Sunday, 28. September 2008, 18:33:30
Bienalde Göze Batan “Sanat Sineği”Tarihi Sinop Hapishanesi Çocuk Mahkûmlar Bölümü Tuvaleti’ni hiç bir müdahalede bulunmaksızın olduğu gibi sergileyen sanatçıların çalışmalarının yanında tanıtıcı kart bulunmamasına karşın en çok dikkat çeken eser oldu. Sergi alanında bulunan bu çalışmayı farketmek “sanat yapıtı” olduğunu algılamak oldukça güç olmasına karşın bianelin öne çıkan eseri olmayı şaşırtıcı bir şekilde başaran, yerel halkın da büyük ilgiyle incelediği “Sanat Sineği”nin başarısı benim de gözümden kaçmadı ve Göze Batanlar köşesinde analiz etmeye layık buldum.
Sanatçısının parmak izini göremediğimiz, diğer işlerin aksine tanıtıcı kartı bile olmayan bu “eser”in başarısının sırrı neydi? Çağdaş sanat eserlerini algılamak ve beğenmekte güçlük çeken insanlar nasıl oldu da bu “tuvaletlere” diğer sanat eserlerinden daha çok ilgi gösterdi?
Yerel halkla empati kurmaya çalışırsak:1-Diğer işlerin yanındaki sanatçıyı ve eseri tanıtan kartları farketmediler ya da fark edip de okuma ihtiyacı duymadılar. Bunun sonucunda da sergi alanındaki anlam veremedikleri onca “saçmalık” arasında tuvaletin de olmasını yadırgamadılar, yapıtı tanıtan kartın olmamasının eksikliğini de hisssetmediler.
2-Belki de diğer eserlerin yazılarını farkettiler ve sanatçı kelimesinin bilinçaltındaki yüceliğinin yarattığı göreceli uçurum nedeniyle hızla uzaklaştılar. Yine bilinçaltının etkisiyle; yanında sanata dair bir emare bulunmayan tuvaletin rahatlatıcı etkisine sığındılar.
3-Diğer eserlerin dolaylı-kavramsal mesajlarına karşın, tuvalet gündelik hayatlarıyla ilişkilendirebilecekleri açık-anlaşılır bir yapıt olarak beğenilerini kazandı.
4-Aslında bienal, sergi, sanat, sepet umurlarında değildi. Oraya Tarihi Hapishane’yi gezmek için gelmişlerdi, tuvalet de diğer odalar gibi bir mekândı işte!
5-Hapishanede çekilen dizi filmi ve “sanatçılar”ı görmek ümidiyle oraya gelmişlerdi. Tuvalette “sanatçılar”ın “dışavurumunu” arıyorlardı.
6-Malum şeye sinek çok konardı...
7-Hepsiydi ya da hiç biriydi.
8-Tenezzül edip yerel halka “neden tuvalete bakıyorsun be kardeşim?” diye sormak lazımdı...
Sanatsal bir perspektiften bakıp, kavramsal bir düzleme oturtmak gerekirse:Bermu-D.A.S.’ın “Sanat Sineği”ni belli bir konsepte oturtmak oldukça güç. Sinop’un içindeki Tarihi bir mekânı ele almasından yola çıkıp “çevre sanatı” ile bağlantı kurmaya çalışırsak fazla zorlamış oluruz, yolun sonu çıkmaz sokağa ulaşır! Sergi binasının tamamını ele alıp tuvalet için “yerleştirme” diyebiliriz. Ama alışık olduğumuz gibi sanatçının mekâna müdahalesi yok, yani herşey zaten yerleşik konumunda. Sunulan eserden çok sunulan düşüncenin önemli olması nedeni ile “kavramsal sanat” uzantısı dersek alışık olduğumuz gibi kavramsal bir metin bulamayız. Belki biraz daha gerilere gidip kavramsal sanatın tohumunun atılmasına neden olan “Çeşme”yi irdelersek doğru bir iz sürmüş oluruz.
1917’de Marcel Duchamp pisuvarı alıp üzerinde hiç bir değişiklik yapmadan “R. Mutt” takma adıyla imzalayıp, yapıtını “Çeşme” adı ile sergilemişti. Dikkat çekmek isteği en önemli noktalardan biri “Sanatçının imzasını attığı her şey sanat eseridir” yergisiydi. Bu sanatçı R.Mutt adında gerçekte hiç var olmayan biri olsa dahi! Sanatçının adı marka- etiket gibidir, nesneyi sanat eseri olarak meşrulaştırmak için yeterlidir!
Bermu-D.A.S.’da enerjisini bu ironik durumdan almaktadır. Hatta bir adım daha ileri gitme cüretini göstererek; yapıt üzerini imzalamadan, yapıtı ve sanatçısını tanıtan kartlardan sergi alanına asmadan, bianel programındaki sanatçılar listesinde yer almadan tuvaleti sanat eseri olarak algılatabilmiştir. Bu başarının en önemli nedeni tuvalet girişindeki banerın üzerinde “Sinopale” yazmasıdır. Çünkü günümüzde sanatçının imzasının yerini küratör-bienal mühürü almıştır. Küratör onay mührünü bastığı her “şey” sanat eseri olarak meşrulaşabilir.
Uzun lafın kısası Duchamp’ın yüzümüze fırlattığı pisuvar bize yetmediği için, komple bir mekân olarak tuvaleti halkın, sanatçıların, sanatseverlerin, sanat korurların gözüne sokmak görevi Bermu-D.A.S.’a düşmüştür. Çünkü artık “Sanatçının düşündüğü, küratörün onayladığı, asistanın uyguladığı her şey sanat eseridir!”
NOT: Gerçekte sergi alanında böyle bir yapıt bulunmamaktadır. Tuvaletin çirkin görüntüsünü kapatmak amacı ile Sinopale Baner’ı asılmıştır. Bienal kapsamında yayınlanan bu fanzinin köşe yazarlarından biri olan Funda Oruç “sanat anlayışının günümüzdeki durumu”nu irdelemek amacı ile bu yazıyı yazmak durumunda kalmıştır.
YASAL NOT: Bermu-D.A.S. üyesi olan sanatçı Funda Oruç düşündü, küratör Melih Görgün onayladı, bienalde asistan olarak çalışan Funda Oruç ve Murat Özelmas uyguladı.
“Sanat Sineği” meşrulaşmış bir sanat yapıtıdır. ®