Friday, 9. October 2009, 19:26:12
Elimde kalan tek cevher icra edilmeyi bekleyen not-a-larımken
harikulade bir yaşamın esirgenmişiyim
hal bu ki düşüncelerim dejenerelikte yitik.
Çevreci binlerce şarlatanı barındıran sığınaklarda gezinerek şiir yazmayı seviyorum
ki küreselleşmiş bir bilip bilmemezlik boy gösteriyor panolarımda
vesilesizliklerimle
hatırlamadan işlemelik konularımdan birini ilan etmiş oluyorum
ve düşlerimin yetim kalması kaçınılmazlaşıyor.
Yufkası bozuk olimpiyatlarda seyirci diye yer buldum kendime
maksadım sadece gözlem yapmak.
baş’ım tek.
ben baş.
teke t’ek.
-‘‘Evet geçen karşılaşmada ilk sırayı edinen falancanın daha şanslı olduğunu maruz görmemeniz önemle rica olunur’’
diyor sunucu.
Fon’a kendinden emin bir parça yerleşiyor.
Soyutluğunu ben kabul etsem de inançsızlıkları onları büsbütün somut anlayışına sevk ettiğinden müzikle karşılıklı ritimsel acizliği gidermeye çalışıyorlar.
Tarafımca bir harekete geçirme eylemi ilan edildi evet.
‘Beyinboyama’ nitelendirmem bu başlığa temelli aktarım için münasip.
Çıkmayan boya düşlerimce icat edilmediğinden(ki ben bir şizofrenin anatomisini oldukça başarılı döküp oynamaktayım) gereksinim duyulacak mevzuyu henüz tanımlayamamaktayım.
:Yerim dar ancak düş<ünce>lerim oldukça yerli şu saatlerde
tek teminatım uykusever olmamasını dilediğim tim.
Karnım duyarsızlığa tok yine de,
pişmanlıklarımla yeterince aç olmayı diliyorum.:
Kalabalığın içinde mozart gibi yükselen cızırdamaların ardından sunucu kulvarlara yerleşiyor yeniden(sadece bir dejenere):
-‘‘ Özel misafirleri özsüz ellerinizden mahrum bırakmamanız önemle rica olunur’’
AnlamSIZ(-ı) biriktirdiği son sözcükler
ve uzaklaşıyorum…
Söylev=Benim cümlelerimde özel kelime olamaz. Her ‘anlam’ın birbiriyle eş değer olduğu gibi.
So’n’ot=Yazarken düşünüp
düşünürken yazan bir şairin gölgesiyim.
Sunday, 2. August 2009, 15:00:29
YÖK, AKP
Eften püften kararnameleri motoru hava yapan 'Ahmedi Necad' model uçakla havalandırmak neden?
Evet YÖK bunu yapıyor üstüne üstlük hedef belirlenmeden dolduruyoruz şarjörü.
kuru sıkıya karşı bebek kilidi eksik kalıyor
ve "enee kilidin bebeği de varmış" diye çürük-dökük dişlerin ardından sırıtışa geçiyoruz. Bu çölde olta hazırlamak gibi birşey
nitekim suyu vakumlayıp borulara bağlayan da -bizleriz-.
Yüzde onbinmilyonbaloncuk artışa geçen nam-ı değer (YÖK'ün diğer) kontenjan artışlarını terli ellerle alkışlıyoruz.
"heriflere bak be!"
Gerçi karşılaştığımız bunca -yanlış şık-tan sonra -şaşkın birçimde halühazırda canlı bomba niteliği taşıyan- bizler,
dere daha yatağına bile oturmadan paçaları sıvatanlardan medet ummaktayız.
Ağustos ayı 14-16 suları klimasız belediye otobüslerinde hayatta kalmaya çalışır gibi -yüksek öğrenim- alacaksak (ki şu vurkaç olayları sonucu aramıza katılan türbanlıları sayabiliriz belli mi olur) yazık ki -bol- kazancımızı dost ellerde yeme
durumuna düşeriz
mali açıdan iyi olmaz.
korkularımıza fare zehri sıçratmadan mütemadiyen ortadan kaldırmalısınız. Beklentimiz bu. Siz de lise talebelerinin diline bu denli düşmezsiniz.
Ve şu yankılanan durmak yok anonslarıyla devam -ettirilen- yol molozlu biraz.
Lakin çoğumuz mide bulantısı yaşamaktayız.
üniversitli işsizi azaltacak kişiler bulunursa; müteşekkirim.
yüksek mertebeli yazı
eleştrisel
Friday, 17. July 2009, 09:11:37
bir sigara yakmalıyım
nefesim güneşlenirken
ayak izlerimi sile sile yürürken ve kendi fırtınamda sürüklenirken yakmalıyım
tam parmaklarım tutuşacak şekilde
külleri diz kapaklarımda soğuturken.
Thursday, 16. July 2009, 10:28:12
(aslında tüm mesele tenine nefes değdiğinde kaşınıp kaşınmamanla ilgili)
bulutlar kirpiklerin salkımı olur kimi zaman ve yanaklarımıza yağmur gibi inen sızıntılar
tütmeye başlar tek bacalı ocaktan.
belki o sıra rüyalarımızı süzgeçlerken, dilimlenmiş ruhumuzda bir sığıntı kabulü olması istenenler
listesini
oluşturmuşuzdur.
ve bunun için insanlar diyalizden akar bir nevi dar delikli süzgeçlerden etkilidir bu
yöntem lakin bedene anti etkili milyonlarca mikroorganizma mevcut olduğunda,
virajlardan dönmeye ya da kendimizi dik bir yokuşa adadığımız kimi zaman öksürük krizlerine
girer, her tıksırmada
emek kusarız...
alışık olmadığımız figürlere sahip mitolojik dansçıların ayağına bağlamaktır kendini bazen
her harekette ne kadar savrulduğunu ölçemezsin ve en bilmezinde
üzerine beyaz bir elbise geçirilmiştir
ve
kanadı da vardır üstelik...
Tuesday, 7. July 2009, 20:56:04
(papatya tacı)
bulutlara gidip iyonlarına ayıracağım ruhumu.
havamı belki bir kuş soluyacak
tüm şairler selam verecek gölgem her yere yayılmış olacak
kokuma üfleyecekler, sadece tek nefeslik kokuma.
belki sahip olduğum bedeni solduracak bu
şiir yazan parmaklarım sararacak ve belki tırnaklarım hiç uzamayacak…
sonra nefesin güneşlenirken yanacak ve ayak izlerini sürüyeceksin denize
deniz sahip çıkmayacak…
sol’a kalacaksın
boynun tutulacak solda, sırf bu yüzden sesimi duyacaksın…
ardından bir peri kızı masalından silinedururken yakalanacak sana
inan göremiyorum sebebini
durduğun yerde diz çökecek,
ağlayacaksın.
-
...ben yağmur ağladım, bir şehre yağdı
ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
ben bir ağladım şehre yağmur yağdı
/ben yağmur ağladım.
(yılmazerdoğan)
Sunday, 24. May 2009, 12:56:02
ölümü silip yanına koştuğum aşk bu. nedenini sahiplenemediğim his, kuşların sebepsiz göçmeleri,
gökyüzünün sebepsiz kararması ve sebepsiz ağlamalarım.
saman kağıda kazılı mavi yazılardan gördüğüm şey, ya da ona bakarken gördüğün ben.
belki yokluğunun şarkısı bu, ya da her zaman ruhunda gezindiğimin, ruhuma işlediğinin.
beyaz kapaklı bir kitabın altındaki imza, sarı saçlı mavi gözlü bir şahinin.
varlığını unutmamamın getirisi bu. cümlelerinin kulaklarıma kazınmasının, olup bitmişliğine
şükretmemin ya da fotoğrafının gözlerimin içine, en içine girmesinin.
kendimi bulmamın
seni bulmanın
ve kardelenlerin neden beyaz olduğunun kanıtı bu...
şimdi susuyorum.
yaşlarımda boğulurcasına susuyorum, cümleleri kopartıp izliyorum.
kararlılığı, hiç yok olmamışlığı ve belki en güvenilir yüzü izliyorum.
ırkına mensup oluşunu, binlerce samanı tek tek toplayışını izliyorum.
sabrını, paslı iğneleri kırıp atmalarını, sözlerini, gözlerini, ellerini
ve
hani kendi evinde
altında imzan olan şu beyaz kitabın arasındaki mavi yazıyı
ağlayarak okuyan kızı
gülümseyerek izleyişini.
sırrını tutacağım; sadece sen, ben ve o.
burada olduğunu bilmeyecekler, seni görmeyecekler.
ama sen hep o pencereden o günkü gibi bakıyor olacaksın, gözlerin dalacak.
saçların hep sarı, gözlerin hep mavi kalacak, ben yine mutluluktan ağlayacağım…
Sunday, 24. May 2009, 12:50:54
Yorgunum bu gece, ellerimse bir o kadar soğuk.
Sevgilim kaçıncı kilometrede, kaçıncı duaları yakıyor kim bilir...
İçimdeki o’na olabildiğince ağlıyorum.
Domates tarlalarım vardı benim, hepsini bir bir gözlerime ektim bu gece
pembe panjurlarım donarak öldü ve karnımdaki yüzlerce bilmece...
Gitme demiştim oysa ki,
son bir geceye ait izini taşıyabilirdim sinemde.
O kadar uzaklaştım ki kendimden ve bir o kadar öldürmeyi denedim onu
biliyordum
başlamadan biten bir masalın başrolünde türbanımın içinde boğulacağımı,
dokunduğunda saçlarıma ulaşamayacağını,
belki de başarısız olmamız sonucunda boşalmaların çöpe gideceğini filan
hepsini biliyordum…
O kadar denedim, bir o kadar yalvardım şiirlerimde
ki şiirlerimden çok tel tel saçlarım vardı benim işe yaramayan...
Ey içinde yeri öpmeme izin veren 'yedi tepeli' yüce şehir!
kaç baş örtümü yırttın ve kaç sevgilimi yanımdan çaldın bu gece?
Olabildiğinde çıplak kaldım sayende...
Gökyüzünde yıldızlar kayıyor adıma,
hepsi düşlerimce yok olma vazifesinde...
-Ey adımızı yan yana getirmeyi beceremediğimiz sevgilim!-
Bir 'hortum' kadar şiddetli dolanıyordun kasıklarıma oysaki
ve alışmıştım
acı çekmeden ısınmıştım bedeninle...
Ama kırdın zamanıyla sevgili,
karga misali karardım, 'yolumu şaşırdım, uçamadım'.
çok açık vardı
saydım, hep eksik çıkmıştın bedenimde.
yetmedin
yetememiştin sineme!
şimdi git
sadece git
şiirlerimdeki edepsizliklerimi de al, git.
ak ve ak bilinçsizliğimle flörasanlara göç edeceğim bu gece.
şayet yetmezse
olmayan şerefimi gömüp artıklarını yemeye döneceğim tekrardan...
-aşkını rüyasında öldürebilirim-
yarım kalan 'masal'ımızı bekle...
N'ot:154. çocuğunu 'dün' düşüren İlham'İye'ye(hey şizo bizim şizo) saygı İle.
[ayrıntılıdüşükraporu]
+edeb'li'siz ve yat içeriklidir.
saç teli barındırmaz.+
Sunday, 24. May 2009, 12:49:51
gözlerindeki şu turuncu loş ışıkla ağlıyor sokak lambaları
nedensiz bir savaşın failini mi oynuyorlar?
yoksa her gece yatağıma giren adamın intikamı mı bu?
üstüne tek bir toz zerremi bırakmamama sebep.
kanadı kopmuş ankalar gibi, yanımdaki tek varlığı;
parmak uçlarını sahipleştiren titremeler olduğu halde.
üstüm başım ıslak, elim boşlukta
yürüyorum...
bir kaç ambulans sesi kulaklarımı tırmalıyor,
sonra yanımda duruyorlar
bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum
şoför tanıdık sanki
birşeyler söylemeye çalışıyor
anlayamıyorum...
sonra kapıları açılıyor
birisi
ömrünü bana vereceğine inanmadığım adamdı.
inançsızlıklarıma inanıp ipleri kalbine dolamış,
hoş çakal'lırcasına...
diğeri
yine o adamdı
ellerim ve gözlerim sana ait derdi
ait olacağı bir sen kalmadı malum
ipleri ellerine ve gözlerine dolamış
ellerini ve gözlerini öperim'cesine...
ve sonuncusu
her zaman yanımda olacağına inanmadığım adamdı
ağlardım, nefesi kulaklarımı ısıtırdı
uyurdum, kolumdaki sıcaklığı vardı
geçmezdi
tek kişilik yatağım olmasına rağmen.
ipleri boğazındaki düğümlerine karıştırmış
kendine iyi bak'arcasına...
farkındayım
bu gece çoktan dilsiz olmalıydı
ve ben araba farlarıyla sokak lambalarını karıştırmalıydım
ay ışığı bencil olmamalıydı
ve yaşamla ölüm arasında
durmadan
yürümeliydim...
Sunday, 24. May 2009, 12:48:59
Bir kutun vardı kilidi zulada ve her gece ay sönmeden önce içine gözlerinden iki, tam iki damla umut bırakırdın...
Şimdi bütün hislerine terk edişlerimi gerçekleştireceğim, tıpkı masalımda kötü kadını oynar gibi...
Yüzsüzce...
Ve ay’ın sönmesine ramak kala dudaklarımı gecenin sarımtırak ışığına çevirip nefesime ihanet edeceğim.
Çocuklar uykularında ardı sıra beş taş öldürüyor olacak,
her bir taşı kalbime saplarken ben
aslında tüm ağırlığımı damla damla terk ediyor olacağım...
Zaman sadece o anlardan ibaret olacak bizim için, geçmiş silik,
geleceğin her saniyesi ise milyonlarca ışık hızı uzaklıkta olacak ve gidebildiğin en uzak yer
üzerime toprak attığım;
hani şu nar ağacının gölgesinde...
Gidişim talihsiz mi adam?
talih, tarihle kül
ben tarihte ölüyüm.
mülteciler hep gitmek için vardır.
Sunday, 24. May 2009, 12:46:10
«dilde nasırlaşmış ve kana kana ak'an, tuhaf»
burnunu yakan şu kokular;
yerli uyruklu göründüklerine bakma
sözde oldukça (k)uyruksuzlar.
(bir de basacak çıktımı:
‘çift takım kundura, eyvallah.’)
Hangi kapının anahtarını benden isteyecektiniz yine kim bilir!
Ne kadar kırık kol varsa yettim ve güya hepsi elinizde rezîn!
Vecizelerimi panolarda gösteriş meraklısı aç ayılarınıza oynatın efendi.
Amatör kayırmalar dahi ellerinizde yersiz.
Zaten parmaklar elde bütünleşmeseydi bile siz yine avuçta yüzerdiniz.
Bakmayın, bakmayın! Nasıl olsa gör(e)meyeceksiniz...
Var oluş çoktan insanlığa yabancı zaten,
şu çift odalı hipermetrop mercek suratınıza yapıştı yapışalı
siz=yokluk; yokluk zaten birçimsiz...
Elektriğimiz kesildi efendi!
Şu işçiler ne arlanmaz yahu, ne densiz!
Ciğerlerimiz yanıyor efendi, ciğerlerimiz...
Ankara’da susuzluk!
Boruları evinize mi bağladınız?
‘A a aa ne kadar ayıp’
değim’li Amerika,
değil mi? A a aa!
kınanıyorsunuz efendi.
Papyonunuz kaymış, düzgün bağlayınız 'anam' dedi.
Sunday, 24. May 2009, 12:43:45
<Aslında tek korktuğum bu ağlamaların mutluluktan olduğunu unutman sevgilim.
İyi değilim! İçim içimi pençelemekle, parçalarımı koparıp-tükürmekle meşgulken…>
Nefes almayışlarımda kırılmaya yüz tutmuş hayallerin yeşeriyor.
Sende özne olalı dönümlerce beyaz gül bahçesinde koşmuşken
şimdi oldukça ağla(ya-ma)maklıyım.
Hani şu gözlerinin içinde oyun oynayanlar vardı, düşsek mi düşmesek mi diye,
o gün saklambaç oynadım bendekilerle, ben ebe ve gözlerim yine buz tutmuştu.
Sana ağlama borcum vardı, şimdi mor satırları harf harf turlayarak ölesiye ağlıyorum.
Önüme onlarca şarkı dizilmişken sesinle hüzünlenmeye yüz bırakmışım/almıyorum.
Ellerim beyaz ve soğuk.
+Şuan s’excuser adını taktığım dağın zirvesindeyim
üzerimde hipodromlar, acizliğin 2. kandırışında başrolü oynuyorum.
<Ben sadece senin olamama kâbusları’nın intikamını alıyorum kendimden>
...bırak gözakşamların aksın saçlarıma
her şey mutluluktan…
Sunday, 24. May 2009, 12:38:41
Gelecek zamanlarda kendimi yok edip üç beş satıra gömüleceğim
her biri fizik kanunu aykırıcısı.
suyu pis göllerden edindiğim yerlere tüm ruhlarım sevk edilecek gölgelerce,
oldukça mecburi.
yatağımın içinde rüya tozların olmayacak
bu sebepten ötürü kendimi gereksinim dışı uykulara salacağım.
‘Seni buluşlarımı gerçekleştirecek tüm rüyalarımı tüketmiş olacağım ilerde
tesadüf eseri başarabilsem de patentimi vermeyecekler çünkü çoktan başkasının imzasında nefesini almış olacaksın.
bense kaybedişlerimle yetineceğim…’
Nurunu yitirmiş bir kız gibi kafamda kalan son izlerinle oyalanacağım sonra.
birkaç yıldız umumi lütufları dinlemeksizin kaydığı vakit
bütün koyuluklarımla övünerek hepsine adını takacağım
vazifeleri ise düşlerin’de yok olmam olacak
ve öleceğim.
Sunday, 24. May 2009, 12:37:15
Sabahın ardıyla selamlaşan saatlerdi. Güneş sırtıma dayanmışçasına yakıcıydı. Mümkün olabilirdi ancak kim‘yasal etkileşime girmediğim için şanslıydım evet. Rıhtımdaydım diye hatırlıyorum denize dokunmak her ne kadar güzel olsa da kalabalıkla yürümeyi seçmiştim. 60 saniyede bir adım atabildiğim yoğunlukta, nefes aldığımı fark ettiğim aralıklar o süreye denkti. Evet, kendimi her dakika başı kaybetmiştim...
Körleşme şahitlerimle büyü-t-ürken gözlerimi
Mevsimim +yaz
Sima’m ise oldukça tanımadıktı limana
Evlatlık edindiğim tüm özneleri aç bırakmayı düşünüyordum ancak,
kurgusal metinlerde beslenme karşıtı hipotezlerimi sunmamazlıktan gelmeliydim.
Bu nedenden dolayıydı ki,
bağımlısı olduğum tek fiskelik kurşunu edinemediğim sayfalarında özezer kılıklı gezinmeye devam edecektim.
Bütün kabullenmelerime adını gizleyip
suni konuşmalarda anlam karmaşasına yol açardım.
Ne kadar zaman kaydırsam o kadar uzaklaşırdım evet,
'şayet adımlarımı benimsememiş olsa idi'...
Sunday, 24. May 2009, 12:34:50
Kaçışlardan gizlenme haline defalarca dahi’ esirgiyorum
kaybedilesi amaçlı kapınızı tıklatan hislerin iç çekişleriyle, sinerjinizi dağıtıyorum gece gece.
Fotoğraflarımdan saklamaya alışılmış gözleri, kan kırmızısı asetatlarımla karalıyorum.
Üzerine siyah bir iki çizik, bıyık filan
tanınmamanız gereken hallerde siz’i sizden gizliyorum.
Merak etmeyiniz,
ben sizi kendimden gizleyeli bir kutu asetat tükettim.
Yüzmeyi bilmediğiniz sularda yüzmeyi öğretirken
sarılışlarımda
tolere edildim.
-Buyrun?
Aylardır sus’kunken şimdi su’sadığınıza para yedirdiğiniz asfaltlar da inanmaz,
yüksek dozlu tahminimle uyuya kalmış düşüncelerinizi dürtüklerim gece gece.
Bayım; bence mütemadiyen kaçıp gitmelisiniz.
n’ot: Yakındır sonlar
ben~siz.