My Opera is closing 3rd of March

Edebiyat Medebiyat

Oyhan Hasan Bıldrki

Asker Babası

     

      Ben de asker babası oldum. “Bu gururun keyfini” diğerleri gibi doya doya yaşadım. “Vatan sevgilerini” benimle paylaşanların sayıları, oldukça kabarıktı. Hatta vatan sevgileri, benimkinden de fazlaydı. Oğullarını yolcu ederkenki halleri, bu hususun en göze çarpan birer canlı belgesiydi.
      “Gürültüden ben de hoşlanmam.”
      Fakat, gelenek ve göreneklerimizi ne yapacaksınız? Bazıları küsecek, darılacak diye, sözüm ona, yavrularının uykusu bölünecek diye, “zurna çaldırıp, davul dövdürmeyelim mi?” Her bahanenin arkasına sığınarak caddelere dökülenlere gösterdiğimiz, “araba ve bayraklarla dolaşma hevesini”, oğullarımıza göstermeyelim mi? Tahammül sınırlarımızı ne zaman tüketiverdik?
      Şimdi, bunu anlamak zor!
      Bu yazıyı, reklâm olsun diye yazmıyorum. Ama, bazılarını “afişe etmek” gerekiyor. Çünkü; “her türlü gürültüye eyvallah” çekenler, “asker uğurlama” olayında hassaslar. Kendi akıllarınca, yöneticilerimize fikir veriyorlar. Cadde ve sokaklarda “bayraklı arabalarla” dolaşmasalar olmaz mı? Korna çalmasalar ne olur? Ya “en büyük asker, bizim asker” diye bağırmaları yok mu? Bu sonuncusu, bazılarını çıldırtıyor. Üstesine üstlük, bir de davul dövdürmeleri yok mu? İşte bu, çok fazla. Çizmeyi aşan bir davranış değil mi?
      “O halde ne yapalım mı?” diyorsunuz. Basit. Bütün bunlardan vazgeçelim. Beyzadeler rahatsız oluyor diye, “gelenek ve göreneklerimizden” sıyrılıverelim. Belki o zaman tıkırında gitmeyen bütün işlerimiz düzeliverir.
      Keşke öyle olsa!
      Oysa bu memlekette, her şeye karşı olanlar var. Bunu çok iyi biliyorum. Bazı konularda ısrarlı olanlar, nedense iş başa düşünce “gevşeyiveriyorlar.” Yarın, aynı davranışların yanlışlığına, onlar da yakalarını kaptırmayacaklar mı?
      Fakat şimdi, rahatsızlar.
      Bu rahatsızlıklarını dile getirirken, “yıktıkları gönüllerin” farkında bile değiller. Yapılmaması gerekenleri sıralarken, yapılması elzem olanları söylemiyorlar. Doğrusu bazı hasletlere karşı duydukları hazımsızlıklarını kusuyorlar. Belki de onlar, arabaya değil ama bayrağa karşılar. Kulakları çınlatan cümle gürültülere değil fakat davula karşılar.
      İşte ilkellik, sakatlık burada.
      Bir kere daha; “Peki, ne yapalım?” sorusuna dönüyorum. Zira son asker de bu hafta içinde gidecek, cümle sevimsiz işler bitecek. Fakat sonra, “yeni asker sevkıyatları” başlayacak. Elimizi çabuk tutalım, o güne geç kalmayalım derim.
      “Gelenek-görenek ölecekmiş.”
      Ölsün, varsın!
      Biz, neleri öldürmedik ki?
      Şimdi, “sonsuz üzüntülerdeyim.” Bunun sebebi, oğullarımızın asker oluşu değil, yan çizenlerin olumsuz “gürültü”leridir. Biz, vatan için hazırladığımız oğullarımızı, bundan sonra da “yine bayraklı arabalarla, davul-zurnalarla” yolcu edeceğiz. Bu gürültüyü hoş görmeyenlerden, bir asker babası olarak; özür dilerim.
      Çünkü ben de, asker babasıyım!
      28 Mayıs 1996

      Oyhan Hasan Bıldırki  

Üçüncü Günün ÖğlesiAtatürk ve Sanat

Write a comment

New comments have been disabled for this post.