Skip navigation.

ASTRALCAT

Gözüye Gizli Yok

KENDİNİ KEŞFETMEK / DISCOVERING YOURSELF

, , ,

Tılsımı, gizemi, mucizeyi, evrenin sırlarını bulmak için dışarıya değil içeriye bakın. Aradığınız mucize kendi benliğinizde saklı…

“İnsan evrenin özetidir, hücre insanın özetidir.”
“Bir siz dahi sizde görün, benim bende gördüğümü” Yunus Emre
“Kendini (Nefsini) Bilen Rabbini Bilir” Hadis



To find the talisman, mystery, miracle, secret of the universe, don’t look outside, look inside yourself. The miracle you are looking for is hidden in your own Ego...

“Human is the abstract of the universe, cell is the abstract of the human.”
“Find in you, too, whatever I found in me” Yunus Emre
“Whoever knows himself, knows his Lord.” Holy Tradition



SANAT SİNEĞİ / ART FLY



Bienalde Göze Batan “Sanat Sineği”

Tarihi Sinop Hapishanesi Çocuk Mahkûmlar Bölümü Tuvaleti’ni hiç bir müdahalede bulunmaksızın olduğu gibi sergileyen sanatçıların çalışmalarının yanında tanıtıcı kart bulunmamasına karşın en çok dikkat çeken eser oldu. Sergi alanında bulunan bu çalışmayı farketmek “sanat yapıtı” olduğunu algılamak oldukça güç olmasına karşın bianelin öne çıkan eseri olmayı şaşırtıcı bir şekilde başaran, yerel halkın da büyük ilgiyle incelediği “Sanat Sineği”nin başarısı benim de gözümden kaçmadı ve Göze Batanlar köşesinde analiz etmeye layık buldum.

Sanatçısının parmak izini göremediğimiz, diğer işlerin aksine tanıtıcı kartı bile olmayan bu “eser”in başarısının sırrı neydi? Çağdaş sanat eserlerini algılamak ve beğenmekte güçlük çeken insanlar nasıl oldu da bu “tuvaletlere” diğer sanat eserlerinden daha çok ilgi gösterdi?

Yerel halkla empati kurmaya çalışırsak:

1-Diğer işlerin yanındaki sanatçıyı ve eseri tanıtan kartları farketmediler ya da fark edip de okuma ihtiyacı duymadılar. Bunun sonucunda da sergi alanındaki anlam veremedikleri onca “saçmalık” arasında tuvaletin de olmasını yadırgamadılar, yapıtı tanıtan kartın olmamasının eksikliğini de hisssetmediler.

2-Belki de diğer eserlerin yazılarını farkettiler ve sanatçı kelimesinin bilinçaltındaki yüceliğinin yarattığı göreceli uçurum nedeniyle hızla uzaklaştılar. Yine bilinçaltının etkisiyle; yanında sanata dair bir emare bulunmayan tuvaletin rahatlatıcı etkisine sığındılar.

3-Diğer eserlerin dolaylı-kavramsal mesajlarına karşın, tuvalet gündelik hayatlarıyla ilişkilendirebilecekleri açık-anlaşılır bir yapıt olarak beğenilerini kazandı.

4-Aslında bienal, sergi, sanat, sepet umurlarında değildi. Oraya Tarihi Hapishane’yi gezmek için gelmişlerdi, tuvalet de diğer odalar gibi bir mekândı işte!

5-Hapishanede çekilen dizi filmi ve “sanatçılar”ı görmek ümidiyle oraya gelmişlerdi. Tuvalette “sanatçılar”ın “dışavurumunu” arıyorlardı.

6-Malum şeye sinek çok konardı...

7-Hepsiydi ya da hiç biriydi.

8-Tenezzül edip yerel halka “neden tuvalete bakıyorsun be kardeşim?” diye sormak lazımdı...



Sanatsal bir perspektiften bakıp, kavramsal bir düzleme oturtmak gerekirse:

Bermu-D.A.S.’ın “Sanat Sineği”ni belli bir konsepte oturtmak oldukça güç. Sinop’un içindeki Tarihi bir mekânı ele almasından yola çıkıp “çevre sanatı” ile bağlantı kurmaya çalışırsak fazla zorlamış oluruz, yolun sonu çıkmaz sokağa ulaşır! Sergi binasının tamamını ele alıp tuvalet için “yerleştirme” diyebiliriz. Ama alışık olduğumuz gibi sanatçının mekâna müdahalesi yok, yani herşey zaten yerleşik konumunda. Sunulan eserden çok sunulan düşüncenin önemli olması nedeni ile “kavramsal sanat” uzantısı dersek alışık olduğumuz gibi kavramsal bir metin bulamayız. Belki biraz daha gerilere gidip kavramsal sanatın tohumunun atılmasına neden olan “Çeşme”yi irdelersek doğru bir iz sürmüş oluruz.

1917’de Marcel Duchamp pisuvarı alıp üzerinde hiç bir değişiklik yapmadan “R. Mutt” takma adıyla imzalayıp, yapıtını “Çeşme” adı ile sergilemişti. Dikkat çekmek isteği en önemli noktalardan biri “Sanatçının imzasını attığı her şey sanat eseridir” yergisiydi. Bu sanatçı R.Mutt adında gerçekte hiç var olmayan biri olsa dahi! Sanatçının adı marka- etiket gibidir, nesneyi sanat eseri olarak meşrulaştırmak için yeterlidir!

Bermu-D.A.S.’da enerjisini bu ironik durumdan almaktadır. Hatta bir adım daha ileri gitme cüretini göstererek; yapıt üzerini imzalamadan, yapıtı ve sanatçısını tanıtan kartlardan sergi alanına asmadan, bianel programındaki sanatçılar listesinde yer almadan tuvaleti sanat eseri olarak algılatabilmiştir. Bu başarının en önemli nedeni tuvalet girişindeki banerın üzerinde “Sinopale” yazmasıdır. Çünkü günümüzde sanatçının imzasının yerini küratör-bienal mühürü almıştır. Küratör onay mührünü bastığı her “şey” sanat eseri olarak meşrulaşabilir.

Uzun lafın kısası Duchamp’ın yüzümüze fırlattığı pisuvar bize yetmediği için, komple bir mekân olarak tuvaleti halkın, sanatçıların, sanatseverlerin, sanat korurların gözüne sokmak görevi Bermu-D.A.S.’a düşmüştür. Çünkü artık “Sanatçının düşündüğü, küratörün onayladığı, asistanın uyguladığı her şey sanat eseridir!”


NOT: Gerçekte sergi alanında böyle bir yapıt bulunmamaktadır. Tuvaletin çirkin görüntüsünü kapatmak amacı ile Sinopale Baner’ı asılmıştır. Bienal kapsamında yayınlanan bu fanzinin köşe yazarlarından biri olan Funda Oruç “sanat anlayışının günümüzdeki durumu”nu irdelemek amacı ile bu yazıyı yazmak durumunda kalmıştır.

YASAL NOT: Bermu-D.A.S. üyesi olan sanatçı Funda Oruç düşündü, küratör Melih Görgün onayladı, bienalde asistan olarak çalışan Funda Oruç ve Murat Özelmas uyguladı.
“Sanat Sineği” meşrulaşmış bir sanat yapıtıdır. ®






BELLEK

, , , ...



“BELLEK”

Görsel algı…
Bilinç altı…
Teknoloji “gelişim” kirlenme…

Yaşadığımız çağ teknolojik gelişmeler, bilgiye ulaşma kolaylığı ve benzerleri ile birlikte kirliliği de beraberinde getirmekte. Televizyon, internet, basılı medya, afişler, billboardlar , trafik, yükselen ve üst üste binen binalar… Farkında olmadan her gün maruz kaldığımız görsel bombardıman sonucunda, bilinç altından başlayan bir süreçle kişiselden toplumsala doğru ilerleyen bu zincirleme reaksiyon bireyler kadar içinde yaşadığımız doğayı da hızla tahrip etmekte.

Teknolojik gelişmelerle; fabrikalar kurulup üretim hızı artırılıyorsa, internet ortamından dünyanın “diğer” ucundaki bilgilere hızla ulaşılıyorsa, hastalıklar için bilim yeni ilaçlar geliştiriyorsa bunlar ve örneği çoğaltılabilecek bir çok durumda gelişim karşısında ödenen bedel de göz ardı edilmemeli. Bu bağlamda “gelişme” sözcüğü belki de tırnak içinde değerlendirilmeli. Fabrika = çevre kirliliği, internet = bilgi kirliliği, ilaç = yan etki çağrışımını oluşturan denkleme dönüşmeye başladıysa bir yerlerde hata yapıyoruz demektir. Bu denklemin sonucunda ulaşılacak son basamak “gelişim = tükeniş” olmamalı. Kişisel boyutta başlayan kirliliğin salgın halinde yaşadığımız dünyanın maddesel ve manevi boyutta her alanını hızla tahrip etmesi gibi, kişisel boyutta başlayacak bilinçlenme ve arınma da hızla dünyayı onarmayı / korumayı başarabilir.

Kişisel bilinçlenme ve arınmanın başlayabilmesi içi gerekli olan ilk adım farkındalıktır. Bilinçaltımıza nelerin işlendiğinin farkına vararak hem çözüm üretebiliriz hem de kendimizi görsel algı bombardımanından koruyabiliriz.

Bellek 1, Bellek 2 , Bellek 3 ve Bellek 4 serisi; görsel algı yoluyla bilinçaltının tahribatı sonucunda bireyselden toplumsala uzanan “kirlenme/tahribat/ yok oluş” a dikkat çekmek üzere hazırlanmıştır.

Bermu-D.A.S
(Bermuda Disiplinler Arası Sanat)
2008

videoları izlemek için linke tıklayınız..


Bellek-1 : http://www.esnips.com/doc/874e9f79-4d53-4d46-81fa-43461f3e7d45/Bellek-1



Bellek-2 : http://www.esnips.com/doc/5db8fa0d-9766-47b6-a9d7-faf72629c3c9/Bellek-2



Bellek-3 : http://www.esnips.com/doc/59c290cd-9ce9-4f97-8b5a-b300664fdb2a/Bellek-3



Bellek-4 : http://www.esnips.com/doc/3679e69d-9406-4809-9208-29b82caf96b1/Bellek-4



BERMU-D.A.S. (Bermuda Disiplinler Arası Sanat)

, ,

Bermu-D.A.S. , birbirlerinden habersiz farklı eğitim süreçlerinden geçip, farklı ortamlarda aynı sorunları yaşayıp, aynı sanat görüşünü benimseyen üç kişinin yollarının kesişmesiyle kurulmuş bir sanat oluşumudur.

“Sanat” anlayışının felsefi boyuttan, teknik ve malzeme boyutuna kadar sürekli bir devinim ve değişim halinde olmasına karşın, gerek fakültelerde gerekse göz ardı edilemeyecek kadar geniş kitleleri kapsayan sanat-sanatçı camiasındaki “sanatsal değişim sürecini” gerilerden takip etme eğiliminin yarattığı “sıkışma etkisi” sonucu oluşan bir çekim alanıdır Bermu-D.A.S.

Üçgenin üç köşesinin de farklı yönlere baktığı halde bir bütün olduğu gibi, Bermu-D.A.S. üyeleri de sahip oldukları farklı özellikleri-farklı görüşleri aynı amaç için bir kotada bütünleştirip ortak enerji ve üretim alanı yaratmışlardır. Bu üçgenin ayaklarını oluşturan grup üyeleri farklı sanat disiplinlerinin ayrı ayrı başlıklar altında birbirinden bağımsız ele alınması görüşünü benimsememeleri sonucunda, bütün sanat dallarından/ disiplinlerinden beslenen ve “sanat” başlığı altında toplanan çalışmalar/eylemler yapmayı amaçlamaktadırlar.


Bermuda-D.A.S. is an art group that was formed at the intersection of the path of 3 individuals who despite their different educational experiences and environments encountered the same problems and embrace the same concept of art.

Despite continual changes in the concept of “Art” in terms of philosophy, technique and materials, a significant portion of the artistic/artist community, including university art faculties and young artists, are unable to follow these changes. The inability to follow these changes produces a “depression effect” that creates a field of gravity – Bermu-D.A.S.

Just as the three different angles of a triangle face different directions but come together to form a whole, the members of Bermu-D.A.S. possess different qualities and views, but with the same aim in mind, they have come together to a certain extent to create a shared field of energy and production. The members of the group, forming 3 legs of a tripod, reject the idea of independent artistic disciplines separated from each other under different headings; rather, they aim to create work/activities that are fed by different branches and disciplines and are brought together under the name of “art”.

Kavramlar- Teknoloji- Bilinçaltı

, , , ...

Post-modernizm sürecini yaşadığımız çağımızda, Post-modernizm’i savunan, karşı duran, benimseyen, eleştiren her kesim, ister istemez bu sürecin birer parçası olmaya maruzdur. İlişkilerimiz, alışkanlıklarımız, tüketim çılgınlığımız, ürettiklerimiz… Her eylemimizde isteyerek ya da istemeyerek bu sürecin parçası olma görevimizi yerine getirmekteyiz.

Doğuştan Post-modern bir çağın gençleri olan ben ve benden sonrakiler, modernist anlayıştaki eğitim sisteminin içinde, kavram karmaşasının tam ortasında duruyoruz. Modernizm sürecine dair hiçbir yaşanmışlığımız olmadan ürettiğimiz modernist anlayıştaki her eser yapmacık ve yapay olmaya mahkûmdur.

Fakültelerde yıllarca paleti nasıl hazırlayacağımız, boyayı nasıl süreceğimiz öğretildi. Mezun olduğumuzda ise, sanatın tuvalin dışına taştığını öğrendik! 1945 den sonraki süreçte ortaya çıkan akım/hareket/eylemler bizim için teorik bilgiden öteye geçemedi. Her birimiz Performans’ı, Kavramsal Sanat’ı, Enstalâsyon’u, Video-Art’ı, Fluxus’u, Land-Art’ı ve diğerlerini teorik olarak öğrendik ama 4 yıl süresince boya resminden başka doğrumuz da olmadı. Post-modern çağın sanat eserleri hakkında bilgilendirilirken, gizliden gizliye bilinçaltımıza modernizmin “yüceliği” işlendi.

Teknolojik kolaylık/ dijital yapaylık, bilgiye ulaşma kolaylığı/bilgi güvenirliliğinin azalması, öğretilen kavramlar / yaşadığımız çağda yerini bulamayan geçmiş bilgiler, orijinalite/ bilgi-teknoloji çağının imkânsızı… Örneği çoğaltılabilecek ikilemler listesi içinde yönünü kaybetmiş bir gençlik olarak görüyorum kendi kuşağımı. Tinsellikten uzaklaşıp teknolojinin parıltısına doğru istem dışı hızla çekilmeye devam ettikçe yönümüzü-kendimizi bulmamız daha da zorlaşmakta. Ya da kolaylaşmakta kim bilir, “Ateşe âşık pervane”nin sürecini tersten ve post-modern çağa uygun olarak yaşayarak kendimizi bulacağız belki de!

Kendini bulmak adına çıkılan her yolculukta öncelikle ‘öz’ü tanımak kendi derinine inmek gerekir. Bizler kendi içimize dönüp bakana kadar ‘öz’ çevresel etkiler ve bilinçaltına işlenen imgelerle deforme olma tehdidine maruzdur. Öğrendiklerimiz bilgi kirliliğini de beraberinde getirir. Yaşadığımız çağın panzehiri olan duyarlılık ve tinsellikten yoksunluk çalışmalarımın odak noktasını oluşturmaktadır. Bilginin, teknoloji ve sentetikliğin ön plana çıktığı çağımızda, ‘kendi silahlarını kendilerine nişan alan’ bir eylemdir ürettiklerim.”


GÖZLÜYE GİZLİ YOK




METAFİZİK - RUH - ENERJİ ...

, , , ...

'Madde' den çok maddeyi var eden ‘enerji’ yani; görünen gerçekler değil, görünen gerçekleri yaratan ‘görünmeyen (gizli)’ gerçekler beni ilgilendiriyor.

Evreni tanımak için uzay boşluğunda gezmek gerekmez, çünkü her insanın içinde evrene açılan gizli bir kapı vardır. İnsan görünen bedeninin haricinde içsel katmanlara da sahip olduğu için , her insanın evren hakkındaki bilgisi ulaşabildiği katman sınırındadır. Beden sınırında kalan biri ruhu bilemez, ruh sınırında kalan biri enerjiyi bilemez ve enerji sınırında kalan biri ise 1’ i bilemez…

Beden sınırında kalan kişi için tek gerçeklik beden ve maddedir, ruhu tanıyan kişi içinse beden zindan gibidir ve bedenden firarın gerçek özgürlük olduğunu bilir ; bu nedenle gerçeklik görecelidir- kişinin farkındalık boyutu onun gerçekliği olur.

Madde ötesini anlatmaya çalıştığım resimlerimde sıklıkla röntgen filmleri ve asetat kullandım. Maddesel dünyada yaşadığımız için madde ötesini dahi maddeyle anlatma zorunluluğu oluştu. Ve benim için en elverişli materyaller bu şeffaf maddelerdi.

Röntgen filmleri gözümüzün algılayabildiği dış bedenin içindeki görünmeyen katmanlara göndermedir ve insan ruhunun rengi gibi bu filmlerin de açık mavi renkte oluşu benim ilgimi çekmesinin esas nedenlerindendir. Asetat ise bedensel gözle algılanamayan, ancak hep içinde olduğumuz saydam enerji boyutuna göndermedir. Ayaklar yeryüzü-dünyayla olan bağlantıyı en iyi vurgulayan bedensel birim olduğundan benim için sembolik bir anlamı vardır.

Yatay- dikey birbiriyle kesişen çizgiler ise başta insanlar olmak üzere madde boyutundaki tüm varlıklardır. Ve burada insanların (ve diğer varlıkların) cisimselliğinden ziyade artıları ve eksileriyle birbirlerini tamamlamalarıyla oluşan dengeyi anlatmayı amaçlıyorum.

GÖZLÜYE GİZLİ YOK…

Funda Oruç (Astralcat)





Halden Hale Geçmek



We came naced
We had dress
We have undress
We are going to ...


“ Öldüğüm gün tabutumu götürürken, bu dünya
derdinden bende bir şey var sanma.

Benim için ağlama, yazık vah vah deme, eyvah
demenin sırası şeytanın tuzağına düştüğün andır.

Cenazemi toprağa gömdüğün zaman, ayrılık
ayrılık deme, işte o zamandır benim kavuşma ve
buluşma zamanım.

Elveda, elveda! Demeye kalkışma, beni toprağa
verdikleri zaman cennet topluluğunun perdesidir
mezar.

Değilmi ki batmayı gördüm, doğmayı da seyret,
güneşle aya hiç gurup etmekten zarar geldi mi?

Hangi tohum toprağa ekildi de bitmedi? Yoksa
insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor
musun?

Toprağa konulduğumu sanıyorsun değil mi?
Ayağımın altında bu yedi gök vardır.”

<<Mevlana Celaleddin-i Rumi>>
Download Opera, the fastest and most secure browser
December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31