Monday, September 8, 2008 9:58:20 AM
CAN DÜNDAR
Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.
Aşağı çekersin omuzların titrer.
Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker,
rahat bir uyku uyumayı başarır..........
Friday, September 5, 2008 10:56:39 AM
Boşluk
Ömründe kaç kere çırpınır,
avuç içi kadar bir yumuk.
Ya hiç ya da birçok defa.
Ya ilk ya da en iyi olacak kadar,
Her defasında aynı heyecan avucuna sığmayacak kadar büyüyorsa,
İlk defa çocuksun yaşadığın yaşta.
Teni tenine değercesine,
Kollarının arasına yakın, ama
Gözlerinde hayır kelimesini duyacak kadar uzaktaysa,
Olanaksızdasın, ulaşamadığın bir boşlukta....
Fatma Semerci
Thursday, September 4, 2008 2:42:34 PM
Bu gece yağmur yağsın istiyorum.
Sadece yere düşen damlalar konuşsun.
Şimşekler şarkılarını söylesin,
Yastığım kucak olsun,
Yorganım sarılsın bana.
Bu gece yağmur yağsın,
Gözyaşlarımın yerine.
Bu gece yağmurlar davet etsin şimşekleri,
Korkulu sahnelere.
Ve
Rüzgar essin tenime,
Korkma! desin senin yerine.
Fatma Semerci
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=31660&siir=1016655&order=oto
Monday, August 25, 2008 11:01:38 PM
Sana ateş böceğinin hikâyesini anlatmış mıydım diyerek sessizliği bozmuştu erkek, kız susmuş hala gözlerindeki yaşlarla ellerindeki serçeyi seyrediyordu kalp atışları biraz önce parmaklarının ucunda hissederken şimdi kendi kalp atışlarını hissediyordu boynunun üst tarafında… ilk kez bir canlının ölümüne şahit oluyordu erkek ne söylese de duymuyor, korkularını endişelerini ve öfkesini düşünüyordu… daha iki dakika geçmesine rağmen içindeki korkularının şekil değiştirmesi kendisinden de korkmasına sebep olmuştu.
Elini bile süremediği kuşlar, kediler ve köpekler için üzülmüştü. Serçeyi hiç konuşmadan oturduğu ağacın yanına bıraktı kolları ile bacaklarını sarıp kendisini her zaman yaptığı gibi içine kapamıştı. Garip bir sessizliğin içinde erkeğin sesini tekrar duydu, “sana ateş böceğinin…” derken sözünü eliyle erkeğinin dudaklarına götürüp susmasını sağladı. Belki ilk kez gerçek anlamda konuşmak istiyordu erkek ama o uzaktan gelen gitar sesi ve belli belirsiz bir şarkı sanki kendisine sesleniyordu.
“yeni baştan başlamak gerek bazen…”
Kalkıp sesin geldiği yere doğru yavaş yavaş yürümeye başladı şarkının sözlerini duydukça adımlarını sıklaştırarak hızlanmaya başladı. Erkek oturduğu yerden onu takip ediyordu onun bu özgür halini seviyordu.
Ve nasıl tanıştıkları geldi aklına… hiç çıkmıyordu ki aklından… Sahilde bir kıyı kahvesinde otururken şimdi ağacın altında yatan serçeyi besliyordu. O kadar küçüktü ki kaçamıyordu ve güvenecek bir sıcaklık arıyordu. İşte o sırada bir serçe gibi titreyen o kızı gördü. Sigarasını bir türlü yakamıyordu elleri titriyordu havada tatlı bir meltem vardı ama çakmağı bir türlü ellerinin arasına alıp yakamıyor, sigara dudaklarında durmuyordu.
Kızın dudaklarının arasından almıştı adam sigarayı …
kız tam bir şey söylemek istediği sırada kızın ellerini sardı kendi elleri ile ve çakmağı sigaraya doğru yaklaştırdı kızın ellerinden yaktı sigarasını sonrada kızın dudaklarına aldığı yere bıraktı derin bir nefes çektikten sonra.
Serçesini masasına bıraktığı yerden aldı ve yerine oturup serçesini beslemeye devam etti. Titriyordu biraz önceki kızın elleri gibi üşüyordu yüreği korku ile çırpıyordu. Kızın kalkıp yanına oturduğunu çay tabağının çıkardığı sesten irkildiğinde anladı adam. Kız kendi sigarasını uzattı dudaklarından, bir şey anlatmak istiyordu yabancıyla konuşmak daha kolay oluyordu yorum yapmadan dinlemesini istiyordu adam parmaklarını kızın dudaklarına götürüp konuşmasına izin vermeden avuçlarına bıraktığı bir iki küçük simit parçası ile serçeyi kızın ellerine bıraktı.
Konuşmadan çaylarını içtiler ve her gün aynı saatte buluşup beraber zaman geçirmeye devam ettiler. Aralarında adını koyamadıkları bir elektrik vardı. Serçeyi beraber büyütmeye başladılar o yavru palazlanmaya başlamıştı. Ona “sabır” adını koymuştu kız, nedenini bilmediği sebepten uçmuyordu ”sabır” ya adamın ceketinin cebinde uyuyordu ya da kızın rengârenk örgü çantasının yan gözünde.
O serçe ile başlamıştı her şey ve bilmiyorlardı yine o serçe ile bitecekti.
Daha ne kadar savrulacaktı bu adamla, adını bile sormamıştı. Konuşma ihtiyacı duymadan istediğini yaşayabiliyordu. Aynı saatte aynı yerde her gün buluşuyor, içinden o gün yapmak istediği her şeyi bir sihir gibi gerçekleştiriyordu erkek.
İlk günler bir iki kelime etmişlerdi aralarında ama onun koluna girip susmayı, ara sıra adamın kalbinin üzerine koyduğu elini ya da bir bankta oturup denize dalmış bakarken saçlarının okşanması şimdiye kadar yaşadığı hiçbir duyguya benzemiyordu.
Yaşamı zaten her taraftan kuşatılmıştı. Birbirlerini ara sıra seyrederken yakalar sonra da utanıp gözlerini birbirlerinden kaçırırlardı. Bu kuşatılmanın içinde bu adam ona huzur ve sakinlik veriyordu. Bazen kaç yaşında olduğunu, adını, nerede yaşadığını merak ediyor ama sorduğunda hayallerinde yaşattığı o hikâye tamamen yıkılacağından korkuyordu. Adamı seyrederken gözlerindeki o heyecan ona yetiyordu. Detaya gerek yoktu. Şimdiye kadar birlikte olduğu erkeklerden çok farklıydı.
Erkek ise kızı, çıkık elmacık kemikleri ela-yeşil arası kocaman gözlerine başka bir anlam yüklüyordu. Kızı seyretmekten keyif alıyordu, adını bile merak etmemişti bunun bir sihir olduğuna içinden geçirdiği sırada kızın elinin kalbinin üzerine koyduğunda anlamıştı. Deniz kenarında kızın Saçlarını okşarken kendi kızını özlediğini, yaşasaydı onun yaşlarına yakın olacağını düşünüyordu adı Elif olmalıydı.
Onbeş gün geçmişti. Havalar yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı. Yerlerde sararmış yaprakların üzerinde oturmuştu kız. Çimlerin üzerindeki çiğ, giydiği beyaz eteğini yeşile boyamıştı. “sabır”ı çimlerin üzerine bıraktı eteği ile ilgilenmek için ama “sabır” bir anda sekerek giderken kanatlarını çırpmaya başlamıştı kız “sabır”ın uçmasını beklerken karşıdan adam geliyordu O gün kız konuşmak istiyordu erkekle… ona karşı hissettiği duygularını, arzularını, erkek arkadaşının en yakın kız arkadaşı ile yurtdışına gittiğini, adamda bulduğu huzuru beraber yaşayarak pekiştirmek istediğini anlatacaktı…
O küçük serçe havalanmak isterken yolun kenarındaki mazgalların arasına takılıp kaldırımın kenarına çarparak durdu. Adam hemen “sabır”ı ellerinin arasına aldı. Biliyordu yaşamayacağını ve kızın ellerine verdi.
Ardından kızın gözlerinden akan yaşları görünce içi paramparça olmuştu. Bugün konuşmaya karar vermişti oysaki kızını anlatacaktı o dalgalı saçlarını yeşil gözlerini ve kızına her akşam anlattığı ateş böceğinin hikâyesini, annesinin kendisinden koparıp götürdüğü kızını…Elif’ini…
Yavaşça kalktı o özgür ruhlu kızın ardından… serçeyi kızın koyduğu yerden alıp cebine itinayla yerleştirdi. Yavaş yavaş gözden kaybolurken “sabır” dedi. Belki birgün…
Friday, August 22, 2008 2:50:48 PM
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzene celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.
Wednesday, July 30, 2008 8:08:39 PM
Damarlarımı yakan doyumsuz arzuların, gözlerimde çakmak çakmak kıvılcımlanan ihtirasların susuzuyum.
Yansam da, kavrulsam da, kudursam da, yalvarırım sana, bana bir damla su verme...
Sana kızabilirim, kırılabilir, darılabilirim sana.
"beni kaybedersin! beni bir daha göremezsin! beni susuzluğumu giderecek başka pınarların başında bulursun!" diye korkutabilirim seni.
Susuzluğuma inan, fakat sözlerime inanma!... Bir damlacık da olsa su verme bana!...
Sular, susuzluğun devam ettiği süre, değer ölçüsünün ve güzelliğinin zirvesindedir.
Zirveden eteklere inme. Ve bana bir damlacık, bir defacık olsun su verme...
Erişilmezliğin hazzını tat. Ve erişememenin heyacanını yaşat içimde...
Son nefesimde bile olsa... Bana bir damlacık su verme...
Wednesday, July 30, 2008 7:49:00 PM
Bana denizi anlat diyorsun
Dalgalı takalı martılı şiirler söyle
Denizi özlemişim diyorsun
Sen her şeyinle denizsin bilmiyorsun
Karanlık oda sen ve ben
Dört duvar bütün dünyamız
Gözlerine bakınca maviler
Duvarda azgın dalgalar
Kulağımda martı sesleri
Sen her şeyinle denizsin bilmiyorsun
Wednesday, July 30, 2008 7:33:18 PM
Kudret KOBAL'DAN...
...
Ve günün birinde rüzgar estiğinde
Kokuların çiçek kokusu olmadığını
Derelerin hiçte gülerek çağlamadığını
Yattığın erkeklerin hayal bile olamayacak kadar
Hayal olduğunu
Orhan'ın Hasan Hüseyin'in Cahit'in Melih'in
Yalnız okuduğunda hiçte zevk vermediğini
Arasıra içilen cigaraların sevişmenin evlenmenin
Kekonun deli fişeğin hiçte bir anlam taşımadığını bensiz
Herşeyden öte senin bensiz
Hiç te sen olmadığını anladığında
Gökyüzüne bakıp nerde benim gök yüzlüm diyeceksin
Hayatına anlam verdiğim delikanlı
Hayatıma tad veren çılgın çocuk
Bunalımlar içinden beni alan
Kurtulupta da derinlere attığım nerde
Nerede gök yüzlün nerde cehennem nerde toprağın altı
Nerede ben ben nerede
Sen İyimisin...[/ALIGN][/FONT]
Friday, July 25, 2008 4:29:57 PM
Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın
Binlerce maskem var
Çıkarmaya korktuğum,
Ve
Hiçbiri ben değilim...
Olmadığımı göstermek
İkinci doğam benim
Kim olduğumu merak ediyor musunuz?
Hiç merak etmeyin...
Ben çevrenizdeki
Her erkek ve kadınım...
Maske takan her insanım
Charles C Finn
Tuesday, July 15, 2008 6:47:52 PM
Bal Böceğim,
Tarihini hatırlayamayacak kadar uzun zaman geçti.
En son seninle Çamlıca'dan seyretmiştik göçmen kuşları.
Hayaller kurmuştuk, kanatlarının üzerinde ilk önce turnaları fark etmiştik,
bulutların üzerinde bir gözüküp bir kaybolan.
Başlarını önlerinden kaldırmayıp kendisini "özgür!" zanneden insanlardan bahsetmiştik seninle.
Daha yeni yeni gelen bahardan bahsetmiştik, üşüdüğümüzü birbirimize hissettirmemeye çalışırken.
ilk kez yaban kazlarını sen göstermiştin bana, oysa onlara bakacak güç yoktu bende.
Ben senin gözlerindeki kumruları seyrediyordum, huzur dolu yumuşak bakışlarını...
Sıcak ülkelere giden göçmenlerden çok daha güzeldi, Yinede seni kırmamak için vazgeçiyordum gözlerinden.
Yeni yeni yeşeren bu dallara kimler bu çiçekleri yapıştırmıştı onu tartışıyorduk. Sen bahçevanlar diyordun, bense olsa olsa hayraz çocukların işidir diye tutturuyordum dudaklarımı şişire şişire.
En son seninle çıkmıştım Çamlıca'ya göçmen kuşları seyretmeye. Oysa seyretmek yerine kanat çırpmalıydım bende. Bir sıcak ülkeden diğerine...
Her ülkede bir başka heyecanlar yaşamalıydım. Avcıların saçmalarından kaçıp hayraz yumurcakların sapanlarına hedef olmalıydım.
Şimdi, kolum kanadım kırık, herkez kadar "özgür!" ve herkez kadar uzağım bahar kokularından...
1 2 Next »