Saturday, 27. May 2006, 14:48:57
şiir, kayıplar
Soyulmuş bir düş kıvamında gözlerini yum
İşte sana dokunduğum şiirin mor ötesi kanalı
Ve pürüzsüz yüzeyinde sırtüstü oynayan kıskaç
Seni bütün ellerimle duyduğum
İzlenimin uzaklığa kendi kör yaşına bindiği
Ve bütün yolların yürüyüp yolcusuyla gözden yittiği uğrak
Halksız bir sokağın kahve-altını çizdik
Devrilmiş bir çınarı kendi halinde yazıyoruz
Ve büyük gürültünün hortumu mum ışığı tapınak
İşte beni bir aynaya bakışırken bulduğun iletken beyaz bıçak
Ses duvarı ötesinin kiminle kesiştiği
Ve kimbilir kimin kendisiyle şimdi ölümcül yüzleştiği
Hayatım mumunu söndür yazıyı boşalt...
Murat Akkoyun
Wednesday, 24. May 2006, 14:55:58
şiir, kayıplar
Durup dururken aslında koyu çalan kırmızıdır
Bazan buruşmağa yüz tutmuş bir gül de olabilir sol yakamın üstünde
Ağır cüzzam makamlı korkunç çağrışımlar
Ben tazeyim ablacığım kimin sümüklü böcekleri üzerimde dolanır?
Gün ışığı vurdukça beyazıma ışılar, sevinirim
Lakin neden tozlanır,pörsür, karanlığa bulaşır
hastaneli hastalıklar tırmanır bacaklarıma
Yüreğimin koridoru gülerek açılacağına
Neden salındıkça koyulur, kan gibi pıhtılaşır?
Hangi hastaların ağız kokusu duyulmadan ciğeri yarına bırakılır?
Acil´in döşemesine
Sanki topladığım damarlar boşalıyor.
Terini sil, paspası dışarı daya, rengini çeksin
Ablacığım, ölümün mesaisi yok, anlasana
Bu merdivenlerde dolanan yalnız sen değilsin ölümün izdüşümleri
Hipokrat yeminli hastaların hangi midesi
İştah kabartıcı bir hap gibi koklanır?
Kansızlığın buz gibi donuk gözleri. Üşüyorum,
Hiç bir kitap yazmıyor
aşkın salyalı gece nöbetleri. Korkuyorum,
Umut yemeğe çıktı,kapıyı kapa. Bir çocuk düşürelim,
Ablacığım gene kırmızı değecek beyazlara
Aaah, açılmağa yüz tutmuş bir gülün mesaisi açılmağa başlasa
Ablacığım anımsarsın
Frengili bir kadın vardı Diyarbakır kerhanesinden
Yüzü kan içinde sabaha karşı polis arabasıyla gelen
Anahtar deliğinden baksam uzayan gözlerini görürdüm
zehirli bir hançer değerdi yüreğime.
Saçlarını kesti... Ceket çaldı.... Kaçkere denedi kaçmayı.
Anımsarsın
helada göğüslerini camla doğrayıp
bilekleri kan içinde bir ilkbahar akşamı
ölümün defterine kendi elleriyle adını yazdı.
Ablacığım
Ne zaman bu anıyla dağılsa uykularım
Dağlarda tek başına dolanan bir eşkiya bağırır.
Lakin neden dürbünü,mavzeri,çapraz fişekleri yerine
rahminde frengiyi taşıyan kadın ve gözleri vardır
Açılmağa yüz tutmuş kırmızıya çalar bir gülüm
kimselerin durmadığı bir yerde durur
kimselerin görmediği nefesleri görürüm
bu izler açlığın parmak izleri
ilikleri kuruyan çocukların ağıdında oturur.
Rengi solgun sessizliği intihar boğumludur
hersey bir yana hersey bir yana dayanamam görürüm
ölüm çocukların beyaz gözlerinde kavrulur.
Paspası bırak diyorum, morgun kapısına yaklaşma
Ablacığım,çocuklar yapayalnız ne kadar çabuk soğur
Yorgunum başımı dizlerine daya
Yorgunum her yanımda ahtapotlar dönüyor abla
Kanserin ve ölümlerin asistanı geliyor,
yüzünü görmeyelim kapıyı kapa
Aaah nefesler sıkıştıkça hayatın faturası büyüyor
Mesai bitmeyecek kapıyı kapa....
Murat Akkoyun
Friday, 19. May 2006, 13:36:09
kayıplar
Bir aşk şiiri yazmalı diyorum
Şöyle köşesinden kenarından
Şimşekler çıkaran
Arsız olmalı
Kuralsız
Kafiyesiz
Hatta kifayetsiz olmalı
Tümlenmemeli
Noktasız
Virgül ardı virgül olmalı
Dar olmalı geçitleri
Sıkışmalı
Şaşırmalı
Teğetimsi olmalı
Bir türlü değmemeli
Yürümeli hitabetin namı
Ardı arkası beklenmeli
Dostlarım bitmiş demeli
Bu kadın
Yanmış
Kavrulmuş
Aşmış
Aşık
Çakal gezen itler
Korkmalı
Kaçmalı
Kuyruğu ellerinde
Camilerde yatmalı
Öyle bir şiir olmalı
Tüm –meli’ler, -malı’lar
Bir bir genleşmeli
Genişlemeli
Şiir
Yap-ar demeli
Sev-er demeli
Gürleyen, aniden tizleşen
Uzun bir konçerto olmalı
Sesi soluğumda kalmalı
Akordu bozuk tellerin
Tınılardan marşlara
Kemandan kontrbasa
Seslerden eslere
Esintili olmalı
Hatta katil bir kasırga
Çekmeli çevirmeli içine
Okyanus olmalı
Abislere varmalı
Dile kolay
On bir kilometre
Mariana’ya
Pasifik sıkınca
Nepal’e
Sekizbin sekizyüz metre
Buz çalmalı Everest’ten
Etna’nın lavına karmalı
Dumanıyla Uranüs’e
Ardından Jüpiter’e
Orada biraz kalmalı
Hatta epey kalmalı
Uçmalı
Sıçramalı
Süzülmeli
Dalmalı
Sakin bir dereden
Çalmalı çakıl taşları
Yerlerine elmaslar bırakmalı
Bir aşk şiiri yazmalı diyorum
Şöyle kenarını köşesini
Sevdiğim adam’a
Gözlerine
Dalarcasına
Doymazcasına
Yasemin Sezer
Friday, 19. May 2006, 13:33:49
kayıplar
Us/anmadan gelir
Em/eksiz
Tiryakinin nefsine
Aşktır ç/özüm
Yasemin Sezer
Friday, 19. May 2006, 13:32:26
kayıplar
Uzansam tutacağım
Çıplak kuru dallar
Yansıması yüzümün ardından
Penceremin tuvali
Yalnızlığımı tohumluyor
Mum ışıkları
Bir kırmızı
Bir beyaz
Gövdelerinde ısı
Başları ateş
Ben gibi
Uyuşuk parmak uçlarımdan
Yalansız bir sızı bu şiir
Dünüme dönüp
Sahil soluğuyla “içim” dediğim
İç’im akıyor
Güçsüzlüğün kabulünde güçlenmek
Sıkamadığım avuçlarım
Neyse ki
Boş
Tutsak yansıyan yarın
Aslı belirsiz, imgesiz
Yalın
Üşümekten korkmuyor
Soyunuyorum
Cephe vücut
Buzlara yatıyorum
Sakin sakınımsız yalnız gece
Hayat ki
Kocaman
Sabahsız
Üşürken duyulan nefes kadar
Edere değdiğimiz kadar
Kader....
Tokalaştığım iki el benim
Sol, sağ..
Topu on pamaktan şefkat
Ben’den ben’e
Bu kadar...
Yasemin Sezer
Showing posts 1 -
5 of
8.