır. Sarhoşluğu ve coşkunluğu ile insan olmanın tecellisi aşkta görülür. Aşık bir harabeye dönmedikçe aşkı hissetmiş sayılmaz. Aşkı hissettikten sonra da bütün kınanmışlıklar, bütün ayıplamalar onun için boştur. Aşk çıplak hakikattir ve ne dünyayı, ne de maddeyi ayakta bırakır. Aşktan şikayet edilemediği gibi aşka yine ancak kendisinden derman erişebilir. Aşk, sahili olmayan bir deniz misali benliği yutar, kendinde eritir ve sırrını asla ham gönüllere açmaz. Aşkın olduğu yerde ilim bir hiçtir ve aşksız iman taş misali kurudur, katıdır. Bilineni unutturan da, boşaltıp yeniden dolduran da aşktır. Aşkta menfaatten söz edilemez; ancak uğruna feda olunabilinir. Böylece bütün menfiler müspete dönüşür, kuruları yeşertir, durgunu coşturur.
Aşk bir güzel ahlaktır. Aşık ki idrak eder, o asla yok olası değildir. Aşk, bir hakikattir ki bütün hakikatleri ortaya çıkarır.

Kısacası aşk varlığı eriten varlıktır ve

"Aşk oldur ki Hakk'ı seve."



İskender PALA

AŞK



Aşk!..
Tıpkı nefes gibi, zaman gibi, güzellik gibi...
Hep var ve ebedi var olacak.

Çünki kaynağı ezelidir onun. "Canlar canını bulan"dır elbette "Bu canıma yağma olsun" diyebilen. Bestami Hazretlerinin diliyle: "O, aramakla bulunmaz; ancak bulanlar, yine de arayanlar"dır elbet.

Yunus Emre bir aşk adamı, bütün çağların en muhteşem aşıklarının ser-halkası. Allah aşkına tutulmuş, sonra da o ummanlara sığmayan aşkını insanlar için coşturup taşırmış, bütün mutasavvıf şairler gibi baştan sona aşkı tekellüm etmiştir onu. "Aşk gelicek cümle eksikler biter" demesi bu yüzdendir. O, iç dinamizmini bu aşk ile diri tutup halk arasında kendine bir aşk mabedi inşa eden adamdır. Bu mabedde cümle yollar hakikate çıkar ve bütün aşklar Mutlak varlığa ulaşır. Kendi basit hayatı içinde yalın bir anlatım ve ritmik bir eda ile devamlı aşkı tekrarlar ve "aşksız olımazın" dediği gibi kimseciklerin de aşksız olmasına gönlü razı gelmez. "Benden benliğim gitti hep mülkümü dost tuttu" diye dalıp içinde kaybolduğu o yüce sevgide Vahdet-i vücud'u yaşayıp bütün ikilikleri inkar ile bir Tek olana vuslatı arayan Yunus, insanlığın manasını aşkta bulur. Dünya aşk üzerine kurulmuştur ve aşk olmadan durması mümkün değildir. Yaratılanın Yaratıcı'yla tamamlanması, varlığın sırrı, kainatın idraki ve kemal, ancak aşk ile mümkündür. Aşk ki hakikattir, ölüm ona ilişemez.

Yunus'a göre aşk, İlahi'dir ve yaratılışın sırrını taşır. Bu bakımdan bütün cihanı kuşatmıştır. Sarhoşluğu ve coşkunluğu ile insan olmanın tecellisi aşkta görülür. Aşık bir harabeye dönmedikçe aşkı hissetmiş sayılmaz. Aşkı hissettikten sonra da bütün kınanmışlıklar, bütün ayıplamalar onun için boştur. Aşk çıplak hakikattir ve ne dünyayı, ne de maddeyi ayakta bırakır. Aşktan şikayet edilemediği gibi aşka yine ancak kendisinden derman erişebilir. Aşk, sahili olmayan bir deniz misali benliği yutar, kendinde eritir ve sırrını asla ham gönüllere açmaz. Aşkın olduğu yerde ilim bir hiçtir ve aşksız iman taş misali kurudur, katıdır. Bilineni unutturan da, boşaltıp yeniden dolduran da aşktır. Aşkta menfaatten söz edilemez; ancak uğruna feda olunabilinir. Böylece bütün menfiler müspete dönüşür, kuruları yeşertir, durgunu coşturur.
Aşk bir güzel ahlaktır. Aşık ki idrak eder, o asla yok olası değildir. Aşk, bir hakikattir ki bütün hakikatleri ortaya çıkarır.

Kısacası aşk varlığı eriten varlıktır ve

"Aşk oldur ki Hakk'ı seve."



İskender PALA