Skip navigation.

exploreopera

| Help

Sign up | Help

görelim mevlâ neyler...

Posts tagged with "şiir"

ŞEN BİR AY O ZAMANLAR...*

şen bir ay o zamanlar...


bu sabah haberimiz oldu
dün gece yer çekmiş
ve dünya kuantumcuları incir çekirdeğini doldurmuş
gördünüz mü boşuna ürkütmüş ilk adım bizi
aldırmamalı
korkmamalıymışız
alışırmışız
olsak da eski bir ev
bir duvar başı gibi taş
yine de bulunurmuş dünyanın döndüğü
bir kadına yanarmışız yine de

böyle başlıyor her şey
sabah kalktığımızda yağmur dinmiş oluyor
sonra öğreniyoruz haksızlık yapmayı
haklı sebepler bularak
tanrı bilir ya
haksız da sayılmıyoruz
geride değmeyen rüzgar
sonra yaprağın altı
çürümüş
toprak
koku
su

gelecek yağmurda yine koşturacakmışız
bu esrime ondanmış
bu gülüş
bu beyaz
bu soğuk
ümit diyor tentenin altındaki kadın
birazdan kaybolacakmış

gerçi güz hepsini kapatacak
bekleyeceğiz yine de
belli ki çabuk geçecek
ateş gibi de değil
sıradan
eğlenceli
kaypak

bekleten olmak heveslisiyiz
hepimiz
beklediğimizi unutarak
o kulağa güzel bir söz için hayranız
bak göze bula sus dile sar
soğumadan sevişmeliyiz

bir zamanlar
güzel düzenlenmiş bir aşk bulmalı demiştim
üst üste ve tasnif edilmiş
rahatım haliyle yerinde
yer çekmemiş
dünya dönmemişti
incir çekirdeği bihaber
nasıl olsa birisi kayda geçerdi

hatırlayın
ekose etekleri
sinsi rüzgarı
ateş alırken bakmalar
bakarken ateş almaları
sonra kasıkta sızılar
beştaş oynayan kızlar
uzun çarşı
çakılı gölge
davetkar pencere


ve dudağımdaki tebessümle
“şen bir ay o zamanlar”


malum
insan kelimelerden fazla…


Seyfullah Karaköse

* esen esen’in “göç yolları” şiirinden son mısra...

AYNAYA ŞİİR

Söz telaşlı çocuk
Kime değse büyür
Kırılır

Hayat aşka yamadır
Sevişmelerde yeniler kendini
Soyunur

Başaklar boyun eğer
Kavuşur rüzgar ateşe
Sarılır

Bir el yaklaşır omza
Yılkı nefesinden korku
Savrulur

İçe düşen gülüş
Bir akıl baskınında
Kaybolur

Titrer sancılı göz
Susar anne gibi
Durulur

Gitmek ona düşer
Adımlar babadan kalma
Yorulur

Seyfullah Karaköse

GÖÇ YOLLARI

, ,


GÖÇ YOLLARI


saçlarımda kırlaşmış bir yosun öfkesi
küfrünü savururken gecenin ışıklarına
ters çevrilmiş bir su tosbağası
perdelerine sıkıştırıp iğde dallarını
gözlerinden çıplak memeli rüzgarı
uğurlar...

mevsim bahar
yollar şimdi göç

bak meriç geçiyor
irsi bir evlat geni
cebindeki
sınır boyuna sıkıştırılmış
deli dolu bir çığlık
taşıdığı...

kollarını açıyor az ilerden
bir kırlangıç
bir kanadında arda,
boy boy kavak pamukçukları
bir kanadında tunca,
içlerinde göç çocukları

göz kırpıp öyle geçiyorlar
taşacakları coğrafyaya
zaman şimdilerde !
tepelerinde ikindi güneşi

şaha kalkmış yeşil küheylan
ellerinin kınasını döküyor
toz toz
sazlıklara

katıp dorukların bakirliğini önüne
kâh sarılıp,
kâh kaçırarak bakışlarını
kuru balık kokusuna özlemle
yarışıyor martılar...

koynuna sokuluyor denizin
bir ırmak !
getirdiği bereketi bırakıyor
tuz dudaklarına

ötede bir oltanın ucuna sürüklenmiş
iki iklim balığı
yağlanmış üç saman teli
gerili tenlerine
ucundan bakıyorlar
kısıp gözlerini
başlarında

Üç çocuk
Üç nehir
Üç şiir



Şen bir ay o zamanlar



Esen Esen

SON ŞARKI

,



Soyulmuş bir düş kıvamında gözlerini yum
İşte sana dokunduğum şiirin mor ötesi kanalı

Ve pürüzsüz yüzeyinde sırtüstü oynayan kıskaç

Seni bütün ellerimle duyduğum
İzlenimin uzaklığa kendi kör yaşına bindiği

Ve bütün yolların yürüyüp yolcusuyla gözden yittiği uğrak

Halksız bir sokağın kahve-altını çizdik
Devrilmiş bir çınarı kendi halinde yazıyoruz

Ve büyük gürültünün hortumu mum ışığı tapınak

İşte beni bir aynaya bakışırken bulduğun iletken beyaz bıçak
Ses duvarı ötesinin kiminle kesiştiği
Ve kimbilir kimin kendisiyle şimdi ölümcül yüzleştiği
Hayatım mumunu söndür yazıyı boşalt...

Murat Akkoyun

Bir hemşirenin not defterinden bölümler...

,



Durup dururken aslında koyu çalan kırmızıdır
Bazan buruşmağa yüz tutmuş bir gül de olabilir sol yakamın üstünde
Ağır cüzzam makamlı korkunç çağrışımlar

Ben tazeyim ablacığım kimin sümüklü böcekleri üzerimde dolanır?


Gün ışığı vurdukça beyazıma ışılar, sevinirim
Lakin neden tozlanır,pörsür, karanlığa bulaşır
hastaneli hastalıklar tırmanır bacaklarıma
Yüreğimin koridoru gülerek açılacağına
Neden salındıkça koyulur, kan gibi pıhtılaşır?

Hangi hastaların ağız kokusu duyulmadan ciğeri yarına bırakılır?


Acil´in döşemesine
Sanki topladığım damarlar boşalıyor.
Terini sil, paspası dışarı daya, rengini çeksin
Ablacığım, ölümün mesaisi yok, anlasana
Bu merdivenlerde dolanan yalnız sen değilsin ölümün izdüşümleri

Hipokrat yeminli hastaların hangi midesi
İştah kabartıcı bir hap gibi koklanır?

Kansızlığın buz gibi donuk gözleri. Üşüyorum,
Hiç bir kitap yazmıyor
aşkın salyalı gece nöbetleri. Korkuyorum,
Umut yemeğe çıktı,kapıyı kapa. Bir çocuk düşürelim,
Ablacığım gene kırmızı değecek beyazlara

Aaah, açılmağa yüz tutmuş bir gülün mesaisi açılmağa başlasa

Ablacığım anımsarsın
Frengili bir kadın vardı Diyarbakır kerhanesinden
Yüzü kan içinde sabaha karşı polis arabasıyla gelen

Anahtar deliğinden baksam uzayan gözlerini görürdüm
zehirli bir hançer değerdi yüreğime.
Saçlarını kesti... Ceket çaldı.... Kaçkere denedi kaçmayı.
Anımsarsın
helada göğüslerini camla doğrayıp
bilekleri kan içinde bir ilkbahar akşamı
ölümün defterine kendi elleriyle adını yazdı.

Ablacığım
Ne zaman bu anıyla dağılsa uykularım
Dağlarda tek başına dolanan bir eşkiya bağırır.
Lakin neden dürbünü,mavzeri,çapraz fişekleri yerine
rahminde frengiyi taşıyan kadın ve gözleri vardır

Açılmağa yüz tutmuş kırmızıya çalar bir gülüm
kimselerin durmadığı bir yerde durur
kimselerin görmediği nefesleri görürüm
bu izler açlığın parmak izleri
ilikleri kuruyan çocukların ağıdında oturur.
Rengi solgun sessizliği intihar boğumludur
hersey bir yana hersey bir yana dayanamam görürüm
ölüm çocukların beyaz gözlerinde kavrulur.

Paspası bırak diyorum, morgun kapısına yaklaşma
Ablacığım,çocuklar yapayalnız ne kadar çabuk soğur

Yorgunum başımı dizlerine daya
Yorgunum her yanımda ahtapotlar dönüyor abla
Kanserin ve ölümlerin asistanı geliyor,
yüzünü görmeyelim kapıyı kapa

Aaah nefesler sıkıştıkça hayatın faturası büyüyor
Mesai bitmeyecek kapıyı kapa....


Murat Akkoyun