Bir Ölünün Anı Defteri
Thursday, December 29, 2005 8:58:45 PM
Bir Ölünün Anı Defteri
27.11.2002
Filistin Tadında Bir Film
Kardeşime saplanan kurşunlar üzerine diziyorum lokmalarımı. Lokma lokma giriyor mideme günahlarım. Ağlama minik Filistinli, yutkunamıyorum. Akıtma daha fazla kanını asfalt denen medeniyete, midem bulanıyor. Tiksindiğim sana sıkılan kurşunlar mı, yoksa o kurşunların karşılığında mideme giren haram lokmalar mı bilmiyorum.
Altımda günah saltanatının dört tekerlisi, nice günahlara direksiyon kırıyorum. Bir sağa, bir sola. “Made in İsrail” mi? Helal olsun adamlara, ne güzel yapmışlar. Verdiğim paraya değiyor doğrusu. O ne? Yok canım, demin ezdiğim minik bir Arap kızı olamaz. Olsa olsa ümitsizliği, hayallerden yoksunluğu, açlığı, “Babam öldü mü?” diyemeyecek annesizliğidir. Ölüm korkusu mu? Zaten ölmüş olan bir insan ne diye korksun ölüm denen hayattan?
Neden sıvazlıyor sırtımı bu İsrail subayı? Bak, erler de sıra olmuş el öpecek. Pek kibarmış bunlar yahu. Duymuştum zaten, insanlara –o gözle bakabiliyorlar mı bilmiyorum ama- kendini öldürme önceliğini tanıyorlarmış. Elime de verdiler silahı “Şehirde istediğinizi vurabilirsiniz. Kendi silahınız gibi kullanın, çekinmeyin.” dediler. Ne güzel oyun bu. Koşanları mı vurursam daha fazla puan alırım, yoksa “Ben ölsem de nicesi var geride” gibisinden suratıma bakanları mı? Bunların canı da değersizdir şimdi. Kaç insanı vurursam bir canavar ruh daha ekleyebilirim bu bedene?
Çok dürüst insanlar vallahi. Ülkemizdeki uzantı şirketlerinin gazetelerinde öldürdükleri Filistinliler’i haber yapmaktan geri durmuyorlar. Ama bundan bize ne? Zaten her gün ölmüyor mu bunlar? Bu haber değil, olsa olsa tekerrür. Günden güne tek değişen ölü sayısı. Ölüleri de birşeye benzese bari. Ne bir taraflarını açıyorlar, ne de kameraya karşı yüzlerini örtüyorlar. Hiç kamera adabı bilmiyorlar. Bunların kaseti falan da yoktur şimdi. Ne zevki olur böyle haberin, nesini izleyeyim ha, nesini? Ne bileyim, şöyle kameramana saldırsalar, bir-iki küfür etseler olacak ama...
Koy kızım, koy sepete. Bak, bu şekerler de İsrail malıymış, bunlardan da koy. Eee, ne demişler: Bir şeker, bir kurşuna bedel. Al beş-on tane de akşam televizyondan İsrail askerlerinin Filistinli çocuklara bizim kurşunlarımızı sıkışını izleriz. Mısır da patlatırım size. Bu filmi izlemekten hiç sıkılmam vallahi. Hareket var, kan var, ölüm var, öldüren var; sanki gerçek gibi! Hem Filistin’de gösterimi bittikten sonra Türkiye’de vizyona girecekmiş. Hatta şimdiden birkaç km2 yer satın alıp seti hazırlamaya başlamışlar bile. Ayyy, ne zevkli olur kim bilir?!.
Hayır Mehmet! Ben canlı izlemek istiyorum. Bu yaz İsrail’deyiz o kadar! Daha fazla tartışıp kötü örnek olmayalım çocuklara(!). Böyle televizyondan hissedemiyorum. Mesela, geçen gün ölen hamile kadın. Hani, şu komutan Salomon’un kardeşine taş atan Mahmud’un karısı. Orada olsa idim ne güzel olurdu. Kadının çocuğumu kurtarın diye bağırışını yanıbaşında duymak, gözümün içine bakarak bana yalvarması, ayakkabıma ilişen kanın sıcaklığı ve insanların beni televizyondan izlemesi. Bunlar bambaşka şeyler. Oyuncuları tek kelimeyle mükemmel, gerçek bile onların rolü kadar gerçek olamaz, değil mi? Kim bilir ne kadar para alıyorlardır? Hem, hergün başka mekanlar. Aynı seti ikinci kez kullanmıyorlarmış. Adamlar o kadar para harcıyor, bizim de katkımız olsun bu filme. Şöyle pembe üstüne kırmızı benekli, üstünde Necla yazan bir tankım olsa fena mı olurdu? Nasıl çatlardı mahallenin kadınları? Bir de Murat Kekilli’nin kasedini koyarız, “Bu Akşam Ölürüm” ü çalarlar; değmeyin keyfime. Sen kameraya bakıp “Maraba Televole” dersin. Ben de çıkıp tankın üstüne ölenleri selamlarım. Şimdiden içim kıpır kıpır oldu yaa.
Hadi hazırlanın artık, Filistin neredeyse başlayacak. Güzel kızıma Fatma Kanı’yla yapılmış içeceğini de hazırladım. Ne bileyim Mehmetçiğim, İsrail malı olduğunu görünce aldım hemen. Ben markette ismine bakmayı mı akıl edeceğim sanıyorsun ürünlerin. Yeter ki Yahudi malı olsun, tamam almam bir daha Fatma’nın kanını, uzatma canım. Tabi, mısır da patlattım. Dur, bakayım. Aaa, bunun adı güzelmiş bak. “Mayında Patlamış Ahmed Mısırları” yazıyor, ne güzel değil mi? Mayın deyince aklıma geldi, biz de şöyle verimli bir arazi alsak da İsrail’de mayın eksek, nasıl olur hayatım?
Bari bu akşam rahatça seyretsek şu Filistin’i. En son nerede kalmıştı kız? Kız, Hacer, ödevin zamanı mı şimdi? Gel buraya, seyret şunu, sonra bana soracaksın. Ne demişti en son Ahmed’in kızı, “Bana bir masal anlat baba. Adı Peygamber olsun, adı halife olsun, adı Osmanlı olsun. İsterse adı İsrail olsun. İçinde ağlamayı özleyen çocuklar, savaşı özleyen insanlar, özgürlükten bıkmış insanlar olsun. Zalim ve adaletsiz hükümdarların adına hasretler yakılabilsin.”. Aklıma geldikçe çıldırıyorum. Şu Araplar neler sokuyorlar çocukların aklına. Çocuk değil şeytan sanki, savaşı özlemekmiş! Ne demek, “Anne o anlamda söylemedi”? Sen, benden daha mı iyi bileceksin kızım? Demek, siz çocuklar birbirinizi bizden daha iyi anlarsınız. Barış içinde, huzurlu, adaletli bir ülke olacak da Filistin, insanlar savaşın hikayelerini özleyecek, öyle mi? Saçmalama kızım, o kız da bunları düşünebilecek akıl nerede? Hem, sanki şimdi adaletsizlik mi var? Zaten huzuru da onlar bozuyorlar. Hala yaşıyor olmaları Yüce (!) İsrail Devleti’nin adaletinin ne büyük olduğunu göstermez mi? Huzuru bozana, adam öldürene tabi ki İsrail cezasını verecek, melek değil ya sineye çeksin. Adamı besleyecek değil ya kendine karşı, öldürecek tabi?!. Yoksa sen Filistin’i mi tutuyorsun? Çocuk aklınla yorum yapma sakın. Ahlak, edep kalmadı ki çocuklarda şu televizyonu izlemekten?!
Aha, elektrikler kesildi yine. Ağız tadıyla iki dakika televizyon izleyemeyecek miyiz? Tam da Filistin’i göstereceklerdi. Sanki bilerek kesmişler gibi. Tabi, izlememizi istemiyorlar. Allah’ ım adalet mi bu? Orada insanlar ölecek bize burada izletmeyecekler. Bakın Mehmet Bey, televizyonu İsrail’den getirtmekle birşey değişmiyor, gördünüz mü? Bu ülkede iş yok ki. Sen daha elektrik denen haltla uğraşamıyorsan nasıl kalkınırsın? Sonra da insanlar Filistin’e neden müdahele etmiyoruz diyorlar. Nasıl edeceğiz bu halde iken? Askeri anlaşmalımız, can dostumuz İsrail savaşacak, biz sadece oturup izleyeceğiz. Tabi, o da elektrikler kesilmezse. Birileri sahip çıkmalı yüksek değerlikli (!) Yahudi kardeşlerimize. Amerika uyuma, İsrail’e sahip çık!!!
Uyan, ey güzel Anadolu’nun, güzel sıfatıyla anılan insanı, uyan! Film şeridi, nihayetine ermek için son dönüşlerini tamamlıyor. Kareler bitmeden uyan! Film tadında izlediğin Filistin kan ağlıyor, uyan! Bugün gösterimde Filistin var, yarın gösterimde filizlenen çocuklarımızın Türkiye'si...
Alıntıı
27.11.2002
Filistin Tadında Bir Film
Kardeşime saplanan kurşunlar üzerine diziyorum lokmalarımı. Lokma lokma giriyor mideme günahlarım. Ağlama minik Filistinli, yutkunamıyorum. Akıtma daha fazla kanını asfalt denen medeniyete, midem bulanıyor. Tiksindiğim sana sıkılan kurşunlar mı, yoksa o kurşunların karşılığında mideme giren haram lokmalar mı bilmiyorum.
Altımda günah saltanatının dört tekerlisi, nice günahlara direksiyon kırıyorum. Bir sağa, bir sola. “Made in İsrail” mi? Helal olsun adamlara, ne güzel yapmışlar. Verdiğim paraya değiyor doğrusu. O ne? Yok canım, demin ezdiğim minik bir Arap kızı olamaz. Olsa olsa ümitsizliği, hayallerden yoksunluğu, açlığı, “Babam öldü mü?” diyemeyecek annesizliğidir. Ölüm korkusu mu? Zaten ölmüş olan bir insan ne diye korksun ölüm denen hayattan?
Neden sıvazlıyor sırtımı bu İsrail subayı? Bak, erler de sıra olmuş el öpecek. Pek kibarmış bunlar yahu. Duymuştum zaten, insanlara –o gözle bakabiliyorlar mı bilmiyorum ama- kendini öldürme önceliğini tanıyorlarmış. Elime de verdiler silahı “Şehirde istediğinizi vurabilirsiniz. Kendi silahınız gibi kullanın, çekinmeyin.” dediler. Ne güzel oyun bu. Koşanları mı vurursam daha fazla puan alırım, yoksa “Ben ölsem de nicesi var geride” gibisinden suratıma bakanları mı? Bunların canı da değersizdir şimdi. Kaç insanı vurursam bir canavar ruh daha ekleyebilirim bu bedene?
Çok dürüst insanlar vallahi. Ülkemizdeki uzantı şirketlerinin gazetelerinde öldürdükleri Filistinliler’i haber yapmaktan geri durmuyorlar. Ama bundan bize ne? Zaten her gün ölmüyor mu bunlar? Bu haber değil, olsa olsa tekerrür. Günden güne tek değişen ölü sayısı. Ölüleri de birşeye benzese bari. Ne bir taraflarını açıyorlar, ne de kameraya karşı yüzlerini örtüyorlar. Hiç kamera adabı bilmiyorlar. Bunların kaseti falan da yoktur şimdi. Ne zevki olur böyle haberin, nesini izleyeyim ha, nesini? Ne bileyim, şöyle kameramana saldırsalar, bir-iki küfür etseler olacak ama...
Koy kızım, koy sepete. Bak, bu şekerler de İsrail malıymış, bunlardan da koy. Eee, ne demişler: Bir şeker, bir kurşuna bedel. Al beş-on tane de akşam televizyondan İsrail askerlerinin Filistinli çocuklara bizim kurşunlarımızı sıkışını izleriz. Mısır da patlatırım size. Bu filmi izlemekten hiç sıkılmam vallahi. Hareket var, kan var, ölüm var, öldüren var; sanki gerçek gibi! Hem Filistin’de gösterimi bittikten sonra Türkiye’de vizyona girecekmiş. Hatta şimdiden birkaç km2 yer satın alıp seti hazırlamaya başlamışlar bile. Ayyy, ne zevkli olur kim bilir?!.
Hayır Mehmet! Ben canlı izlemek istiyorum. Bu yaz İsrail’deyiz o kadar! Daha fazla tartışıp kötü örnek olmayalım çocuklara(!). Böyle televizyondan hissedemiyorum. Mesela, geçen gün ölen hamile kadın. Hani, şu komutan Salomon’un kardeşine taş atan Mahmud’un karısı. Orada olsa idim ne güzel olurdu. Kadının çocuğumu kurtarın diye bağırışını yanıbaşında duymak, gözümün içine bakarak bana yalvarması, ayakkabıma ilişen kanın sıcaklığı ve insanların beni televizyondan izlemesi. Bunlar bambaşka şeyler. Oyuncuları tek kelimeyle mükemmel, gerçek bile onların rolü kadar gerçek olamaz, değil mi? Kim bilir ne kadar para alıyorlardır? Hem, hergün başka mekanlar. Aynı seti ikinci kez kullanmıyorlarmış. Adamlar o kadar para harcıyor, bizim de katkımız olsun bu filme. Şöyle pembe üstüne kırmızı benekli, üstünde Necla yazan bir tankım olsa fena mı olurdu? Nasıl çatlardı mahallenin kadınları? Bir de Murat Kekilli’nin kasedini koyarız, “Bu Akşam Ölürüm” ü çalarlar; değmeyin keyfime. Sen kameraya bakıp “Maraba Televole” dersin. Ben de çıkıp tankın üstüne ölenleri selamlarım. Şimdiden içim kıpır kıpır oldu yaa.
Hadi hazırlanın artık, Filistin neredeyse başlayacak. Güzel kızıma Fatma Kanı’yla yapılmış içeceğini de hazırladım. Ne bileyim Mehmetçiğim, İsrail malı olduğunu görünce aldım hemen. Ben markette ismine bakmayı mı akıl edeceğim sanıyorsun ürünlerin. Yeter ki Yahudi malı olsun, tamam almam bir daha Fatma’nın kanını, uzatma canım. Tabi, mısır da patlattım. Dur, bakayım. Aaa, bunun adı güzelmiş bak. “Mayında Patlamış Ahmed Mısırları” yazıyor, ne güzel değil mi? Mayın deyince aklıma geldi, biz de şöyle verimli bir arazi alsak da İsrail’de mayın eksek, nasıl olur hayatım?
Bari bu akşam rahatça seyretsek şu Filistin’i. En son nerede kalmıştı kız? Kız, Hacer, ödevin zamanı mı şimdi? Gel buraya, seyret şunu, sonra bana soracaksın. Ne demişti en son Ahmed’in kızı, “Bana bir masal anlat baba. Adı Peygamber olsun, adı halife olsun, adı Osmanlı olsun. İsterse adı İsrail olsun. İçinde ağlamayı özleyen çocuklar, savaşı özleyen insanlar, özgürlükten bıkmış insanlar olsun. Zalim ve adaletsiz hükümdarların adına hasretler yakılabilsin.”. Aklıma geldikçe çıldırıyorum. Şu Araplar neler sokuyorlar çocukların aklına. Çocuk değil şeytan sanki, savaşı özlemekmiş! Ne demek, “Anne o anlamda söylemedi”? Sen, benden daha mı iyi bileceksin kızım? Demek, siz çocuklar birbirinizi bizden daha iyi anlarsınız. Barış içinde, huzurlu, adaletli bir ülke olacak da Filistin, insanlar savaşın hikayelerini özleyecek, öyle mi? Saçmalama kızım, o kız da bunları düşünebilecek akıl nerede? Hem, sanki şimdi adaletsizlik mi var? Zaten huzuru da onlar bozuyorlar. Hala yaşıyor olmaları Yüce (!) İsrail Devleti’nin adaletinin ne büyük olduğunu göstermez mi? Huzuru bozana, adam öldürene tabi ki İsrail cezasını verecek, melek değil ya sineye çeksin. Adamı besleyecek değil ya kendine karşı, öldürecek tabi?!. Yoksa sen Filistin’i mi tutuyorsun? Çocuk aklınla yorum yapma sakın. Ahlak, edep kalmadı ki çocuklarda şu televizyonu izlemekten?!
Aha, elektrikler kesildi yine. Ağız tadıyla iki dakika televizyon izleyemeyecek miyiz? Tam da Filistin’i göstereceklerdi. Sanki bilerek kesmişler gibi. Tabi, izlememizi istemiyorlar. Allah’ ım adalet mi bu? Orada insanlar ölecek bize burada izletmeyecekler. Bakın Mehmet Bey, televizyonu İsrail’den getirtmekle birşey değişmiyor, gördünüz mü? Bu ülkede iş yok ki. Sen daha elektrik denen haltla uğraşamıyorsan nasıl kalkınırsın? Sonra da insanlar Filistin’e neden müdahele etmiyoruz diyorlar. Nasıl edeceğiz bu halde iken? Askeri anlaşmalımız, can dostumuz İsrail savaşacak, biz sadece oturup izleyeceğiz. Tabi, o da elektrikler kesilmezse. Birileri sahip çıkmalı yüksek değerlikli (!) Yahudi kardeşlerimize. Amerika uyuma, İsrail’e sahip çık!!!
Uyan, ey güzel Anadolu’nun, güzel sıfatıyla anılan insanı, uyan! Film şeridi, nihayetine ermek için son dönüşlerini tamamlıyor. Kareler bitmeden uyan! Film tadında izlediğin Filistin kan ağlıyor, uyan! Bugün gösterimde Filistin var, yarın gösterimde filizlenen çocuklarımızın Türkiye'si...
Alıntıı
