Skip navigation.

Divane Asık Gibi

Cool

Ah Bu Sevdalar


Tutuşmuşa benziyor kalbindeki meşale
Otur şöyle yanıma derdini anlat hele
Aşkın zehirli oku değdi ise bir kere
--Geceleri gündüzü zor eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar
-
Hiç boşuna saklama titreyen ellerini
Cilvelenir yüzünde gördüm aşk yellerini
Kaçırıp gözlerini gizleme hallerini
--İçin için kavurur kor eder bu sevdalar
- Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Uzaktan duyuyorum kalbinin atışını
Omuzunu çökertip kaşını çatışını
Görmeye dayanamam eriyip bitişini
--Koca dünyayı sana dar eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Öyle bir hırpalar ki şafağını attırır
Zehir olsa içirir yudum yudum tattırır
Mısıra sultan olsan dağda davar gütdürür
--Derdi boynuna dolar kol eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Bahçedeki söğüdün budanmış dalı gibi
Güneşin soldurduğu yerdeki halı gibi
Mecnun nasıl düştüyse çöllere deli gibi
--Aklını baştan alır hel eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar


Ümran Tokmak

Birinin Kadını Olmak İstiyorum

YAŞAMA DAİR



1

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2


diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3


bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...



Yazan : Nazım Hikmet


BELKİ BİRGÜN DUYARSIN DİYE



Bu nasıl sevgi böyle?
Bu nasıl tutku?
Bu nasıl özlem?
Ne zaman gözlerini görsem
Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum

Mutluyum varsın diye
Al uzattım ellerimi
Seni sarsın diye
Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye
Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum

Ne güzel ellerin var incecik
Ne güzel saçların var sapsarı
Anlasana o yalansız gözleri
O kirpikleri, o dudakları
Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum

Al desem, sana ömrümü versem
Korkarsın, alamazsın ki
Dur desem, kaçarsın yine ceylanım
Gül desem, ağlarsın
Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum

Bu engeller bana göre değil oysa
Ben bu dağları aşarım
Geçerim bu denizleri, korkma
İşte düştüm yollara
Dur, bekle beni, geliyorum

Sevmek inancım, tutkum benim en eski
Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi
Düşünsene, anlasana ceylanım
Sen yoksan ne farkeder ki
Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

FIKRA

Ferdinand Porsche, rahmetli oluyor ve öbür dünyada melekler tarafından karşılanıyor.
Melekler kendisinin olağanüstü otomobil tasarımından dolayı bir dilek hak ettiğini söyleyerek, isteğini sorar...
Porsche ' Tanrı ile 1 saat konuşmak isterdim.' der.
Melek derhal istediğini yerine getirmek üzere Ferdinand Porsche'yi bir salona alır.
Porsche Tanrıya sorar:' Kadını yaratırken düşüncelerin nerdeydi?
Tanrı: ' Ne demek istiyorsun?'
Porsche: ' Çok hatalı yaratmışsın!'
1.Ön taraf aerodinamik değil.
2.Çok ses yapıyor.
3.Bakım masrafları yüksek.
4.Ayda 5-6 gün tamamen kullanılmaz durumda.
5.Arka taraf çok sarkık duruyor.
6.Sürekli boyanması ve yenilenmesi gerekiyor.
7.Egzoz, emisyona çok yakın.
8.Farlar genellikle küçük.
9.Yakıt da son derece pahalı.
Tanrı kısaca düşündükten sonra cevap verir:
'Ferdinand, bunların hepsi doğru olabilir ama istatistiklere göre bir çok erkek benim icadıma senin icadından daha fazla biniyor!!.'

Orhan Veli Kanık'ın kendi el yazısıyla bir şiiri...

Orhan Veli Kanık


Anladım Ki...

12 EYLÜL