Saşkın! Nar taklidi yapıyor bir saksıda, yıllarca adam taklidi yaptım ya ordan tanış çıktı bana: Şimdilik en uzun boylusu, en mahcup tazesi de bir açılmaya görsün... N'olur açılmasa da onu da böyle sevsek, insan da saşkınlığından sevilmez mi arasıra? Sevmek hayli ciddi bir iş olmalı ki, dalga, geçmek gibi oluyor ya sonunda: Aşk nara benzer dediğim kulağına gitmiş demek, o duymasa yanındaki küpeçiçeği... Küstümçiçeğini geç, nar ona uyarsa çabuk büyür büyümesine de üzer küs bakışıyla bizi, ne aşkın tabiatı kalır ortada ne hatıranın saflığı, kalmasın, sakinliğimizden sevsin de bizi balkona çıkan kadın: İki saşkın bir aşkta kızarır desin, nar gibi desin, iyi, yüz kızartıcı bir suç sayılsın saşkınlığımız: Sen küçük nar çiçegi, bense senden hayli eski, de ki bir adamotu, kendi meşrebimizce bir de bahçe bulursak sen nar gibi davran orda ben sana adam gibi
iki hece ötesinde uykuma gizlenmiş duruyordunuz birinizin geçmesi gereken taş duvar diğerinizin gözleri deniz kabartırken begonvilleri bir yelkenlinin kanadında sanki bağdaş kurup /oturuyordunuz
açık akşam göçleri meçhul iklimden gelen pusula ibresinde ter damlası dağılmasın diye gönenci makasında vagon istasyona küskün bir şemsiye uzattınız
konuşmasam dokunsanız yarasına serçenin yürek atımı yaşayacağımızı söyler ölü nar bahçeleri çektiğim ağzıma ıslak ıslak saçılsa adınız hangimiz izmir hangimiz istanbul ya kim terkedilmiş köy neremizde ağrı ince köprü ‘güz çelengi’ kime gelir karıştırılsa bilirim kül şiiryüzü’nde bir ırmak olur çağladıkça yıkanırız
varsın yanağımızda kalsın eriyen mum kipleri mağrur suskunluk ağıyla örterken erik ağaçlarını öğrendim siz de öğreneceksiniz kavganın içinde yosunu kumu sevmeyi
gün kıpırdıyor karanfil rengini bulurken neruda şiirleri ne çok /yakışıyor sesinize