Skip navigation.

Pesimist Kötü Adam

İç Karartıcı Sözlerin Buluşmasına Yardımcı Olan Adam !..

STICKY POST

Ziyaretçi Sayacı


En Çok Gösterilen Resim

, , ,

Bloğumda en çok gösterim sayısına sahip olan resim benim yaptığım (Yani üzerinde biraz oynama yaptığım) Sagopa Kajmer duvar kağıdı oldu. Aslında oldu demeyeyim de şu an için öyle. Duvar kağıdını tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum :smile: Yeni bir albüm oluşturmam lazım ama ne hakkında olacağına karar veremedim. Sizlerin önerisi olursa çok güzel olur.

Kör Kuyu

,

Kör kuyuya taş atmak... Kuyunun dibini göremediğimiz için mi kör diyoruz yoksa kuyu bizi göremediği için mi rahatça taş atıyoruz canını yakarcasına?..

Derin sırlar ardında yaşamaya çalıştığım bir hayat, dedikodu seven bir dünya var... Yorulduğumu hissediyorum... Zayıflıyorum...


Kör kuyunun dibinde 100'lerce taş var, atan gitti, atan gitti... Dibinde bir insan var, ağlamaklı ve biraz manidar.

Kuyu kör, insan kör, taş atan kör ve dünya nankör...

Aman Allah'ım !..

2 ay olmuş yazmayalı :yikes:

Cürm-ü Meşhut

Ne kadar güzel bir manzara bu böyle, gökte milyarlarca yıldız, yerde alabildiğine beton...

Bileklerim kesik; tanrım sana geliyorum, gözlerim kısık; tanrım sana geliyorum... Bu rüzgar, dinle bak biraz bir şeyler der sana her zaman, kimi zaman arka fona bir cırcır böceği ekleyerek... Ama dinlemeni ister, adı yeter, o rüzgardır...

Sesim kısık; tanrım sana geliyorum, bu tavan basık; tanrım sana geliyorum. Kimseyi dinlemiyorum adı ne olursa olsun, bu saatten sonra kimse sökmez bana... Mesaj gelmiş arkadaşlardan hadi aşağı in diyorlar, kestirmeyi deniyorum.. Tanrım sana geliyorum... Dön dolaş aynı cümleyi kullanıyorum, tanrım sana geliyorum....

Ne kadar da güzel bir gün, tam ölmelik... Yanıma aldığım bir küçük kaset çalarım var sadece, kulağımda rüzgarın sesi değil onun sesi var... Pili bitmek üzere ama hala detone de olsa bir keman dinletiyor... Saldırmıyor kimse burda bana, ne gelen var ne giden, tanrımla başbaşayım, gitmeye gerek yok sanırım...

Bileklerimi kim kesti? Tanrım gözlerimi açamıyorum, Tanrım ölmek istemiyorum...

Yıldızları göremiyorum, betonla sevişiyorum...

.......................

Geçmişe Dön Ve Anla Bu Yazıyı !..

Kalın duvarlara süslü yazılar... Sağa eğik bildiğin el yazısı, altında inceden bir not; "Yazık"...

Bir yazı yazmak için uğraşmamıştı yıllarca ama bir "Yazık" yazmak için onca uğraş vermek... Vay be dedirtiyor adama... Ne de kutsal bir kelime bu. Ne kadar da içine kapanık...

Kut yemek, nimet manasında, azık da yine yemek manasında... Ve yazı... Ne de yüce kelimeymiş bu "Yazık"...

Hani bir gün vardı yenik bir adamı uğurlayan, hani o adam uğurlanıyor diye arkasından su yerine oluk oluk gözyaşı dökülen, hani boşa yalvarışlar vardı dönmeyeceği bilindiği halde yakarılan... Hatırladın mı?... İşte o günün adı "Yazıktı"...

Sarhoş bir beyne sahip olmuştu, çakırkeyf olanlar mavi gözlü müdür diye düşünüyordu çoğu kez... Aklından saniyede 26 fikir geçiyordu, tırlatmak üzereydi... Yere yığılmıştı, yağmur yağıyordu, tabiat da onun iyi olmasını istiyordu, yüzünü yıkıyordu ayılması için ama fayda yoktu...

Yazık, yeterince yazık olmuştu ve tam da buna halk arasında "Yazıklar olsun" deniyordu.. Çok yazık...

Dur !..

Ruh bedene vuruyordu içten içe, yumruklar savuruyordu, artık çıkmak istiyordu... Oysaki beden bunu kalp krizi zannetmişti...

Yalanlar üstüne kurulmuş bir dünya, dünya üzerinde ilişkiler kurulmuştu; temeli çıkar olan bir zemin üzerine. Üçüncü dereceden yanık aşklar yoktu kriz geçiren kalplerinde.. Herkes bedenini vermişti ama ruhunu asla... Türk filmi tadında yaşıyorlardı ruhları ıstıraplardaydı, "Allah'ım daha fazla yaşatma bunları" diye dualar ediyorlardı kendi bedenleri için, daha fazla kirlenmemeleri için.

Doktorlar yasak etmişti nice yiyecekleri lakin şarap kalbe her daim iyi geliyordu, bir bira böbrekleri çalıştırıyordu vs... Helaller yasak haramlarda can vardı... Kimin oyunu bu?

Hormonsuz sevgiler aradılar yıllarca, içten bir gülümse beklediler ama insanların içini göremiyorlardı... Mutsuzlardı..

İnsan, beden, ruh yalnızlardı...

Tramplen

Boş geçen zamanların nahoş kalp burkulmalarında derin bir nefes biraz alkol ve bir damla yaş kendine getirirdi insanı...

Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bildiğimize göre boş geçen zamanın ne kadar zaman olduğunu hesaplamamızın zaman kaybı olacağı kesin...

Gündüz gözüyle yaptığım gönül hırsızlıkları geliyor aklıma...

Yaradanı seviyorum beni yarattığından dolayı, yaradılanı sevmiyorum yaradana layık olamadığından dolayı, sonra kendimi de sevmiyorum... Ne karışıyorsam...

Bu dünyada kimsenin anlamadığı, en alim hocaların bile aptalca cevap verdiği kader kavramını öğrenmek istiyorum öğrenebilirsem, tabi ahirette... Ben mi çizdim, çizildi mi, yoksa başkaları mı yönlendirdi? Kafayı yemek üzereyim...

Her insanın içinde bir öldürme güdüsü vardır (kendisini), yapamaz, yapmaması lazımdır... Akıllı olsun herkes.. Zaten bu blog yüzünden ne kadar günah işledim bilmiyorum bile..

Saat gecenin 3'ü olmuş.. Yatsam iyi olacak... Bekleyin yazacağım...

Mesail-i Amika 2

Derin izler yaratamayan basit cümleler kuruyorum sürekli. Özne, tümleç, yüklem... Yeterli olduğunu düşünüyorum. Fazlasına lüzum yok...

Zaruri ihtiyaçları karşılama modundayım, kendimin modunu alıyorum 2 çıkıyor. Ne hikmetse... Mod almayı öğrenemediğimi farkedip hayatımın anlamsızlaştığını hissediyorum. İşin kötü yanı kendimden bahsetmeyi sevmeyen ben iki saattir 1. tekil şahıs eki kullanıyorum.

Çekim ekinin uydusu var mı diye düşündüğüm de oldu. Yoksa nereden gelecek bu çekme kuvveti değil mi? Sonrasında yapım ekine sardım. En sevdiğim ekti ilkokuldan beri. Belki de ci cı cü gördüğünde "Aaa yapım eki işte" diye kendini sevindirdiğin en kolay eklerden olduğu içindir. Ama ilkokulda Türkçe dersinden her seferinde kesin 5 alacağım diye girdiğim her sınavdan 4 alır çıkardım. Belki de Türkçenin sadece özne tümleç yüklem yapım ve çekim eki tarafından oluşmadığındandır.

Yazar sapıtmaya başlamıştır ve hayatında bir şeylerin ya çok iyi ya da çok kötü gittiğini düşünmektedir. İşin içinden çıkamamıştır. Bu yüzden çocukluğuna dönmüş olabilir. Hmm rahat bırakalım bir müddet.

Prison Break Sezon 4 (Türkçe)

, ,


Az önce buldum bunu ve aynen zuhaha gülüş modu :D

Pesimist Kötü Adam Hayranları



Merhaba arkadaşlar. Benim malumunuz azcık hayranlarım var :smurf: ve Facebook'ta bir grup kurmuşlardı. Asıl kurucu da "Bedbin"dir bu arada. Kendisine ve katılan tüm insanlara teşekkür ederim.

Daha önce koyacaktım buraya ama nasip bugüneymiş. Grubun ismi de beni çok etkiler hala. "Pesimist Kötü Adam Hayranları" :smile: Ya ben kimim de hayranım olsun değil mi? dragonfly Neyse fazla da edebiyata girmeyelim :smile:

Gruba ulaşmak isteyenler şuradan:
http://www.facebook.com/group.php?gid=43830043592&ref=mf

Tahayyülden Zahire

, ,

Yazık bi gün yenik bi adamı uğurladı...

Ben safım, ben arıtılmış günahların en yumuşak kıvamıyım. Ben kayıbım, anlam veremediğin hayatının anlamıyım...

Kazazede saatlerin günde 2 kere kazandığı gerçeğini bilmek ve tek hakkının kaldığını söyleyememek kıvrandırıyor yerlerde... Ezan okunuyor; gözlerim kan çanağıyken, üstelik horoz tam da vaktinde öterken... Zedelenmişlerin hiç hakkı kalmamışken...

Sonunu bırakma bitir, arkandan ağlar sonra... Ne ağlar? Anlam ağlar.. Anlam kayar,düşer.. Canı yanar !..

Üşendiğim yollara bakıyorum şimdi, üzerinde dolansaydım ya, uzaktan bakmak başka üstüne basmak başka. Kaldırım çizgilerini saymak ya da yere bakmamak, yukarı bakmak, doğan güneşle saati anlamak...

Yazı Bitti

Uçurumun önündeydim, son sigaramı içmek istedim ama hepsini rüzgar içti,
Sol anahtarının başlattığı kelimelerinden ilerle dumanının doygunluğuna..
Doygunluk bulutmuş, bulutlar yukarılardaymış, ama benim istikametim aşağısı, uçurumun en dibi...
Derinliğin tersinde şeffaflığı bulamaz aşağılıklar.Seslendiğimiz dereceler toplamı bütüne varamıyorken..
Aşağılıklarla ne işin var, gitsene buradan,
Terliksiliğin silleri kadar temizleyebilir düşüncelerin beni..
Düşüncelerimin de yok olmasına sadece saniyeler var. Unuttun mu ben dibe gidiyorum... Sen de git!.
Dipteki yok oluşla ilişkilendirilmek..Kolaylığı kalaylıyorsun..
Sigaran var mı?
Aslanağzı açısındaki isteğinin yanıtında saklıyım..
Bu kadar basit bir soruya verdiğin cevaba bak... İşleri zorlaştıran sensin.. Var mı yok mu?
Uçurumu seven de sen değil misin?
Anlaşıldı, sende sigara migara yok...
İstek sıradansa ben de o sıraya katıldığımda benzeri durumlar oluyor..
Bok Çuvalı...

Pardon

Kusura bakmayın...

İstinas

Ölüm biriktirdim aklıma, unutmaması için siyah ipler bağlattım kafatasıma. O kadar çoktular ki...

İpler o kadar uzun yıllar kaldılar ki başımda, bazen çok sıkıntı verdiler, bazen yaşamaktan soğuttular, ama çoğu zaman yerinde davranmamı sağladılar...Kahkahalarla gülerken birden durup yüzümü astı onlar... Çünkü aklıma "Ya şu an yakınlarımdan biri öldüyse?" sorusunu getirdiler, ruhum karışmıştı sanki birbirine.

Herkes mi böyleydi acaba yoksa yalnız ben mi? Diğerlerine baktığımda da kafalarında siyah ipler görüyordum. Onların ki de aynı işi görüyor mu ki? Neyse boşver...

Eski zamanlardı bu zamanlar, şimdi başımdaki o ipler eskidi, rengi attı... Bembeyaz oldular... Ruhu çağrıştıtırcasına, ölüme az kaldığını anlatırcasına...
Download Opera, the fastest and most secure browser
November 2009
M T W T F S S
October 2009December 2009
1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30