Skip navigation.

BAYKAL SERT KONUŞTU

10 KASIM 2009
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal demokratik açılımı 'Atatürk'ün mirası Cumhuriyete karşı bir tuzak' olarak nitelendirerek açılımın 10 Kasım'da TBMM'de görüşülecek olmasının 'çok acı' olduğunu söyledi.

ANKA

Ankara- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 'Atatürk'ün ölüm yıldönümünde bayrakların yarıya indiği bir günde cumhuriyetin boynunu bükmeye, yaralama yönelik bir planın' Türkiye'nin önüne konulduğunu belirterek "Bayrak sadece bugün yarıya inmiş olacaktır. Ancak yarın o bayrak zirvede hak ettiği yere tekrar çıkacaktır" dedi. Baykal hükümeti demokratik açılımla ilgili "kaçak güreşmek"le suçladı.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin Meclis grup toplantısında son siyasi gelişmeleri değerlendirdi. CHP grubu, Atatürk'ün 71'nci ölüm yıldönümü nedeniyle saygı duruşuyla başlarken milletvekillerinin de yakalarına Atatürk fotoğrafı ile kollarına siyah bantlar taktıkları görüldü. Baykal konuşmasında bugünün büyük bir milli sevgi sembolü olan Atatürk'ün ölüm yıldönümü olduğunu belirterek "Olayın bunun çok ötesinde derin bir anlamı var. Atatürk kimdir, ne yapmıştır, niçin önemlidir? İşte bugün bütün bunları düşünmemi, Atatürk'ü yeniden kendi içimizde değerlendirmemiz, anlam ve önemini kavramamız, anlamayanlara anlatmamız gereken çok özel bir gündür. Atatürk bir faninin milletine ve insanlığa hangi düzeyde hizmetler yapabileceğini gösteren müstesna bir şahsiyettir. Milletine büyük hizmetler yapmış, bunu yaparken insanlığın ortak yararlarına ters düşmemiştir. Milletinin başını doğrultmasına yardımcı olmuştur. İnsanlığa yeni ufuklar açmıştır. Türkiye'nin demokratik açılımın gerçekleşmesi için kararlar almış bir şahsiyettir" dedi. Atatürk'ün ortaya koyduğu modelin tüm dünyada bugün Türk modeli olarak anıldığını söyleyen Baykal, Atatürk'ün bıraktığı en önemli mirasın Türkiye Cumhuriyeti olduğunu ifade etti. Baykal, "Mustafa Kemal insanları dinsel, etnik kimliklerine göre hiçbir şekilde ayırmayı düşünmeden, herkesin eşit ve saygıdeğer olduğunu, bu toplumun eşit birer parçası olduğunu, hep birlikte bir millet oluşturduğumuzu, uluslaşmanın çok temel bir hedef olduğunu görerek, bu konuda mücadele etmiş çok önemli bir şahsiyettir. Ülkemizde ortaya çıkan milli bilinç Mustafa Kemal'in eseridir. Mustafa Kemal bunu yenilikçi bir anlayışla yapmıştır. Çağdaş değerler karşısında hiçbir komplekse kapılmadan insanlığın ortak değerlerini sahiplenerek Türkiye'yi çok ileri bir aşamaya taşımayı başarmıştır. Hep birlikte onun eserini cumhuriyetimizi, sarsmadan, bozmadan, çarpıtmadan sahiplenerek Türkiye'yi daha ileriye taşımak en büyük görevimizdir. Bugün bizim için vicdan muhasebesi, iç muhasebe günüdür" diye konuştu.


"Türkiye'nin bu tuzağa düşürülmesine izin vermeyiz"

10 Kasım'ın Atatürk'ün en büyük eseri olan cumhuriyetin değerinin anlaşılması gereken bir gün olduğunu da dile getiren Baykal, "Cumhuriyet öyle bir şeydir ki; ne zaman kaybetme tehlikesi oluşmuştur, o zaman bu topraklarda kardeşlik için ne büyük değer taşıdığını anlarız. Ama zaman geçmiş olur. Türkiye'nin böyle bir tuzağa kimsenin düşürmesine izin vermemeliyiz. Türk milleti olarak bu coğrafyada, varlığımızı, onurumuzu, siyasi kimliğimizle hesaplaşmak isteyenler karşısında duyarlı ve dikkatli davranmalıyız" diye konuştu.

Böyle bir günde 'cumhuriyetin temellerini sarsmaya, uluslaşma projesinin geriye çevrilmesine, etnik temelde ayrışma isteyenlerin amaçlarına hizmet etmeye' yönelik bir projenin Meclis'e getirilmesinin 'derin bir anlamı' olduğunu kaydeden Baykal şöyle konuştu:

"Atatürk'ün mirasına karşı bir tuzağın, tertibin Türkiye'nin gündemine taşınacak olması çok acıdır. Bir tesadüf müdür bilmiyorum ama bilinçli bir karar ise Türk milletinin duyarlılığına karşı sergilenmiş büyük bir saygısızlıktır. Bir meydan okuma anlayışı içinde birileri bunu ortaya koyuyorsa bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Bayraklarımızın yarıya indiği bir günde cumhuriyetin boynunu bükmeye, derinden yaralamaya yönelik bir plan Türkiye'nin önüne konulmaktadır. Ancak bayrak sadece bugün yarıya inmiş olacaktır yarın o bayrak zirvede hak ettiği yere tekrar çıkacaktır."


"Cumhuriyete karşı tertip içinde"

Cumhuriyetin kolay kurulmadığını, büyük engeller yaşandığını ifade eden Baykal, bu mücadelenin sadece savaş meydanlarında değil, savaştan sonra da yaşandığını söyledi. Savaştan sonra iç isyanlar çıktığını, kışkırtmalar yapıldığını, suikastların denendiğini ve her türlü engelin planlandığını söyleyen Baykal, "Bütün bunları milletçe aşmayı başardık. Bundan sonra da bu engelleme çalışmaları devam edecek. Bunların üstesinden geleceğimizden kuşku duymamalıyız. Türkiye'de bütün dünyanın saygısını kazanan cumhuriyet tablosuna karşı, ülkenin içinden engellerin ortaya çıktığını görmüştük, içerden birinin cumhuriyete karşı kullanıldığını biliyorduk ama cumhuriyete karşı bir tertibin iktidarın himayesinde ortaya çıktığını görmemiştir. En güç sınavı veriyoruz. İlk kez cumhuriyete karşı bir tertibin iktidar tarafından planlanarak yürürlüğe konulduğunu görüyoruz. Bu gerçeği unutmamalıyız. Milletçe teşhis edersek tedbirini alırız" diye konuştu.


"Demokrasi getiriyoruz diye geliyorlar"

Cumhuriyete karşı olanların 'demokrasiyi getiriyoruz' diyerek geldiklerini belirten Baykal, "Demokrasi diyenlerin demokrasi aşkını sorgulayın, demokrasi senin için nedir deyiverin. Bu milleti özgürlüğüne kavuşturmak için mücadele edenler, bu insanların siyasi haklarını, hukukunu, kişiliğini, çağdaş ölçülerde gerçekleştirmeye yönelenler, kadınlara oy hakkını, seçme seçilme hakkını verenler, milli mücadele ile geldiği iktidarı halkın tercihi ile bırakanlar; bunlar demokrat değil. Basını sindirenler, 70 milyonun telefonunu dinleyenler, medya kuruluşlarını konuşamaz hale dönüştürenler demokrat öyle mi" dedi. Türkiye'ye karşı büyük bir tuzağın kurulduğunun çok açık olduğunu, bunun Türkiye'den saklanan bir tuzak olduğunu da kaydeden Baykal, demokratik açılımla ilgili bugün müzakerelere başlanacağını ancak hükümetin neyi önerdiğinin hala belli olmadığını söyledi. Baykal şöyle konuştu:

"Kimden neyi saklıyorsunuz Allah aşkına. Niçin çıkıp şunu şunu yapacağız diyemiyorsunuz. Nereye gidiyorsun ne yapmaya çalışıyorsun çık erkekçe söyle. Bu gizlilik çok anlamlıdır. Ne yapacaksınız sizleri dinleyeceğiz, bakacağız ama 'vakit geliyor takvim kısıtlı hemen yapmamız lazım' diyorlar. Neyi öneriyorsun? Ucu açık bir müzakere diyorlar. Kim sizi ucu açık müzakereye çağırırsa orada durun demelisiniz. AB de böyle demişti içinden neyin çıktığını gördük. Böyle bir gizemli bir müzakere süreci olabilir mi? Türkiye'yi böyle mi aldatacağınızı düşünüyorsunuz. Anaların gözyaşları dinsin dediler anaların gözyaşlarına yol açanları kahraman gibi sınırlarda karşıladılar. Bugün söylemeyeceğiz yarın söyleyeceğiz diyorlar. İçişleri bakanı bugün niyetini beyan edecekmiş. Kardeşim ne yapacaksın onu söyle: onu yarın söyleyeceğim diyor. Bugün her şeyi ortaya koyacaksın ki yarın da konuşacağız. Bu ne biçim kaçak güreşme."



Siyah bantla protesto

Bu arada başta CHP Genel Sekreteri Önder Sav olmak üzere bazı CHP'li milletvekiller kollarına taktıkları siyah bant ile Meclis'e geldi.

10 Kasım 2009

--------------------------------------------------------------------------

Ey Zahid Sarabi Eyle İhtiram

YAŞASIN CUMHURİYET




Gölköy adında bir yer varmış Gelibolu'da,
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
"Ben kendimi bildim bileli bu böyledir"
Diyor muhtar.
29 Ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını..
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi,
Kirvesi tutmuş kolundan,
Yatırdılar bir kamp yatağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
"Yaşasın Cumhuriyet" diye
Bunun üzerine de ekran karardı..



Korkarım bu, sade Gölköy'lülerin değil, umumumuzun,
Sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı,
Çünkü sünnet değil, farzdır cumhuriyet...


Can YÜCEL

Cool

Ah Bu Sevdalar


Tutuşmuşa benziyor kalbindeki meşale
Otur şöyle yanıma derdini anlat hele
Aşkın zehirli oku değdi ise bir kere
--Geceleri gündüzü zor eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar
-
Hiç boşuna saklama titreyen ellerini
Cilvelenir yüzünde gördüm aşk yellerini
Kaçırıp gözlerini gizleme hallerini
--İçin için kavurur kor eder bu sevdalar
- Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Uzaktan duyuyorum kalbinin atışını
Omuzunu çökertip kaşını çatışını
Görmeye dayanamam eriyip bitişini
--Koca dünyayı sana dar eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Öyle bir hırpalar ki şafağını attırır
Zehir olsa içirir yudum yudum tattırır
Mısıra sultan olsan dağda davar gütdürür
--Derdi boynuna dolar kol eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar

Bahçedeki söğüdün budanmış dalı gibi
Güneşin soldurduğu yerdeki halı gibi
Mecnun nasıl düştüyse çöllere deli gibi
--Aklını baştan alır hel eder bu sevdalar
--Acılara yüzünü yol eder bu sevdalar


Ümran Tokmak

Birinin Kadını Olmak İstiyorum

YAŞAMA DAİR



1

yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2


diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3


bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için...



Yazan : Nazım Hikmet


BELKİ BİRGÜN DUYARSIN DİYE



Bu nasıl sevgi böyle?
Bu nasıl tutku?
Bu nasıl özlem?
Ne zaman gözlerini görsem
Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum

Mutluyum varsın diye
Al uzattım ellerimi
Seni sarsın diye
Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye
Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum

Ne güzel ellerin var incecik
Ne güzel saçların var sapsarı
Anlasana o yalansız gözleri
O kirpikleri, o dudakları
Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum

Al desem, sana ömrümü versem
Korkarsın, alamazsın ki
Dur desem, kaçarsın yine ceylanım
Gül desem, ağlarsın
Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum

Bu engeller bana göre değil oysa
Ben bu dağları aşarım
Geçerim bu denizleri, korkma
İşte düştüm yollara
Dur, bekle beni, geliyorum

Sevmek inancım, tutkum benim en eski
Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi
Düşünsene, anlasana ceylanım
Sen yoksan ne farkeder ki
Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

FIKRA

Ferdinand Porsche, rahmetli oluyor ve öbür dünyada melekler tarafından karşılanıyor.
Melekler kendisinin olağanüstü otomobil tasarımından dolayı bir dilek hak ettiğini söyleyerek, isteğini sorar...
Porsche ' Tanrı ile 1 saat konuşmak isterdim.' der.
Melek derhal istediğini yerine getirmek üzere Ferdinand Porsche'yi bir salona alır.
Porsche Tanrıya sorar:' Kadını yaratırken düşüncelerin nerdeydi?
Tanrı: ' Ne demek istiyorsun?'
Porsche: ' Çok hatalı yaratmışsın!'
1.Ön taraf aerodinamik değil.
2.Çok ses yapıyor.
3.Bakım masrafları yüksek.
4.Ayda 5-6 gün tamamen kullanılmaz durumda.
5.Arka taraf çok sarkık duruyor.
6.Sürekli boyanması ve yenilenmesi gerekiyor.
7.Egzoz, emisyona çok yakın.
8.Farlar genellikle küçük.
9.Yakıt da son derece pahalı.
Tanrı kısaca düşündükten sonra cevap verir:
'Ferdinand, bunların hepsi doğru olabilir ama istatistiklere göre bir çok erkek benim icadıma senin icadından daha fazla biniyor!!.'

Orhan Veli Kanık'ın kendi el yazısıyla bir şiiri...

Orhan Veli Kanık