Skip navigation.

....aşıkın nesi var ise maşuka fedadır..... / hz.Mevlana

Posts tagged with "şiirce"

ağır ölüm



Ağır ağır ölür
Alışkanlığının kölesi olanlar
Her gün aynı yoldan yürüyenler,
Giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler
Tanımadıklarıyla konuşmayanlar,

Ağır ağır ölür
Tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar
Beyaz üzerinde siyahı tercih edenler,
Gözleri ışıldatan esnemeyi gülümsemeye çeviren
Ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği
Küt küt attıran bir demet duygu yerine
İ harfinin üzerine nokto koymayı yeğleyenler
Ağır ağır ölür
İşlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da
Bu durumu tersine çevirmeyenler
Bir düşü gerçekleştirmek adına
Kesinlik yerine belirsizlige kalkışmayanlar
Hayatlarında bir kez bile
Mantıklı bir öğüdün dışına çıkmamış olanlar
Ağır ağır ölür
Yolculuğa çıkmayanlar
Okumayanlar,
Müzik dinlemeyenler,
Gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür
Özsaygısını ağır ağır yok ederler
Kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler
Ne kadar şanssız oldukları
Ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar
Daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler,
Bilmedikleri işler hakkında soru sormayanlar,
Bildikleri sorular hakkındaki soruları yanıtlamayanlar,
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden
Anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak
Yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
Yalnızca ateşli bir sabır uğraştırır bizi
Muhteşem bir mutluluğun kapısına...

Çeviren: İsmail Aksoy
Konaklama Evleri 2009 adlı kitapta yer alan Pablo Neruda imzalı şiir


yalın-ız


Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan.
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan.
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.


Özdemir Asaf

ten sonnet'si


ben tenime yürürüm; tenim benim gereksiz

et parçası, atılmış, duruyor bir kenarda...

Ah! Aşıklar vardır şimdi, amaçsız ve gereksiz

birlikte dolaşırlar; yırtıcı ve hovarda...

Belleğim? bir kurttu o! Daima ipe sapa

gelmeyen bir şeyleri parçalıyor...Kemirgen!

Aşk uzakta uluyor, yalnızlık lapa lapa

yığılıyor kapıma. Ah! kendini kürerken

kaybolan kar günleri!Ellerimle yediririm

tenimi yeraltına...Savaşlarda karartma

olduğunda örterler ya...Ağır perdelerim

öyle kapalı işte.Sımsıkı...Bir kuşatma!


Bir kurt nasıl kuşanıyorsa öyle kar günlerini:

Aynalar kuşanıyor aynadaki tenini!


Hilmi Yavuz

yürüyelim...

fotoğraf:marielito

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
Hayallerim kıpkırmızı olurdu

İstanbul hala güneşin ardında
Ufuklarında birkaç kara leke
Birkaç kan pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
Ve hala bir tomucuk tadında
Yürüyelim seninle İstanbul'da

Korkusuz bir rüyadır
Bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
Birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü
Yenilgisiz bir muamma gibidir
Arar buluşmayan ellerimizi
Deli rüzgar yine sarhoş, hovarda

Tam orada, Çamlıca yokuşunda
Birkaç bulut çekelim gökyüzünden
Damarlarımızdan geçirelim ve birden
Bırakalım suların üzerine
Sen bir defa konuş, sen bir defa gül
Kumlu ebrular yapalım seninle
Serpmeli ebrular, bülbülyuvası
Hercaimenekşe, gonca ve sümbül

Yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
Yürüyelim seninle İstanbul'da
Boğaziçi mağrur türkülerini
Gözlerine baka baka söyleyin
Martılar üşüyünce
Denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi

Anlayabilir misin
Neden çıban gibi büyür bağrımda
Büyür de kelebek olur bu sızı
Kırmızıyı sevdiğini söyledin
Bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
Tepeler kırmızı, sular kırmızı

İstanbul bilmeli ki, sahillerine
Mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeli ki, limanlardan gemiler
Önce senin yüreğine açılır
Uzaklarda bir yerde
Toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın
Parmaklarında hüzün
Sana doğru akan nehrin
Ağlayan suretidir

Bir elimizde umut
Bir elimizde sevda
Yürüyelim seninle İstanbul'da
Musiki kesilsin, tükensin yazı
Çaresiz kalınca mızrap ve şiir
Ozan bir kenara bıraksın sazı
Ressam fırçasına neden mi kızgın
Tuvalde çizgiler, renkler kırmızı
Kırmızıyı sevdiğini bilince
Çekilir mi artık güllerin nazı

Anadolukavağı'nda her akşam
Burcu burcu bir rüyadır hayalin
Karanlık, hüznünü düşürür dağa
Kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
Endamın her sabah iner toprağa

Hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz
Ayrılık acıyla süzülür kandan
Nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
Dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler
Öylesine yorgun, mahzun ve candan

İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda
Uykusundan uyanınca fırtına
Dalgalar türkümüze aşina olur
Yüzümüze bakınca deniz fenerleri
Sahibini arayan gemilerin
Çığlığıyla vurulur

Tarih heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
Biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
Sevdayı kız kulesi'nden
Yalıların burukluğu altında
Geçiyoruz sokaklardan delice

Anlayabilir misin
Beyoğlu'nda gezinen
Hayal kırıklığının benden türediğini
Anlayabilir misin
Kırmızı neden böyle
Doldurur aynalara inleyen yüreğimi

Sana giden yolların kavşağında
Bir adam direniyor izini bulmak için
Siliyor tanyerine akan alın terini
Ufkunda sapsarı umudun rengi
Mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
Arıyor sessizce kaybolan günlerini

Gülhane'de simit satan çocuklar
Nasıl anlasınlar ellerimizin
Neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
Gökyüzüne dokunurken bu acı
Kimdir diye sorsunlar içlerinden
Birlikte yürüyen iki yabancı

Biz gitsek de, İstanbul'da yine de
Yıllar yılı gezinmeli bu sızı
Benden bir yaralı şiir kalmalı
Senden bir tebessüm, bir de kırmızı...


NurullahGenç

boşvermek?

fotoğraf:Metin Canbalaban
Mecnun'un tekiyim ben, Leyla'ya boşvermişim,
Seni sevdada bulmuş, sevdaya boşvermişim...

Nice bin âşinayla kâm alıp gülistanda,
Tenhâda gül kurutmuş, goncaya boşvermişim...

O altın tüyleriyle savrulan kuşlar gibi,
Hep Zümrüd'le avunmuş Anka'ya boşvermişim...

Dem çekip kadehlere dökülüşüm bundandır,
Uşşak'ta karar kılmış Nevâ'ya boşvermişim...

Ey şair, dünya kahrı sevdasız çekilir mi,
Dünyalar kadar sevmiş dünyaya boşvermişim...


Ahmet Necdet

-iltica-

,


Kurşun benizli bulutlar gelir ufuklardan,
Sıkar üstumüze gömleklerini,
Çılgın bir sağanak vurur bahçemin güllerini,
Arsız böcekler iri yapraklara sığınır
Ben sana...

Uyanır denizlerin bahadır askerleri,
Göklerse davranır kılıçlarına,
Ateşler düşer dervişimin avuçlarına,
Sefineler kaçışır limanlara sığınır
Ben sana...

Masal kaçkını devler gezinir şehirlerde,
Kenetlenmiş sarı seyrek dişleri,
Söner birden bebeğimin pembe gülüşleri,
Ürperir örümcekler ağlarına sığınır
Ben sana...

Uğultular gelir geceleri koyaklardan,
Rüzgarlar eser İsrafil nefesi,
Çatırdar tutsak ruhumun çürümüş kafesi,
Doruklarda kartallar kayalara sığınır
Ben sana...

Güneş kanlar içinde yavaş yavaş boğulur,
Karanlık kuşanır pusatlarını,
Titretir bozkırlarin başıboş atlarını,
Yıldızlar uzakta kehkeşanlara sığınır,
Ben sana...


Dilaver Cebeci

uyumak istiyorum!

photo:cem kızıltuğ


İki yıldız arası göğe asılı hamak...
Uyku, uyku... Zamansız ve mekansız, uyumak.

Uyumak istiyorum, başım bir cenk meydanı;
Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradan'ı.

İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik;
Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik.

Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden!

Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık;
Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık.

Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri;
Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri.

Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım;
Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım!

Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla!
Yaşayadursun insan, hayat dediği zanla...


N.F.K - Çile 1973

__________________

önce yürek

photo:cattycamehome
Bana ellerini değil, önce yüreğini aç.
İmkânlarını değil, samimiyetini istiyorum.
Gülümsemelerinin ardındaki niyetin niteliği
Beni daha çok ilgilendiriyor.

Bana dışardan nasıl göründüğün değil,
İçerden, yürekten neler hissettiğin mühim görünüyor.
Bir bakış, bir yöneliş, bir dokunuş basit mi geliyor sana?
Sakın ha!
Bazen alçalışının bazen de zirvelere sıçrayışının resmidir o anlar...
Belki de bazen yüreğinden kayıp gelen
O şefkatin damlasıdır seni kurtaracak olan.

Bir nisan kelebeği gibi
Belki de iyi niyet kanatlarına yazılmıştır
Sonsuzluğun eşsiz güzelliği.
Belki de limana yanaşan bir iyilik yelkenlisinin
Yelkenlerine doldurduğu en güzel dualarıdır
Onu bekleyenlerine yaklaştıran.

Bir bakış hiçbir zaman küçük değildir.
Bir dokunuş hiç, ama hiç basit değildir.
Bir yöneliş, bir meyil hiçbir zaman küçümsenmemelidir
İçinde sevgiliye yaklaşma niyeti varsa eğer...


Yusuf Sönmez - GençYaklaşım Dergisi

...

,

photo:isabela

Bir ah etmem senden gelen bin derde,
Arat beni vur emriyle her yerde,
Katilime bir resmini göster de,
Görmüş olsun seni gören göz beni.

Elde mızrap dilde türkü değilsin,
Nasıl çalsın söylesene saz beni,
Bende bensin alem bunu ne bilsin,
Bak aynaya senden gizli süz beni.

Suya kanar,aşka susar niceler,
Sensizliğe ağıt yakar geceler,
Harf çıldırsa deli olsa heceler,
Anlatamaz seni bilmez söz beni.

Sultan iken baş üstünde tuttuğun,
Viran edip kölem diye sattığın,
Hasretlere ilmek ilmek attığın,
Kördüğümüm,vuslatım ol çöz beni.

Serdar Tuncer kaleminden,Hasan Sağındık yorumuyla;

sitare

,


....
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum


Dilaver Cebeci


şiirin tamamı...