Tut(un)
Tuesday, January 3, 2012 9:01:24 PM
Yedi renge meskûn ülkeler doğarken
Çığ gibi düşer yağmurlar gökyüzümden
Bir tufan kopar ruh-i zeminde
Toprak delik deşik
Beklemeye bu kadar vefakar kefenler
Parçalanır ihanetinden lahitlerin.
Bir lahzada düştü kıyamet bahar dallarına
Akıbeti bilinmiyor hiçbir karanfilin
Son(ve) bahar ağıtlar yakar çaresiz
Ağlaşır daha yeni gebe kalmış bahari gülleriyle.
Analar öksüz kalır.
Göğsünde çırpınır yuvası dağılmış güvercinler
Tüyleri serpilir güvercinlerin ana yüreğine
Böylece yuvalandı ruhuma doğmamış bir yetim
İçimde biriktirdim şefkat ninnilerini
Tohumlar ektim durmadan
Biçare kırıldı mevsimlerin kolu kanadı
Baharın düştü dalları
Güneş bütün perdelerini kapattı içimden
Girmez oldu nihavend bestesi huzmenin
Geçeye sığınıyorum şimdi utangaç suretimden
Titriyor gökyüzü süvarileri karanlığa düşen
gölgemin asaletinden.
Şehir örmüş bütün sükunet duvarlarını
Yüreğime düşer çığlıkları şimşeklerin
Ne çıkar zaten taşmaya yüz tutmuş kuyular besledim
Nasıl inlemişse Yusuf sabrından
Öyle örmüş paslanmaya yüz tutmuş demir parmaklıklarını
ateşi söndürmeye yetmeyen taşkınlar.
Mahbus dizlerim çökmek üzere
Kalbim mağrur
Bir yalnızlık ki, çökmüş kirpiklerime Eyyub’un alnından.
Viraneler hep mi böyle itaatkar
Ve ziyankar secdeye kapanmış sütrelere.
Kurtar beni bu zahir-i karanlıklardan
Çöküyorum bilinmeyen bir mahzene
Merdivensiz, dibe çöktükçe
daha çok Hissediyorum ölmün soğuk yüzünü
Yedi kat sensizlikteyim
Elim uzaklaşıyor gittikçe senden
Tut elimi bu zillet kuyular beni yutmadan
Çöz zincilerini küf kokan mağlul ellerimin
Peşinden ayak izlerinin
gönder artık bu kalb-i muazzamaya
bütün Ebabil sürülerini
İçimden devrilsin bütün mûkid orduları
Tut beni !
Gidelim,
Tufan görsün
bütün isyankar badireler.
Esra Harmanda
Çığ gibi düşer yağmurlar gökyüzümden
Bir tufan kopar ruh-i zeminde
Toprak delik deşik
Beklemeye bu kadar vefakar kefenler
Parçalanır ihanetinden lahitlerin.
Bir lahzada düştü kıyamet bahar dallarına
Akıbeti bilinmiyor hiçbir karanfilin
Son(ve) bahar ağıtlar yakar çaresiz
Ağlaşır daha yeni gebe kalmış bahari gülleriyle.
Analar öksüz kalır.
Göğsünde çırpınır yuvası dağılmış güvercinler
Tüyleri serpilir güvercinlerin ana yüreğine
Böylece yuvalandı ruhuma doğmamış bir yetim
İçimde biriktirdim şefkat ninnilerini
Tohumlar ektim durmadan
Biçare kırıldı mevsimlerin kolu kanadı
Baharın düştü dalları
Güneş bütün perdelerini kapattı içimden
Girmez oldu nihavend bestesi huzmenin
Geçeye sığınıyorum şimdi utangaç suretimden
Titriyor gökyüzü süvarileri karanlığa düşen
gölgemin asaletinden.
Şehir örmüş bütün sükunet duvarlarını
Yüreğime düşer çığlıkları şimşeklerin
Ne çıkar zaten taşmaya yüz tutmuş kuyular besledim
Nasıl inlemişse Yusuf sabrından
Öyle örmüş paslanmaya yüz tutmuş demir parmaklıklarını
ateşi söndürmeye yetmeyen taşkınlar.
Mahbus dizlerim çökmek üzere
Kalbim mağrur
Bir yalnızlık ki, çökmüş kirpiklerime Eyyub’un alnından.
Viraneler hep mi böyle itaatkar
Ve ziyankar secdeye kapanmış sütrelere.
Kurtar beni bu zahir-i karanlıklardan
Çöküyorum bilinmeyen bir mahzene
Merdivensiz, dibe çöktükçe
daha çok Hissediyorum ölmün soğuk yüzünü
Yedi kat sensizlikteyim
Elim uzaklaşıyor gittikçe senden
Tut elimi bu zillet kuyular beni yutmadan
Çöz zincilerini küf kokan mağlul ellerimin
Peşinden ayak izlerinin
gönder artık bu kalb-i muazzamaya
bütün Ebabil sürülerini
İçimden devrilsin bütün mûkid orduları
Tut beni !
Gidelim,
Tufan görsün
bütün isyankar badireler.
Esra Harmanda












