Sennur Sezer'e Ayna
Tuesday, September 13, 2011 7:13:04 AM
Barış denilen peri kızını sizin kadar ben de seviyorum. Bu kavramın tekelinin sadece size ait olabileceğine de inanmıyorum. En az sizin kadar ben de barışçıyım. Bunu şiirimin işine gelen yanlarından aldığınız, bilerek eksik bıraktığınız mısralarımı da ekleyerek, o şiirimi yeniden yüksek sesle okursanız ve dilerseniz okuyucularınıza da okutursanız, dediklerimin doğruluğunu görürsünüz, gösterirsiniz.
Bazı kavramalara tepki göstermek; sadece er vatandaşın hakkı değil, her vatandaşın hakkıdır. Benim gönlümü bunaltan, aklımı karıştıran bir olay yaşanıyorsa bu ülkede, köşemde oturup susayım, fikrimi kimselere söylemeyeyim mi? Ben de barıştan yanayım fakat bildiğim bir şey daha var: Nerede barış sözü dillendiriliyorsa, orada savaş var. Benim iğrendiğim bu, sevmediğim de bu. O şiirimde anlattığım da bu.
Nasıl siyah der demez akla ilkin beyaz gelirse, barış denilince de akla gelen ilk sözü buyurun siz söyleyin. Savaş değil mi? “Yollara dökülmenin vaktidir, “silahları yakın, dumanı göğü tutsun, barış sözü her yanda kanat çırpsın” türküleriyle.
“Sulha gelin ey insanlar yoksa dünya mahvolar” çığlıkları önce bizim sokaklarımızı çınlatsın, sonra dünya sokaklarına ulaşsın.
Haydi kadınlar, gençler, barışı özleyenler!.. Barış sizin adımlarınızdan doğsun!” çağrınızdaki üstü kapalı meram ne ki? Bana söyler misiniz?
Oysa yürüyüp sokakları doldurmaktansa, el ele barışı yaşamalıyız, yaşatmalıyız.
“Bu görünüm içinde genç, üstelik şairliğe aday biri, yurdunda yıllardır süren delikanlı ölümleri yüzünden barış türkülerini eleştirirse ne dersiniz?”
Boşuna yorulmayın derim. Dediklerinizi okuyanlar, ne demek istediğinizi çoktan anladılar ve adımı yanlış olarak bir yerlere not ettiler. Sandığınız gibi şairliğe aday değil, şairim. Kitaplarım da var, internette de yazıyorum. İnternette yazmak da mı suç? Öyle olsa, internetteki her taşın altında sizin de adınız çıkmazdı değil mi?
Bana gelince; ben barış türkülerini söyleme yaşını çoktan geçtim, işte görüyorsunuz ülkemde olduğu kadarıyla barışı da yaşayanlardanım. Şiirimin ikinci mısrasında kişilik özelliğim vardı ama güneşi balçıkla sıvamak için sözümü makaslamışsınız. “Kavgacı falan da değilim ben”. Üstelik tüfek çıkınca, barışın bozulduğunu bilenlerdenim. O yüzden de daha çok aşkın, sevginin, umudun, birlikteliğin ve kardeşliğin şiirlerini yazıyorum. Arada bir milletini sevmeyenlerin, onu bölen ya da bölmeye alet olanların barışçı olabileceklerini de sanmıyorum ve zaman zaman iğneliyorum. Yazınızdaki son sözlerinizi yüksek sesle tekrar okursanız, ne demek istediğinizi de açıkça anlarsınız.
“Haydi kadınlar, gençler, barışı özleyenler!.. Barış sizin adımlarınızdan doğsun!”
Amin!
Böyle diye diye;
“Yazıda yabandaki bütün tarlalarımıza
Kimliksiz, kişiliksiz barış fideleri ekmedik mi
Barışın bekçilerini söndürsünler diye…”
Bana söyler misiniz, başka ne yaptık? Sözüm ona modern kelle avcıları tarafından barış diye diye Irak’a getirilen ne? Ya Afganistan’a götürülen ne? Karabağ’da neler yaşanıyor?
Bana söyler misiniz? Ya bizim ülkemizde yaşadıklarımızın sebebi ne?
Kendi düşüncelerinizi söylemek için beni basamak yapmışsınız. İsmim bir yerden aklınıza düşmüş ve genç bir şair olarak ama hizaya sokulacak şair olarak görmüşsünüz beni. Yetmemiş, barış iste(me)mek suçu işlediğimi de cümle âleme davul zurnayla duyurmaya çalışıyorsunuz. Kinci minci değilim ben. Sürüden ayrılmak isteyenlerin aynı ağılda tutulmasından yana da değilim? İsteyene ağılını değiştirme hürriyeti verilsin diyenlerdenim.
Ve bildiğim başka şeyler de var: Kelimelerin anlamı sadece Marksist literatürdeki gibi kullanılmaz. Her kültürün, her ortamın hatta her dağın, her taşın onlara yüklediği anlamlar vardır. Şu veya bu nedenle kafasını kuma gömenler, bunu bilmezler. Sadece çığırtkanlıkla ün yapmayı iyi bilirler. Uzun süren ömrümde: Barış barış diye savaş çığlığı atanları hiç mi hiç duymamış, görmemiş olduğumu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Sadece şunu sormadan yapıyorum:
Babanızın da barış adına gittiği Kore’de olduğu gibi Kıbrıs’a savaşmaya gidenler de bunun adını barış harekâtı koymamışlar mıydı?
Savaş başka bir ülke ile yapılmaz mı? Barış denilen şey de aynı ülke sınırları içinde yaşayanların arasında yaşanmaz mı?
(Cem Karaca gibi “Hep kahır hep kahır yeter be!” diyeceğim ama yetmedi gitti.)
Saygılar.
Oyhan Hasan Bıldırki






