KENDİ SU/SAR ŞİİR, YAZGISI KURUYAN ŞAİRLERE...

GÖRMEZDEN GEL...

Subscribe to RSS feed

İÇİME DÜŞEN KANAT...





Gecenin diliyle konuşamıyorsanız, hiçbir yıldızı sabahın ışığına yetiştiremezsiniz…

Akşamın kızıl renginin duvarlarımdan sızıp başucuma değdiğini gördüğüm an, o kızıl ışığın beni gecenin dalgalı saçlarına teslim edeceğini biliyordum. Oysa, o renk cümbüşü, o narin kızıllık duvarımdaki boşluğu delip içeriye yansımasaydı, kendi içime asla yansımazdım.. içimin saçları hiç ıslanmayacaktı bu kadar.. boğulmayacaktım..biliyorum..

İçime yansımak, içimin dersini delmek, içimden içime sızmak, içimdeki sesin bütün vücudumu sağır ettiğini duymamak.. Duyumsamamak... bütün cümleler, birazdan başlayacak olan zırvalamaların doğuşuna isim arar gibiydi.. Ben yoktum, isimsizdim, ismimin içime aralanmadığı kapının ışığında, yine içimin ölümüne tanıklık ediyordum. Şimdi buradayım, kelimelerin oluşturduğu bir düşmanlıkla yan yana… Kompleks, Karmaşık, saldırgan, okundukça buğulu anlamlar çıkaran anlamsız bir cümle gibiyim. Epey kendimi unuttum. İz düşüyorum içime. Anlamım koca bir boşluk…boşluğun gecikmiş hırsından yara almadan kurtuluyorum .. Unutulmuş eski bir fotoğrafın çekildiği zamanı anımsatan acılarını taşıyorum omuzlarımda. Hala taze… Dipdiri acılar örüntüsü… beynim çılgınca kavisler çiziyor kendi etrafında.. Ruhumun ekseninde dönüp dolaşıp yine aynı boşluğa değiyorum. Ölümünü kendine teslim eden, öldükçe ısrarla yeniden kendine ölümü yakınlaştırmak isteyen bir insanın acımasızlığına vuruyorum kendimi...(hayır ölümün kendisine) İmasına kapıldığım kitaplar, avuçlarımın arasından yüzüme yansıyor. Bir imgenin düşüş hali benimkisi… Bir imgenin ölüş biçimi yalnızca. Hayat kaç kişilik yalnızlığı biriktirir yüzünde ve hangi acı en çok durduğu yere yakışır. Acının yakışık haline kapılan aynaların kendinden ve benden başka herkesin görüntüsünü içinde saklayan gizi… hangi görüntünün ardı sıra giderken söndürüldüm, hangi aynanın saklanan görüntüsü ışıldar yüzümde.. bilmiyorum.. sönen ışıklar şehir ve hayat.. ve bir de aynaların güçsüz sekmesi… Birbirinden ayrı özdeyişleri kavuşturuyorum böyle anlarda… ayrışan anlamlarla incelip kırılıyor derimin hassas dokunuşları. yine büyüyen anlamsızlıklar çoğaltıyorum… kendimi sağaltıyorum mutedil karamsar düşüncelerin aynı hızla içime akan bulanıklığına. Biri beni bulmalı, beni biri buldurtmalı kendime. İçimde bir gizim, yüzümün sırra kadem basan tarafıyla bu çaresiz bildiriyi konuşuyorum kendimle. İlerleyen saatler, duraksayan zamanlar, hızlıca akım gerçekleştirip iliklerime boşalan pörsürmüş uykulardan geçiyorum. Şehrin ayak tabanları avuçlarımın en kan alan yerine basıp geçiyor..incinmiyorum.. Ah ne zordur bir şehrin damarlarında kan olmak ,bir şehre ait olma duygusu.. bir şehre ayrık düşme çizimi…







Kelimelerin duman altı ettiği gücümün altında ezilirken parmaklarımın dokunduğu harf taneleri,bir bir eksiliyor dilimin ucunda. Puslu cümlelerden kendime benzettiklerimi hep biraz eksik anlamlandırıyorum. Zaten insanın anlatmakta güçsüz kaldığı noktadır kendini harflere dökmesi( benimki biraz öyle, benim ki biraz kendime aciz düşme yorgunluğu)… Kendine harf düşme belirsizliği… Öyle ki hiçbir cümle kaale almaz beni, hiçbir cümlenin noktaya giyinmiş haline benzemem... Şimdi kendi nazarımda harflerin kaydedeğer sihrine yelkenleri açmışken, yine bir takım tamamlanmamış taraflarım, ağlayıp durur beynimin en karıncalı yerinde. Tam da bu noktada her şeyden vazgeçiyorum… bütün bildiklerimden… Bilmediklerimden… Bilebileceğim her şeyden… Sözün etkisi, harflerin hükümranlığı karşısında etkisini yitirip bende ol(may)an her şeyi, kırıp geçer, parçalar, dağıtır, yoktan yok eder. Kalbimin gölgesine yalnızlığın rüzgarı vurur. Evrenin bütün şarkılarında kendimden parçalar bulurum.. o parçalardan hayatlar kurarım evrenimde..öyle ki dağılmışım, öyle ki gecikmişim kendime, yüzümden başka yüzler, sesimden başka seslerin sancılı, puslu tonu akıp gider…






Ne olursa olsun..
Ama…

Şimdi hangi geceye yaslasam sırtımı, yıldız örtülerinin gökyüzüne serildiği tüllerinin ağırlığı altında, uykumun hafifliğine teğet geçerim. Hiçbir rüyanın korunaksız kalmadığı gözlerimde çocukluğuma dönerek, yıldız kümelerinin yollarına saman ekerim… tılsımlı uykularda açılır gözlerim, ruhumun kiri çözülür, geceye armağan edilmiş su sesleri çağıldar kulaklarımda. Keskin gözlerle bir atmaca çıkar gecenin göğsünden, sesini gecenin boşluğuna bırakır, fırtınaya yakalanır gece..geceyi sesine iğdiş etmiş olan ben, atmacanın kanatlarında ölü bulunurum, gecenin ağzıyla fısıldarım dünyaya: Hiçbir şeyim yok, sizden eksik aldığım, size eksik kaldığım yokluğumdan başka…



SERDAL ÇETİN...












June 2012
M T W T F S S
May 2012July 2012
1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30