Senin ayağına biz gelmeyince bağışlama bizi vatan

mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi ariflik yolundan sapmış demektir

Subscribe to RSS feed

Başbakan’ın kahramanı Necip Fazıl Kısakürek!




Mustafa Mutlu




Başbakan’ın Dersim belgelerini açıkladığı konuşmasını inanılmaz bir buruklukla dinledim.

Başbakan, “devlet” adına özür dilediği bu konuşmada, nedense o “özrü” kimden dilediğini söylemedi.

Ben söyleyeyim:

Dersim’i kana bulayan softalardan ve ayrılıkçılardan!

Halka hayatı zindan edenlerden!

Devlete karşı tetik çekenlerden!

Diğer bir deyişle...

PKK’nın bugün yaptığını, o gün yapanlardan!

***

Başbakan; her sözcüğüyle, “devletin yaptığı zulmü” anlattı ama “neden”inden söz etmedi.

Devletin seksen yıl önceki tavrını, bugünün acımasız gözlüğüyle yargıladı.

Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarını ve Türkiye Cumhuriyeti‘ni kuran Atatürk’ün silah ve dava arkadaşlarını “yargısız” infaz etti!

İsmet İnönü’yü suçladı.

Ama... O dönemde yürütmenin başı, yani devletin Dersim politikasının mimarı olan Başbakan Celal Bayar’ın adını “mecburen” anmakla yetindi.

Tüm bunları da üçü Başbakanlık arşivinden alınan Bakanlar Kurulu kararlarından, Başbakan’a yazılan bilgi notlarından oluşan “sözde belge”lerle yaptı.

Belge sayılması mümkün olmayan ilk “dayanağı” ise, “Dersim’le tanışmam bu eserle olmuştur” dediği, Necip Fazıl Kısakürek’in “Son Devrin Din Mazlumları” isimli kitabıydı.

Başbakan Erdoğan, dönemin bütün siyasetçilerini ve kamu yöneticilerini suçladıktan sonra, “Sizin kahramanlarınız buysa bu ülke biter be. Bizim kahramanlarımız arasında böyle yüzü kapkara olanlar yok, apaydınlık olaylar var” diye bitirdi.

***

Bu açıklamalardan anlıyoruz ki; başta İsmet İnönü olmak üzere Atatürk’ün en yakın silah ve dava arkadaşları ile manevi kızı Sabiha Gökçen, Başbakan’ın kahramanı değil...

Kim onun kahramanı?

“Üstat” dediği, Necip Fazıl Kısakürek...

Ölenin arkasından konuşulmaz; biliyorum...

Ama Başbakan dün bu kuralı o kadar çok ihlal etti ki; çaresiz, “onun kahramanı”nın gerçek yüzünü anlatmak da bize düştü...

***

Necip Fazıl, 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu.

Kendi deyimiyle şairliği, hastanedeki annesine ziyarete gittiği on iki yaşında başladı.

Amerikan ve Robert kolejlerinde ilk ve orta öğrenimini tamamladı.

Bahriye Mektebini (Askeri Deniz Lisesi) bitirdi.

1923’te, yani Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde ilk şiirini yayınlattı.

1924’te İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü‘nden mezun oldu.

Devlet bursuyla Fransa’daki Sorbonne Üniversitesi’ne gönderildi.

Ancak yine kendisinin verdiği bilgilere göre, doğru dürüst okula gitmedi. Çünkü gece hayatının şehvetine kapıldı ve en önemlisi de kumar illetine tutuldu. Babaannesinden kalan serveti, burada tüketti.

Türkiye’ye dönüş biletini bile arkadaşları aldı.

Ancak kumar oynamaya Türkiye‘de de devam etti.

Büyük üne kavuştu ama şöhret, para, alkışlar ruhunu doyurmaya yetmedi.

Geceleri Asmalımescit’te arkadaşları ile buluştu, esrar çekti, kumar oynadı.

Kendi deyişiyle; 1934 yılında Abdülhakim Arvasi ile tanıştı ve manevi dünyasını geliştirdi. Böylece de bohem hayattan ve kumardan kurtuldu...

Kendisi her ne kadar 1934’ten sonrası için “arındığını” söylese de polis kayıtları bunu doğrulamıyor:

Çünkü 1950’de, Taksim’de bir apartmanın bodrum katında kumar oynarken, bizzat dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Aygün tarafından yakalandı.

Ve kendisi, orada bulunma gerekçesini, “röportaj yapmak” olarak açıklamaya çalıştı.

Ancak...

Yassıada’daki yargılama sırasında, Adnan Menderes’in örtülü ödenekten Necip Fazıl’a yıllarca ödeme yaptığı, şairin de bu parayla kumar borçlarını kapattığı ortaya çıktı.

***

Bir yanda İsmet İnönü başta olmak üzere, Başbakan’ın “kara suratlı” dediği bu ülkenin kurucuları...

Diğer yanda; hayatı çelişkilerle dolu olan Necip Fazıl...

Tercih sizin:

Hangisi sizin kahramanınız?

*****

80 YIL!

Başbakan dün yaptığı açıklamayla bu ülkeyi seksen yıl önce kan gölüne döndürenleri “mazlum”, onlarla mücadele edenleri de “katil” ilan etti.

Devlet; otuz yıldan fazla bir süredir PKK terörüne karşı mücadele veriyor. Bu sürede onlarca başbakan, yüzlerce bakan, PKK’yla mücadele için çıkarılan kanunların, kararnamelerin altına imza attı. Bu dönemde de köyler boşaltıldı, devlet adına talihsizlik sayılabilecek tatsız olaylar yaşandı.

Şimdi...

Bundan seksen yıl sonra dönemin Başbakanı, bugünün Bakanlar Kurulu kararlarıyla ortaya çıksa... Ve bugün Kuzey Irak’a bomba yağdıran uçaklar için, Başbakan Erdoğan’ı katliam yapmakla suçlasa...

Bugünün Başbakanı da hâlâ hayatta olsa...

Acaba ne hissederdi?

*****

Günün Sorusu

AKP’li Meclis Başkanvekili Mehmet Sağlam, önceki gün Genel Kurul’u yönetirken CHP‘li bir milletvekiline, “Has...” diye bağırdı. Daha sonra, “Yaptıysam özür dilerim” dedi...

Sorum Başbakan’a:

CHP’li ya da MHP’li bir başkanvekili, AKP’li bir milletvekiline aynı sözleri söyleyip, sonra da özür dileyerek geçiştirmeye kalkışsaydı; tepkiniz ne olurdu?

Mustafa Muğlalı olayındaki gerçek

(04.11.2011 İtibariyle Kışladan ismi kaldırılan Mustafa MUĞLALI Paşanın MENEMEN olaylarından sonra katillerin yakalanıp, yargı önüne çıkarıldığında; Harp Divan Başkanlığı görevini yürütmesinin intikamı nasıl alınırdı acaba...?)


Fazlı Köksal'dan Özet alıntı


Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı

Kıymeti bilinmeyen, sırf görevini yaptığı için cezalandırılan insanların başında Mustafa Muğlalı Paşa gelir. O'na millet olarak özür borçluyuz.

Vefatının üzerinden 58 yıl geçmesine rağmen Mustafa Muğlalı Paşa Türk Milleti ile sorunu olan mâlum çevrelerin hâla bir numaralı boy hedeflerinden birisidir. Mustafa Muğlalı ne yapmıştır da, yarım asırdır Türkiye'nin ve Türklüğün düşmanlarının hedefi olmaya devam etmektedir.?

1882 yılında Muğla'da dünyaya gelen Mustafa Muğlalı, 1901 yılında Harp Okulunu, 1904 yılında Harp Akademisini bitirdi. Balkan savaşına katıldı. 1. dünya savaşı sırasında Adana Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptı. Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı'nın nüvesi olan Teşkilatı Mahsusa'da çalıştı, Onun
devamı niteliğindeki Zabitan Grubu'nun kurucuları arasında yer aldı. Zabitân Grubu'nun bir müddet sonra adını değiştirdiği ve yine Muğlalı Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetini devam ettirdiği anlaşılmaktadır.

Kurtuluş savaşına Tümen komutanı olarak katılan Muğlalı Mustafa, 1922'de Albay 1927'de Tümgeneral oldu Soyadı Kanunu çıkınca, Muğlalı soyadını aldı.

23.Aralık.1930' da Menemen'de Devlete Karşı ayaklanıp Genç Asteğmen Kubilay'ı şehit eden yobazları yargılayan Harp Divanının başkanlığını yaptı. Bir kısım Medyanın Mustafa Muğlalı düşmanlığının temelinde, bu mahkemenin reisliğini yapması yatmaktadır.

1931-1939 yıllarında 1. ordu komutanlığı, iki kez yüksek askeri Şura üyeliği ve 1943-1945 yılları arasında da 3. Ordu Komutanlığı yaptı. Mustafa Muğlalı'nın haksızlığa uğramasına, 20 yıl hapse mahkum edilmesine yol açan olaylar bu görevi sırasında cereyan etmişti.

1940'lı yıllar... İkinci Dünya Savaşı yılları, ülkede yokluk yaşanıyor. İngiliz, Fransız, Alman,Rus ve İran casusları ülkede cirit atıyor. Doğu Anadolu ülkenin diğer kesimlerine nazaran daha karışıktır. Yabancı ülkeler lehine casusluk iddiaları her gün ilgili makamlara ulaşıyor. Devlet bölgede sıkıyönetim uyguladığı halde hırsızlık, kaçakçılık, eşkıyalık, soygunculuk, ırza tecavüz eylemleri engellenemiyor. Casus mu, hain mi, eşkıya mı olduğu belli olmayan bazı gruplar, bölgede güvenlik sağlamak için canla başla çalışan askerleri de pusuya düşürerek şehit ediyorlar ve kendilerine kucak açan Irak ile İran'a kaçıp bir süre saklandıktan sonra tekrar bölgeye dönüp eylemlerine devam ediyorlardı. Bu çeteler, Türkiye'den büyük ve küçükbaş hayvanları çalıyor, o sıralarda fiilen Rusların kontrolünde olan İran'a götürüp satıyorlardı. Bu eşkıyalar Rus ve İran makamlarınca da korunuyordu. Bu eşkıya genelde iki nüfus kağıdı taşıyordu. İran'da İran, Türkiye'de Türk vatandaşı gözüküyorlardı. Bölge halkı bu eylemlerden dolayı canlarından bezmişlerdi. İnsanlar kendilerini nasıl koruyacakları nı bilemedikleri için orduya ve askere sığınıyorlardı...

Bölgedeki karışıklıklar artınca Orgeneral Mustafa Muğlalı, çok deneyimli ve disiplinli bir asker olduğu için Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'na getirilir. Hayatı savaşlarda geçmiş olan Muğlalı Paşa işi çok sıkı tutar, canilere karşı amansız bir mücadele başlatır ve birtakım tedbirler alır. Bu tedbirler arasında; Siirt'teki gezici Jandarma Taburu'nun bu bölgeye kaydırılması, çobanlar silahlandırılması , gezici ekipler kurulması da vardı. Ayrıca, Paşa, eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de emrindeki birliklere Irak ve İran'a kaçan eşkıyayı takip ve "gerekirse vur" emri verir.

1943 yılında Van'ın Özalp İlçesi'nin sınır bölgesinde İran'a kaçmaya çalışan bir grup, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır. Çatışma çıkar ve dur emrine uymayan kürt eşkıyalardan 33 tanesi öldürülür..

Bu olaydan sonra bölgede az da olsa sükun sağlanır. Bölge halkı Paşa'ya minnettar. Bölge huzur ve sükun içinde... İçişleri Bakanlığınca, bölgede sükun sağlandığı için, Valiliğe, Jandarma komutanlığına teşekkür yazıları yazılır.

20.Aralık.1943 tarihinde Van Cezaevinde yatan İsmail Özay isimli bir mahkum, TBMM'ne yazdığı dilekçesinde; bu 33 kişinin kaçmalarının söz konusu olmadığını, bilerek katledildiklerini iddia eder, olaydan yaralı olarak kurtulup İran'da yaşayan kardeşinin affedilmesini ve olayın tahkikini talep eder.

Adalet Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığından kanunun adli takibinin yapılmasını ilişkin talebine karşı, Mareşal Fevzi Çakmak'ın verdiği yanıt yiğitçedir, Türk'çedir: "Ordu komutanı o günkü şartların gereğini yapmıştır. Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri almıştır. Görevini yerine getiren bir komutanı mahkemeye veremem. Böyle Şey olamaz." Fevzi Çakmak'tan sonra Genel Kurmay Başkanı olan Kazım Orbay'da aynı tavrı sürdürür.

1945 yılında 2. dünya savaşı sona erer. Her şey normale dönüşür .

1946 seçimleri sırasında bu olayı kendi lehlerine oya tahvil etmek isteyen siyasetçiler bu olayı saptırırlar. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktır. İkinci dünya savaşı sırasında yabancı ajanların kaşıdıkları Kürtçülük çıbanı yeniden kaşınarak olay oya tahvil edilecek, Atatürk'ün yakın bir silah arkadaşı zor durumda bırakılarak,
şuur altlarındaki Atatürk düşmanlığına dayanan aşağılık duygusu tatmin edilecek, Menemen olaylarında yargılamayı yapan kahraman bir asker yargılanarak gerici çevrelere menemenin rövanşının alındığının mesajı verilecektir.

1946 seçimlerinden sonra Meclis'e giren Demokrat Parti milletvekilleri bu olayı yeniden Meclis gündemine getirirler. Öne sürülen iddia şudur: "Çatışma sırasında öldüğü iddia edilen 33 insan masumdu ve kurşuna dizildiler." Kıyamet kopar...

Muhalefet milletvekilleri bu olaydan Cumhurbaşkanı İnönü ile Milli Savunma Bakanı Ali Rıza Artunkal, İçişleri Bakanı Hilmi Uran'ı sorumlu tutarlar. İktidar ise Demokrat Parti'nin derdinin 33 masum vatandaşın öldürülmesi değil, İnönü iktidarını yıpratmak ve oy toplamak olduğunu söyler. Aylarca süren tartışmalardan sonra bu olay hakkında Mecliste araştırma komisyonu kurulur. Araştırma komisyonu o yılların olağanüstü şartlarını, o olay sayesinde sağlanan huzur ortamını, 33 eşkiyanın ülkeye zararlarını, Mustafa Muğlalı'nın ülke sevgisini, hiç dikkate almaz. Kin ve intikam duyguları içerisinde hareket eder. Araştırma komisyonu hiçbir siyasiye, hiçbir bürokrata suç yüklemez. Tek suçlu Orgeneral Mustafa Muğlalı ile Necdet Bilgez ve Bilal Bali isimli yedek subaylardır. Meclis Araştırma komisyonu kararından sonra dava açılır ve 1947 yılında emekli olan kahraman Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne çıkarılır.

Mahkeme, 1943 yılının şartlarına, o tarihte bölgede cereyan eden olayların vahametine, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil 1948 yılının normal şartlarının havasına göre yürür. Muğlalı Paşa, yargılama boyunca bir Türk komutanına yaraşır şekilde bütün sorumluluğu üzerine alır ve zamanın hükümetini hiçbir şekilde suçlamaz. "Bu subaylara emri ben verdim, onların suçu yoktur. Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim" der. Hakimin "Ya emrinizi yerine getirmeseydiler" sorusuna "O zaman şakileri kendim vururdum." Yanıtını verir.

33 şakinin yok edilmesi sırasında oh diyenler, Muğlalı Paşa'yı takdir edenler, alkışlayanlar, başka bir havanın, başka hesapların insanı olmuşlardır. Oy kaygısı her şeyin önüne geçmiştir. Mustafa Muğlalı Paşa Atatürk'ün silah arkadaşı olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu olay karşısında parmağını bile
kıpırdatmaz. Ve mahkeme sonucu gerçekten çok hazindir: Hayatını Türk Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyetine adamış olan Mustafa Muğlalı Paşa "33 masum(!) insanı öldürmek suçundan" idam cezasına çarptırılır... Daha sonra cezası 20 yıl hapse çevrilir. 33 tane eşkıyaya hak ettiği cezayı verdiği için ödüllendirmesi gereken Mustafa Muğlalı Paşa, politik yalakalığın, siyaset oyunlarının kurbanı olur. Türk yargısının siyasi kararlarından birisi olan bu yargılama sonucunda, tek mahkumiyet Mustafa Muğlalı içindir. Başka hiçbir kimse ceza almaz... Mahkeme, eşkıya artıklarının ifadelerini Türk Askerinin ifadesine tercih etmiştir.

Mahkeme sonrası Askeri Yargıtay bu kararı bozar. İkinci bir mahkeme dönemi başlar ama bu sırada kahraman Türk Ordusu'nun bir neferi olan, bütün ömrünü Türk Yurdu'nun bağımsızlığına adayan Mustafa Muğlalı Paşa bu durumu hazmedemez; bulunduğu cezaevinde kahrından 11 Aralık 1951 tarihinde, 70 yaşında vefat eder.

Türk gibi düşünen tek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Muğlalı Paşa'nın naaşını Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler Yolu'na O'nun heykelini diktirdi.

Dersim’e ne dersin?

Dersim’i bombalayan...

Devlet değil, CHP.
PKK’yla masaya oturan...
AKP değil, devlet.

İyi di mi?

Sene 1937... Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden... Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.

Elebaşı Seyit Rıza’ydı...
Başbakanımızın “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza.

Kukla’ydı...
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.

Yalvaran mektubunda, Anadolu için “çorak toprak” derken, “Kürdistan bereketli toprak diyordu... “Sayın ekselansları” diye başlıyor, “Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı” diye vaziyeti anlatıyor, “sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” diye bitiriyor, “Seyid Rıza” diye imzalıyordu.

Hal böyleyken... Seyit Rıza’yı “masum” göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi “Seyid Rıza” imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, “o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün” diyorlar.

Gel gör ki...

Londra’da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi... Kayıt ofisine gidiyorsun, “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.

Demem o ki.
Taa 1937’ye gitmek zor ama...
Buckhingham Sarayı’yla The National
Archives’in arası metroyla üç dakka.

Hazır, frak giyerek yakasına şövalye nişanını takan Cumhurbaşkanımız ordayken... Yemekte Windsor kuzusu ikram eden Kraliçe’ye “tarihimizle yüzleşelim” dese fena olmaz yani.


Yılmaz Özdil

Adnan Bey

ADNAN BEY...
Bunlar da unutulmamali...

MENDERES neden idam edildi?
Adnan MENDERES Imrali Adasi'nda 17 Eylul 1961'de saglik muayenesini yapan doktor heyetinden saglam raporu alindiktan sonra oglen 13:21'de idam edildi.
Adnan MENDERES neyle suclanmisti?

1- Ortulu odenek paralarini zimmetine gecirmek,
2- 6-7 Eylul Olaylari'na onceden haberi oldugu halde mudahale etmemek,
3- Kanuna aykiri olarak universite basmak ve halka ates actirtmak,
4- Bazi muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat ozgurlugunu kisitlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi cikarlari icin kullanmak,
6- Halki Demokrat Izmir gazetesinin matbaasini tahrip etmeye tesvik etmek,
7- Kirsehir'i haksiz olarak ilce yapmak,
8- Yargi bagimsizligini ihlal etmek,
9- Tahkikat Komisyon kurup olaganustu yetkilerle donatmak,
10- CHP'nin mallarina "haksiz" yere el koydurmak, gibi nedenlerle.

Peki bunlar idam cezasi icin yeterli mi? Bence hicbir sucun cezasi idam olamaz, idama tamamen karsiyim.
Fakat MENDERES de idama karsi miydi?
Elbette degil, 1951-1960 yillari arasinda Menderes 43 kisinin idam kararina imza atti ve hepsi idam edildi. Idamlarin en dramatik olani ise,
14 Nisan 1955'te casusluk sucundan idam edilen Hayati KARASAHIN'di. Infazi, Ankara Samanpazari'nda halka acik olarak yapildi.
Sucu neydi?
Rusya icin casusluk yapmak

MENDERES'in baska sucları yok muydu? Aslinda MENDERES'in suclari mahkemelerde gundeme gelmeyenlerdi. ABD'nin tepkisinden cekinen GURSEL Hukumeti asagidakileri hic gundeme getirmedi.

1- 1951 Yilinda MENDERES Hukumeti Kore Savasi'na Amerika icin asker gonderdi. Amerikan cikarlari icin bine yakin vatan evladi Kore'de yasamini yitirdi, binlercesi yaralandi.
2- 1952'de NATO'nun istegi uzerine komunizme karsi gayri-nizami harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adiyla Ozel Harp Dairesi kurdu.
3- 1954 Yilinda Yabancilara petrol arama ve cikarma izni verildi.
4- Tek parti doneminde kurulan bazi traktor ve basma fabrikalari MENDERES doneminde ozellestirildi veya ekonomik olmadiklari icin kapatildi. Nuri DEMIRAG tarafindan kurulduktan sonra Ismet INONU tarafindan devletlestirme kapsamina alinan ucak ve ucak motoru fabrikalari, Eskisehir tank fabrikasi ve Kirikkale silah fabrikasi MENDERES doneminde NATO standartlarina uymadiklari gerekcisiyle kapatti.
5- Cezayir kurtulus savasi sirasinda Fransa'yi destekledi.
6- 1954-1958 Yillari arasinda 238 gazeteci iktidara karsi yazilar yazmak sucundan mahkûm ettirdi.
7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden olusan komisyon hem suclama hem de yargilama hakkina sahipti. Komisyon 5 kisiden fazla yan yana yurumeyi bile yasakladi.
8- İsmet INONU'ye 12 oturum meclisten men cezasi verildi.
9- Turan EMEKSIZ, hukumete karsi Istanbul Universitesi'nde duzenlenen bir protesto mitinginde polisin actigi ates sonucu oldu. Huseyin ONUR ise sol bacagi kesilerek kurtarildi.
10- Hukuk'un ustunlugunu savunan Yargitay Baskani Bedri KOKER, Yargitay Bassavcisi Rifat ALABAY, Yargitay 2. Baskanlarindan Haydar YUCEKOK, Yargitay Uyeleri Melehat RUACAN, Kamil COSKUNOGLU, Faik URAS ve Ilhan DIZDAROGLU gorulen luzum uzerine emekliye sevkedildiler. Aslinda MENDERES Hukumeti, ordu darbe yapacak gerekcesiyle daha 6 Haziran 1950'de, basta Genelkurmay Baskanı Nafiz GURMAN olmak üzere bütün üst komuta kademesinde bulunan 15 general ve 150 albayi re'sen emekliye sevk etmisti.

1950-1960 DP Hukumetinin kisa bir degerlendirmesini yapmaya calistim.

Basbakan ERDOGAN, MENDERES'in olum yildonumu ile ilgili olarak yaptigi konusmayi Necip Fazil'dan siir okuyarak tamamladi. Ben de "Nazim Hikmet'in" bir siiri ile yazimi tamamliyorum.
(O siirde belki MENDERES'in nicin idam edildigini de bulabilirsiniz.)

(KORE'de OLEN BIR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERES'e SOYLEDIKLERI)

DIYET

Gozlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gozunuzle bakarsiniz,
iki kurnaz,
iki hayin,
ve zeytini yagli iki
gozunuzle
bakarsiniz kursuden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarina ciftliklerinizin
ve cek defterinize.

Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle oksarsiniz,
iki tombul,
iki ak,
vicik vicik terli iki elinizle
oksarsiniz pomadali saclarinizi,
dovizlerinizi
ve memelerini metreslerinizin.
Iki bacaginizin ikisi de yerinde, Adnan
Bey,
iki bacaginiz tasir genis kalcalarinizi,
iki bacaginizla cikarsiniz huzuruna Eisenhower'in,
ve butun kayginiz
iki bacaginizin arkadan birlestigi yeri
halkin tekmesinden korumaktir.
Benim gozlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi
de yok.
Benim bacaklarimin ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, Universiteli yedek subayi,

Kore'de harcadiniz, Adnan Bey.

Elleriniz itti beni olume,
vicik vicik terli, tombul elleriniz.
Gozleriniz soyle bir bakti arkamdan
ve ben al kan
icinde olurken
cigligimi duymamaniz icin
kacirdi sizi bacaklariniz arabaniza bindirip.

Ama ben pesinizdeyim, Adnan
Bey,
oluler otomobilden hizli gider,
kor gozlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarimla pesinizdeyim.
Diyetimi istiyorum,
Adnan Bey,
goze goz,
ele el,
bacaga bacak,
diyetimi istiyorum,
alacagim da.

25 Haziran 1959