Posts tagged with "Fenerbahçe"
Thursday, 19. April 2007, 20:54:10
taraftar, Fenerbahçelilik, futbol, Sevda
...
Bana 4 sene önce Haluk Ulusoy Federasyon Başkanı ve Fenerbahçe ligin bitmesine 6 hafta kala 4 puan önde olacak ama taraftar oynanan futboldan memnun olmayacak deselerdi “Hadi kardeşim git işine başkasıyla dalga geç ya!...” derdim.
Ya da bana 15-20 yıl önce Fenerbahçe son 5 yıla damgasına vuracak deselerdi “Ah be kardeşim nerede o günler keşke görebilsek ne güzel olurdu” derdim.
Dedim ya çok da önemli değil benim gibiler için Şampiyonluk veya Kupa…
Ben bu sevdanın Yüzüncü Yılını gördüm ya gerisi benim için çok da önemli değil.
Yüzüncü yılını yaşadım ya…Bu sene de gördü ya seni bu gözler.
Tuhaf gelecek ama Rahmetli Anam göremedi. Amcam göremedi…
40 yıldır Fenerbahçe’min bir sezonu ne kadar kötü olursa olsun taraftarına bir zafer yaşatmadan geçirdiğini hatırlamıyorum. Mesela bu sezon mu böyle bir zafer mi? İtalya ligi ikincisi Palermo böyle bir zaferdi işte. Belki E.Frankurt’da öyle… Şimdi sıra o zafer haftalarını Türkiye’ye taşımak da…
İnönü denince baldırımda ki bıçak yarası izi ile o meşhur 2-2 ‘lik maç geliyor aklıma. Alpay'lı ya da sahte yıldızlara tokat gibi bir cevap olan "Hepiniz susacaksınız" diyen 2-0, Hadi hepsini geçtim Serhat’lı Tuncay’lı Şampiyonluk sarhoşluğum.
Ali Sami Yen denince aklıma gelenler ise daha çok… Aklıma purolu ve Ömer Çavuşoğlu’lu (Gazeteci- Sayın, Çavuşoğlu Fenerbahçe- Galatasaray maçları 3 ihtimalli biter demiştiniz böyle bir farkı bekliyor muydunuz? Ö.Çavuşoğlu- Efendim ben 3 ihtimalli biter demiştim. Yani 3-0, 4-0 ve 5-0) bir 4-0 geliyor ilk önce ve Ali Kırca’nın meşhur köşe yazısında söyledikleri “Ali Sami Yen’de Fener’den 4 yedikten sonra şimdi Galatarasay Şampiyon olsa ne olur olmasa ne olur?”, Ya size dakika 82 dersem veya Tuncay’lı bir baba hindi…
Hele Kadıköy’de Trabzon mu? Offf… Offf… Bir 4-2 var ki… Arif, Şenol Güneş’i sarı-lacivert forma önünde ilk önce secde ettirir sonra bakar Şenol secde de hata yapar bir daha ettirir sonra çıkartır geriye Arap İsmail acır ve takar ters köşeye… Hani bir de Aykut köşeye bir takar ki diyeceğim söz uzayacak.
Hadi bunların hepsi hikaye ve hatıralarla artık biz tarih olduk diyelim… Şimdi şu genç arkadaşlarımın Şampiyonluğa endeksli umutsuz mesajlarını okudukça eski dostlarımın bir kalemde sildiği ve hatırlamadığı geçmişi görünce…
Diyorum ki Farz edelim şu önümüzdeki yedi maçı da kaybettik.
Hatta diyelim ki UEFA’ya bile gidemedik.
Hatta yemediğimiz şey midir? Bu hafta G.Antep’ten de 5 yedik diyelim.
Var ya vurmuşum Sırtıma Fenerbahçe sevdasını eğer çökersem beni doğuran anam utansın!...
Her şeye, Herkese rağmen, Her zaman ve Her yerde İnadına Fenerbahçe be…
İnadına Fenerbahçe…
Monday, 26. March 2007, 20:29:57
Kıraç, şarkılar, marşlar, TMC
...
|

Bursaspor maçı öncesi Holliday Inn oteldeyiz. Bir aile var belki kimsenin dikkatini çekmiyor ama seçiciyiz ya bizden kaçmıyor. Bir aile iki çocuğu eşi ve kendisi aile tümden Fenerbahçeli. Çocuklardan kız olan zihinsel özürlü bekliyor. Bir futbolcu çıkacak da onunla beraber fotoğraf çektirecek. Hepsi Fenerbahçeli formalı…Çıkan ilk Fenerbahçeli formalıya koşarak gidiyor. Belki Fenerbahçeli futbolcudur diye… Bazen futbolcu oluyor çıkan bazen de diğer görevli ama o uzatıyor formasını imzalatmak için.
Herkes formasını veriyor takıma imzalatmak için onun Fenerbahçe formasının ne olduğunu bildiğini biliyorum ama asıl bakışlarından imza kavramının ne anlam taşıdığını hepimizden çok bildiğinden eminim. Mademki Fenerbahçe kafilesinde mutlaka o formasını imzalatmalı.
Onun için Fenerbahçe’nin kazanması kaybetmesi önemli değil o sadece seviyor. O yüreğindeki Fenerbahçe’sini sadece Fenerbahçe olduğu için seviyor. Şampiyonluk kupa onun için hiç önemli değil. Keşke ben de onun kadar Fenerbahçeli olup, keşke Fenerbahçe’yi onun kadar sevebilseydim.
Şimdi sistem, düzen, puan kupa şampiyonluk falan tartışalım ama hiçbirimiz onun kadar saf ve temiz Fenerbahçeli olamayacağız.
Fenerbahçe’yi sırf Fenerbahçe olduğu için sevebilmek galiba taraftarlık da büyüklük bu işte…
Galiba o zihinsel özürlü kız hepimizden çok Fenerbahçeliydi be… Ne bileyim bana öyle geldi işte… Bütün yazdıklarımın hava civa lafa gelince en önde gittiğim Fenerbahçeliliğimin boş olduğunu hatırlattı işte.
|
Monday, 26. March 2007, 20:28:13
Fener, Yemin, antu, TFF
...
Son günlerde o kadar çok örnek gözümüze takılıyor ki Holiday Inn’ de ki o küçük kız çocuğundan,

Ufuk Bulut’a…

Bir çoğu farkında değil ama o sevda hepimizi aştı. Sessizliğin sesi artık bütün katışıksız eleştiri duvarlarını yıkıyor. Fenerbahçe sevdası artık devrimin eşiğinde… Kulaklarım da bir ezginin yankısı yüreğime çarpıyor.
Bu yolda ölenler oldu.
Mum gibi sönenler oldu.
Yar göğsüne baş koymadan,
Vurulup düşenler oldu.
Fenerbahçe’yi biz sevdalıları bırakın ne olur. Ne olur sadece 2,5 ay susun… Ne olur...
Ne sevmesini bildiler, ne de övmesini sadece eleştirdiler. Veya sadece beyinlerini masturbe ettiler.
Oysa biz tribünlere sadece galibiyetleri alkışlamak için değil mağlubiyetleri de omuzlamak için giderken onlardan bizimle alay edenler oldu.
Bazen diyorum ki keşke ben yukarıdaki Fenerbahçeliler gibi zihinsel özürlü olsaydım da öyle sevseydim Fenerbahçe’yi…
Anlamasaydım Fenerbahçe’yi seven birinin Fenerbahçe adı geçtiğin de futbolcusunu nasıl kötülediğini, eleştirdiğini ya da hocasını en acımasız şekilde nasıl göndermeye çalıştığını… Daha acısı keşke duymasaydım bunları yapanın da Fenerbahçeli olduğunu… Olmasıydı umurumda onların da Fenerbahçeli olduğu.
Ne yazık ki mümkün değil bu. Onları anlamam dinlemem de mümkün değil.
Onlar sevmesini bilemediler susmasına da bilmeyecekler biliyorum. Aslında biliyor musunuz tıpkı yukarıdakiler gibi onlar benim gibilerinde umurunda da değiller.
Çünkü ben ve benim gibiler Fenerbahçe’yi sadece Fenerbahçe olduğu için seviyorlar.
Ve şimdi diyorum ki ne olur bari bu sene bize bırakın Fenerbahçe’yi… Sadece Fenerbahçe'yi Fenerbahçe olduğu için sevenlere....
Sanalmış, tribünmüş ya da grupmuş falan hikaye şimdi onlar için gerçek bu ne yazık ki…
Yukarıda ki fotoğraflara iyi baksınlar söylediklerimiz ağırlarına gidenler. Çünkü onlar sessizliğin kulakları sağır eden bu çığlıklarını duymaktan aciz.
Ne mutlu bu sessiz ve sonsuzluğa giden bu çığlığı Fenerbahçeli olarak duyabilene...
Ne mutlu Fenerbahçe'yi böylesine sırf Fenerbahçe olduğu için sevebilenlere...
Wednesday, 21. February 2007, 22:36:17
Fener, Yemin, antu, TFF
...
Kurulduğundan yüzüncü yılına kadar olan gücünü sadece sevenlerinden alarak gelen ve son yıllarda ki yürüyüşü ile Türkiye’nin artık tartışmasız en büyük değeri olan Fenerbahçe Spor Kulübünün yüzüncü yılında yaşananları dehşete düşerek izliyoruz.
Geçtiğimiz on yıl içerisinde Türk Futbol Federasyonu ve ona bağlı resmi kurumları başta olmak üzere Fenerbahçe düşmanlığının ötesine geçerek Anti-Fenerbahçe taraftarlığı adına birçok olay yaşanmıştır. Türk Futbolunun en başındakilerin yaşattıkları bu haksızlıklara yıllardır Fenerbahçeliler haricinde hiçbir kulüp ve taraftarı tepki vermeyerek seyirci kalmıştır. Bu haksızlıkları yapanların bile yaptıklarını yeri geldiğinde unuttukları kirli oyunlar bir gün kitap haline getirildiğinde biliyoruz ki Türkçe de “Ansiklopedi” kelimesi gerçek anlamını bulacaktır.
Fenerbahçe karşısında el değmemiş bir lig isteyenlerin, kutsal ittifaklardan bahsedenlerin kendilerine Türk futbolundan yıllardır çekmedikleri kirli elleri gösterildiğinde sessiz kalmaları ne yazık ki Fenerbahçe taraftarı tarafından artık kanıksanmıştır. Fenerbahçe taraftarı bir taraftarın ömründe yaşayabileceği en kötü olay olan Şampiyon olanın bile hak etmediğini bildiğinden inanmadığı ve doğru dürüst sevinemediği 14 Mayıs 2006 tarihi ile Türk Futbolunda neler yaşanabileceğini görerek bu adaletsizliklere alışmış, alıştırılmıştır.
Çünkü Fenerbahçe Taraftarı artık bilmektedir ki Türk basınında yer alan tarafsızlık abidesi Fenerbahçeli olan yazarların neredeyse tamamı ne yüreklerine ne de kalemlerine forma giydirirler. Zalimin zulmüne sessiz kalanın da zalimden yana taraf olduğunu unutan bu dürüstler ordusu Fenerbahçeli basın mensubu olduklarını unutmuşlardır. Oysa diğer kulüp yazarları yürekleri ile kalemleri ile forma giymişler ve ne gariptir ki o giydirdikleri formalarıyla tuttukları takımı desteklemek veya yazmaktan çok Fenerbahçe’yi eleştirmiş, konuşmuş ve hatta bazen desteklemişlerdir. Kendilerine Fenerbahçeli medya denilmesinden utananlar asıl bu sözü anlamını geçen sene Ali Sami Yen Stadı basın tribünün de Fenerbahçe gol yediğinde hatıra fotoğrafı olarak çektirmişlerdir.
Nedense bu sene Türkiye liginde ceza sahasına girme ve hücum zenginliği yönünden en yüksek seviye de olan Fenerbahçe geride kalan 21 haftadır bir tek penaltı atmamıştır ama Fenerbahçe’nin forveti hep yetersiz olmuştur. Yüzüncü yılında Fenerbahçe’ye verilen disiplin cezaları ile diğer kulüplerin aynı olaylar karşısında verilen disiplin cezaları kara mizah dergilerine konu olacak şekildedir ama Fenerbahçeli futbolcular ve taraftar hep suçlu olmuştur.
Asıl önemlisi ise “Yorum” adı altında ki bu iftira yüklü taraflı yayınlara bazı arkadaşlarımızın da “Fenerbahçe’yi yuhalama, ıslıklama” türünde Fenerbahçelilikle hiç alakası olmayan bir şekilde gaflet içinde Taraftarlığın temel prensibi olan taraf olmaya ihanet ederek katılmalarıdır.
Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiği gibi “Ebediyete kadar muvaffak olacak…” ve çocuklarımızdan hatta torunlarımızdan bize miras kalan Fenerbahçe’mizin gelecek yüz yılda bu yüzyıldönümü akla geldiğinde ya da sezon sonu Fenerbahçe başarılı olduğunda bu arkadaşlar ile birlikte “Fenerbahçe’yi ıslıklayan yuhalayan Fenerbahçeli Taraftar” olarak hatırlanmak istemiyoruz.
Bu nedenle Fenerbahçe’nin 100 ncü yılında aşağıda ki yemini ediyoruz ve imzalarımıza yemin etmişlerdendir ibaresini ekliyoruz.
Yüzüncü Yıl Yemini
Her zaman desteklediğim Fenerbahçe’yi bundan sonra da desteklemeye devam edeceğime ve onu desteklemekten hiçbir zaman yorulmayacağıma,
Tribüne sadece galibiyete sevinmeye değil, mağlubiyetleri de omuzlamaya gideceğime,
Tribündeki şarkılarımı usulen değil yüreğimde ki sevdamı üstüne koyarak söyleyeceğime,
Fenerbahçe mi sahaya çıkarken alkışladığım gibi sonuç ne olursa olsun sahayı terk ederken de alkışlayacağıma,
Sahamın kapanmaması için elimden gelen her şeyi yapacağıma,
Rakip takım taraftarı da olsalar her zaman taraftarlık haklarına sahip çıkacağıma,
Başta görsel ve yazılı medya olmak üzere Fenerbahçe’ye zarar verecek her türlü olumsuzluğa karşı “Fenerbahçe yüreğimdir” diyeceğime,
Hiçbir ortam ve şartta Fenerbahçem ve onun sporcuları ile ilgili olumsuz ve kötü tek söz söylemeyeceğime,
Fenerbahçe’nin sonsuza yürüyüşünde asla onu yalnız bırakmayacağıma,
Yüzüncü yılında yaptığı müsabakalardan hiçbirini kazanmasa da, hiç kupa almasa da her zaman ve her yerde, hiç kimseye baş eğmeden gururla “Ben Fenerbahçeliyim” diye haykıracağıma,
Namusum, şerefim ve kutsal bildiğim tüm değerler üzerine Yemin Eder, And İçerim.
http://forum.antu.com/showthread.php?t=326001
Wednesday, 7. February 2007, 21:45:54
Biricik sevgilim, Ey büyük Fenerbahçe, Kupa, eleştiri
...
Fenerbahçe Lig de dördüncü maçına çıkmış ve Eskişehirspor oynuyor. Maç İstanbul’da ve 4-0 mağlup oluyor Fenerbahçe. Eskişehir denince benim aklıma gelenler ise Eskişehir de ölümden döndüğüm 1-1 lik maç. Oysa üniversite yılları ve en samimi arkadaşım Eskişehir’li. Öyle samimiyiz ki eğer birimiz bir kız ile çıkacaksa o kız mutlaka yanında bir başka kız arkadaşı ile gelmek zorunda randevuya yoksa ikimiz içinde randevuya gitmek falan yok. Çünkü bizim birbirimizden ayrılmamızın imkanı yok.
O gün yemekhanedeyiz. Yemeğin orta yerinde dönüp de “Fener’e de nasıl koyduk” demez mi? Gözüm dönüyor birden ve perdem yırtılıyor. Sonra hiç sevmediğimiz adamlar bizi barıştırmak için araya giriyorlar. Kendime geliyorum ve ona bakıyorum. O da bana… Gözyaşları içinde sarılıyoruz birbirimize ve ertesi hafta birlikte Sakarya maçına gidiyoruz. Yine yeniliyoruz sonuç 2-0 …
Ve Fenerbahçe 5 maç sonunda 4 puanla ligde 16 ncı sırada… Biz ise her şeye rağmen Fenerbahçe’yi onunla birlikte sevmekten mutluyuz. Sevdayı doyasıya yaşıyoruz. Çünkü paylaştıkça çoğalan yeryüzündeki tek değerdir sevgi…Hele bir de bu Fenerbahçe sevdası olursa…
Oysa bir sene önce ki Fenerbahçe’ye bakarak gazete ve köşe yazarlarının istediği transferler yapılmış. Yapılınca da daha sezon başında herkes “Fenerbahçe Şampiyon” sözlerine inanmış. Özellikle de arkadaşlarımız. Sanki bu beklentileri yaratan bizmişiz gibi bu seferde hınçlarını bizim Fenerbahçe Şampiyon sözlü bestelerimizden çıkarıyorlar. Evet “Fenerbahçe Şampiyon ama seneye ikinci lig” de diye.
Yılmaz Yücetürk Eskişehir maçından sonra istifa etmiş. Yerine Necdet Niş getirilmiş dayanamamış o da istifa etmiş. Sakarya maçına Birol PEKEL ile çıkılmış. Birol PEKEL ise gazeteci ve sahaya fotoğraf makinesiyle çıkıyor. Taktik sistem falan hak getire… Maç sonu röportajı ise o günleri ve futbol cehaletini yansıtıyor “Maç öncesinde futbolculara haysiyetiniz şerefiniz varsa oynayın dedim. Çok üzgünüm. Demek ki şeref ve haysiyetle bu iş olmuyormuş”.
Taraftar ise her antrenman sonrası futbolcuları tartaklıyor. Hatta Fenerbahçe özel şirketlerden otobüs kiralayamıyor. Nedeni ise şirketlerden kiralanan otobüslerin camlarının kırılması…
Şubat’ta kongre var. Başkan adayları arasında Banker Kastelli diye tanınan Cevher Özden var. “Şartsız destek ile Fenerbahçe’yi kurtaracağını vaad ediyor”. Eski Başkanlardan Emin Cankurtaran yaşananları “Fenerbahçe’nin iyi hali” olarak yorumluyor. Fikret Arıcan ise “Bu yönetimin en büyük hatası Kayhan, İsmail, Hasan ve Erdi’ye evlenme izni vermesidir” diyor.
Biz göz yaşlarımızı içimize akıtırken böylesine kan ağlarken Yönetim Kurulunun en aktif üç üyesi milletvekili olmak için Ankara’da kendi işlerini takip ediyorlar. “As Başkan Yüksel Günay, Genel Sekreter Aziz Yılmaz ve Ogün Altıparmak” Başkan Tahsin Kaya ise “Namaz vakti gelmeden kılınmaz” diyerek kongre diyor.
O günde bizim gibi pollyanna'lar veya kör salak grubu yine dimdik ayaktaydık. Belki stad dolmuyordu ama biz “İnadına Fenerbahçe” diye haykırıyoruz. Ve beste kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bugün bazılarının "Şampiyon Fenerbahçem" diye söylediği bestenin aslı o günlere aittir ve şöyledir girişi…
“Ey büyük Fenerbahçem ne istersen iste benden
İstersen donatırım dört bir yanı bayraklarla
İstersen çınlatırım dört bir yanı şarkılarla
İstersen eğlenirim davullarla zurnalarla”
Şimdi bana doğru gördüğümüzü eleştirmeyelim mi, doğru bildiğimizi söylemeyelim mi diyerek sitem edenlere ben ne demeliyim? Sadece diyeceğim birinin dediği gibi "Her söylediğin doğru olsun ama Fenerbahçe'ye zarar verecekse her doğruyu söyleme"... Çünkü ben Fenerbahçeliyim, sen Fenerbahçelisin bizi bizden başkası anlayamaz.
Friday, 2. February 2007, 06:20:45
Kupa, Maçlar, Fenerbahçe, Şampiyonluk
...
Yıl 2000 Ankara Fenerbahçeliler evinde şifreli kanalda maç izliyoruz. Antep deplasmanın da Fenerbahçe ve Fenerbahçe taraftarının olduğu bölüm çoşmuş. Yanıyor Fenerbahçe tribünü… Gururla 1980 li yıllarda lise-üniversite çağlarında bizim yaşadığımız ve şimdi kardeşlerimizin yaşattığı tribünü gözlerimiz geçmişe dala dala seyrediyoruz. Bir pankart var tribünün orta yerinde “www.fenerlist.org”. Ve Fenerbahçe yeniliyor ama Fenerbahçe tribünü susmuyor.
İnternet o zaman bizim içinde yeni bir şey sağdan soldan bulduğumuz paket şifreleriyle 10-15 kişi aynı paketten bağlanıyoruz. Kafamızda o zaman bir de “İnternet şifresine para mı vereceğiz. Zaten telefon parası ödüyoruz ya” var. Hotmail’den mail adreslerimiz var, bir de unutmadan alta vista en iyi arama motoru o zaman. Arama motoruna Fenerbahçe deyince de o adres çıkıyor. Tabi adresi görünce “Helal olsun be Fenerbahçe internet te web siteside yapmış” diyoruz. Sonra siteye girince durum farklı ve “Ula bu ne ola ki” diyoruz. Üye olmanın imkanı yok. İlla da paralı mail adresi veya referans. Üye sayısı yer alıyor o zaman sitede toplasan 300 küsur kişi. Ulan bu zenginler grubu yine ele almışlar Fenerbahçeliliği bizi dışlamışlar diyoruz. Ve için için kızıyoruz tabi ki… O zaman internet pahalı paketi pahalı dolayısıyla paralı mail adresi de alamıyoruz kısacası olamıyoruz bir türlü üye…Bu arada bir de antu.com var. İşte kanımızın kaynadığı bir site ne ararsan var bu sitede de güzel fotoğraf şarkı falan ama bir de onları yükleyebilsen veya indirebilsen. Zırt pırt kesiliyor hat hadi bir daha saatlerce bağlan tonla fatura parası…
Bu arada yıllar sonra Fenerbahçe almış başını gidiyor. Lig de ezeli rakibiyle kafa kafaya çekişiyor. O meşhur Rize maçı geliyor. Takım Rize’de berabere kalmış puan farkı falan kapanmış. Ezeli rakip üfürmelerle 4 sene üst üste şampiyon olmuş. Şampiyonlar liginde Chealse’den 5 (beş) yeyip UEFA’ya kalmış. Sonra UEFA’yı falan almış. Sorduğunuz zaman geçen sene UEFA’yı kim aldı diye bilmeyen, bilemeyen insanlar. Her iki lafın başı UEFA kupasını aldık ya artık biz şöyle tanınıyoruz böyle tanınıyoruz edebiyatlarında… Spor programlarında bu puan kaybının Fenerbahçe’yi ligden uzaklaştıracağını ve sanki bulunmaz hint kumaşı olan ezeli rakibin çok rahat Şampiyon olacağını falan söylüyor. İşte tam o gece yarısından sonraki haberleri seyrediyoruz. Bir son dakika haberi. Sabiha Gökçen yanıyor. Fenerbahçe taraftarı Rize ‘de berabere kalan takımını havalanın da çiçeklerle, meşalelerle karşıladı. Görüntüler de yine o pankart “www.fenerlist.org”
Eh artık bizim için şart oldu. Böylesine büyük yürekli ve takımına her zaman her koşulda inanan Fenerbahçelileri tanımak. Neyse birilerini buluyoruz fenerlist’e üye oluyoruz ama sorun biz İstanbul da değiliz ki o sıralar Ankara’dayız. Bir şekilde ankarafenerlist’i buluyoruz ve Gaziantep maçını İstanbul’a gitmeyenlerinin Ankara Başkent sinemasında seyredeceklerini öğreniyoruz. Gidiyoruz sığışıyoruz yanlarına usulca bu arada millet bizi tanımadığı için soruyor “Forumdan mı?” Bizse artık onlardan biriyiz ya gururla cevaplıyoruz “Yok fenerlistten” diyoruz. “Hoş geldiniz” diyorlar bu arada “antu.com” asıl işlevinin öyle fotoğraf şarkı falan değil bir forum olduğunu falan da öğreniyoruz.
Neyse maç başlıyor ve Antep “3-0” öne geçiyor. Bakıyorum hiçbiri küfretmiyor. Hiçbiri beddua etmiyor futbolcusuna takımına… Bir kız çocuğu var en önde sessiz sessiz ağlıyor. Normal kahvehane insanı gibi değiller farklılar. Neredeyse bir aile ortamındalar. Sonra biri kalkıyor “Ben internet kafeye gidiyorum ağabey foruma topik açacağım” diyor. Ne yazacaksın diyorlar. “İnanıyorum biz bu maçı alacağız” diyor. Harbiden normal değiller. Devre arası yorumculara bağlanırken tribünlerden gelen sese eşlik etmeye tezahürat yapmaya başlıyorlar belki onlardan daha fazla bağırıyorlar. “Bizler inandık sizde inanın”. Biz de kendimizden geçiyoruz katılıyoruz bu çoşkuya. O an inanıyoruz. O sahadaki 11 adam sesimizi duymasalarda, bizi görmeselerde, yüreklerimizi duyacaklar.
Maç Başlıyor arka arkaya geliyor goller. Ve nihayet spiker ölene kadar unutmayacağım o cümleyi haykırıyor. “Rapaiç atıyor 4 oluyor sayın seyirciler. Ve Rapaiç atıyor 4 oluyor.”
Düşünün şampiyonluk mücadelesi verdiğiniz takımın herkes yanında. Federasyonu, siyasetçisi, yorumcusu, gazetecisi… Ama siz bütün bunlara karşı yine de sadece sevdanıza inanarak mücadele ediyorsunuz. Çünkü sizde onlarda olmayan bir şey var Fenerbahçe’ye sevdalı yüreğiniz. Bir Fenerbahçelinin Fenerbahçe’yi seven yürekleri yoksa hiçbir zaman, hiçbir şeyleri olamazdı.
O sene bütün her şeye rağmen biz Şampiyon olduk bu birliktelik, bu heyecan, bu inanmışlık ve bu çoşku bize Şampiyonluğu getirdi. Şimdi hala o 300 kişiden kimler kaldı bilmiyorum açıkçası ama bildiğim bir tek şey var. O zaman 300-500 kişiydik oysa şimdi. Biz bu Şampiyonluğu yine taraftarlığımızla alırız yeter ki hepimiz yüreğimizle inanalım.
Antuda bir topik var. En büyük ceza "birlikteliğimiz"tarafsız saha maçında stada dev ekran.Biletli seyirci. Geçen sene Şampiyonluğumuzu çalanlara, çocuklarımızın hayallerini yıkanlara bu sene de aynı senaryoyu tezgahlayanlara en güzel cevaptır. Biz bu zaferi daha önce hep birlikte kazandığımızı gördük, yaşadık. Yine kazanırız. Yeter ki İnanın...
Ali KUTAY
Sakura
Friday, 2. February 2007, 06:16:42
Kupa, Maçlar, Fenerbahçe, Galatasaray
...

Biz önümüze geleni küçümseyip sağa sola ceket verip oradan buradan çakmak toplarken Galatasaray maçı gelip çatmıştı. Bizim Galatasaray’ı zaten herkes bilir. Kadıköy de Galatasaray Fenerbahçe’yi yeneceğini vaad eden bir siyasi parti Türkiye’de ki bütün Galatasaraylıların oylarını alır. Diğer yandan artık günümüzde Galatasaray’ın Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yenme ihtimali matematik ve istatistik biliminde ki bugüne kadar ispatlanmış ve kanunlaşmış olasılık hesaplarının yeniden keşfedilmesine neden olacağını bütün dünya kabul etmiştir.
Yine de Fenerbahçeli Kadıköy’de oynanan bu ezeli komik ve ebedi eğlence Galatasaray maçlarına gider. Fakat bu gidişin nedeni mantıksal değil romantizmdir. Temelinde ise galibiyetten ziyade hayatın içinde dur durak bilmeden yaşanan kötülüklerin yenilen kazıkların ihanetlerin intikamıdır. Amaç yılın bir günü de olsa Şükrü Saracoğlu’nun yürek yangını aydınlığında sarı lacivert formasını giyerek “Kazanmak için her şey mübahdır” a uzanan karanlık, kirli ve iğrenç bir zihniyetin çöküşünü seyretmektir. Fenerbahçeli için Galatasaray maçları bir ibadettir. Sevdanın ve güzelliklerin, mantığa ve kirliliğe zaferidir.
Üç katlı apartman balkonun altında soğuktan buharlaşan nefesimizle onu bekliyorduk. Bir hafta sonra Hac’a gidecek ve hacı olacaktı. O nedenle gelip gelmeyeceği belli değildi. Malum insan hacı olmak için yola çıkmadan önce ailesiyle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla ve dostlarıyla helalleşir, vedalaşır. Onun ise vedalaşmadığı ve helalleşmediği bir tek şeyi kalmıştı Fenerbahçe. O gün bugündü.
Bizim heyecanlı duruşumuz onun sessiz sedasız aramıza katılmasıyla dinmemişti. Gülümsüyordu 70 ne merdiven dayamış ihtiyar Fenerbahçeli. Bir hafta sonra Mekke yollarında olacaktı. Bizim anadan üryan küfürlü tezahüratlarımıza gülümsüyordu. Arsızdık ayıp duvarlarını zorluyorduk. Kimler yoktu aramız da Profesörler, bürokratlar, iş adamları, askerler, doktorlar, öğrenciler, öğretmenler ya da işçiler kenetlenmiştik. Öyle elittik ve öylesine sıyrılmıştık ki bir sevdanın ateşinde… Yanıyorduk yakıyorduk. Bize bakan kem gözler sadece “Ne olacak işte Fenerbahçeli taraftar” diyordu. Oysa bizim toplum içerisinde bizi böyle değerlendirenleri odamıza almayacak, muhatap olmayacak veya bir başka deyişle dikkate kaile almayacağımız kadar makam ve saygınlık gibi bir lüksümüzde vardı. Bizim gibileri kucaklayan ve eriten tek değer ise sarı lacivertli çubuklumuz ve Fenerbahçe’ydi. Neredeyse bütün arkadaşlar gülümsüyordular bu bakışlara sevdamızın büyüklüğü ile övünerek…Onlar anlamayacaktı bizi nasıl olsa biz de anlatamayacaktık Fenerbahçe sevdasını.
O ise her halimizde suskundu. Sadece bize bakıyordu. Kim bilir belki de düşünüyordu. Nereden nereye gelmişti taraftar anlayışı… Eskiden fanatizm denen şeylere artık bazıları için inadına romantizm olmuştu. Aşk diyorlardı. Sevda diyorlardı. Gözleri karartıyorlardı. Tek inanç tek değer vardı o da Fenerbahçe. Öyle ya ön koltukta tek başına oturan genç kıza baktı. Onca erkeğin arasında dolaşma kimine göre ayıp sayılırken o kızcağız her şeyi göze alıp 600 km yol teperek Fenerbahçe’sine gidişine baktı. Hem de kardeşim dediği ve kendisini kardeşim diyen insanlarla…Böyle bir şeydi işte Fenerbahçe’ye sevdalanmak.
Stadın önüne geldiklerinde Otobüs’ten indi. Kimi duasında, kimi alkolündeydi. Üstelik herkes birbirini kardeş gibi görüyor birbirine sarılıyordu. O ise huşu içinde bir kez daha tekrar ediyordu “İyi ki Fenerbahçeliyim be iyi ki buradayım”. Kimsenin farkında değildi. Kimseyi görmüyordu. Kimselerde onun Hac’a gittiğini bilmiyordu. Fenerbahçeli olması sadece orada varolması için yeterdi. Çünkü Şükrü Saracoğlu mabedinde herkes bir mistisizm içinde kendinden geçmeye gelmişti. O ise aynı mistisizmle tek bir şeyi bekliyordu. Hacı olmadan önce Fenerbahçe’si ile vedalaşmasını…
Onları gördü ilk önce sahayı çıkışlarını, sonra Fenerbahçe’sini seyretti. Ve birden Fenerbahçe nin attığı ikinci gol sonrası Migros Açık tribünde ortadan kayboldu. Onu göremeyince oğlu dahil geldiği otobüste ki bütün insanlar birden golün sevincini unutup telaşlandılar. Onu büfelerin önünde buldular belli ki 70 lik ihtiyar hacı olmadan gözüne kaçan sigara dumanını saklamak için kaçmıştı.
Kimileri için Fenerbahçe’yi sevmek ibadetti ve bunu sadece Fenerbahçe’yi her şeyiyle seven Romantikler anlayabiliyordu...
Ali KUTAY
Sakura
Friday, 2. February 2007, 06:12:17
Fenerbahçe, eleştiri, şarkılar, marşlar
...
Kahvehanenin camlarında ki buğu artık su damlalarını dönüşmüştü. Ne dışarıdan içerisi ne de içerden dışarısı görülüyordu. Dijiturk son kıyağını bize çekmişti. Salı günü çıkan lodos anteni oynatmış sözleşme maddelerinde olmasına rağmen gelip bakmamışlar onarmamışlardı. Televizyon göstermiyordu. Her maç öncesi aksatmadan maç sonucu için beni arayan Evlâd-ı Fâtihân ’lardan (Bazıları nick’imizin altına yazdığımız onurla, gururla, şerefle taşıdığımız bu sıfatımızdan çok rahatsız olmuşlar. Aslında rahatsız olmalarına hiç gerek yoktu. Biz bu kadar Ermeni’nin yaşadığı bir ülkede rahatsız olmadık ki böylesine demokratik bir ülkede biz Türklerin de olmasında bir sakınca yok değil mi?) 6Kasım2002 yardımcı olmaya çalışıyor ama nafile dijiturk her zaman ki gibi dertten anlamıyor.
Neyse lafı uzatmayalım kahve milleti insanı malum. Bizim Fenerbahçeliler daha ilk nakarat da başladı. Sahada oynayanlardan küfredilmek hiç kimse kalmadı. Rakip takım taraftarları ise malum futbol töreleri gereği. “Şimdi atarsınız bu kötü oyunla alırsınız maçı ya da hakem el mel penaltı falan geçer size bir kıyak falan”. Sanki Federasyon Başkanı benim. Aslında fena fikir değil ama Federasyon Başkanı ben olsam Galatasaray’a yapacaklarım ki vicdanım ve her şeyden önce insanlığım nedeniyle Haluk Ulusoy’un Fenerbahçe’ye yaptıkları yanında solda sıfır kalırdı hadi ona da neyse…
Volkan o golü yeyince hemen kahvenin köşedeki internete girdim. Onlarca küfürün arasında topiğimi açtım antuya… ”Hata futbolun içindedir. Volkan sana inanıyoruz.” Biliyorum Volkan’la beraber ben de linç edilecektim. Başıma gelecek her şeyi eleştiri adı altında söylenecek her şeyi biliyordum. Üstelik daha ağırlarını kahvedekilerden duyuyordum. Korkmuyordum, çünkü benim Fenerbahçe sevdam onların her sözünü kaldıracak kadar büyüktü. Yürekliydim. Hani bazıları fikir aşamasını geçipte bize saldırsa da dimdik tek başıma ayakta kalacağımı biliyordum. Çünkü ben Fenerbahçe’yi sadece Fenerbahçe olduğu için sevmiştim. Daha kurulurken diğerleri misyonerlik faaliyetleri ile uğraşırken, ya da saray’a yalakalıklarıyla yaşarken. Ben Fenerbahçe'yi Fuat Hüsnü’ lerin, Dalaksız Hüseyin’lerin Siyah Çoraplıları ile Abdulhamit’e ilk direnmesinde Çanakkale’de Arif ile Kurtuluş Savaşında “İstiklal Yolu”nda ölümü göze aldıkları tarihiyle sevmiştim.
Bir kaleci değildi önemli olan Fenerbahçe’nin “1” numarasıydı. Efendim deve yüküyle katır yüküyle, para alıyormuş. Hakkı yokmuş falan filan. O benim sorunum değildi. Neredeyse 40 yaşı geceli çok oldu. Hiçbir zaman futbolcunun profesyonelliğiyle Taraftarlığımın amatörlüğünü veya Fenerbahçe Romantizmimi kirletmedim. Yoksa kimler giydi o formayı kimler çıkardı ve ne kadar kazandılar Fenerbahçe’nin sırtından ama benim unutmadığım tek değer orada duran hep o Fenerbahçe’nin formasıydı. İnsan sevdasına nasıl küfreder anlamam. Bu yaştan sonra da anlayacağımı da zannetmiyorum.
Ertesi akşam Uludağ’da bir dostumun yemeğine ailecek davetliyiz. Salon hınca hınç dolu..Gelenlerin bir çoğu iş adamı ya da bürokrat. Son zamanın moda sanatçıları da var yemekte. Galatasaray ikinci golünü atınca bir sevinç havası dolaştı salonda… Ben tebessümle karşıladım bu sevinç dalgasını öyle ya galiptiler puan farkını azaltmışlardı sevinmek onların hakkıydı. Büyük kızım döndü.
- Baba dün antuya girdin mi?
- Girdim.
- Ne yazdın?
- Maçı seyrederken bir tane Volkan’a sahip çıkmak için bir iki satır yazdım Bir de sabah karşı Gökhan amcanın babasının Hacı olmadan önce Fenerbahçe ile olan vedasını yazdım.
İlk önce yemek yediğimiz salona baktı. Salon hala Galatasaray’ın galibiyeti ile çalkalanırken birden bağıra bağıra söylemeye başladı.
- “Seni sevmek deli gibi yürek ister
bu kalpler bir tek sende titrer
bir Allah'ım olsun
bir de sen ol Fenerrr”
Abartmasız salondaki herkes dönüp ona baktı. On beş yaşındaydı. Belki sadece lise talebesiydi. Belki sadece küçük bir kız çocuğuydu. Sonra dili döndüğünce yedi yaşında ki kardeşi katıldı ona…
Sonra ben bu yaşları küçük, Fenerbahçeli yürekleri büyük kızlarımın sevdalarına sığındım. Ve onların Fenerbahçe sevdalarına duyduğum gururla haykırdım.
Seni sevmek deli gibi yürek ister,
Bu kalpler bir tek sende titrer,
Bir Allah'ım olsun,
Bir de sen ol Fenerrr…
Ey eleştirmen ağızlı şimdi gönder kimi istersen bize ne kupa, ne galibiyet ne de Avrupa da başarı, Fenerbahçe’ye duyduğumuz sevda yeter.
Ali KUTAY
Sakura
Sunday, 26. November 2006, 09:44:53
İstiklal Yolu, İngiltere, İstanbul, Galatasaray
...
Gun agirmaya baslamisti bogazin uzerine... Yuzbasi butun gece okudugu kitaptan basini kaldirdi cadirin girisinden bogaza dogru bakti bir yil onceki dusman taarruzunu dusundu. Olenleri onlarin geridi biraktiklarini... Yillar sonra bile anlatilacak olan inanilmaz olaylari bir daha yasadi.
“En on saftakilerin siperlerden hucuma kalkiyorlardi, onlar hucumdayken siperde bekleyenler bes dakika sonra oleceklerini bile bile husu icinde bekliyorlar bilenleri Kuran okuyorlar ve bilmeyenleri dua ediyorlardi. Hucum edenler sehit olunca siperdekiler cikarak hucuma tekrar devam ediyorlardi...” hatirladi.
Uzaklardan duyulan topcu atesleri arasinda cephenin kan ve barut kokusunu tekrar duydu... O vatanseverlik atesi birden butun benligini sardi ve damarlarinda akti. Yine olsa yine ayni seyi yapacaklardi. Basarili olamamamisti dusman simdi yeni cephelerde yeni kuvvet toplamak pesindeydiler... Biliyordu ki yine basaramayacaklardi.
Esi Zehra ne yapiyordu su anda acaba bir hafta once gelen son mektubunda kizi Leyla’nin konusmaya basladigini yazmisti. Dogdugundan beri gormemisti Leyla’yi...Kimbilir nasil seker bir seydi. Zehra her mektubunda sana cok benziyor diyordu ama babalik iste merak ediyordu...
İceri giren yedek subayin topuk selami ile birden daldigi derin dusuncelerden siyrildi.
- Yedek subay Arif! Musadeniz var mi Kumandanim?
- Buyrun Arif Bey?
- Bir maruzatim vardi kumandanim ...
- Nedir?
- İzniniz olursa iki gunlugune İstanbul’a gidip gelecektim.
- Hayirdir?
- Kumandanim malumunuz Galatasaray kulubuyle macimiz var ve ben olmazsam takim sahaya cikamaz ve mac oynanamaz.
Yuzbasi; boyu normalden biraz uzunca, kisa kesili saclari, kaytan biyiklari, goz cukurlari cokuk, elmacik kemikleri cikik, yuvarlak yuzlu ve cenesinin saginda bir beni olan bu atletik yapidaki gencecik yedek subayinin yuzune bakti. Cok iyi Fransizca bilen ve yuksek muhendislik egitimi almis olan Arif sessiz ve sakin kumandanin verecegi izni bekliyordu.
Futbol Osmanli icin yeni bir oyundu. Oyunu tam bilen Turk oyuncu bulmak ise cok zordu ozellikle kurulan İstanbul liginde azinliklarin kurdugu yabanci takimlara karsi mucadele ediliyordu. Ancak ozel mektepler de okuyan Turk gencleri bu oyuna cok merak salmisti. Bir cig gibi buyuyen sevgi orduya da bulasmisti. Bahriyeliler arasinda cok sevilen bir spordu futbol. Ordudaki rutbesi yuksek kumandanlarin bu spora destek vermesiyle ve son on yilda cok gelismisti. Ozellikle Talat Pasa’nin 1914 yilinda Progres’in ismini degistirerek Altinordu’yu desteklemesi İstanbul’daki aydinlarin ve saltanat dalkavuklarinin en sevdigi spor dali haline sokmustu futbolu...
Nitekim herkes cepheye gonderilirken Altinordu’lu futbolcular askerliklerini İstanbul’da yapiyor cepheye gitmiyorlar cuma gunleri esofmanlarini giyip maclara cikiyorlardi cunku Altinordu bir devlet takimiydi. Ne tuhaftir ki devlet takimi olarak gorulen desteklenen Altinordu’nun karsisinda basarisiz oldugu ezildigi tek takim vardi Fenerbahce... Daha onceden kendisine anlatilan (otomobil) Nuri hikayesi geldi aklina,
“Nuri varlikli bir ailenin cocuguydu ve askere gitmek istememis. Fenerbahce yonetimi ise Nuri’ye “sende herkes gibi dusmanla savasacaksin” demisti. Nuri askerlikten kacamayacagini anlayinca Fenerbahce yonetimini tehdit etmis “Eger biraz daha ustume gelirseniz Altinordu’ya giderim. Ben gidersem bircok kisiyi de beraberimde gotururum” demis. Fenerbahce Baskani Hamit Husnu Bey’de hiddetle masaya yumrugunu vurmus ve ofkelenerek "Haddini bil, Efendi... Fenerbahce'de senin gibi baska bir vatan haini bulamazsin. Cabuk bu kulupten defol.." demisti.
Ne yazik ki o sene ki sampiyon takimdan 6 futbolcu daha Altinordu’ya gecmis... Ve onlar giderken Fenerbahce Kaptani Galip Kulaksizoglu gidenlere “Ne siz, ne de sizlerin pasalari bu kulubu yikamayacak! Sizler ve sizler gibilerin uc kurusluk menfaate egilen karakterleri ile bu kulup yasayacaksa olsun daha iyi. Agabeylerimiz ve bizler, bu kulubu sizin gibi alcaklara payanda olsun diye kurmadik. Haydi simdi gidin ve askerliklerinizi Altinordu'nun golgesinde, saray masalarinda yapin. Bu vatan bizimdir, Altinordu sizin olsun..." demisti.
Aklina birden Arif Beyin iceri girmeden once dusundukleri geldi. İci titredi. Sehit dusen askerlerini, silah arkadaslarini dusundukce Fenerbahce Kaptanin soyledikleri anlami ne kadar buyuyordu “...Haydi simdi gidin ve askerliklerinizi Altinordu'nun golgesinde, saray masalarinda yapin. Bu vatan bizimdir, Altinordu sizin olsun...” . Tekrar bakti genc yedek subayinin yuzune demek Canakkale’de 250.000 sehiti futbol sahasinda temsil etmek bu genc cocuga kaldiydi. O sahada oynadigi oyunla belkide cephede kaldigindan cok daha fazlasini yapacakti...
- Gidebilirsiniz Arif Bey ama pazar gunu vazifenizin basinizda olacaksiniz?
- Sagolun!
Arif Bey yine bir topuk selami vererek sevincle tam cadirin disina cikacakti ki...
- Bir dakika Arif Bey!
Arif Bey geri dondu.
- Bundan sonra lutfen mac ile ilgili izin taleplerinizin Fenerbahce Kulupu tarafindan Umum Kumandanliktan alinmasinin uygun olacagi kanaatindeyim...Size her defasinda izin vermek sizde takdir edersiniz ki benim yetkilerim disindadir.
- Anlasildi efendim dedi ve cadirdan cikti.
Hemen yola cikmasi lazimdi yol yaklasik at sirtinda bir gunden fazla cekiyordu. Arkadaslarina “Allah’a emanet olun” dedi ve cikti yola. Arif Bey tek basina hic durmaksizin yol aliyordu. Canakkale İstanbul arasi aslinda cok tehlikeli olum kokan bir yoldu. Yolu uzerinde, daglara cikmis eskiyalik yapan, yoldan gelip gecenleri soyan ve can alan asker kacaklarina rastlayabilecegi gibi savastan kacmis dusman askeri artiklarinda rastlayabilirdi. Arada bir atini dinlendirmek ve yemek icin mola veriyor sonra devam ediyordu. Mac sabahi papazin cayirinda olacakti. Uykusuz, at ustunde bir yolculuktan sonra ayni gun maca cikacakti. Bir yerde vatani vardi bir yerde Fenerbahcesi...Ve Arif Beyin ikisine olan buyuk sevdasi...
1917 yilinin en uzun gecelerinden biriydi nerdeyse butun gece yol almisti artik sabah olmustu. Kusdilindeki beyaz binayi uzaktan gorunce icini garip bir sevinc kaplamisti. Rakip galatasaraydi. Kaptani Galip agabeyde Kirklareli’nden at sirtinda gelmisti. Kucaklastilar ve o sari lacivert 2 numarali formayi ustune giydi. Maca ciktilar. O gun 3-2 yenildi Fenerbahce...Tarih o gunu 1914-1922 yillari arasinda galatasarayin Fenerbahceye karsi aldigi tek galibiyet olarak yazacakti... Arif Bey ustunden 2 numarali formasini cikardi ve Kumandanina soz verdigi gibi 1917 nin en uzun gecesinde tekrar at sirtinda olume meydan okuyarak dustu yine yollara...
Papazin Cayirindan cepheye, cepheden Papazin Cayirina gidip geliyordu Arif Bey...Uzun yol nedeniyle bazi maclara cikamiyordu. Bu arada 1 nci Dunya Savasi kaybedilmis yurt isgal ediliyordu. Artik Kurtulus Savasi ve Kuva-i Milliye yillari baslamisti.
1919-1920 sezonu Union Clubun sahasinin dusman topcu birlikleri tarafindan isgali ve daha sonra da sahada tetanoz mikrobunun tesbiti yuzunden yarida kalmistir. İste bu ligin Fenerbahce ilk macini Anadoluhisari İdmanyurdu’yla oynanacaktir. Fenerbahce bu sezon artik Altinordu’nun onunde sampiyon olmak istiyordu. Savas yillarinda yuzbasi olan Arif Bey icin Umum Kumandanligindan izin alinmis hersey hazirdir. Mac saati geldigin de savasin en buhranli donemlerinde formasiicin gunlerce at sirtinda giden tulu tehlikeyi goze alan Arif bey yoktu. Kotu haber hemen yayilir Fenerbahce savunmasinin Canakkale gecilmezi, İstihkam Yuzbasi Emirzade Arif Bey Nigde Bor Ovasinda Sehit dusmustur.
Hemen tahta bir sandalye getirildi ve santra cizgisinin basladigi yere kondu. Ustune de Arif Beyin 2 numarali formasi... Elinde Altinordu gibi bir takima giderek askerlikten muaf olmak gibi bir imkani varken Sehit Yuzbasi Arif Bey zor olani vatanseverligi secmis ve cepheden maca mactan cepheye at sirtinda vatan savunmasiyla-Fenerbahce savunmasi arasinda mekik dokumustu. Fenerbahce o gun sahada 10 kisiydi ve Anadoluhisari İdmanyurdu’nu tarihinin en farkli skoruyla 11-1 maglup etti. Mac bitimi butun Fenerbahceliler Arifin formasi onunde durdu ve “Ruhun Sad Olsun Arif” dediler. Ertesi gun Sehit Arif Beyin ruhuna okutulan mevlutta klup binasi gelenleri almadi.
Arif Beyin sehit olusunun Fenerbahceliler uzerinde biraktigi derin yara Fenerbahcenin ve Fenerbahcelinin yuklendigi gorev olmustur. Arif Bey’in sehadetinden tam 1 yil sonra Fenerbahce Kulubu isgal kuvvetleri genel komutani general Harrington tarafindan 70 gun kapatilir. Daha sonra isgal kuvvetleri icin futbolda utanc dolu yillar Fenerbahce icin Turk milletinin onuru ve gururu olma savasi baslar.
İsgal kuvvetleri ile “50 mac yapmis, bunlardan 41 ni kazanip 4 macta berabere kalmis, sadece 5 macta yenilmistir attigi 193 gole karsilik 47 gol yemistir.” Artik Kurtulus Savasinda Fenerbahce sahada da en on saftadir. Anadoluda ki isgale direnisin sembolu İstanbulda Fenerbahce olur... Tipki Kaptan Galip’in dedigi gibi “Bu vatan bizimdir”...
Kaynaklar:
Sehit Arif'in bilgileri 22 websitesi ve 13 kitaptan faydalanilarak teyit edilmistir.
Bazi bolumlerin alintilari;
Yalcin DOGAN-Fenerbahce Cumhuriyeti
Sedat TAYLAN-Biz Fenerbahceliler-1965
Ali Sami ALKİS-Hurriyet Gazetesi-Temmuz-1992
Selahattin Duman-Sabah Gazetesi-Agustos-1996
Sunday, 26. November 2006, 09:42:22
İstiklal Yolu, İngiltere, İstanbul, Kurtuluş
...
Gecenin karanliginda Dereagzinda kucuk balikci teknesine vuran dalgalarin sesinden baska bir ses duyulmuyordu. Yukledikleri artik son sandikti. Kan ter icinde kalmislardi. Kolay degildi yaptiklari is gece yarisindan beri surekli ozenle tek tek onlarca sandik yuklemislerdi.
- Tamamdir kaptan Allah’a emanet ol!Bizimkilerden kim gorursen selam soyle!...
Nevzat kaptan yakasiz beyaz mintanin uzerindeki mendile terini silerken,
-Aleykum selam bas ustune sizlerde, Allah’a emanet olun...Yolumuz uzun malum “Istiklal Yolu” ( o zamanlarda Inebolu’dan Ankara’ya giden yola halk arasinda “Istiklal Yolu” deniyordu)... Hadi bakalim simdi yola cikma zamani...
Tahta iskeleye ciktilar. Yukunun agirligi nedeniyle kucuk balikci teknesinin kupestelerini dalgalar adeta oksuyordu. Oksamak kelimesi belki de yavan kaliyordu soyle denmeliydi bu vatansever evlatlarina isgal altindaki bir milletin adina tesekkur eder alnindan oper gibi o kupesteye opucukler konduruyordu.
Gun agirmak uzereydi. Iskeleden beyaz badanali iki katli, agaclar arasindaki sevimli sicak ve sevecen binaya dogru yuruduler. Yatmadan once bu yorgunlugun uzerine demli bir cay iceceklerdi. Yuzlerinde gorevlerini yapan insanlara has bir gurur vardi. Odun sobasi uzerine cay suyunu koydular.
.........
Isgal kuvvetlerinin ordu karargahina gelen Yorgo eski bir futbolcuydu. Daha once Elpis kulubunde top oynamisti. Hararetle bir seyler anlatiyordu.
-Bilmeyorsunuz neredeyse her gece her sabah gun agirmadan gondereyorlar...
.........
Ingiliz mufrezesi komutani rolanti ile calisan balikci teknesiyle birlikte ates emrini verdi. Eger Rum ispiyoncunun dedigi gibi anlatilanlar gercekse gonderilen silah ve muhimmat ile ilgili General Harrington’un kendisine yapacaklarini dusundu...
- Ates kacirmayin tekneyi!...
Nevzat kaptan hazirdi oyle kolay pes etmek yoktu... Anadolu bu silahlari bu muhhimmati bekliyordu...
-Davranin be gavurun soyu size teslim olan sizin gibi olsun!...
Mustafa Bey’le Refik Bey daha caylarindan ilk yudumu almislardi. Silah sesleriyle irkildiler. Ilk ses yasca buyuk Mustafa Bey’den geldi.
-Davran be Refik bunlar bizimkilere baskin veriyor.
-Vatan yolunda olmeyen namerttir be agabey. Gelecekleri varsa gorecekleri var...Gelin ulan eceline susamis itler dunyaca bir olunda gelin...
Ingiliz mufrezesi Dereagzindan gelen sesler uzerine ateslerini o yone kaydirdi.
Gunes dogdugunda Fenerbahce ikinci takiminda top oynamis bu iki insan bir vatanin kurtulus mucadelesinde olen binlerce sehidin arasina katilmislardi. Ingilizler onlarin olu bedenlerine saskinlikla ve hayretle bakiyorlardi. Cunku bu iki insanin cansiz bedenlerinden bile yuzlerindeki gorevlerini yapmanin verdigi gururla direnisin timsali gulumsemelerini silinmemisti.
Onlar sahadet mertebesine ermislerdi fakat canlariyla gonderdikleri silahlar Nevzat kaptanla birlikte Anadoluya “Istiklal Yolu” na, bir milletin onur mucadelesine esaretten kurtulusuna dogru yol aliyordu.
1 2 3 Next »
Showing posts 1 -
10 of 24.