Uzun Yol'da Mustafa Ermiş
Wednesday, September 21, 2011 9:14:25 PM
ERMİŞ’İN KAYBETTİKLERİ
Bir gün “virgül”ü kaybetmiştim,
Korktum, düşüncelerim basitleşti.
Başka bir gün “nida” işareteni kaybettim,
Kızamıyor, sevinemiyordum.
Birkaç gün sonra “soru” işaretini kaybettim,
Soru sormayı, dünyayı, kendimi kaybettim.
Bir zaman sonra “iki nokta üst üste”yi kaybettim,
Derdini anlatamayan insanı icat ettim.
Yıllar sonra elimde yalnız “tırnak işareti” kalıyordu,
Düşünemez olmuş, başkalarının düşüncelerini
tekrarlıyordum.
Ve “son nokta”ya gelerek durdum,
Düşünmeyi ve okumayı unutmuştum.
Ermiş insanlara şaşırmış öylesine bakıyordu,
Neyi istiyor neyi istemiyor bilemiyordu.
10 Eylül 1980
Mustafa ERMİŞ
Kerem Tirfil, Mustafa ERMİŞ’i bir şiiriyle çizerken, şöyle diyor:
“Gören gözlerle bakıyor,
Baktığı her yer,
Güneş oluyor,
Can oluyor, canan oluyor” [1]
“Gören gözle bakmak”, önemli. Hele hele “baktığı her yer”in “güneş” olması, “can” ve “canan” kılığına bürünmesi, oldukça anlamlı ve dikkat çekici.
Bu dikkat çekici sonucu, Nazif Karaçam’da da görüyoruz. O da Uzun Yol [2] da Mustafa Ermiş’i anlattığı yazıda, ona şöyle yaklaşıyor:
“İçtenlikli, bilinçli, özverili bir Atatürkçüdür. Fakat asıl özelliği Anadolu ve Trakya’da yaygın bir “aydınlatmacı kültürün” sembolü olmasıdır. Mustafa Ermiş’in insanlığına, nezaketine, tasavvuf bilgisinin derinliğine baktığınızda sanırsınız ki Anadolu’nun kültürü sizin yanınızda, sizinle beraberdir.” [3]
Kendisiyle yaptığımız bir özel görüşmede bu tarafını, ben de yakından gördüm. “Dil Çerezleri” [4] nde anlattıklarımı, örneklediklerimi en iyi anlayıp yorumlayanlardan biri oldu. “Halka inmek neyse, halkı anlatmak neyse, bu işin soyunucuları özellikle Dil Çerezleri’ni okumalı. Harika bir çalışma.” sözleriyle, “can” sıfatına bürünüvermiş, “canan” oluvermişti.
Mustafa Ermiş, bu. Şair.
Her ne kadar “Ermiş’in Kaybettikleri”nde, “virgül”ü, “nida” işaretini ve ötekilerden önemli bulduklarını sıralarken; düşüncelerinin basitleşmiş oluşundan korktuğunu, kızıp sevinemediğini, soru sormayı unutunca da hem dünyayı, hem kendini kaybettiğini öne çıkarsa da, aslında bize “buldurmak, yeniden hatırlatmak ya da bildirmek” istediklerini öne çıkarıyor.
O, “derdini anlatamayan insan”a üzülür, “başkalarının düşüncelerini tekrarlamak”tan yakınırken; bu duruma düşmenin sebebini de bulmuş: “Düşünme”yi ve “okuma”yı unutmak…
Söyler misiniz bu durumdaki insan; neyi isteyip, neyi istemediğinin farkında olur mu?
Mustafa Ermiş’in şiirlerinde değişik bir tat, farklı bir hava var. Onun şiirlerini okudukça yepyeni rüyâlar görüyorsunuz ama yeni anlatımlarla yüklenmiş bildik bir kelimede takılıp kalıyor, yaşadıklarınızı yeniden yaşıyorsunuz.
“Davul”, böyle bir şiir değil mi?
Buyurun, beraber okuyalım:
DAVUL
Hey zaferlerin, şenliklerin davulu
Yüzyıllarca serhat boylarında
Sınır kapılarında güm güm gürleyen
Hey Rumeli ve Anadolu’da
Halen düğünlerde bayramlarda
Gelin alayının önünde
Ya arabada ya da bir at üstünde
Yüzünü ve endamını en güzel örten
Yüreği aydınlıkla dopdolu
Elleri kınalı her taze gelini götüren
Hey mehterlerin elinde
Coşkun milletin sevincini
Güm güm gürleyerek bayramlaştıran
Hey er meydanlarında pehlivanları
Gümbür gümbür öterek güreştiren
Mutlu günlerimizde
Kara yağız ceylan gibi çevik
Selvi boylu yiğit delikanlılara
Halay çektiren
Sesimizi toplayıp birleştiren davul
Mustafa ERMİŞ
(Uzun Yol – Davul, s. 116)
Çoğunu bir tarafa bırakıp “davul-ses toplamak-birleştirmek” sözlerini düşünün ve dilerseniz, yeniden yaşamak için kendi rüyâlarınıza dönün.
Şiir, bizde iz bırakan tat…
Değil mi?
Hatırlıyorum, bir defasında Mustafa Ermiş bana; “Sevgi şiirleri yazamıyorum” demişti.
Sevgisiz şiir mi olur?
Üstelik hangi şair, yüreğinin kapılarını sevgiye kapatır?
Hiç olur mu?
“Gülün Aynasından”da yanıp sönen, ışıldayan ne?
GÜLÜN AYNASINDAN
Sen gelince,
Güneş doğar, güneş batar.
Sen gidince,
Umut da gelir mi seninle?
Merak etme gülüm,
Zira ben sevda yüklüyüm.
Hasretle, umut arkadaş oldu özümle,
Ne bir eksik,
Ne bir fazla,
Bir gerçek var ki
Bakınca gülün aynasından,
Nehirler üzerinden akıyor zaman.
Ancak mutlu olurum,
Çileli hayatım son bulduğu an.
Hâlâ içimden akıp gelir,
Şiirler dizip, şarkılar söylemek.
Çok mu zor, seviyorum demek,
Abdal Ermiş’i seviyorum demek.
Mustafa ERMİŞ
(Uzun Yol – Gülün Aynasından, s. 46)
Bir soruda gizli olan sevda, sevgi değil mi?
Yol uzun, söz kısa.
Mustafa Ermiş’i, “güzel ile taş taşıyabildiği için” kutlarım.
Oyhan Hasan BILDIRKİ
[1] Kerem Tirfil, arka kapak şiiri - Uzun Yol.
[2] Uzun Yol, Mustafa Ermiş – Bellek Yayınları, 144 s / Edirne
[3] Nazif Karaçam, Uzun Yol, s. 5
[4] Oyhan Hasan Bıldırki - Dil Çerezleri, 150 s. Söke / 1999






