ASLINDA AŞK VAR
Tuesday, June 23, 2009 9:49:13 AM
Sıkıcı bir berraklık günün üzerini sımsıkı örtmüş.
Hiçbir hayal bu aydınlıkta yaşayamaz.
Biraz ileride, üzeri kıymıklarla kaplı yeşil bir dal
görünüyor. Ucunda kırmızı bir leke.
Kıpırtıya benzer birileri var etrafında.
Kiminin gözleri şaşkınlıktan kocaman olmuş, kimi
anlaşılmaz baygınlıklar içinde.
Kıyıda, güneşe terk edilmiş bedenler var; elleri iki yana
düşmüş cesetler. Ayaktakiler koca su birikintisine
koşuyorlar.
Daha koyu olan bölgeleri seçiyor oturup sohbet etmek için
bir başka kalabalık. Etleri birbirine değiyor, duymuyorlar.
Bir esinti tırmalıyor yüzlerini, serinlediklerini
söylüyorlar.
Başparmağı okul çantasının askısına sıkışmış çocuk
yere bakıp susuyor.
Servisler geçmiyor, okul zili çalmıyor.
Siyah bir örtü kaplamış yolları, kepenkler açılmıyor.
Dizleri çamur, yeşil parkalarıyla iki gerilla pusuda.
Suratlarını dayadıkları çelikten ince yağ soluyorlar.
Oradan oraya savruluyor şaşkın mevsimler. . .
Sokaklar ürkütücü seslerle dolu, kemancı ne zaman sağır
olmuş kimseler bilmiyor.
Bu boşluk beni korkutuyor. Gelmeliyim, haber vermeliyim:
"Duymuyor musun? Bekliyorlar!.."
Belli ki gece yüzünün aydınlığını kaybedememiş. Gelişim
gibi usulca öpüyorum. Sarhoş eden yapraklarıyla
ateş gibi bir gül oluyor o kırmızı leke.
Yavaşça aralayıp gözlerini, gülüyorsun. Nasıl da deniz
oluyor o koca su birikintisi, ne de seviniyor yosunlar
rengine kavuştuğu için.
Kıyı bir anda huzurlu yanık tenlerin denizdekilere
seslenişiyle doluyor.
Koyulukları gölgeye çeviriyor yastığını örten saçların.
Sohbetler ona bakarak uzuyor.
Dudağımı çağıran omuzun o esintinin rüzgar olduğunu
anlatıyor. Yeryüzü yeniden ürpertiye bürünüyor.
Gözlerini açmadan saate uzanıp alarmı susturuyorsun. Tenler
hissetmeyi, kainat dokunmayı öğreniyor. . .
İki yana gerip kollarını gülümsemen çocuklara ulaşıyor.
Pembelikler, tebeşirler, kurdeleler, kaçırılmış goller,
çığlıklar sokağı dolduruyor.
Kalkıp, perdenin ucundan dışarı bakıyorsun. Günaydınlar
oluyor, esenlikler, bereketli alışverişler. . .
Toza bulanan kabza ikisinin de umurunda değil. Öpülmüş, kan
dolmuş bir dudak var gerilla kadının arzulu yüzünde şimdi.
Biliyorum evet; balkondasın ve kahveni yudumluyorsun.
Biraz kararsız açıyorsun dolabı. Bir anda o beyaz elbisene
uzanıyorsun; üzeri çiçeklerle dolu beyaz elbisene. . .
Böylece mevsimler baharı öğreniyor.
Yeryüzü birazdan sana kavuşacak. Kapıyı usulca çekip
çıkıyorsun. Anahtarlığının çıkardığı çınlamayla birlikte
güzel bir bestenin nağmeleri yükseliyor.
"Nihavent" diyor yeniden duymaya başlayan kemancı; "bugün
nihavent olmalı". Nihaventle birlikte Akdeniz'in bir başka
yerinde rebetikalar duyuluyor başka bir diyarda
konçertolar, aryalar. . .
Ayrılırken yüzünün aydınlığıyla bakıp "hoşçakal" diyorsun.
Hoşçakal diyorum ardından gülümserken.
Sonra binbir keyif, ellerim cebimde, göğe bakıyorum;
"İyi ki aşk var" diyorum, "Tanrım iyi ki varsın."
Seyfullah Karaköse














Umman ŞahinerUmman # Tuesday, June 23, 2009 10:36:05 AM
SeyfullahKarakose # Tuesday, June 23, 2009 11:07:22 AM
aysunsay # Wednesday, July 1, 2009 10:06:42 PM