Skip navigation

Lost password? | Help

SAKURA

Fenerbahçe'nin ve Fenerbahçeli'nin büyüklüğü yalnızlığındandır.

Posts tagged with "Goller"

Bu da bizim tarihimizdi. "Fenerbahçe Karanlıkta…" (Sene 1987 Gazete manşeti)

, , , ...


Fenerbahçe Lig de dördüncü maçına çıkmış ve Eskişehirspor oynuyor. Maç İstanbul’da ve 4-0 mağlup oluyor Fenerbahçe. Eskişehir denince benim aklıma gelenler ise Eskişehir de ölümden döndüğüm 1-1 lik maç. Oysa üniversite yılları ve en samimi arkadaşım Eskişehir’li. Öyle samimiyiz ki eğer birimiz bir kız ile çıkacaksa o kız mutlaka yanında bir başka kız arkadaşı ile gelmek zorunda randevuya yoksa ikimiz içinde randevuya gitmek falan yok. Çünkü bizim birbirimizden ayrılmamızın imkanı yok.

O gün yemekhanedeyiz. Yemeğin orta yerinde dönüp de “Fener’e de nasıl koyduk” demez mi? Gözüm dönüyor birden ve perdem yırtılıyor. Sonra hiç sevmediğimiz adamlar bizi barıştırmak için araya giriyorlar. Kendime geliyorum ve ona bakıyorum. O da bana… Gözyaşları içinde sarılıyoruz birbirimize ve ertesi hafta birlikte Sakarya maçına gidiyoruz. Yine yeniliyoruz sonuç 2-0 …

Ve Fenerbahçe 5 maç sonunda 4 puanla ligde 16 ncı sırada… Biz ise her şeye rağmen Fenerbahçe’yi onunla birlikte sevmekten mutluyuz. Sevdayı doyasıya yaşıyoruz. Çünkü paylaştıkça çoğalan yeryüzündeki tek değerdir sevgi…Hele bir de bu Fenerbahçe sevdası olursa…

Oysa bir sene önce ki Fenerbahçe’ye bakarak gazete ve köşe yazarlarının istediği transferler yapılmış. Yapılınca da daha sezon başında herkes “Fenerbahçe Şampiyon” sözlerine inanmış. Özellikle de arkadaşlarımız. Sanki bu beklentileri yaratan bizmişiz gibi bu seferde hınçlarını bizim Fenerbahçe Şampiyon sözlü bestelerimizden çıkarıyorlar. Evet “Fenerbahçe Şampiyon ama seneye ikinci lig” de diye.

Yılmaz Yücetürk Eskişehir maçından sonra istifa etmiş. Yerine Necdet Niş getirilmiş dayanamamış o da istifa etmiş. Sakarya maçına Birol PEKEL ile çıkılmış. Birol PEKEL ise gazeteci ve sahaya fotoğraf makinesiyle çıkıyor. Taktik sistem falan hak getire… Maç sonu röportajı ise o günleri ve futbol cehaletini yansıtıyor “Maç öncesinde futbolculara haysiyetiniz şerefiniz varsa oynayın dedim. Çok üzgünüm. Demek ki şeref ve haysiyetle bu iş olmuyormuş”.

Taraftar ise her antrenman sonrası futbolcuları tartaklıyor. Hatta Fenerbahçe özel şirketlerden otobüs kiralayamıyor. Nedeni ise şirketlerden kiralanan otobüslerin camlarının kırılması…

Şubat’ta kongre var. Başkan adayları arasında Banker Kastelli diye tanınan Cevher Özden var. “Şartsız destek ile Fenerbahçe’yi kurtaracağını vaad ediyor”. Eski Başkanlardan Emin Cankurtaran yaşananları “Fenerbahçe’nin iyi hali” olarak yorumluyor. Fikret Arıcan ise “Bu yönetimin en büyük hatası Kayhan, İsmail, Hasan ve Erdi’ye evlenme izni vermesidir” diyor.

Biz göz yaşlarımızı içimize akıtırken böylesine kan ağlarken Yönetim Kurulunun en aktif üç üyesi milletvekili olmak için Ankara’da kendi işlerini takip ediyorlar. “As Başkan Yüksel Günay, Genel Sekreter Aziz Yılmaz ve Ogün Altıparmak” Başkan Tahsin Kaya ise “Namaz vakti gelmeden kılınmaz” diyerek kongre diyor.

O günde bizim gibi pollyanna'lar veya kör salak grubu yine dimdik ayaktaydık. Belki stad dolmuyordu ama biz “İnadına Fenerbahçe” diye haykırıyoruz. Ve beste kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bugün bazılarının "Şampiyon Fenerbahçem" diye söylediği bestenin aslı o günlere aittir ve şöyledir girişi…

“Ey büyük Fenerbahçem ne istersen iste benden
İstersen donatırım dört bir yanı bayraklarla
İstersen çınlatırım dört bir yanı şarkılarla
İstersen eğlenirim davullarla zurnalarla”

Şimdi bana doğru gördüğümüzü eleştirmeyelim mi, doğru bildiğimizi söylemeyelim mi diyerek sitem edenlere ben ne demeliyim? Sadece diyeceğim birinin dediği gibi "Her söylediğin doğru olsun ama Fenerbahçe'ye zarar verecekse her doğruyu söyleme"... Çünkü ben Fenerbahçeliyim, sen Fenerbahçelisin bizi bizden başkası anlayamaz.

İki stad, tek yürek...

, , , ...

Yıl 2000 Ankara Fenerbahçeliler evinde şifreli kanalda maç izliyoruz. Antep deplasmanın da Fenerbahçe ve Fenerbahçe taraftarının olduğu bölüm çoşmuş. Yanıyor Fenerbahçe tribünü… Gururla 1980 li yıllarda lise-üniversite çağlarında bizim yaşadığımız ve şimdi kardeşlerimizin yaşattığı tribünü gözlerimiz geçmişe dala dala seyrediyoruz. Bir pankart var tribünün orta yerinde “www.fenerlist.org”. Ve Fenerbahçe yeniliyor ama Fenerbahçe tribünü susmuyor.

İnternet o zaman bizim içinde yeni bir şey sağdan soldan bulduğumuz paket şifreleriyle 10-15 kişi aynı paketten bağlanıyoruz. Kafamızda o zaman bir de “İnternet şifresine para mı vereceğiz. Zaten telefon parası ödüyoruz ya” var. Hotmail’den mail adreslerimiz var, bir de unutmadan alta vista en iyi arama motoru o zaman. Arama motoruna Fenerbahçe deyince de o adres çıkıyor. Tabi adresi görünce “Helal olsun be Fenerbahçe internet te web siteside yapmış” diyoruz. Sonra siteye girince durum farklı ve “Ula bu ne ola ki” diyoruz. Üye olmanın imkanı yok. İlla da paralı mail adresi veya referans. Üye sayısı yer alıyor o zaman sitede toplasan 300 küsur kişi. Ulan bu zenginler grubu yine ele almışlar Fenerbahçeliliği bizi dışlamışlar diyoruz. Ve için için kızıyoruz tabi ki… O zaman internet pahalı paketi pahalı dolayısıyla paralı mail adresi de alamıyoruz kısacası olamıyoruz bir türlü üye…Bu arada bir de antu.com var. İşte kanımızın kaynadığı bir site ne ararsan var bu sitede de güzel fotoğraf şarkı falan ama bir de onları yükleyebilsen veya indirebilsen. Zırt pırt kesiliyor hat hadi bir daha saatlerce bağlan tonla fatura parası…

Bu arada yıllar sonra Fenerbahçe almış başını gidiyor. Lig de ezeli rakibiyle kafa kafaya çekişiyor. O meşhur Rize maçı geliyor. Takım Rize’de berabere kalmış puan farkı falan kapanmış. Ezeli rakip üfürmelerle 4 sene üst üste şampiyon olmuş. Şampiyonlar liginde Chealse’den 5 (beş) yeyip UEFA’ya kalmış. Sonra UEFA’yı falan almış. Sorduğunuz zaman geçen sene UEFA’yı kim aldı diye bilmeyen, bilemeyen insanlar. Her iki lafın başı UEFA kupasını aldık ya artık biz şöyle tanınıyoruz böyle tanınıyoruz edebiyatlarında… Spor programlarında bu puan kaybının Fenerbahçe’yi ligden uzaklaştıracağını ve sanki bulunmaz hint kumaşı olan ezeli rakibin çok rahat Şampiyon olacağını falan söylüyor. İşte tam o gece yarısından sonraki haberleri seyrediyoruz. Bir son dakika haberi. Sabiha Gökçen yanıyor. Fenerbahçe taraftarı Rize ‘de berabere kalan takımını havalanın da çiçeklerle, meşalelerle karşıladı. Görüntüler de yine o pankart “www.fenerlist.org”

Eh artık bizim için şart oldu. Böylesine büyük yürekli ve takımına her zaman her koşulda inanan Fenerbahçelileri tanımak. Neyse birilerini buluyoruz fenerlist’e üye oluyoruz ama sorun biz İstanbul da değiliz ki o sıralar Ankara’dayız. Bir şekilde ankarafenerlist’i buluyoruz ve Gaziantep maçını İstanbul’a gitmeyenlerinin Ankara Başkent sinemasında seyredeceklerini öğreniyoruz. Gidiyoruz sığışıyoruz yanlarına usulca bu arada millet bizi tanımadığı için soruyor “Forumdan mı?” Bizse artık onlardan biriyiz ya gururla cevaplıyoruz “Yok fenerlistten” diyoruz. “Hoş geldiniz” diyorlar bu arada “antu.com” asıl işlevinin öyle fotoğraf şarkı falan değil bir forum olduğunu falan da öğreniyoruz.

Neyse maç başlıyor ve Antep “3-0” öne geçiyor. Bakıyorum hiçbiri küfretmiyor. Hiçbiri beddua etmiyor futbolcusuna takımına… Bir kız çocuğu var en önde sessiz sessiz ağlıyor. Normal kahvehane insanı gibi değiller farklılar. Neredeyse bir aile ortamındalar. Sonra biri kalkıyor “Ben internet kafeye gidiyorum ağabey foruma topik açacağım” diyor. Ne yazacaksın diyorlar. “İnanıyorum biz bu maçı alacağız” diyor. Harbiden normal değiller. Devre arası yorumculara bağlanırken tribünlerden gelen sese eşlik etmeye tezahürat yapmaya başlıyorlar belki onlardan daha fazla bağırıyorlar. “Bizler inandık sizde inanın”. Biz de kendimizden geçiyoruz katılıyoruz bu çoşkuya. O an inanıyoruz. O sahadaki 11 adam sesimizi duymasalarda, bizi görmeselerde, yüreklerimizi duyacaklar.

Maç Başlıyor arka arkaya geliyor goller. Ve nihayet spiker ölene kadar unutmayacağım o cümleyi haykırıyor. “Rapaiç atıyor 4 oluyor sayın seyirciler. Ve Rapaiç atıyor 4 oluyor.”

Düşünün şampiyonluk mücadelesi verdiğiniz takımın herkes yanında. Federasyonu, siyasetçisi, yorumcusu, gazetecisi… Ama siz bütün bunlara karşı yine de sadece sevdanıza inanarak mücadele ediyorsunuz. Çünkü sizde onlarda olmayan bir şey var Fenerbahçe’ye sevdalı yüreğiniz. Bir Fenerbahçelinin Fenerbahçe’yi seven yürekleri yoksa hiçbir zaman, hiçbir şeyleri olamazdı.

O sene bütün her şeye rağmen biz Şampiyon olduk bu birliktelik, bu heyecan, bu inanmışlık ve bu çoşku bize Şampiyonluğu getirdi. Şimdi hala o 300 kişiden kimler kaldı bilmiyorum açıkçası ama bildiğim bir tek şey var. O zaman 300-500 kişiydik oysa şimdi. Biz bu Şampiyonluğu yine taraftarlığımızla alırız yeter ki hepimiz yüreğimizle inanalım.

Antuda bir topik var. En büyük ceza "birlikteliğimiz"tarafsız saha maçında stada dev ekran.Biletli seyirci. Geçen sene Şampiyonluğumuzu çalanlara, çocuklarımızın hayallerini yıkanlara bu sene de aynı senaryoyu tezgahlayanlara en güzel cevaptır. Biz bu zaferi daha önce hep birlikte kazandığımızı gördük, yaşadık. Yine kazanırız. Yeter ki İnanın...

Ali KUTAY
Sakura

Fenerbahçe’yi sevmek mi? Fenerbahçe’yi sevmenin anlamını ancak sevenler bilir.

, , , ...




Biz önümüze geleni küçümseyip sağa sola ceket verip oradan buradan çakmak toplarken Galatasaray maçı gelip çatmıştı. Bizim Galatasaray’ı zaten herkes bilir. Kadıköy de Galatasaray Fenerbahçe’yi yeneceğini vaad eden bir siyasi parti Türkiye’de ki bütün Galatasaraylıların oylarını alır. Diğer yandan artık günümüzde Galatasaray’ın Kadıköy’de Fenerbahçe’yi yenme ihtimali matematik ve istatistik biliminde ki bugüne kadar ispatlanmış ve kanunlaşmış olasılık hesaplarının yeniden keşfedilmesine neden olacağını bütün dünya kabul etmiştir.

Yine de Fenerbahçeli Kadıköy’de oynanan bu ezeli komik ve ebedi eğlence Galatasaray maçlarına gider. Fakat bu gidişin nedeni mantıksal değil romantizmdir. Temelinde ise galibiyetten ziyade hayatın içinde dur durak bilmeden yaşanan kötülüklerin yenilen kazıkların ihanetlerin intikamıdır. Amaç yılın bir günü de olsa Şükrü Saracoğlu’nun yürek yangını aydınlığında sarı lacivert formasını giyerek “Kazanmak için her şey mübahdır” a uzanan karanlık, kirli ve iğrenç bir zihniyetin çöküşünü seyretmektir. Fenerbahçeli için Galatasaray maçları bir ibadettir. Sevdanın ve güzelliklerin, mantığa ve kirliliğe zaferidir.

Üç katlı apartman balkonun altında soğuktan buharlaşan nefesimizle onu bekliyorduk. Bir hafta sonra Hac’a gidecek ve hacı olacaktı. O nedenle gelip gelmeyeceği belli değildi. Malum insan hacı olmak için yola çıkmadan önce ailesiyle, akrabalarıyla, arkadaşlarıyla ve dostlarıyla helalleşir, vedalaşır. Onun ise vedalaşmadığı ve helalleşmediği bir tek şeyi kalmıştı Fenerbahçe. O gün bugündü.

Bizim heyecanlı duruşumuz onun sessiz sedasız aramıza katılmasıyla dinmemişti. Gülümsüyordu 70 ne merdiven dayamış ihtiyar Fenerbahçeli. Bir hafta sonra Mekke yollarında olacaktı. Bizim anadan üryan küfürlü tezahüratlarımıza gülümsüyordu. Arsızdık ayıp duvarlarını zorluyorduk. Kimler yoktu aramız da Profesörler, bürokratlar, iş adamları, askerler, doktorlar, öğrenciler, öğretmenler ya da işçiler kenetlenmiştik. Öyle elittik ve öylesine sıyrılmıştık ki bir sevdanın ateşinde… Yanıyorduk yakıyorduk. Bize bakan kem gözler sadece “Ne olacak işte Fenerbahçeli taraftar” diyordu. Oysa bizim toplum içerisinde bizi böyle değerlendirenleri odamıza almayacak, muhatap olmayacak veya bir başka deyişle dikkate kaile almayacağımız kadar makam ve saygınlık gibi bir lüksümüzde vardı. Bizim gibileri kucaklayan ve eriten tek değer ise sarı lacivertli çubuklumuz ve Fenerbahçe’ydi. Neredeyse bütün arkadaşlar gülümsüyordular bu bakışlara sevdamızın büyüklüğü ile övünerek…Onlar anlamayacaktı bizi nasıl olsa biz de anlatamayacaktık Fenerbahçe sevdasını.

O ise her halimizde suskundu. Sadece bize bakıyordu. Kim bilir belki de düşünüyordu. Nereden nereye gelmişti taraftar anlayışı… Eskiden fanatizm denen şeylere artık bazıları için inadına romantizm olmuştu. Aşk diyorlardı. Sevda diyorlardı. Gözleri karartıyorlardı. Tek inanç tek değer vardı o da Fenerbahçe. Öyle ya ön koltukta tek başına oturan genç kıza baktı. Onca erkeğin arasında dolaşma kimine göre ayıp sayılırken o kızcağız her şeyi göze alıp 600 km yol teperek Fenerbahçe’sine gidişine baktı. Hem de kardeşim dediği ve kendisini kardeşim diyen insanlarla…Böyle bir şeydi işte Fenerbahçe’ye sevdalanmak.

Stadın önüne geldiklerinde Otobüs’ten indi. Kimi duasında, kimi alkolündeydi. Üstelik herkes birbirini kardeş gibi görüyor birbirine sarılıyordu. O ise huşu içinde bir kez daha tekrar ediyordu “İyi ki Fenerbahçeliyim be iyi ki buradayım”. Kimsenin farkında değildi. Kimseyi görmüyordu. Kimselerde onun Hac’a gittiğini bilmiyordu. Fenerbahçeli olması sadece orada varolması için yeterdi. Çünkü Şükrü Saracoğlu mabedinde herkes bir mistisizm içinde kendinden geçmeye gelmişti. O ise aynı mistisizmle tek bir şeyi bekliyordu. Hacı olmadan önce Fenerbahçe’si ile vedalaşmasını…

Onları gördü ilk önce sahayı çıkışlarını, sonra Fenerbahçe’sini seyretti. Ve birden Fenerbahçe nin attığı ikinci gol sonrası Migros Açık tribünde ortadan kayboldu. Onu göremeyince oğlu dahil geldiği otobüste ki bütün insanlar birden golün sevincini unutup telaşlandılar. Onu büfelerin önünde buldular belli ki 70 lik ihtiyar hacı olmadan gözüne kaçan sigara dumanını saklamak için kaçmıştı.

Kimileri için Fenerbahçe’yi sevmek ibadetti ve bunu sadece Fenerbahçe’yi her şeyiyle seven Romantikler anlayabiliyordu...

Ali KUTAY
Sakura
December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31