Cengiz Kurt'a Göre Oyhan Hasan Bıldırki “Yeni Millî Edebiyatçı”
Sunday, September 11, 2011 5:44:21 AM
Mülakat: Terörün son odağı yazarı Cengiz Kurt
“Şunca ahlâksızlık, Allahsızlık ve dinsizlik reklamının olduğu günümüzde bunlara bir şamar vurayım, dedim”
YENİ DÜŞÜNCE - Sayın Cengiz Kurt, sizi uzun zamandır tanıyoruz. Bundan dolayı da biliyoruz ki, zaman buldukça araştırıyorsunuz. Bu bakımdan öncelikle şu soruyu sormak istiyoruz: Bu araştırmayı yapmakla hangi hususları izah etmek istediniz?
Cengiz KURT - Biliyorsunuz, ülkemiz bunalımlı bir dönem geçirmektedir. Bunalımlı dönemlerde ise, Marksist’ler fırsattan istifade etmeyi”, bilindiği gibi, çok severler. Yine öyle yapıyorlar. Silahlı militanlar iş yapamaz duruma gelince, “yük omuzlara düştü” deyip, kalemlere sarıldılar, ülkeyi böylece işgal etmeyi, “genç beyinleri” yeni baştan böylece zincirlemeyi düşünüyorlar. 12 Eylül’le birlikte ortada bir boşluk doğdu, bu boşluğu gidermek lazım. Cezaevlerine dolan ihanet çetelerinin yerine yeni kızıl militanlar yetiştirmek lazım. Bu ise, ancak sanatla, edebiyatla olur. Üstelik milletleri halklaştırıp; zamanla, bireylerin kendi başına hareket etmesi zaruretini doğurmak lazım. Birbiri ile kenetlenmiş, ortak değerleri olan toplulukları yok edebilmek, tutsak edebilmek mümkün olamaz. Bunları ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek istedim. Araştırmayı onun için yaptım. Bir de meseleyi “ay”dan seyreden “sağ” tabir edilen sanat taifesi bile ve göre ki, kendileri ne kadar korkup kaçarlarsa kaçsınlar, ihanet çeteleri kendileri gibi düşünmemektedir. Bir yerlere, onlar ne kadar yaranmak isterse istesin, bu mümkün olamayacaktır. En iyisi doğrudan, dosdoğru gerçekleri söyleyip, hakikatin yanında tavır almaktır. Bunun için.
Yeni DÜŞÜNCE- Edebiyatçı, sanatçı sizce hangi görevleri yerine getirmekle sorumludur? Toplum sanatçıdan neler beklemektedir?
C. KURT- Efendim, yıllardır sürer gelir bir tartışma var. Sanat şunun bunun içindir diye. Bu tartışmaların çıkış sebebi de budur; Sizin sorunuz yani. Öncelikle belirtelim. Sanatçı bir topluma, cemiyete mensuptur. İnanır, sever, duyar, kızar, bilir, görür ve yazar… Bunları niçin ve nasıl yapar? O da bir insandır. İnsan, demin ifade ettiğim hususlarla ayrılır diğer yaratıklardan, üstelik insanlar millet millet yaratılmış Rabbim tarafından, öyleyse mensup olduğu bir millet, topluluk vardır. Ve sanat adamı da onlardan biri olduğuna göre, onlar gibi duyup, hissedecek. Meydana getirilen eser, bir mânâ ifade edecek. Bu ifade edilen mananın şuurlu biçimde yerine getirilmesine, biz, sanatçının topluma karşı yerine getirmesi gereken vazife diyoruz. Bizde “ne dediği belli olmaz bir grup” çıkıyor “sanatçı; snat adamıdır. Şunun veya bunun dışında kalmalıdır” diyor. Nasıl kalacak? Kalması mümkün mü? Hayır. Çünkü, o da bir insan. İnsan kendi soyu gibi düşünür. Ayrıcalığı biraz daha ölçülü düşünmesidir. Bunun ötesi yalan ve art niyetlidir. Hele Türkiye gibi bir ülkede, buhran ve bunalımlar içinde çalkalanan bir ülkede durum daha da ağırlaşmakta, o oranda da sanatçının vazifesi ağırlaşmaktadır. Konuyu misallendirmek gerekirse; milletin dilini korumak; töresini savunmak; milli ülkülerine doğru gençleri yönlendirmek, onlara okuma zevkini aşılamak; toplumun birlik ve dayanışmasına katkıda bulunmak; milli şuuru güçlendirmek; milli kültürü yaymak, bunların hepsi sanatçının görevidir. Bu bakandan da bizim Ömer Seyfeddin’lere, Müfide Ferid’lere, Mehmet Emin Yurdakul’Ira, A. Hikmet Müftüoğlu’larına, Atsız’lara, Arif Nihad’lara ihtiyacımız var.
Y. DÜŞÜNCE- Size şunu sormak istiyorum. Son zamanlarda “yeni milli edebiyat” diye bir kavramdan bahsediliyor. Geçtiğimiz şubat ayında Doç. Dr. Sadık Kemal Tural’da bu konuyla ilgili uzun bir yazı yayınladı. Bu konuda siz neler düşünüyorsunuz?
C. KURT- “Yeni Milli Edebiyat” hadisesinin varlığını artık istesek de reddedemeyiz. Çünkü, 1965′li yıllardan başlayarak gelişen gerçekten ciddi, tutarlı olduğu kadar “öz”cü bir edebi cereyan söz konusu. Romanda, şiirde, tenkidde ve diğer dallarda. Düşünün bir, isteseniz de istemeseniz de Roman deyince, Emine Işınsu’yu, Hasan Kayıhan’ı, M. Niyazi Özdemir’i yok sayabilir misiniz? Abdurrahim Karakoç, Ali Akbaş, Şükrü Karaca, Koksal Akçalı, A. Tevfik Ozan şair değil midir diyeceksiniz? Osman Çeviksoy’suz. O. Hasan Bıldırki’siz, Mustafa Kutlu’suz bir hikâyecilik artık düşünülebilir mi? Sadık Kemal Tural, Şerif Aktaş, Erdoğan Tanrıöven, M. Şeref Önal’ın münekkidliğini yok mu sayacaksınız? Bunlar varsa, bunların yazdıkları varsa düşünceleri de vardır. Düşünce ve sanatlarının birleşiminden ortaya çıkan edebiyat akımı “yeni milli edebiyat”ta var demektir. Yeni milli edebiyatın içinde yer alanlar 21. yüzyıla “Türk Çağı” müjdesini veren insanlardır. Bu yönüyle de bir büyük sorumluluk yüklenmiş insanlardır. Onları daha şimdiden selamlıyoruz.
Yeni DÜŞÜNCE- Milli varlığımızın devamı bakımından sizce sanatçı neler yapmalıdır?
C. KURT- Milletlerin yaşaması her şeyden evvel güçlü ve köklü kültür sahibi olmakla mümkündür. Teknoloji ye teknik bilgi birikimi millet hayatının devamı açısından yeterli olmamaktadır. Büyük fabrikalar, barajlar yapmak kadar, büyük şair, romancı, hikâyeci, ressam, münekkid, araştırıcı da yetiştirmek lazım. Bu iki husus gerçekleştiği takdirde ciddi manada milli varlığımızdan bahsetmek mümkün olabilir. Sanatçı bu bakımdan kendi sorumluluğunun farkına varmak mecburiyetinde. Kendisini içinden çıktığı toplumdan ayırt etmesi düşünülemeyeceğine göre her türlü toplum meseleleri karşısında en duyarlı olması gereken sanatçıdır, sanatçımızdır. Onlar meseleleri topluma mal edecek, toplumu sahiplendirecek. Değerleri, değer hükümlerini yaşar hale getirecek onlar. Varlığımızı ispat edecek, varlığımızı devamlı kılacak onlar. Hakkı ve hakikati onlar ortaya koyacaklar. Birliği ve bütünlüğü onlar sağlayacaklar. Gerçeği ve bilgiyi onlar söyleyecekler. Milli şuuru onlar güçlendirip, yayacaklar. Velhasıl, dinimizi, dilimizi, töremizi, birliğimizi, şuurumuzu, topyekûn varlığımızı onlar koruyup, yaşatacak, sürekli kılacaklardır.
Yeni DÜŞÜNCE- Araştırma elinizde hazır. Düşündükleriniz açısından tam mı?
C. KURT- Mümkün mü? Şunca ahlaksızlık, Allahsızlık, dinsizlik reklamından birkaçı. Bütününü toplayabilmek, bir araya getirebilmek çok büyük imkân ve zaman meselesi. Bu mümkün olamıyor? Yılanlar zehirlerini akıtmakta o kadar mahir ki, çoğunu fark bile edemiyorsunuz? Elden geleni yapmaya çalıştım. Türk milliyetçiliği düşüncesine sahip herkese, büyük sorumluluklar düşüyor. Unutmayalım, yılanın zehiri kimi gün kıpkırmızı kaplar içinde verilirken, çoğu gün yeşil, mavi kaplarda sunuluyor. Önce “sermaye gazeteleri”, ardından çıplak kadın resimleri, derken “KADINCA, ERKEKÇE” arasına sokuşturulmuş “Yaşar Kemal, Çetin Altan” ve dergi yönetmenlerinin şehvet duygularının tatmininin ardından “devrimci nutuklar”a nasıl yetişmek mümkün olsun. Bu bakımdan benimkisi bir başlangıç, görev başka arkadaşlara da düşüyor. Bu problemlerin üzerine el birliği ile gitmek lazım. Unutmayalım “yalnız kuzuyu kurt yer.” Kurda yenmemenin yolu sürüde kalmak. Kızıl yılanın zehirini, yılanlara zehir sağlayan bütün imkânları kapatmakla mümkün. Bu bakımdan “yerli sermaye” büyük bir zevkle kendi kuyusunu kazmaya devamla kızıl yılanlara en şiddetli zehirlerini üretebilecek imkânları sağlıyor. Ama Türk milliyetçileri bunu da engellemenin bir yolunu bulacaklardır.
Yeni DÜŞÜNCE- Başkaca söylemek istedikleriniz?
C. KURT- Biliyorsunuz, bu araştırma Yeni Sözcü’de tefrika edilecekti. Fakat adı geçen gazete kapandı. Şimdi daha geliştirip bir kitap düzeninde ve sonunda şahıs adları indeksi taşıyacak tarzda yayınlanması okuyucu, araştırıcı ve yetkili merciler için faydalı olacaktır.
Hemen belirtelim ki, bu konuda Melin Haser ve Sevinç Çokum Hanımefendilerin Yeni DÜŞÜNCE dergi / gazetesinde yaptıkları şuurlu yayından çok istifade ettim.
Yeni Düşünce, Mart 1981
Cengiz Kurt’a Göre Oyhan Hasan Bıldırki Yeni Millî Edebiyatçı PDF






