Skip navigation.

exploreopera

| Help

Sign up | Help

Deniz!





Kalk hadi deniz
Nisan yağmurlarını getir
sarıldığın dost Alizeler’i
nimet olduklarını sonra



Öfkenle devirdiğin gemileri deniz
sana yenik kentleri getir
kavruk hece, talan hazineleri
canını yakan sevda kramplarını sonra



Sana hülya, sana ılgın gözleri deniz
Yakamoz kokan geceleri getir
ay çukurlarını seviştiğin
puanlı, fırfırlı elbiseni sonra



Tut elinden deniz
sevdiğin billur sabahları getir
en mavisini mutedil aşkların
merhaba dediğin geceleri sonra



Yalnız kaldığın limanları deniz
kıyına demirli ıslıkları getir
gurbet yolcularını kimsesiz
köpük köpük hasreti sonra



Uyan hadi deniz
doğurduğun lagünleri getir
Korsanlarını Pasifik’in
fikrine sınır koyan elleri sonra



Anneni, babanı, kardeşlerini deniz
yeleğine ilikli yıldırımları getir
yetim, ılgın bozkırları
dört kol siyah gelincikleri sonra



Bin asırlık valizini deniz
sevdiğin uçkun atkını getir
beline kemend ölgün şiirleri
arzu ettiğin seferleri sonra



Küpeştede seyir günlüğünü deniz
damıttığın yalnız derinlikleri getir
Ro-Ro gemilerini sarı sırlı
iskotası hüzün dolu dümencileri sonra



Terennümlü anaforları deniz
serin Labrodur hikayelerini getir
Mahçup kırık faylarını bedeninin
ağır çekim gelgit’leri sonra



Tut elinden deniz
sana içkin, sana esrik dağları getir
Alpin çayırları'nı; dalgın, nazlı
unuttuğun falez şarkılarını sonra


Kristal iğnecikli süngerleri deniz
Anemon'la savaşan Palyaço Balığı'nı getir
kıta sağanlığını dizlerinin
dalga boyu ıssız düşleri sonra



Islak, isimsiz çocukları deniz
Sevdiğin demli yıldızları getir
donmuş sözlerini fiyordların
Koyuna tehelli martıları sonra



Handan Karip

Kelimeler ve Oyunları…







Tehlikeli yaratık bu kelimeler… Çok tehlikeli…
Bir o kadar da çekici…
Çekiciliği güvenilmezliğinden olsa gerek…
Zihinde başka, seste başka, yazıda başka…

Pessao yüzlerce kişiliğe bölünmüş.
Kelimeler bölmüş azizi…
“Benim dilim vatanım” diyor… Vatanı paramparça olmuş…
Vatanını da kelimeler parçalamış…

Pessao bahane, hepimiz kelimelerin kurbanıyız…
Babil kulesini inşa etmeye yeltendiğimizden bu yana kelimelerin esiriyiz…
Kelimeler olmadan hiçiz… Varlığımız da kelimelerle sınırlı…

Vedâlar kelimeden başka bir şey değil.
Sırlar…
Sevmeler…
Sevişmeler…
Ve sonra intihar notları…

Karanlık bir odam vardı… Sese ve ilgiye kilitlediğim bir oda…
Kelimelerle oynamaya o zamanlar başladım…
Çoğumuzun aşina olduğu bir oyun…
Bir kelimeyi dola diline… Tekrarla…tekrarla…tekrarla…
Ve sonra yabancılaş o bildiğin kelimeye…
Bütün kelimeler sonuçta aynı yabancı yaratıklar…

Bütün kelimeler değil… İstisnası var elbet;
Bir gün bir sokağa kıvrıldım, ahşap kapıyı gıcırdatarak açtım…
O kelimeyi duydum…
Bir sürü insan o kelimeyi tekrar edip duruyordu…
Bildikleri her şeyden arınmışlar… Kendilerini bırakmışlardı…
Tekrarladıkça heyecanlanıyorlardı…
Her tekrar hakikate yaklaştırıyordu onları…
Bütün kelimeleri yok eden o efsunlu kelimeyle ilk kez orada karşılaştım…
Aldatmayan…
Terketmeyen…
Koruyan…
Kollayan kelime;
Lâilâheillallah… Lâilâheillallah… Lâilâheillallah

Güneş Tutulması





Geceyi gözlerinde
taşır kör çocuklar
Güneşi görmek için
uyur.
uyandıklarını anlamazlar...


Fırat Öncel


sen, ben, sokak, gölge...


suskun diyorlar bana sana sağır
anlaşabiliriz öyleyse
sokak olursun sen örneğin ben gölge
sokulurken ökçelerinde ateş taşıyan kadınlar adamların izli gömleklerine
çığlık çığlığa kuşlar ve kepenkler çocukları düşlere savururken
dalgın bir anında günün kararlaştırabiliriz
sokak oluşun gibi senin benim gölge olmamı
ve üstümüzden akacak gün doğumlarını

ben bir bedenden sürülmüş olurum
sen bir şehirden kovulmuş
gelişimle ürperir çöpçülerden kalma birkaç yaprak
köşebaşlarında sarkan lambalar
erketede hırsızlar ve sarı elbisenle karşılarsın beni
bir de sevişme vakti vapur sirenleri

suskun diyorlar bana sana sağır
ayrılabiliriz öyleyse
ne izim kalır geride
ne penceren buğulanır


Seyfullah Karaköse

SAYRI



Delirdi ruh sabra yenildi acı
Sıyrıldım suretimden takat ören el gördüm

Vaktile ben tenhaydım tenhayı bana buladım
Öldüm bir keresinde gökyüzünü yıkılır gördüm

Serçe pençesinde ince dal incindi
Ardı yitik bahçesi duvar dibi kar gördüm

Örendi seyrine kandığım ak konak
Sûra sus diyen varı sır gördüm

Kim belagat etti sandım hayrandım
Kaşı keman değil aşktı âşikar gördüm


Seyfullah KARAKÖSE