II. International Thracian University Sculpture Of Symposium
Thursday, 15. May 2008, 21:34:14
My Arts
Thursday, 15. May 2008, 21:34:14
Welcome to CappadociaMy little artist![]()
thesamanyolu
2009-02-20 11:22:32
Aysuncuğum nasılsın? Uzun zamandır sesin solunğun çıkmıyor? Hayrola? Umarım işlerinin yoğunluğundandır!...
| M | T | W | T | F | S | S |
|---|---|---|---|---|---|---|
|
| ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | |
| 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 |
| 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | 20 |
| 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | 27 |
| 28 | 29 | 30 | 31 | |||
SeyfullahKarakose # 16. May 2008, 08:50
Dedi ki: Heykel sergisi var oraya gideceğim…
Gidip de paylaşmamak da vardı ama paylaşmışsın…
Ne güzel… Sağ olasın aysun…
Yerinde oturana da gevezelik düşer. Ben de üzerime düşeni yapayım o zaman…
Ne taş ustasıyım… Ne de bir eleştirmen…
Ama konu “taş” olunca söyleyecek söz bulmakta da zorlanmam.
Hatırladığım kadarıyla “taş” hayatıma ninemin şu tehdidiyle girdi:
“Sakın komşunun meyvesini bir daha çalma. Yoksa Allah taş yapar.”
O günlerde hayat bilgisi kitaplarında gördüğüm heykelleri komşunun meyvesini çalan adamlar olarak düşünürdüm.
Biraz büyüyünce geçti…
Geçti geçmesine bu yanılsama da bu sefer taş başka bir hakaret sıfatı olarak hayatıma girdi. Arka sırada oturan sınıfın en tembel çocuğuna “taş kafa” ismini ben taktım…
Taşın cazibeli bir kelime olarak dilime yapışması gençliğin o ilk evrelerindeydi…
Giyinmeyi, saçlarıma jöle sürmeyi yeni öğrendiğim dönemlerdi. İçimi karman çorman eden o ergenlik dürtüleri bu kelimeyi sürekli dilimde tutardı…
Ne zaman güzel bir kadın süzülse önümden hemen yanımdaki arkadaşıma dirsek atardım:
“Geçeni gördün mü? Taş gibi hatun lan.”
Hatunların “taş gibi” göründüğü o dönemlerde o taşlardan biri beni vurdu…
Aşk bir taşla ilk kez hayatıma girdi…
O günden bu güne şu gazeli her bunaldığımda kendi kendime tekrarlarım:
“Taş taş değil
bağrındır taş senin
nereni nasıl yaksın bu ateş
ey taş senin”
Şairini hatırlamam ama şiir hala ezberimde…
Taşla bu kadar hem hal iken taşın başka bir boyutundan habersizdim…
Anadolu da tam da taş medeniyetinin ortasında doğup büyümüştüm…
Evler,
Mahzenler,
Para,
Mektuplar,
Her şeyin taşla anlatıldığı bir medeniyetti o coğrafya… Kazılar bunu gösteriyordu…
Doğa da yardım etmişti bu medeniyetin kurulmasına…
Kapadokya’yı görüp de rüzgarın ne menem bir heykeltıraş olduğunu kabul etmemek mümkün mü?
Taşın bu halinin çok geç farkına varmak benim suçum değil. Bunu biliyorum.
Biz Sinan yetiştirmişiz…
Michelangelo ayrı topraklarda büyümüş…
Uzak kalmışız heykele…
O nedenledir ki çoğumuz Bereket Tanrısının o ünlü heykelini gördüğümüzde “Hay maşallah” deyip güleriz…
Ama tarihi kendi şartları ile değerlendirdiğimizde bunun da kompleks yapılacak bir şey olmadığını bilirim.
Fransız bir psikologun yazdığı kitabı hatırlıyorum.
Freud, Michelangelo ve yanlış hatırlamıyorsam Vinci hakkında analizler yapmıştı…
Çok oldu okuyalı ama aklımda Michelangelo ve Freud’un “insanı aramak” konusundaki kesişmelerini çok güzel anlatıyordu…
Biri mermerin içine inerek insanı ortaya çıkartıyor…
Diğeri kendi içine inerek…
İkisi de dahi heykeltıraşlar…
Bu kadar laftan sonra sergideki heykeller üzerine birkaç kelam edeceğim.
Resimlerin ilki en güzel heykel : Aysun
O heykelin heykeltıraşı da en büyük heykel tıraş : TANRI
Ne eleştiririm, ne de yorum yaparım Bilirim ki aksi takdirde taş olurum
Ben yaratıcıları insan olan eserler üzerine konuşmaya devam edeyim:
Eserler çok çarpıcı. Yakından görme şansım olmadı ki çekiç darbelerinin izini takip edip ona göre çene çalayım. İlk darbe nerede başlamış, sonra sahibini nerelere sürüklemiş hayaller kurayım ama böyle bir şansım yok. Ama şurası kesin modern insan atalarına göre daha ısrarcı ve isyankar… Finlandiyalı da Ukraynalı da bunu kanıtlıyor…
Iraklı sanatçınınki biraz içimi burktu…
O taşın gücünü göstermek için yapmıştır belki o kapıyı…
Taşın ne kadar hassaslaşa bileceğini anlatmak istemiştir belki de ama o kapı beni etkiledi…
Her gün İşgalci askerlerin tekmeyle açtığı kapılar gözümün önüne geldi… içim bu yüzden burkuldu…
Fransız sanatçı yapmış Fransızlığını Çok hoş…
Mısırlı olmak sorumluluk istiyor… Hem o coğrafyada yaşayacaksın, hem de birbirine zıt o kadar kültürü harmanlayacaksın… Resimde görünen Mısırlının bunu başardığı…
Türk sanatçılarındaki çeşitlilik heyecan verici ama bana Ferhat Satıcının eseri çok ilginç geldi…
Neyse…
Lafın sonu yok…
Daha da uzarsa paylaşıma söylenecek bir teşekkür sıkıcı olmaya başlayacak…
aysunsay # 20. May 2008, 18:50
Gezmek görmek güzel paylaşmak ta öyle, sen sorsana ne içtin ne yedin diye..
Herkes gezip görmeni bekler anlatasın diye, sanki bir yerimiz şişmezmiş gibi.
Canım öyle sofra kültürümüz var ki, anlatmamak mümkün değil.
hele muhabbette varsa sofrada sevgili Seyfullah alemi devran ederiz, gök kubbe altında.
Yorumuna gelince, üstadım fevkalade…
Ellerine sağlık.
thesamanyolu # 21. May 2008, 03:43
Harika mermer sanatı işlemesi. Çok büyük ustalıktır ince sanat. Kolaymı mermeri yontmak.... Onun ne tozu çekilir ne zoru. Ustamı burada bir kez daha tebrik etmek isterim. Elinize sağlık Malik Bulut ve diğer ustalarımız.
Gidip gezdiğin gördüğün eserleri de sitende bizlerle paylaştığın içinde seninde eline sağlık Aysuncum....
aysunsay # 22. May 2008, 22:45
eee bizlerede alkış düşer...
sevgimle daima...
thesamanyolu # 23. May 2008, 05:00