My Opera is closing 3rd of March

Edebiyat Medebiyat

Oyhan Hasan Bıldrki

Ve Aradan Yıllar Geçti

      kitap_1.jpg

     GABAR DAĞI

     Namlunun ucuyla şöyle bir baktı
     Yüz metre ötede bir şeş var gibi,
     Hava yağışlıydı bir şimşek çaktı
     Şu dünya insana sanki dar gibi.

     Bakışlar donuktu düşünce silik
     Soluğuna nefes sanki har idi.
     Sütre gerisinde bağrımız yanık
     Gözden düşen yaşlar sanki kar gibi.

     Tütün saracaktı kağıdı bitmiş
     Dört döndü çamurdu bir yol aradı.
     Neş’e sevinç duygu, erkenden gitmiş
     Tüfengi doğrultup ufku taradı.

     Gabar dağlarında bubi tuzağı
     ”Tetik bas onbaşı” daha demeden,
     İlk kana boyandı sarı kazağı
     İki gündür açtı, bir şey yemeden.

     Memduh ŞENOL (Ve Aradan Yıllar Geçti, sayfa 47)

     Ve Aradan Yıllar Geçti, Memduh ŞENOL’un ikinci kitabı. O, başkalıkları olan bir şair ve de başkalıkları olan bir şiirin kıyısında. Şiir dili, bakıyorsunuz; Yozgat ağzı derken, Azeri Türkçe’sine bile ulaşıyor. İstanbul ağzı, baş tacı. Her ne kadar Abbas SAYAR: “Hece” kolay gözükse de, zor bir iştir. Kafiye otoritesi vardır. Bütünlük şuuru vardır. Ve bugüne dair insanlara yaklaşımı vardır. Heyecanlarında insanlara yaklaşımın güzel ama tertipsiz insanları daha güzel kucaklayacak heyecanını tekrarlayamıyorsun.” dese de, belki de o, kendi gönlündeki şairi anlatıyordu. “Bir emniyet mensubu olarak yıllarca insan gerçeği ile baş başa kaldın. Şiirlerinde yer yer bunun kokusu var. Sermayen çok, bunlara eğil. Başaracağını sanıyorum.” sözlerini de ekliyor.
     Daha çok “hece ölçü”süyle duygularını dile getiren şairin şiir dünyası oldukça geniş. Hazar denizi bile bu coğrafyanın içinde yer alıyor. Türk’ün, aslında bütün Türklük dünyasının sözcüsü olmaya soyunmuş. Birçoklarına tuhaf gelen nokta, burası. Burası da, o dünyanın her meselesine gözleri kapalı olanların çok olduğu bir arenada yaşıyorsanız, Memduh ŞENOL gibi anlatmayacaksanız, ne yapacaksınız?
     Dahası, şu güzel anlatımlarda “buluş” yok mu?

     Yörüngemi söküp fezaya daldım
     Ensemde yaraydı sanki düşünce
     Sonsuzun gözünü kıymıkla deldim.
     Azap yeni doğdu çıban deşince.
     (Ve Aradan Yıllar Geçti, Azap Nöbetçisi - sayfa 47)

     Bir şiirinin son kısmı olan bu dörtlüğe, yeniden dönelim: “Düşüncenin ensede yara olması, sonsuzun gözünün kıymıkla delinmesi, azabın çıban deşince doğması”, başkalık değil de nedir? Hele sonsuzluk denilen devin gözünün “kıymık”la delinmesi?.. Hele şu anlatım? “Ufkun ötesinde bir yer var aha, / Hasret erşilmez uzakta daha”.

     Kendime “Acaba uzakta mı?” diye sordum. “Ah”, demekten kendimi alamadım. Gabar dağı denilen gerçekten haberiniz yoksa, hasretleriniz yakınınızda olsa ne yazar? Gabar dağı, Türkiye’nin gerçeği. Birçok şehidimizin “Kafdağı”. Benim ilçemdeki şehitler abidesinde bile, bu dağda şehit düşenlerin çokluğu dikkat çekiyor. Siz de etrafınıza şöyle bir bakın. Aşık Veysel’in deyimiyle, “gözünüzü kör gibi yumma”yın. O zaman görecek ve anlayacaksınız: “Hasretleriniz” sizden o kadar uzakta, o kadar uzakta ki…

     Şiirde bir resim var. Tutsanız, avuçlarınıza düşüyor. Namlunun ucundan bakıyorsunuz. Az ötenizde bir karaltı “terörist”duruyor. Hava yağışlı, şimşek çakıyor. Sanki dünya, sadece bu noktada kilitlenmiş. Hiçbir şey düşünmeden, soluğunuzdan çıkan ateş gibi bir nefesle ısınıyorsunuz. Kağıtsızlıktan tütün bile saramıyorsunuz. Bir çare arıyorsunuz. Her şeyden sıyrılıp, tüfeğinizle ufku tarıyorsunuz. Ama şu bubi tuzağı da nerden çıktı? Komutanınız “Tetiğe bas onbaşı!” bile diyemeden, iki günlük açlık belasının pençesinde, ilk defa sarı kazağınız kanla boyanıyor; şehit düşüyorsunuz.
     Hangi amaç için? Niçin?
     Geride bıraktıklarınızdan yakınlarınız, sonsuz hasretlere ağlarken, bazıları da adınıza düzenlenecek cenaze töreninde “alkış tutamadıklarına” yanıyorlar. Bu alkışlarda, sizi yüceltme düşüncesi de yok. Sadece alkış işte, o kadar. Kurulu düzene karşı çıkmak, hatta yıkmak. 
     Hangi şehidimizi, hemen unutmadık?

     Şimdi söz söylenmemeli, susmalı.
     Ancak şu kulak küpesi de asla unutulmamalı.

     ”Toygar’ın ötesi bir ince yoldur
     Yükümüzü çeken sadece koldur.
     Asılmaya merakımız yok ama,
     İpe yakışan da sade bir daldır.”

     Ah, bu merak?..

     Dost Memduh ŞENOL, okunmalı.

     Oyhan Hasan Bıldırki 

Yakınma ve Munis Faik OzansoyUzun Vuran Gölge

Write a comment

New comments have been disabled for this post.