My Opera is closing 3rd of March

Edebiyat Medebiyat

Oyhan Hasan Bıldrki

İki Adam

      Güven pamukçu

      Güven PAMUKÇU

      Sevgili arkadaşlar, daha önce “İKİ KADIN” dan söz etmiştim size: “Nimet İncedal, Mine Nil Özgen” hanımefendilerden.
      Şimdi “İKİ ADAM”dan; Öğretmenim Oyhan Hasan Bıldırki, Söke’nin belleği, Kerim Yalçınkaya için birşeyler söylemek istiyorum. Bu iki “adam”la siyasal anlamda durduğumuz yer, yaşama baktığımız pencere, gelecek için beklentilerimiz tamamen farklı. Ben kendimi “sol” kültürden besleyerek toplumcu bir bakışla ifade ederken sevgili Oyhan öğretmenim, Söke’nin Kerim “amca”sı, “sağ” kültürden beslenerek yaşamı kavrayıp, yansıyorlar.
      Son yıllarda Kerim Yalçınkaya ile Cumhuriyet Matbaa’sında sık sık karşılaşır olduk. Matbaa (basımevi) ne kadar kalabalık olursa olsun O, oturduğu masada, kullanılmış kağıtların arkasına, yoğunlaşmasını hiç bozmadan “Söğütlü Kahve”sini yazar; yazı kağıtları eklene eklene masanın öbür tarafına uzar, akar da Kerim Amca yazmayı sürdürür. Ben çekince duyarım o an ona selam vermekten. “Aman yoğunlaşması bozulmasın” isterim.
      Açık söylemek lazım: “Beşparmak Dergisi Salı Toplantılarında hoşça enerji almazdım ben Kerim Amca’dan, sadece Kerim Amca’dan mı? Bir çok katılımcıdan… Hoş, duygular karşılıklıdır; onların da bunu açıklamalarını isterim. Yıllar sonra bunları yazmak lazımdı. Çünkü; Kerim Yalçınkaya’ya sevgiden öte bir saygı duyuyorum artık. İki yıldır “arkasından koşuyorum”: “Kerim Bey’cim bir SÖĞÜTLÜ KAHVE’de Akköy’de olsun”. Evet, 2008 yılı için ya da en erken Kasım 2007′de bir yazısı bizde olacak. Bunları neden mi yazıyorum şimdi: Kerim Yalçınkaya’nın yazılarını inceleyiniz; “dil” konusunda nasıl yetkin, özenli… Anlatım dili nasıl canlanıp sarılıyor size… Anlatım ne kadar yerli, ne kadar yereli aşıyor… Yazıları, yaygın yayın organlarındaki milyon dolarlarla çalışan yazıcılardan daha tutarlı ama ben bu yazıyı şunun için yazdım: Söke’nin tek köşeyazarı Kerim Yalçınkaya’dır. (O derlemecilerin çoğu kaynak göstermek gereği bile duymazlar.) Özellikle “Sol”un kalemi kırık Söke’de. Tekrar ediyorum:
      Söke’de tek köşeyazarı var; o da kendini “SAĞ” kültürden besleyerek geldi bugünlere. Adı KERİM YALÇINKAYA.
      Bu yazıyı yazmamdaki ikinci gerekçe:
      Dünyada metrekareye düşen “yazar sayısı” en fazla Söke’dedir. Eline üç kuruş geçiren “kitaplı” oluyor. Bu niteliksiz ürünler, edebiyatın kanserleridir. Öğrencilere satılır ve çocuklar edebiyatı “o” sanır, okumaktan uzaklaşırlar. Bu bir kıyımdır. Kusura bakılmasın, bu konuda hiçbir zaman hoşgörülü olamayacağım.
      İki-üç yıldır Kerim Yalçınkaya’ya rica ediyorum : “Bir- iki kitap hazırlayın” diye. İstiyor, istiyor da çok ağırdan alıyor. Zaman o kadar uzun değil, şakadan da anlamaz. Lütfen biri çıksın Söke’nin tek özgün kalemini “ikna” etsin. Bu kişi yazıcılar çevresinden olmasın lütfen. Bu yazı onları heyecanlandırır, bilirim. ”Önsöz”e yakın birşeyler de yazmak isterler kitaba ki; amaçları bunu kullanarak kendilerini de geleceğe bırakmak; bu sevdaları hiç doyuma ulaşmaz. Rica ediyorum; yazın çevresinin dışından birileri “Kerim amca”yı ivedi olarak “ikna” etsin. Çünkü onun bir kitabının hazırlanması bir yıllık bir süreci kapsayabilir.
      Oyhan Hasan Bıldırki “edebiyat öğretmenim”dir. (Tabii ki bende çok büyük izler bırakan Türkçe öğretmenlerim Şenay Bolulu, Abdullah Bolulu, Ayşe Atmaca sıcacık özlemlerle hep içimdedirler).
Dedim ya, biz “hayatı” onarmak isterken, insanların “iyiceliği”ni kurmak, onlara yeni yaşamaklar yapmak için çıktığımız yol; beslendiğimiz kültürlerdir.
      Söke’deki yazın dünyasına baktığımda tabii ki kitaplı, kitapsızlara da yazar sıfatını taşıyacak tek kişinin Oyhan Hasan Bıldırki olduğunu görüyorum. Edebiyatı kuran, yapanların içinde kendi sosyal görüşü çevresinde de en yaygın okuru olan, adı en yaygın olan, kabul gören kişidir. Bunu ben neden söylemeyeyim? Bana sol kültürden beslenen, düzenli, oylumlu olarak yazan, kendi beslendiği kültürün donanımlarını yazılarına sindirerek yazı yazanı gösterin; şimdi Söke’de “yaşayan” (Ferzan Gürel’in adını vermesem dahi ayrı tutacağımı bilirler ama bunu kullanabilirler. Evet Ferzan Gürel yaşıyor, yaşayacak yaşatılacak ) yok arkadaşlar. Hepsi “üffürükten tayyare”; derinliksiz, kuru, yaşamayan yazılar, yazanlar onlar. Var olma çabası, insanı ne hallere sokar da kendimiz bile ayrımına varamayız. Bu benim istediğim değildir ki, bu yazıyı oturup yazıyorum. 
      Üç-beş yılda bir Hasan Bey’i telefonla evinden, işyerinden ararım. Yazdıklarımı ona da söylemişimdir telefon görüşmelerimde, saygılarımı da sundum. Bunu yazarım ama ortak çalışmalar yapma yolunun uzağında kalırım. Ben “sokak kedisi”yim arkadaşlar; düşümde “kemik” görürüm.
      Şurada kalmıştım -içimde- : “Kasaba sınırlarını” aşacak nitelikle şiir yazan, öykü yazan, roman (biliyorsunuz, çok değerli Nalan Tuntaş Söke’de yaşamıyor.)  yazan yok Söke’de ama Oyhan Hasan Bıldırki’yi ayırarak söylüyorum bunları…
      Oyhan Hasan Bıldırki bana bir sözcük öğretmişti. Bu nedenle bile yaşamım boyunca saygım sürecek ona. “Münazara” sözcüğü yerine “aytışma” sözcüğü ne kadar şiirsel, müzikli, bizden… Bu az şey mi ?

      18 Temmuz 2007
      Akköy

      Söke Ekspres, Yıl: 45, Sayı: 13597 - 19 Temmuz 2007 Perşembe

Hisarlar ve PınarlarKördüğüm

Write a comment

New comments have been disabled for this post.