My Opera is closing 3rd of March

Edebiyat Medebiyat

Oyhan Hasan Bıldrki

Kördüğüm

        I Perdelik Oyun

        Kişiler: 
        Leyla
        Hamdi
        Ataman

        Sahne: Orta hallilere özgü bir oda içi. Dışarıya açılan bir pencere. Pencere önündeki divanda Leyla oturuyor. Yalnızdır, oldukça düşüncelidir. Dışarıda, arada sırada uzaklardan gelen kesik kesik düdük sesleri duyulur. Gece.

        Leyla: (Düdük sesine kulak verir) Bu içimdeki eziklik ne böyle? Neden böyle kötü şeyler geliyor aklıma? (Kalkar, gezinir) Aman Allah’ım! Bir şeyler olacak, hem de sanki şimdi, yakın saatlerde… (Kızgın) Kim susturacak şu düdüğü? Allah kahretsin. Düşünemiyor, bir şeyler yapamıyorum ki… Her düdük ötüşünde düşüncelerim noktalanıyor. Daha sonra başka bir düdük sesiyle birlikte, yeniden başlıyor. (Dışarıya) Bekçi… Bekçi! Demek uzaklarda olacak. Görünürlerde yok. (Pencereden ayrılır) Aman… Ne bilecek bekçi benim neler çektiğimi? Nerden bilecek? (Sakin) Öyle ya; her başını kaldırdığında, karanlık bir penceredir gördüğü değil mi? Beni nerden bilecek, neden düşünecek? Beni hiç düşünmez bile. Belki dualarımın sesini bile duymamıştır. Fakat ben, ben onu daima görürüm, yüzünü seçemesem de, yanan el lambasıyla… (Dışarıya bakar) İşte bakın, yine geliyor. (Yaklaşan düdük sesleri)Demek bir şeyler sezmiş o da. Besbelli…
        (Uzun bir zaman diliminde eli şakağında dışarıyı seyreder. Sonra yeniden divana oturur, bir dergiyi karıştırmaya başlar. Düdük sesleri uzaklaşır.) Hep aynı şey! Bütün şiirler, aşk üzerine kurulmuş. Hey Allah’ım, eğer aşkı yaratmasaydın, edebiyatta şiir türü olmazdı. Şiir miir nedir, hiçbirimiz bilmezdik. (Kalkar, gezinir. Arada bir dışarıyı gözler) Oh! Ne kadar zormuş şu yalnızlık? Gecelerim hep korkularla dolu. Korkunun süvarileri kısa aralıklarla ya pencere camına tıklıyor, ya kapıya vuruyor. Olmadı sanki belimden tutup çekiyor beni. Bazen bir hayalin izleridir akar gider düşlerimde, bana bu korkuyu veren… Evet, şafakla gelen bir hayal bu! Hiç sektirmez, hemen her şafakta çıkar gelir. Gözlerinde türlü özlemler, yakasında kırmızı karanfili, dudağında şiirlerine ses veren ıslık sesleri. Seviyorum bu hayalle yaşamayı. Belki bir gün gerçek olmasından da korkmuyorum. (İrkilir) Aman Allah’ım, ıslık sesleri.
        (Konuşmalar, bağrışmalar, çoğalan düdük sesleri. Hızla yumruklanan kapı) Kim o? Kim var orada?
        Hamdi: (Dışarıdan) Aç kapıyı, n’olur aç kapıyı!
        Leyla: Hayır. Açamam. Hemen defolup gidin burdan. Ne işiniz var gecenin bu saatinde kapımın önünde?
        Hamdi: (Devamla) Polis peşimde.
        Leyla: Polis mi?
        Hamdi: Aç şu kapıyı. Sana hiçbir zararım dokunmaz. Korkma!
        Leyla: Hayır…
        Hamdi: Yalvarırım, aç şu kapıyı.
        Leyla: (Kapıya gider) Hayır! Gidiniz… Buradan gidiniz diyorum size. Ne istiyorsunuz benden?
        Hamdi: (Dışarıdan) Senden bir istediğim yok. (Düdükler yaklaşmıştır. Polis arabalarının sirenleri de duyulmaya başlar. Köpekler havlar. Mahalleli uyanmıştır. “Ne var?”, “Ne oluyor?” sesleri. Kapı, daha hızlı yumruklanır) Aç! Aç şu kapıyı. Beni, zor kullanmaya zorlama. Sana hiçbir zararım dokunmaz diyorum. Şafak nerdeyse sökecek. Sabaha ne kaldı şurda?
        Leyla: Şafak mı?
        Hamdi: Evet, şafak dedim. Sabahın eli kulağında.
        Leyla: (Kapıyı açar) çabuk gir içeri. (Adamın elinde tabanca vardır, Leyla ürperir) Gidin, gidin! Ne olur çıkın evimden.
        Hamdi: Gitmek mi? Delirdin mi sen? Bu saatte, bu kadar gürültü arasında? Nereye? (Sert) Otur şöyle. Haydi. Dışardaki sesleri yapmacık mı sanıyorsun? Sesini çıkarma. Senin de dünyanı ters yüz ederim sonra. (Leyla geriler, korkar) Yoo, yoo! O kadar da korkmayın lütfen. Ufak bir ters davranışınız ölümünüz demek olur.
        Leyla: (Kızgın) Katil!..
        Hamdi: (Devamla) Metin olunuz. Gecenin bu iki bölüğünde bir suçtur işledim. (Çevreyi inceler) Ne mi yaptım? Yılık Seyfi’yi öldürdüm. Hani şu serseri meyhaneciyi…
        Leyla: Aman Allah’ım!
        Hamdi: Ben detutmuş, sana neler söylüyorum? Yılık Seyfi’yi nerden bileceksin sen? Ne bileceksin?
        Leyla: Ne olur gidin! Yalvarırım gidin.
        Hamdi: Yağma yok… Hele bir sabah olsun. Burada kazık kakacak değilim ya… Elbet gideceğim. Ama şimdi, her sokak başı kordon altında. Oysa ben, daha yaşamak istiyorum.Bu, bizim hayatımız… Böyle.
        Leyla: Tuhaftır…
        Hamdi: Tuhaf olan ne?
        Leyla: Kuzum neden söz ediyorsun sen? İlktir böyle, yaşamak için bir başkasını öldüren birini görüyorum.
        Hamdi: Yanılıyorsun! Öldürenler yaşamak için yaparlar bu işi. Yoksa durup dururken kimse kimseyi öldürmez. Ve sen de bana, katil demezdin.
        Leyla: Ama Yılık Seyfi’nin ne suçu vardı? Kendi köşesinde dertleriyle yaşayıp giderken?
        Hamdi: (Hemen) Dertleriyle yaşayıp giderken öyle mi? Şimdilik bu konuyu kapatalım. Bir çare bulmalıyız. Nasıl kaçarım buradan? Her açı bir açmaz, her kapı bir çıkmaz… (Düşünür) Haa! Senin kimin kimsen yok mu? Niye böyle yalnızsın?
        Leyla: Bana bunları sorma. Şimdi,seni düşünmeliyiz. Yalnızlık, benim ikizim. Bir daha yalnızlıktan söz açma bana. Her gece şafakla bir çıkıp geleceğine inandığım bir hayalin peşindeyim ben. O hayal, peşine korkunun süvarilerini de takıp geliyor. Cama vuruyor, kapıyı yumrukluyor. Bıktım artık yalnızlıktan… Sen, kendinden söz et biraz. Açılır, rahatlarsın. Gençliğine yazık etmişsin. Niye yaptın bunu? Sımsıkı sarıldığın yaşamak meyvesini niye kendi ellerinle teptin? Buralı da değilsin. Yabancısın…
        Hamdi: (Hemen) Uzaktan …
        Leyla: O zaman bana söyler misin, Yılık Seyfi’yi nereden tanıyorsun? Niye…
        Hamdi: (Sıkkın) Bana fazla soru sorma. Canım istedi öldürdüm işte… (Düdükler yaklaşır) Yarabbim!.. Ne acı düdük sesleri bunlar? Eğer bu işi yapmasaydım…
        Leyla: Ne yapacaktın?
        Hamdi: İsminiz?
        Leyla: Leyla…
        Hamdi: Evet, Leyla. Eğer bu işi yapmasaydım ya da elimi çabuk tutmasaydım, yaya kalacaktım. Burada öten şu düdükler, bütün mahalleliyi ayağa kaldıran sirenler, şimdi benim memleketimde ötecekti. Ve ben…
        Leyla: (Hemen) Sus…
        Hamdi: Hayır! Anlatmalıyım. Unutma, açılır, rahatlarsın demiştin bana. Ben de yalnız bir adamım. Yalnızlığın ne kadar acı olduğunu sen de biliyorsun. Geceler inadına uzundur, çabuk geçmez. Güneyde, bir sahil kentinde küçük bir gazinom vardı. Sakin, kendi kendime yetebildiğim bir hayat sürüyordum. Can sıkıntısına çare bulmuştum. Öyle zamanlarımda şöyle bir sahil boyunda dolaşın, martıları izlerdim. Bir gün, bir adam geldi. Gençten bir adam… Çok kederliydi, boğazına kadar dertliydi. Çok da içiyordu. Üstelik yaşamaktan da bıkmış bir durumdaydı. Ne denizdeki martılara aldırıyor, ne insanların dertleriyle ilgileniyordu. Ama onun tek derdi vardı: Seviyordu…
        Leyla: (Hayretle) Yaa!.. Demek seviyordu ha? Sevmek, güzellik denizinde yüzmektir. Henüz tatmadım ama öyle olduğunu nice şiirlerden okudum, çığlık çığlık şarkılardan da dinledim. Kuzum, ben ilahi aşka inanıyorum. Ondan gelecek her şeyin kutsal olduğunu sanıyorum.  Eee, sonra ne oldu? Üstelik o hikâyeyi anlatmakla neyi söylemek istiyorsun? Dediklerinin işlediğin cinayetle ne ilgisi var?
        (Ellerini şakaklarına götürür, kendi kendine) Sorular, sorular. Aman Allah’ım, düdük sesleri. Mahalle abluka altında. Tek kurtuluş ümidi yok! Oysa sen, yaşamak istiyorsun…
        Hamdi: Hakkım değil mi? Ümit, altın kanatlı bir kuş. Kanatlar kırılınca yaşamak kötü bir yük olup çıkar. Benim ümitlerim henüz kırılmadı. Yaşamak için elimden geleni yapacağım.
        Leyla: Fakat unuttuğun bir şey var: Bir adamı öldürdün… Pirincin taşını ayıklamak çok zor.
        Hamdi: Yalnız taşı iyi gören göz için, pirinçteki taşı ayıklamak kolay… (Gezinir) Yalnız, yalnız o gözü göremiyorum.
        Leyla: (Önüne geçer) Bak gözlerime.
        Hamdi: (Bakar) İşte bunlar bana ümit veriyor. Yalnız anlatmak isteğim bu değil. Ben… Vesika, yani doğrulama belgesi…
        Leyla: Neredeyse şafak sökecek.
        Hamdi: Gitmem lazım.
        Leyla: Beni bırakamazsın. Hem sonra…
        Hamdi: Evet sonra…
        Leyla: Hikâyenizi anlatmadınız.
        Hamdi: Ha, şu genç adamın… İsmi, Ataman’dı. Derdi vardı. Bir şeyden korkuyordu besbelli. Öldürülecekti. Birini seviyormuş. Yılık Seyfi, onun sevdiğine askıntı olmuş. Ataman’a kızı bıraksın diye de yol koşmuş. Bu şehirden gitsin demiş, posta koymuş. O zaman Yılık Seyfi’de bir meyhane işletirdi orada. Ataman aldırmamış, mert çocuk… V e bir gün, deli bir kış gününde çekmiş tabancası (Silah sesleri, koşuşmalar, bağrışmalar, “Tutun kaçıyorlar!”, “Bu taraftan gittiler!” seslerine karışır. Kapı hızla çalınır)
        Leyla: (Hamdi’ye sarılır) Artık her şey bitti. Hikâyeni de dinlemek istemiyorum. Bittik.
        Ataman: (Dışarıdan) Kimse yok mu? Açın kapıyı.
        Hamdi: (Sevinçle kapıya koşar) Ataman, nasıl geldin? Polisler.
        Ataman: (Girer) Savdım.
        Hamdi: Ya silah sesleri?
        Ataman: Arkadaşlar, bir yaygara kopardılar.
        Hamdi: Öyle ayakta durma. Şöyle geç otur.
        Ataman: (Dışarı bakar) Oturmak mı? Elbette oturacağım. Hatta ben burada kalacağım. Siz gitmelisiniz buradan. Hem de şimdi. Hemen…
        Hamdi: (Şaşkın) Nasıl olur? Ben bir adamı öldürdüm.
        Ataman: Çabuk olun, olanları biliyorum.
        Hamdi: (Kızgın) Hayır! Bilmiyorsun.
        Ataman: (Bağırır) Uzattın ama. Vakit daralıyor. Yaşamak istiyorsanız…
        Hamdi: Vakit daralıyor. Yaşamak istiyorsanız… Bunlar ne demek Ataman? Hem, hem sen çok değişmişsin. O sahil şehrinde tanıdığım, gördüğüm Ataman değilsin.
        Ataman: Gerçekler beni bu duruma getir. Eli tabancalı katil yaptı. Bir adamı öldürdüm… İkincisini, üçüncüsünü de. Yılık Seyfi’yi de…
        Hamdi-Leyla: Yılık Seyfi’yi mi?
        Ataman: (Sakin) Evet, Yılık Seyfi’yi. Eğer kaderimde yaşamak varsa, bir gün gelir, bunları da anlatırım sana. Yalnız Yılık Seyfi’yi sen değil, ben öldürdüm.
        Hamdi: Hayır dostum. Şaka yapıyorsun.
        Ataman: Kesinlikle. Beni dinleyiniz. Vaktimiz hiç yok. Bu çemberi yarmanız için, özgürlüğe kanat açmanız için tek yol var önümüzde. Üç kişiyiz burada. İkimiz tıpış tıpış gidecek, birimiz kalacak.
        Hamdi: (Araya girer) Ben kalırım.
        Leyla: (Hayretle) Sen mi?
        Ataman: Hamdi yanlış düşünüyor. Burada kalacak olan Hamdi değil, benim. Artık benim için kendini harcamanı istemiyorum.
        Hamdi: Fakat benimkisi…
        Leyla: (Hemen) Bizimkisi..
        Ataman: (Tebessüm eder) İnsanlık borcunuz.
        Hamdi-Leyla: Evet!
        Ataman: (Çıkışır) Ama ben istemiyorum. Yaşamak istemiyorum. Beni anlayınız.
        Hamdi: (Önüne geçer) Meryem’i?
        Ataman: Meryem’i mi? Bana ondan söz etme şimdi. Ogüzeller güzeli için kurduğum hayallerimin hepsi uçup gitti. Bitti. Hergün bakmakla doyamadığım gelinliği de solup gidecek. Tek üzüntüm bu. (Leyla’ya) Onu, sen giyer misin? Sana gelir, çok da yakışır.
        Leyla: (Heyecanlı) Ben mi? Niçin? Neler söylüyorsunuz kuzum siz?
        Ataman: Çünkü Meryem, intihar etti. Öldü. Ben onsuz yaşayabilir miyim? Hangi gül, bülbülsüz yaşayabilir? Onsuz dünya, benim için zindan.
        Hamdi: Zavallı… Onu da öldürdüler ha?
        Ataman: Güya intihar etmiş… Neyse bunu artık düşünmeyelim. Olan oldu bize. Senin ve…
        Leyla: Leyla.
        Ataman: Teşekkür ederim, kurtulmanız gerek.
        Hamdi: Hayır dostum! Göz göre göre seni, işlediğim cinayetin faili olarak burada bırakamam. Dediklerinin hepsini unutur gidersin.
        Ataman: Unutmak mı? Göz pınarlarında hergün hüzünler yeşeren kalbim, onu asla unutamaz. Acı kaderimi yeniden yaşamak, unutmak. Güneş hergün doğar. Bunu biliyoruz. Nerdeyse şafak sökecek, sabahın eli kulağında. Hemen hazırlanın. Beni yalnız bırakın. Dakikalarımız sayılı. Yarım saat sonra neler olacağı bilinmez. Sizin yaşamanız, mutlu olmanız lazım.
        Hamdi: Ama ben, bir adamı öldürdüm.
        Ataman: Hayır. Hâlâ anlamadın mı? Onu ben öldürdüm.
        Hamdi: Ben öldürdüm.
        Ataman: (Hamdi’yi tokatlar) Sen ya da ben? Bu neyi değiştirir? (Leyla’ya söyler) Hazırlıklarınızı yapınız Leyla! O sahil şehrinde küçük bir yalım var. Anahtarlarını alınız. İskelesinde bağlı kotram var. Denize açılırsınız. Sizin mutlu olmanızı istiyorum.
        Hamdi: Ama sen, ikimizi bilmiyordun.
        Ataman: Öğrendim. Her şey hazır. Köşede bir araba bekliyor sizi. Yolunuz düşerse, polise uğrayın. (Düşünür) Sakın ha! Uğramayın, hiçbir yere uğramayın. Doğruca bize gidin. (Polis sirenleri duyulur, düdükler çoğalır)
        Leyla: Gidecek miyiz Hamdi?
        Hamdi: Hayır.
        Ataman: Hayır mı?
        Hamdi: Evet.
        Ataman: Bu, son isteğimdir senden Hamdi. Gitmenizi, hiç olmazsa birlikte mutlu olmanızı istiyorum. Hatta görür gibi oluyorum bunu. Yakamozların gölgesinde, denizde geziyorsunuz. Martılar uçuşuyor üstünüzde. Mutluluk, bembeyaz, el kadar bulut parçası. Ne olur ayak diretme Hamdi. Leyla’nın, Meryem’in gelinliğini giymesini istiyorum. Beni anlıyorsunuz değil mi? (Kendi kendine) Ben, bir şafak vaktinde mutluluk denilen gülümü, dağlar ardında bıraktım. O dağları da bir daha aşamam. Aşsam da, gülüm soldu. Bulamam. Beni anlıyorsunuz değil mi? Hemen gitmelisiniz. Belki düğününüzden sonra ziyaretime gelirsiniz. Leyla o gelinliği giyer. (Kapı üç kere çalınır) Bizim çocuklar olacak. Acele edin, sizi bekliyorlar.
        Hamdi: Sana bir yere gitmem dedim.
        Ataman: Leyla’yı düşün. Bir cinayet işleniyor. Cinayet suçluları onun evinde yakalanıyor. Mahallelinin ağzı torba değil ki büzesin. Türlü dedikodular çıkarıyor. Dolayısiyle…
        Hamdi: Seni anlıyorum. Ama…
        Ataman: Size gitmenizi emrediyorum. İkinize de yetecek kadar mermim var. Sizin yaşamanızı istiyorum.Haydi, çabuk olun!
        Hamdi: (Hemen) Yine de gitmem. Anca da bir, kanca da bir.
        Ataman: Son kez kırılmayalım birbirimize. Yalvarırım Leyla, sen anla beni. Onunla git. Sizin mutlu olmanızı istiyorum. (Pencereden dışarıya bakar) Şafak sökmek üzere. Gidiniz. Ablukayı daraltıyorlar dışarıdakiler. Dakikalar sayılı.
        Leyla: Ben hazırım!
        Ataman: O zaman hemen gidiniz.
        Hamdi: Hayır! Ben…
        Ataman: (Döner) Bu işe ben zorladım seni. Eğer gitmez de burada kalırsan, asla bağışlamam seni. Yalvarırım, bana son şansımı kullanma fırsatı ver. Ölüme bu kadar yaklaşmışken, engel olma bana. Zaten bundan sonra yaşamam ben. Yine de fedakârlığını unutmayacağım.
        Hamdi: Ama fedakârlığı yapan sensin.
        Ataman: Öyleyse, ben de senden bir fedakârlık yapmanı istiyorum.
        Hamdi: Ne gibi?
        Ataman: (Kapıyı gösterir) İşte kapı. Gidin buradan!
        Hamdi: Peki, sen kazandın. Gideceğim şimdi. Eğer Leyla isterse, o beyaz gelinliği giymiş olarak birlikte sana geleceğiz. Elveda Ataman, can dostum.
        Leyla: Elveda. Sayenizde şafakla gelen hayalimi yakaladım. Ama ters bir günümde. (Çıkarken) Sizi asla unutmayacağız!
        Ataman: (Yalnızdır. Dışarıya bakar. Sesler artar. Kapı çalınır. “Teslim olunuz!” sesleri. Aldırmaz. Aniden kapıya döner, ateş eder. Haykırır) Ne duruyorsunuz? Gelip teslim alsanıza beni. Ama şunu unutmayın; ilk gelen, kurşunu yer. (Kendi kendine) Allah’ım, bu kadar acıya nasıl dayanabiliyorum? (Yüzünün ifadesi değişir) Meryem öldü. Onu ben öldürdüm. Yılık Seyfi’yi de. Gelmeyin. Sizi de öldüreceğim. (Kapıya koşar) Meryem öldü, Meryem. Onu ben öldürdüm. Boğdum onu. (Döner) Hamdi, hâlâ ne duruyorsunuz? Haydi gitsenize. Sizin mutlu olmanızı istiyorum.  Bu kaçıncı dileğim sizden? Anlamıyor musunuz? Gidin gidin! Daha sonra gelirsiniz ziyaretime. Sevdalı gül, çılgın bülbülsüz olur mu? Haydi, ne olur gidin… (Haykırır) Onları ben öldürdüm. Ben öldürdüm onları. Meryem’i, Yılık Seyfi’yi… Şafak vaktinde, dağlar ardında bıraktığım gülüm artık hiç dönmeyecek.
        (Deliler gibi güler, açılan kapıdan dışarı fırlar, silah sesleri duyulur. Arabalar harekete geçer, perde iner.)

        Oyhan Hasan Bıldırki
        Mart 1966, Aydın

        Oyhan Hasan Bıldırki ve Kördüğüm.PDF

İki AdamOyhan Hasan Bıldırki İle Öykücülüğü Üzerine Bir Görüşme

Write a comment

New comments have been disabled for this post.