Skip navigation.

görelim mevlâ neyler...

dandini

hıdrellezde canım gazete kağıdında iki büklüm biber peynir yiyelim
yemesine yeriz de ben şimdi hıdrellez gibi iki büklüm odanın köşesinde
niçin çıkardım bu kitapları buraya derken
hışır poşet hışırtısıyla /atlet torba/
sanki bir mesaj düşmüş
sanki kokun kalmış
yeni çıkmışım memelerinin altından
üşümüşüm hafif kırık
(kırık süpürge sapı da plastik)
neler de yapıyorlar derken petrolden
kim özelleştirdi lan tüpraşı?

ilk kez gördüm sırtını çıplak
son kez belki de
köşedeki karpuzcu bilir
o her şeyi bilir
bir keresinde kedisinin burnu kanıyordu kapısının önünde de
ya da kanamıştı
boşver bir gün mutlaka kanayacaktır
öyle ya kedilerin burnu niye kanar sevgilim
hadi buna da not düşelim
soğüt dalı üzerine gölgelensin
ben sana güleyim sen el salla
el sallayayım gülerken sen git
sen git çünkü yeni çıkan kitaplar yaza göre
trafik lambaları da madem bu kadar kısa yanıyor
remzi kitabevine uğramasak da olur

elle düzeltmişler bileti
artık iptal olmayacaksa elinle düzelt şöyle bir saçlarını
madem bırakmadın dökülen saçlarını
bırak şu sigarayı ya da değiştir
sağlığa zararlı olduğundan değil
bu aylarda işler biraz durgundur da
boş geçer
boş geçen masada güya eski mahallemiz olur
yeni yeni türkçeyiz o zamanlar
ki kör şaban
küçüktü
ufacıktı
top oynayıp acıktıktan sonra
sürdürülebilir çevre bilinciyle
ya da ekonominin millileştirilmesine aldırmadan
günde üç masturbasyon yapardı
/ulan! ulan! ulan! geliyor
öf yaaa banyo da bile adama rahat yok/
ve hiç bırakmadı kör şaban
kör olursun dedik bırakmadı
beyninde fosfor kalmazmış
bilimsel açıkladık
imamın cehennemine attık
inandı ama keyfinden bırakmadı
bugün sevgilisinin dilini ısırdığını duysan
sen bile inanırsın

kısaca;
şansım yaver giderse
gırla içkiler olsun masada
sızalım uyanıp içip
içip uyanıp sızalım
yoksa bu beyaz badanalı evler diyarı
yoksa boydan boya asılı begonviller
sanki bana biraz
ya da ne bileyim
sen öyle güneşin düştüğü gözlüğünden dedin ya
oradan aklıma geldi
yok yok bu sefer yaver gitsin şansım
gülümserken bu cümlenin ortasındasın ya
geniş olmam gerek
evelallah yağmur da yağmayacak gibi





seyfullah karaköse

ASLINDA AŞK VAR







Sıkıcı bir berraklık günün üzerini sımsıkı örtmüş.
Hiçbir hayal bu aydınlıkta yaşayamaz.

Biraz ileride, üzeri kıymıklarla kaplı yeşil bir dal
görünüyor. Ucunda kırmızı bir leke.
Kıpırtıya benzer birileri var etrafında.
Kiminin gözleri şaşkınlıktan kocaman olmuş, kimi
anlaşılmaz baygınlıklar içinde.

Kıyıda, güneşe terk edilmiş bedenler var; elleri iki yana
düşmüş cesetler. Ayaktakiler koca su birikintisine
koşuyorlar.

Daha koyu olan bölgeleri seçiyor oturup sohbet etmek için
bir başka kalabalık. Etleri birbirine değiyor, duymuyorlar.
Bir esinti tırmalıyor yüzlerini, serinlediklerini
söylüyorlar.

Başparmağı okul çantasının askısına sıkışmış çocuk
yere bakıp susuyor.
Servisler geçmiyor, okul zili çalmıyor.

Siyah bir örtü kaplamış yolları, kepenkler açılmıyor.

Dizleri çamur, yeşil parkalarıyla iki gerilla pusuda.
Suratlarını dayadıkları çelikten ince yağ soluyorlar.

Oradan oraya savruluyor şaşkın mevsimler. . .

Sokaklar ürkütücü seslerle dolu, kemancı ne zaman sağır
olmuş kimseler bilmiyor.

Bu boşluk beni korkutuyor. Gelmeliyim, haber vermeliyim:
"Duymuyor musun? Bekliyorlar!.."

Belli ki gece yüzünün aydınlığını kaybedememiş. Gelişim
gibi usulca öpüyorum. Sarhoş eden yapraklarıyla
ateş gibi bir gül oluyor o kırmızı leke.

Yavaşça aralayıp gözlerini, gülüyorsun. Nasıl da deniz
oluyor o koca su birikintisi, ne de seviniyor yosunlar
rengine kavuştuğu için.

Kıyı bir anda huzurlu yanık tenlerin denizdekilere
seslenişiyle doluyor.

Koyulukları gölgeye çeviriyor yastığını örten saçların.
Sohbetler ona bakarak uzuyor.

Dudağımı çağıran omuzun o esintinin rüzgar olduğunu
anlatıyor. Yeryüzü yeniden ürpertiye bürünüyor.

Gözlerini açmadan saate uzanıp alarmı susturuyorsun. Tenler
hissetmeyi, kainat dokunmayı öğreniyor. . .

İki yana gerip kollarını gülümsemen çocuklara ulaşıyor.
Pembelikler, tebeşirler, kurdeleler, kaçırılmış goller,
çığlıklar sokağı dolduruyor.

Kalkıp, perdenin ucundan dışarı bakıyorsun. Günaydınlar
oluyor, esenlikler, bereketli alışverişler. . .

Toza bulanan kabza ikisinin de umurunda değil. Öpülmüş, kan
dolmuş bir dudak var gerilla kadının arzulu yüzünde şimdi.
Biliyorum evet; balkondasın ve kahveni yudumluyorsun.

Biraz kararsız açıyorsun dolabı. Bir anda o beyaz elbisene
uzanıyorsun; üzeri çiçeklerle dolu beyaz elbisene. . .
Böylece mevsimler baharı öğreniyor.

Yeryüzü birazdan sana kavuşacak. Kapıyı usulca çekip
çıkıyorsun. Anahtarlığının çıkardığı çınlamayla birlikte
güzel bir bestenin nağmeleri yükseliyor.
"Nihavent" diyor yeniden duymaya başlayan kemancı; "bugün
nihavent olmalı". Nihaventle birlikte Akdeniz'in bir başka
yerinde rebetikalar duyuluyor başka bir diyarda
konçertolar, aryalar. . .

Ayrılırken yüzünün aydınlığıyla bakıp "hoşçakal" diyorsun.

Hoşçakal diyorum ardından gülümserken.

Sonra binbir keyif, ellerim cebimde, göğe bakıyorum;
"İyi ki aşk var" diyorum, "Tanrım iyi ki varsın."



Seyfullah Karaköse

kolaylık isteyen şiir


duvar dibi gibidir ağzında kırılan parmaklar
susulur
susmak kolay bir ağız hareketidir
kıpırtılar girer içeri
bakılır
bakmak da öyle
kolay bir göz hareketidir
elleri olur bazen boşluğun
tutulur
tutmak öyle kolay değildir
giderken bazen adımların yer arar
yürünür öylesine
bak yürümek de kolay bir ayak hareketidir
bir kere düşünürsün
bu çığlık hangi karanlığa iz eder
sıyrılır çökersin
kulağında uğultular
duymak da kolaydır

aslında hiçbir şeydir
öylesine ağrımıştır nefesin
nefes almak kolay bir hayat hareketidir



seyfullah karaköse

rıhtım




burası rıhtım yalınayak yürüyeceğim
taşların yosunla sıvanmış yüzlerine dokunmak için
ne vakar ne cesaret gerekli
dilimde sönmeye yüz tutmuş bir türkü
ya da bir ıslık yeterli
nasıl olsa hepsini tüküreceğim

yanımdan bir adam geçti
yaşamak güzel maceraydı diye söylenerek
bir hızarın ağzındaki ağaç gibi hırlıyordu
ufku ilmeğe benzetmiş
o ahşap yola kanmış muhakkak
rüzgarla inatlaşmış kanatacak kendini
yavaş yavaş çekecek bıçağını damarından
denizin çekilmesi gibi
kim dur diyecek ona kim akıl verecek
gece sağır ve çatışma çoktan bitti
örselenmiş bir karanlık şimdi sessizlik
kim haber verecek
çıldıracak dalganın köpürmesine bakıp
ellerini daldırıp boşluğun dibine bağıracak
neredesin
korkuyorum dur aklım
bana gölgem bile ağır
bu isyanı nasıl kaldırayım

burası rıhtım kaybolabilirim
sızlayan ağaçları burada sarmışlardı
suyu burada öpmüştü bir gece ay
çığlıkla uyanmıştım
kaçıp içimin o kayıp karanlığından
susmak için buraya koşmuştum
bir balıkçı denizi yüzüne sürüp
sevgilim diyordu
denizin gözyaşından olduğunu
burada görmüştüm
hali yok aklımın yalınayak yürüyeceğim


Seyfullah Karaköse

hayat ardından bakılandır




bir sessizlik biliyorum
nem kokulu bodrumlar gibi
ızgaraların tıkırtısına gizlenmiş
pencere köşesinde yatsı sonrası
baston sesleriyle eve dönen

bir yer biliyorum
köşesine çocuklar çökmüş balkonlar
üstelik serçeler isli
dilimlenmiş masada muşamba örtü
ve sonra karanlık mutfak öyküsü
bana bir kırmızı yüzü
bana bir kalk demeyi
sonra unlu yaşmağını bırakmış

bir zaman biliyorum
göğün dağı öptüğü yerden kurtulduğunda
saçlarıma kum saçan rüzgar
beklerken eşikte çocukluk
kuyu başı
yeşil ceviz
minderde dedem
rahlede tedris


seyfullah karaköse
July 2009
S M T W T F S
June 2009August 2009
1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31