Subscribe to RSS feed

kimse anlamıyor!

kimse anlamıyor! cuma günü 15'te gibi geldim okuldan... şimdi pazar 19.47... 48 saaten fazla yani. 48 saatten fazla zamandır evdeyim. kah film izleyerek, kah rapor yazarak, kah bişiler araştırarak, kah ödev yaparak, kah uyuyarak... ama önemli olan sonuç değil mi? ve sonuç 48 saatten fazla zamandır evde olduğum değil mi? bunaldım! hem de çok! ki daha yapmam, yarına yetiştirmem gereken o kadar çok şey var ki:( mezun olmaya çalışıyorum. belki de mezun olmaya çalışıyorum adı altında hiçbirşeye çalışmıyorum. bilmiyorum. tek bildiğim hislerimi ne benim ne de başkalarının anladığı...
mezun olmak için çalışmam gerekiyor ama ben deli gibi kitap okuyorum, deli gibi film izliyorum ve bu haftasonu 'e bi yeter' demeseydim kendime arka arkaya kac hafta gece çıkmış olacaktım. hı bu hafta çıkmadım da bişeye mi yaradı? yoo...sadece daha az alkol...yani işin özeti yapmam gereken bi sürü şey varken ben yapmamam gereken şeyler peşindeyim. Mezun olabilecek miyim acaba?
tüm bunlara ragmen keyfim yerinde. sonunda sanırım birşeylere HAYIR diyebilmenin mutluluğu bu:)

peki sen?
sen okuyor musun bunları?
özledim çok...

i know

Zamanın hızla akıp gittiğini hissediyorum. Zaman hızla akıyor ve ben sürekli koşuyorum hayatı-zamanı yakalamak için. Zaman önde ben onun arkasında ve benim arkadam da anılar. üçümüzde bırakmıyoruz bu koşuyu. sürekli daha ileri. peki ya arada durmak, soluklanmak istersem ben? o zaman anılar benim önüme geçiyor. o zaman anılar işgal ediyor her yanı ve işte o zaman asıl koşu başlıyor. Hem de dinlenemeden daha da hızlı olmak gerekliliği doğuyor. Anılar daha çok can yakmasın diye daha hızlı koşmak... Ve belki de durduğunu zannettiğin an bile aslında koşuyorsun. En basidi soluk alıp veriyor, yemek yiyor, uyuyorsun ve aslında duramıyorsun hiç gerçekten. sürekli koş koş koş ve sonuçta ne zamana yetişebil ne de anıları atlatabilr...


placebo i know ile uyandığım sabahın anısına...


I know, you love the song but not the singer
I know, you've got me wrapped around your finger
I know, you want the sin without the sinner
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know

I know, you cut me loose in contradiction
I know, I'm all wrapped up in sweet attrition
I know, it's asking for your benediction
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know

I know, the past will catch you up as you run faster
I know, the last in line is always called a bastard
I know, the past will catch you up as you run faster
I know
I know.

No Title...

bazen uyanırsın.
uykunu tamamen almış şekilde
ve saate bakarsın
kalkman gereken saattir.
oysaki
bazen uyanırsın ve
sabah olmaz
gün doğmaz
sen yine
kalkman gereken saatte kalkar
hayatına devam edersin bir şekilde.
ama
bazen uyanırsın ve
sabah olmaz
gün doğmaz.

kURMACA aŞK öYKÜLERİ 3

Bazı insanlar hikaye olmayı bile hak etmiyorlar. Onlardan olma istemiştim. Geçip gittiğinde hayatımdan iyi-kötü bir hikayen kalsın geriye, Bir değerin kalsın, o değer hikayeye dönüşsün. Ama olmadı. Bir hikaye bile olamadın ve ben şimdi sen gittikten ve sensizliğin acısı bile geçtikten sonra sana bir değer verip hikayeni yazmak istiyorum. Sana değer vermeliyim yoksa seninle geçen günlerin anlamsızlığını kabul etmem gerekir. Değersiz birine verdiğim değerin acısı çöker üstüme. Ama şimdi herşey farklı. Bir zamanlar en değerliyken bak şimdi en değersizsin... Hadi senin hikayeni yazalım. Bak bizim demiyorum... senin...

Zorla girdin hayatıma. buldugun ufacık boşluklardan süzüldün, ittire kaktıra dar koridorlardan geçtin, açılmaz denilen kapıları açtın. Biliyordun kırgındım. Kim yaptı sana bunu? Kim incitti seni demiştin... İncinmeme üzülmüştün belki, belki de sadece öyle hissettirmiştin ama bak bi sefer rahat bırak kendini, kader diye birşey var ve kaçamazsın demiştin. içimden ne klasik laflar demiştim. ama unutmuştum her ne kadar büyük laflar etsem, bir daha düşmem bu tuzaklara desem, bu bir oyun desem de içimde bir yerlerin kadın oldugunu ve bir biçimde ne baglanması benden geçti o dediğim şeyin benim canımı yakacagını.

senin hikayeni yazmak zor. duyguları, olayları anlatmaya gerek yok. ne de olsa yalanmış hepsi. bana yalan söyler misin demiştin. evet diyen bendim sense ben söylemem demiştin. ben sana söylemedim cunku hak etmediğine inanıyordum ama sen... o cok değerli, cok özel, harika bana yalan söylemişsin, hemde ilk andan son ana kadar. senin hikayeni yazmak zor, çünkü sen belki de adı sanı bile gerçek olmayan biriymişsin, cesurca oynamısın birinin hayatında özel ve önemli olma oyununu ve olunca da, e hani nerde yenisi demişsin... böyle başlamış bu oyun ve böyle sürecek, ben sadece bir skormuşum tek anlamının duvara atılan bir çentik oldugundan habersiz.

senin hikayeni yazmak zor... hangi yalan daha elle tutulur karar vermek daha zor. sonun başlangıcı geldiğinde ve ben içimden hassiktir oyunun kuralını bozdum, kendime verdiğim sözleri çignedim, gitmem gerek senden dediğimde gitme, hayatta herşeyin bir sebebi vardır, bekle ve gör, sen harikasın dememin anlamı neydi? zaten skor olmamış mıydım? bir fırt daha acıtacam ki canını doz aşımı yaşasın mı dedin? yoksa amac yeni oyuncagına gidişini görmemi istemen miydi? Ne fark eder?

hikayeni yazmak zor. oynadıgın oyunu görüp sana iyi kötü bir değer vermek, bu degere istinaden yazmak zor. o kadar yalandın ki sen bile değildin belki. bir yalana anlam yüklemek zor. adiye, aşalığa, özlenene, unutulamayana, kin kusulana, bir kere daha görmek için pek çok şey feda edilebilineceğe anlam yüklemek, anlamına anlam katmak kolay... peki bir yalana? yaşanan şeylerin hepsi yalansa nasıl bir anlamı olacak ki?

sana bir anlam vermek, sana bir bebek vermek isterdim. üzülüp ağlayabilmek isterdim senin için. isterik tavırlar serileyip canını yakmaya çalışmak, telefonunu gece gündüz susturmamak, aptal aşıkların aptal acılarını çekmek isterdim. acın bana öyküler, şiirler yazdırsın, acımın fotografını çekebileyim isterdim. çok azıcık değerin olsun isterdim. Neden'i umursamayı, senden bir cevap almak için cıldırmayı isterdim ama gerek bile yok nedenlere. insan cevabın yalan olacağını bile bile soru sormaz değil mi? şimdi zorla yazılan satırlarsın. unutulmamak için. unutmamak ve bir daha kanmamak için belgenmeye çalışılansın. bir değeri olması gerekensin sırf değersize değer vermenin acısı üstüme çökmesin diye...

KARMASIK hisler

Masamın üstünde iki şişe su, bir koca bardak diet cola, bir kupa kiraz sapı suyu, bir kase nar, bir sürü kıvır zıvır, bir sürü kablo, kitaplar, kalemler, kağıtlar, makyaj malzeleri, takılar ve telefon... üstüste, sıkış-tıkış, itiş-kakış... bir şeye yer açmak için diğer şeyleri itmek ama asla yere düşmesine izin vermemek... birşeyler kayıp, birşeylerin ucu-köşesi görünmekte ama ulaşmak zor ve riskli, birşeyler anlamsızca ortada... bir el mause'da sürekli. sürekli refresh yapılan bir mail adresi, telefonun sesi ve titreşimi açık olsa da sık sık yeniden kaydırılan kapak ve ekranda görülmeyi beklenen bir ufacık zarf...

charles bukowski'den bir şiir...

, ,

....
mahvolmus hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de
ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varıız
intiharın, ayyaşların hapisane
kuşlarının, uyusturucu müptelalarını
ve benzerlerinin
varoluşun
menekşeler kadar
gökküşagı
kasıga
ve
tam takır
mutfak
dolabı
kadar
olagan
bir
parçası
olduklarının

proof

Proof u seyrettim bu gece...


How many days have i lost?
how can i get back to the place where i started?
i'm outside the house
trying to find my way in
but it's locked
and the blinds are down
and i've lost the key
and i can't remember what the rooms look like, where i put anything
and if i dare to go inside
i wonder
will i ever be able to find my way out?

sigara


oturmuş bira içiyorduk ve ben bir gece önce sana seni sevdigimi söylemiştim. anlamak istemiyordun çünkü dosttuk biz. hep başka problemlere yormak istedin sıkıntımı. oysaki tek sıkıntım sendin. sigaraya vurmustuk kendimizi ve biraya. amaç konuşamadığımızı birbirimize fark ettirmemekti. kültablasında duruyordu sigaralarımız birbirlerine cok yakındı yanan kısımları azıcık ittirsem ateşim ateşine deyecekti. ama kalbimin kalbine dokunamayacağı kadar uzaktı ve anlamsızdı aslında. cünkü sendeki yürek başka bir alevle yanıyordu ya da yanabilirdi ama benim için değildi ve olmayacaktı ve ben aldım sigaramı dudaklarımın arasına. sıkı bir nefes çektim. aldım hırkamı sandalyenin arkasından evime geldim. hepsi bu....

sevgililer günü???????????

sevgililer günü belki sevmediğini fark etme günüdür, belki de sevdiğini kaybetme. mutlu sevgililer günleri herkese

alışılmışı yıkmak

Daha kaç kez söylemem gerekiyor! Benimle konuşurken gözlerime bak! Önündeki kağıtları karalama, etrafına bakınma! Gözlerime bak. Kaçma gözlerimden. Renkli olmaları korkutmasın seni. Doğruları gözlerimden göreceksin. Gözlerini görmeden konuşamam seninle, gözlerini görmeden inanamam sana, güvenmemi de bekleme benden. Gözlerini kaçırma gözlerimden. Duyuyor musun? Gözlerini kaçırma benden!
İçimde bir huzursuzluk. Gerek yok aslında. Gerçekleri biliyoruz ikimizde. Zorlaştırmak niye ki? Bu gereksiz dialog, bu yıkıcı tartışma niye ki? Yalanlara ne gerek var ki? Birazdan olacakları bilmiyor muyuz sanki? Kapı büyük bir gürültüyle kapanacak, ayak seslerin tüm binada yankılanacak. Bense yerimde durup sessizce ve titreyerek ağlayacağım. Neye ağladığımı bilmiyor olacağım. Gidişine mi?, Yoksa neden bu kadar zamandır hayatımda olduğuna mı?, yoksa gitmenin gelecekte getireceği rahatlama etkisinin bugünkü boşluk duygusuna mı? Aşağı inince durup telefon edeceksin. şu çok sevdiğim kiraz çiçekli japon yazarın şiirini okuyacaksın. Yinede özür dilemeyeceksin. Ben ağladığım için konuşamayacağım, sense bunu bir umut olarak algılayacaksın. Islık çalarak direksiyona geçeceksin ve 'Evet, affedecek' diyeceksin. Radyodaki her şarkı keyif verecek sana. Otobana çıkıp öylece gideceksin bir süre. Birden, aslında herşey istediğin gibi giderken, bir anda kalbine bir acı dolacak. Yalnız olduğunu, rol yapmana gerek olmadığını fark edeceksin. Duracaksın. Arabadan inip kusacaksın ve ağlayacaksın. Sürekli miden bulanacak. Kendinden tiksineceksin. Kafanı kaldırıp ufka bakacaksın. Çam ormanlarını göreceksin ve diyeceksin ki 'böyle bir yere onunla yerleşmeli, evimin önüne bir kiraz ağacı dikmeliyim'. İçinde birşeyler çağlayacak. Ağır çekim arabaya doğru ilerleyeceksin, her adımda yenilendiğine inanarak. Ama sadece kendini kandıracaksın.
Bense bu kez, belki de ilk kez rutini bozacağım. Çayı demleyip, pencerenin önünde, menekşelerimi okşayarak seyretmeyeceim şehrin ışıklarını. Radyoda o dinlemeyi çok sevdiğimiz romantik kanalı açıp gözyaşlarıma yenilerini de eklemeyeceğim. Senin dönüşünü, dönüşünde suskun küskünlükleri, ardından o çocukça ama büyük bir azimle ve inançla yaptığın yeniden eski güzel günlere dönme çalışmalarını da beklemeyeceğim. Neden, bunu hak edecek ne yaptım diye kendimi yiyip bitirmeyeceğim.
Kaç kere yaşadık biz bu senaryoyu? Kaç kere başka kadınların ten izlerini yatağımıza taşıdın? Kaç kere affettim seni? Bir kere doğruyu söyle ve bak gözlerime. Gözlerime bak. Daha dün gibi aklımda bütün çarşafları, yastık kılıflarını, yorgan kılıflarını çöpe attığım gün ve sen o günde kiraz ağaçlı bir bahçe hayalleri kurarak dönmüştün eve. Bu kez hayır. Bu kez aynı şeyleri bir daha yaşamayı göze almıyorum ben.
Git. Son kez gözlerime bak. Acımı, yıkılan 'ben'i gör gözlerimde v git. Kapıyı yavaşça kapat. Apartmanı inletmesin ayak seslerin. Ve aşağıya inince telefon da etme. O şiiri duymak istemiyorum dudaklarından. Kirletme şiiri... Bu kez çam ormanlarına doğru sürme arabayı. Engin, zirveleri karlı dağlara doğrı git. Ufuk hem çok yakın hem de çok bilinmez ve zorlu olsun. O dağların ardında kaldığımı ve dönüşü olmadığını anla. Yine tiksin kendinden, yine kus. İçindeki tüm iğrençliği dışarı atıncaya kadar kus. Kusamayacak hale gelinceye kadar kus. Kafanı kaldırıp etrafına baktığında kiraz çiçeklerini göremeyeceğini bil. Ayaklarının altına bak. O pembe taç yapraklar orda işte. Tüm güzellikler ayaklarının altında.
Bense sen gittiten sonra yerimden kalkıp gözyaşlarımı sileceğim. Kapıyı kilitleyip duşa gireceğim. Bedenimi değil ruhumu temizlemeye ihtiyacım var. Temizlenir mi dersin? Eşyalarını paketleyip annenin evine- ya da belki istediğin herhangi bir sevgilinin evi de olur- gönderirim. Kapınında kilidini değiştireceğim. Ne olur gelme. Bir tek şey istiyorum senden. Hadi kaldır kafanı ve bak gözlerime...